9. Hukuk Dairesi 2025/6203 E. , 2025/7500 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/1610 E., 2025/1133 K. İLK DERECE MAHKEMESİ: ... 10. İş Mahkemesi SAYISI : 2024/693 E., 2025/104 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 26.10.2015 tarihinde ... 2. İş Mahkemesi nezdinde açılmış olan davada yapılan yargılama sonucunda verilen 2015/720 Esas, 2018/177 Karar sayılı kararının infazı için başlatılan icra takibi neticesi davalı tarafca 25.06.2020 tarihinde ... İcra Dairesinin...No.lu icra dosyasına ödeme yapıldığını ancak enflasyonun yüksek seyrinden mütevellit alacaklara uygulanan faiz ile karşılanamayacak derecede davacının zararının oluştuğunu, zira munzam zararın ispatı konusundaki en önemli meselenin, borçlunun temerrüdü tarihinden borcun ödendiği tarihe kadar para değerindeki kaybın yasal temerrüt faizinden fazla olması olduğunu, çünkü munzam zararın, daha ziyade yüksek enflasyon ve devalüasyondan kaynaklı olup, alacaklının temerrüdün gerçekleştiği tarihle ödemenin yapıldığı tarih arasında paranın alım gücünde azalma meydana geldiğini gösteren delillerin ibraz edilmesinin yeterli olduğunu, her ne kadar çoğu olayda aşkın zararın miktarı tam olarak tespit edilemese de olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirlemesi gerektiğini ileri sürerek müvekkili davacının uğradığı aşkın zararın (munzam zararın) davalıdan tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının taleplerinin zamanaşımına uğradığını, davanın makul sürede bitmemesinin müvekkili davalının kusurundan meydana gelmediğini ve sonuçlarından davalının sorumlu tutulamayacağını, husumet itirazlarının olduğunu, munzam zararın oluşabilmesi için borcun ifasında temerrüde düşülmüş olmasının, alacaklının temerrüt faizinden fazla bir zararının olmasının, borçlunun kusurlu olmasının, alacaklının aşkın zararı ile borçlunun temerrüdü arasında illiyet bağının olmasının gerektiğini, ancak bu şartların işbu davada gerçekleşmediğini, talebin haksız olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; munzam zararın, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 122. maddesinin 1. fıkrasında “Alacaklı temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiç bir kusurunun bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür. ” şeklinde düzenlenmiş olduğu, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 29.03.2022 tarihli ve 2021/11-938 Esas, 2022/401 Karar sayılı kararında da“...TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın (munzam) zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Burada kanıtlanacak olgular; ekonomik şartlar sonucu ortaya çıkan olumsuzluklar gibi genel ve soyut hususlardan ziyade geç ödeme nedeniyle davacının kendisinin, şahsen ve somut olarak uğradığı zarardır... ” yönünde karar verildiği, açıklanan mevzuat hükümleri, Yargıtay içtihatları ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, alacağın, enflasyon karşısında erimiş olmasının munzam zarar alacağına hak kazanmak için yeterli olmadığı, temerrütten kaynaklı somut bir zararın varlığı ve ispatı gerektiği, yargılama neticesinde borcun ödenmiş olmasının davalı kusuru olarak nitelendirilemeyeceği, davacının talebinin ekonomik nedenlere ilişkin olduğu, uğradığı somut bir zararın ispatlanamadığı, munzam zarar alacağı talebinde haklı kabul edilemeyeceği gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; Yargıtay içtihatlarına göre munzam zararın talep edilebilmesi için zararın gerçekleşmiş, ölçülebilir ve somut(gerçek) bir zarar olması gerektiği, davacının ispatlamak zorunda olduğu hususun, enflasyon ve yüksek faizler değil kendisinin şahsen ve somut olarak geç ödemeden dolayı gördüğü zarar olgusu olduğu, davacının zarara ilişkin iddiaları ispat edilmiş bir zararı değil, dolaylı yönden ekonomik yatırım araçlarının ortalaması olup, belirlenen miktarın munzam zarar olarak kabul edilmesi mümkün olmadığı, bu durumda davacının zararını somutlaştırdığından söz edilemeyeceği, bu nedenle davacının ispat edemediği munzam zarar talebinin reddi isabetli olup, reddedilen dava değeri kadar karşı vekâlet ücretine hükmedildiği ve davanın reddine uygun olarak yargılama giderinin hüküm altına alındığı, İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davacının istinaf başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; 1. Müvekkilinin temerrüt faizini aşan bir zarara uğradığını, bu konuda Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi içtihatlarında soyut ispatın yeterli olup özellikle ülkemizde uzun süreli olarak enflasyonun yüksek seyrettiği şartlarda temerrüt nedeniyle alacaklının zarara uğrayacağının açık olduğunu, 2. Davalının temerrüde düşmüş olması ve arada geçen 3 yılda borcu ödememiş olmasının kusurlu olduğunu ispatladığını, 3. Davayı güncel içtihatlara güvenerek açtıkları için müvekkili aleyhine vekâlet ücretine hükmedilmesinin hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu ileri sürmüştür. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, davada varlığı iddia olunan aşkın (munzam) zarar olgusunun ispatına ilişkindir. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR Açıklanan sebeple; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 07.10.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. SUCCESS ADALET_SUCCESS İşlem başarıyla gerçekleştirildi! İşlem başarıyla gerçekleştirildi! ab5e31c37c83c860 ac416055312bc163