Yargıtay Kararları › Yargıtay 8. Hukuk Dairesi › Haziran 2025 › 2025/2364 E., 2025/5072 K.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2025/2364 E., 2025/5072 K. (30.06.2025) – Tapu

Mahkeme
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/2364
Karar No
2025/5072
Karar Tarihi
30.06.2025
Konu
Tapu, Miras

8. Hukuk Dairesi 2025/2364 E. , 2025/5072 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi SAYISI : 2014/36 E., 2016/36 K. KARAR : Kabul-ret Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen kadastro tespitine itiraz davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesince İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince verilen direnme kararının davacılar ... ve arkadaşları vekili ile davalılar Hazine ve Orman İdaresi vekillerince temyizi üzerine Hukuk Genel Kurulunca Mahkemece direnme şeklinde verilen kararın hukuki anlamda gerçek direnme kararı olmadığı gerekçesi ile dosya temyiz incelemesi yapılmak üzere Daireye gönderilmiş olmakla; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: K A R A R Kadastro sırasında, ... köyü ... mevki 33 parsel sayılı 5.920 m² yüzölçümündeki taşınmaz, Temmuz 1969 tarihli ve 64 sıra numaralı tapu kaydı ile paylı olarak ..., ... ve arkadaşları adına tespit edilmiş; ...’in itirazı, Tapulama Komisyonunun 20.10.1977 tarihli ve 33 sayılı kararı ile kabul edilerek, parsel kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle ... adına tespit edilmiştir. Davacılar ... ve arkadaşları vekili 11.01.1978 havale tarihli dava dilekçesinde; ... ilçesi ... köyünde kain 33 parsel sayılı taşınmazın kadastro çalışması neticesinde davalı ... adına tespit gördüğünü, ne var ki taşınmazın müvekkilleri ve murisleri adına kayıtlı ilk geldisi 1290 tarih, defter 9, varak 18 ve 19 ile gitti kayıtları kapsamında kaldığını, zilyetlikle iktisabının mümkün olmadığını, anılan tapuların ve geldi kayıtlarının icareteynli vakıf olup, ilgili mevzuat gereği müvekkillerinin mülkiyetine geçtiğini, dava konusu taşınmazın da aynı çiftlik hududunda kalan diğer yerler gibi icara verilmek suretiyle kullanıldığını, tapu kayıtlarının muntazam intikal ve tedavül gördüğünü, 1970 yılındaki kadastro işlemleri sırasında tapu malikleri ile çiftlik köylüleri arasında ihtilaflar çıkması üzerine müvekkillerinin tasarruflarına kaba kuvvetle son verildiğini ileri sürerek dava konusu taşınmazın davalı adına tespitine dair tapulama komisyonu kararının iptali ile tapu malikleri adına tespit ve tesciline karar verilmesini istemiştir. Davacı ... vekili 28.11.1977 tarihli dava dilekçesinde; ... ilçesi ... köyünde kain 33 parsel sayılı taşınmazın kadastro çalışması neticesinde davalı ... adına tespit gördüğünü, ancak dava konusu taşınmazın müvekkilinin babası ...’e ait iken ölümü ile müvekkiline ve diğer mirasçılara kaldığını, mirasçılar arasında taksim yapılmadığını, iştirak hâlinde mülkiyetin devam ettiğini ileri sürerek 33 parsel sayılı taşınmazın muris ... mirasçıları adına tespit ve tesciline karar verilmesini istemiş, 13.02.2012 tarihli celsede; davadan feragat ettiğini beyan ederek parmak basmak suretiyle tutanağı imzalamıştır. Davacı ... vekili 30.11.1977 tarihli dava dilekçesinde; ... ilçesi ... köyünde kain 33 parsel sayılı taşınmazın kadastro çalışması neticesinde davalı ... adına tespit gördüğünü, ne var ki anılan taşınmazın zilyetliğinin müvekkili tarafından tespitten önce senet ile devir ve satın alındığını, yaptıkları itirazın tapulama komisyonunca reddedildiğini ileri sürerek dava konusu taşınmazın müvekkili adına tesciline karar verilmesini istemiş, yargılama sırasında ...’in ölümü üzerine tüm mirasçıları tarafından dava takip edilmiştir. Davalı asıl ... 22.12.1977 tarihli celsede; dava konusu taşınmazın zilyetliğini davacı ...’e satış yoluyla devrettiğini, devir tarihinin 1974 yılı olduğunu, bu nedenle davayı kabul ettiğini beyan etmiş ve beyanının altını parmak basmak suretiyle imzalamıştır. Davacılar ... ve arkadaşları vekili 14.06.1978 havale tarihli dava dilekçesinde: asıl davadaki iddialarını aynen tekrar ederek dava konusu taşınmazın davalı adına tespitine dair tapulama komisyonu kararının iptali ile tapu malikleri adına tespit ve tesciline karar verilmesini istemiştir. Birleşen dosya davacısı ... vekili ... Asliye Hukuk Mahkemesine sunduğu 27.12.2001 havale tarihli dava dilekçesinde; ... ilçesi ... köyü ... mevkinde bulunan ve doğusu: ..., batısı: ..., güneyi: ... ve ..., kuzeyi: ... taşınmazları ile çevrili dava konusu yaklaşık 4.000 m² yüzölçümündeki taşınmazı müvekkilinin önceki zilyetten devir ve satın aldığını, zilyetlikle iktisap koşullarının müvekkili lehine oluştuğunu ileri sürerek taşınmazın müvekkili adına tesciline karar verilmesini istemiş, 30.01.2012 tarihli celsede davacı vekili; dava konusu taşınmazın 1978/33 Esas sayılı dava dosyasına konu olan yer olduğunu, müvekkilinin bu yeri ... adlı kişiye satarak ilgi ve alakasını kestiğini, müvekkilinin herhangi bir hak talebi olmadığını, bu nedenle davayı takip etmeyeceklerini bildirmiştir. Müdahil davacılar ... ve ... vekili 07.07.1995 tarihli dilekçesinde; ...’nin murisleri ..., ... ve ...’nin vekili ... tarafından ..., ... ve ... çiftliklerinin tamamının dava dışı ...’a satış vaadi sözleşmesi ile satıldığını, ... tarafından da değişik tarihlerde müvekkillerine satışlar yapıldığını, eldeki davanın kendilerine satılan taşınmazlarla ilgili olduğunu ileri sürerek davacılar yanında asli müdahil olmalarına ve mirasçı ... adına tescil edilecek payın müvekkilleri Ali ve Hamza adına tesciline karar verilmesini istemiştir. Müdahil ... Ticaret A.Ş. vekili tarihsiz dilekçesinde; davacılar ..., ..., ..., ..., ... ve ... ile müvekkil şirket arasında 14.04.1993, 14.04.1994 ve 12.05.1993 tarihli düzenleme şeklinde satış vaadi ve 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 186 ncı maddesine göre dava konusunun temlik sözleşmeleri imzalandığını, anılan davacıların dayanılan çiftlik tapu kayıtlarındaki miras paylarını müvekkil şirkete devrettiğini ileri sürerek devre konu paylar yönünden müvekkili adına tescil kararı verilmesini istemiştir. Müdahil ... Turizm Yatırımları ve İşletmeleri A.Ş. vekili 10.03.2004 tarihli dilekçesinde: dava açıldıktan sonra müvekkilinin davacıların hisselerinden 27/160 payı satın alarak 29.01.1996 tarihli ve 1 sıra numaralı tapu kaydı ile paydaş hâle geldiğini ileri sürerek davaya asli müdahil olarak katılmalarına, komisyon kararının iptali ile dava konusu taşınmazın tapudaki hisse oranında müvekkili adına tesciline karar verilmesini istemiştir. Müdahil ... vekili 19.10.2009 havale tarihli dilekçesinde; muris ...’in dava konusu 33 parsel sayılı taşınmazdaki 1.500 m²’lik kısmı 15.03.1986 tarihli zilyetlik devir sözleşmesi ile dava dışı ...’e sattığını, ...’in de ... 2. Noterliğinin 23.05.2006 tarih ve 6868 yevmiye numaralı düzenleme şeklinde zilyetlik devir sözleşmesiyle müvekkiline sattığını ve zilyetliğini devrettiğini, müvekkilinin de tek katlı prefabrik ev yaparak kullandığını ileri sürerek davalı ... adına yapılan tespitin iptali ile çekişmeli taşınmazdaki 1500 m²lik kısmın müvekkili adına tesciline karar verilmesini istemiştir. Müdahiller ... ve ... vekili 19.10.2009 havale tarihli dilekçesinde; muris ...’in dava konusu 33 parsel sayılı taşınmazdaki 1.200 m²’lik kısmı 11.10.2002 tarihli zilyetlik devir sözleşmesi ile müvekkillerine sattığını, aslında müvekkillerinin 1998 yılından beri bu kısma tasarruf ettiklerini, meyve ağaçları diktiklerini ve tek katlı ev inşa ettiklerini ileri sürerek davalı ... adına yapılan tespitin iptali ile çekişmeli taşınmazdaki 1.200 m²’lik kısmın müvekkilleri adına müştereken tesciline karar verilmesini istemiştir. Müdahiller ... ve ... vekili 11.10.2013 tarihli dilekçesinde (bozma kararından sonra karar düzeltme aşamasında sunmuşlardır); muris ...’in dava konusu 33 parsel sayılı taşınmazdaki 800 m²’lik kısmı 09.03.1993 tarihli zilyetlik devir sözleşmesi ile müvekkili ...’a; 1.200 m²’lik kısmını ise dava dışı ...’e sattığını, ... tarafından ...’a, ... tarafından ...’e, ... tarafından da ... 1. Noterliğinin 17.11.2006 tarihli ve 12390 yevmiye numaralı düzenleme şeklinde zilyetlik devir sözleşmesiyle müvekkili ...’e sattığını ve zilyetliğini devrettiğini ileri sürerek davalı ... adına yapılan tespitin iptali ile çekişmeli taşınmazdaki anılan kısımların müvekkilleri adına tesciline karar verilmesini istemiştir. ... Kadastro Mahkemesinin 29.03.2012 tarihli ve 1978/33 Esas, 2012/224 Karar sayılı kararı ile davacılar ... ve arkadaşlarının tutunduğu tapu kaydının gayri sabit sınırlı olup, dayanılan kayıtlardaki hudutların arazinin tamamının etrafını kapatır şekilde çevrelememesi, bazı hudutların nokta hudutlar olması, hudutların birbirleri ile düz hatlarla birleştirilmesi sonucu oluşan geometrik şekil içerisinde kullanılmayan ve kullanılması mümkün olmayan deniz, dere, dağ, ırmak, tepe, orman, kayalık-taşlık alan gibi yerlerin bulunması, dış hat ya da sınır olarak belirlenen geometrik şeklin tarafları bağlayıcı addedilmesinin olanaksız olduğu, dayanılan tapu kaydının bu nedenle sınırları itibarı ile geçerli sayılmasının mümkün olmadığı; tapu kaydında sabit kabul edilebilecek bir sınır olmadığı için kayıtta yazılı miktarın nereden ölçüleceğini tespit etmenin mümkün olmadığı, sınırların birleştirilmesi ile oluşan geometrik şeklin içinde kalan arazi yapısı içerisinde miktar itibarı ile uygulama yaparak davacıların tutundukları tapu kapsamında taşınmaz belirlenemeyeceği, tapu kaydının miktarı itibarı ile de araziye uygulanmasının mümkün olmadığı, bu açıdan da tapu kaydının hukukî sonuç doğurmasının mümkün olmadığı; 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) 20/B maddesi uyarınca harita, plan ve krokiye dayanmayan kayıt ve belgelerde belirtilen sınırlar mahalline uygulanabiliyor ve bu sınırlar içinde kalan yer hak sahibi tarafından kullanılıyor ise kayıt ve belgelerde gösterilen sınırlar esas alınarak tespit yapılacağı, davacılar ... ve arkadaşlarının ise davalı tarafın taşınmazı kendilerine teb’an ve kiracı sıfatıyla kullandığını kanıtlayamadığı, eski tapu kaydının davacıların zilyetliği ile birleşmediği, mülkiyet iktisabı için zilyetliklerinin bulunmadığı; kaldı ki, ailenin dayandığı tapu kayıtlarının miktar itibarı ile geçerli olduğu varsayılsa bile tapu kaydında yazılı taşınmaz miktarı, tapu kaydında malik görünen kişi sayısı, kaydın oluşturulduğu ve tedavül gördüğü zamanın tarımsal üretim metot ve tekniği, toprak işlemenin hayvan ve insan gücü ile yapılması, bir insanın da işleyeceği alanın çok kısıtlı olması hususları nazara alındığında davacıların ve miras bırakanlarının tapu kaydında belirtilen miktarı işlemelerinin mümkün olmadığı, eski tapu kayıtlarına tutunan davacıların işçi tutarak, araç gereç temin ederek vb. yollardan kayıtta yazılı miktarı işlediklerini de kanıtlayamadıkları, bu boyutta bir arazinin kiracılara verme usulü ile işlenmesi hâlinde bu durumun yöre halkının gözünden kaçmasının, şahit olan insan bulunamamasının hayatın olağan akışına uygun olmadığı, kaldı ki 1930’lu yıllarda imar ve ihya edilen taşınmazın 1940’lı yıllardan önce zira-i amaçlı kullanılmadığı, dolayısıyla dayanılan tapu kayıtlarının bir an geçerli olduğu varsayılsa dâhi tapuda malik görünenlerin taşınmaza hiçbir zaman zilyet olmadıkları sabit olduğundan tapu kaydının hüküm doğurmasının da mümkün olmadığı, hukukî değerini yitiren tapu kayıtlarının tedavül görmesi neticesinde yeni hak iddia edenler ortaya çıkmış ise de hukukî geçerliği olmayan tapu kayıtlarının tedavül görmesi ile yeni hak sahibi olunamayacağı, davacılar ... ve arkadaşlarının tutundukları tapu kayıtlarının dava konusu taşınmazı kapsadığı kabul edilse dâhi davacı ve taşınmazı ona devredenlerin 743 sayılı Medeni Kanun’un meriyetinden evvel 10 yılı aşkın bir süre taşınmazda zilyet olduğu, bu zilyetliğin Medeni Kanun’un meriyet kazanmasından sonra da kadastro tespit tarihine kadar malik sıfatıyla nizasız ve fasılasız devam ettiği, davacıların (... ailesi) bu duruma müdahale edip varlığını iddia ettikleri haklarını korumak için herhangi bir çekişme yaratmadıkları, davacı zilyetin ve taşınmazı ona devredenlerin bir insan ömrünü aşar zilyetliğinin te’ban ve kiracılık sıfatı ile devam ettiğinin davacılar tarafından kanıtlanamadığı, hâlen yürürlükte olan 1274 (1858) tarihli Arazi Kanunnamesinin 20 nci ve 78 inci maddeleri gereğince davacıların tutunduğu tapu kayıtlarının davacı zilyet lehine hukukî kıymetini yitirdiği, müdahil davacılar ..., ..., ... mirasçıları, ..., ... ve ...’un davaya konu taşınmaz için kadastro tespit tutanağının tanzim edildiği tarihten sonra doğduğunu iddia ettikleri hakka dayandıkları, kadastro tespit tarihinden sonra doğan uyuşmazlıklara bakmak görevinin genel Mahkemelere ait olduğu, Mahkemelerin görevinin kamu düzenine ilişkin olduğu, bu hususun Mahkemece re’sen dikkate alınması gerektiği, bu nedenle davalarının görev yönünden reddine karar vermek gerektiği, birleştirilen davalarda davacılar ... ve ...’in davalarından feragat ettiklerini bildirdikleri, dava konusu taşınmazın davalı ... ve taşınmazı ona devredenler tarafından bir insan ömrünü aşan, eski zilyetlerden devralınarak, hiçbir itiraza uğramadan malik sıfatıyla ekonomik amaca uygun olarak zirai gaye ile kullanıldığı, zilyetliğin öncesi tespit edilemeyen bir zamandan kadastro tespit tarihine ve nihayetinde de keşif tarihine kadar devam ettiği, 3402 sayılı Kanun’un 14 üncü maddesindeki iktisap koşullarının davalı lehine oluştuğu, iktisabı engelleyen hukukî, fiili ve taşınmazın vasfından kaynaklanan bir hâlin bulunmadığı gerekçesiyle; davacılar ... ve arkadaşlarının davasının reddine, birleştirilen davalarda davacılar ... ve ...’in davalarının feragat nedeniyle reddine, dava konusu 33 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespit tutanağındaki tespit gibi tapuya tesciline, müdahil davacılar ..., ..., ... mirasçıları, ..., ... ve ...’un dava dilekçelerinin görev yönünden reddine karar verilmiştir. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar ... ve arkadaşları vekili, davacı ... mirasçıları vekili, davalı Hazine vekili ve davalı ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur. Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 12.04.2013 tarihli ve 2012/11409 E., 2013/4269 K. sayılı kararıyla; "... çekişmeli parselin tamamının kesinleşmiş orman kadastrosu sınırları dışında bırakıldığı, ev yeri ve bahçe olarak kullanıldığı, devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olmadığı, tesbit tarihinden en az 20 yıl önceden başlanarak, tarım alanı niteliğiyle ve malik sıfatıyla zilyet edildiği belirlendiğine göre, Hazine ve Orman Yönetimi temyiz itirazlarının yerindeolmadığı, Müdahil ...'in, 30.11.1977 tarihli dilekçe ile parseli ...’den satın aldığı iddiasıyla, adına tescili istemiyle, kadastrodan önceki nedene dayanarak dava açtığından görevsizlik kararı verilmesinin doğru olmadığı, Davacılar ..., ..., ... ve arkadaşlarının temyiz itirazları bakımından ise;yapılan araştırma ve incelemenin hükme yeterli olmadığı, biribirine sınır ..., ... ve ... Köylerinde, aynı çiftlik tapu kayıtlarına dayanılarak açılan bir çok davanın bulunduğu, bu dosyalar arasından delillerin eksiksiz olarak toplandığı aynı nitelikteki bi dosyanın kılavuz dosya seçilerek; Tapu kayıtlarında geçen ..., ... (..., ...), ... (...), ..., ... (...) köylerinin bulunabilecek en eski tarihli idarî sınırlarına ait harita ve diğer belgeler, gerektiğinde eski kayıt ve defterler üzerinde inceleme ve araştırma yapabilecek nitelikte konunun uzmanı bilirkişiler tayin edilerek, tüm tapu kayıtların gittileri ve tedavülleri olan diğer tapu kayıtları ve bu kayıtların revizyonları yerel yönetim ve genel müdürlükten getirtilerek bir sıra dahilinde dosya arasına konulması, Bu tapu kayıtlarının revizyon gördüğü ya da hükmen bu tapuların uyduğu belirlenen kadastro parselleri varsa bunların getirtilmesi, Tapu kayıtlarındaki sınırları ve memleket haritasındaki mevkileri bilecek ve bu davalar ile ilgisi olmayan, olabildiğince yaşlı ve yansız yerel bilirkişilerin tesbit edilmesi, önceki keşiflere katılmamış üç harita mühendisi bilirkişinin ismi yöntemince belirlenmesi, kılavuz dosya üzerinden yapılacak keşifte; tapukayıtları yerel bilirkişiler yardımıyla yerine uygulanması, tapu kayıtlarının değişir sınırlar içermesi nedeni ile 3402 sayılı kanunun 20/c maddesi gereğince kayıt kapsamının yüzölçümüne değer verilerek saptanacağı, ... ait tapu kaydının aynı Köy 1 ilâ 169 sayılı parsellere uygulandığı, ancak bu parseller hakkında tapuya dayanmayan ve zilyetlikle kazanma iddiasında bulunan gerçek kişiler tarafından itiraz edilip, birçok dava açıldığı, ... maa ... tapusunun ... Köyü 373 ilâ 633 sayılı parsellere uygulandığı da, gözönünde bulundurularak, dayanılan çiftlik tapu kayıtları yöntemince uygulanması; Çekişmeli parselin çiftlik tapu kayıtlarının yüzölçümü ile geçerli kapsamı içinde kaldığı belirlendiği takdirde, Medenî Kanunun yürürlüğe girdiği 1926 yılından en az 10 yıl önceden başlanarak, malik sıfatıyla, iyi niyetle, çekişmesiz ve aralıksız zilyet edilip edilmediğinin yöntemince araştırılması, Oluşacak sonuca göre, çekişmeli parselin dayanılan tapu kayıtlarının yüzölçümleri ile geçerli kapsamı içinde kaldığı, zilyetlikle edinme iddiasında bulunanların Medenî Kanunun yürürlüğünden önce en az 10 yıl önce başlayan, malik sıfatıyla ve iyi niyetli zilyetliğinin bulunmadığı saptanması halinde, tapu malikleri adına, Çekişmeli parselin çiftlik tapu kayıtlarının yüzölçümü ile geçerli kapsamı içinde kaldığı, ancak, zilyetlikle edinme iddiasında bulunanların, Medenî Kanunun yürürlüğünden önce en az 10 yıl önce başlayan, malik sıfatıyla ve iyi niyetli zilyetliğinin bulunduğu ya da çekişmeli parselin tapu kayıtlarının yüzölçümü ile geçerli kapsamı dışında kaldığı belirlendiği taktirde ise, ham toprak olduğu belirlenen (A) bölümünün ham toprak olarak Hazine adına tapuya tesciline, parselin (A) bölümü dışında kalan diğer bölümünün ise şimdi olduğu gibi davalı gerçek kişi adına tapuya tesciline karar verilmesi" gereğine değinilerek davalılar Orman İdaresi ve Hazinenin temyiz itirazlarının reddine, ikinci bentte açıklanan nedenlerle davacı ... mirasçılarının ve üçüncü bentte açıklanan nedenlerle davacılar ... ve arkadaşlarının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün bozulmasına karar verilmiştir. ... Kadastro Mahkemesinin 15.06.2016 tarihli ve 2014/36 Esas, 2016/36 Karar sayılı kararıyla; davacı ... mirasçıları yönünden bozma ilamına uyularak yapılan yargılama neticesinde, dava konusu taşınmazın davacı ... ve taşınmazı ona devredenler tarafından bir insan ömrünü aşan, eski zilyetlerden devralınarak, hiçbir itiraza uğramadan malik sıfatıyla ekonomik amaca uygun olarak zirai gaye ile kullanıldığı, zilyetliğin öncesi tespit edilemeyen bir zamandan kadastro tespit tarihine ve nihayetinde de keşif tarihine kadar devam ettiği, 3402 sayılı Kanun’un 14 üncü maddesindeki iktisap koşullarının davacı ... lehine oluştuğu, iktisabı engelleyen hukukî, fiili ve taşınmazın vasfından kaynaklanan bir hâlin bulunmadığı gerekçesiyle davacılar ... ve arkadaşlarının davalarına yönelik eski kararda direnilmesine, davacılar ... ve arkadaşları ile aynı tapu kaydına dayanan müdahil ... Turizm Yatırımları ve İşletmeleri A.Ş.’nin davalarının reddine, müdahiller ... A.Ş., ... ve ...’in davaları yönünden Mahkemenin görevsizliğine, davacı ... mirasçılarının davasının kabulüne, dava konusu 33 parsel sayılı taşınmazın kadastro komisyon kararındaki tespitinin iptaline, taşınmazın kadastro tespit tutanağındaki vasıfla ... mirasçıları adına miras payları oranında tesciline karar verilmiş, direnme kararının davacılar ... ve arkadaşları vekili ile davalı Hazine ve davalı ... vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 27.12.2022 tarihli ve 2022/(20)8-225 Esas, 2022/1888 Karar sayılı ilamıyla; "... mahkemenin direnme olarak adlandırdığı temyize konu kararın, usul hukuku anlamında gerçek bir direnme kararı olmadığı, yeni gerekçeye dayalı yeni hüküm niteliğinde olduğu bu sebeple yeni hükmün temyizen incelenmesi görevinin hukuk genel kuruluna değil, özel daireye ait olduğu" gerekçesi ile dosya Dairemize gönderilmiştir. 1-Davalı Hazine ve Orman İdaresinin temyiz itirazları bakımından; ... Kadastro Mahkemesinin 29.03.2012 tarihli ve 1978/33 Esas, 2012/224 Karar sayılı ilamı ile dava konusu taşınmazın davalı ... ve taşınmazı ona devredenler tarafından bir insan ömrünü aşan, eski zilyetlerden devralınarak, hiçbir itiraza uğramadan malik sıfatıyla ekonomik amaca uygun olarak zirai gaye ile kullanıldığı, zilyetliğin öncesi tespit edilemeyen bir zamandan kadastro tespit tarihine ve nihayetinde de keşif tarihine kadar devam ettiği, 3402 sayılı Kanun’un 14 üncü maddesindeki iktisap koşullarının davalı lehine oluştuğu, iktisabı engelleyen hukukî, fiili ve taşınmazın vasfından kaynaklanan bir hâlin bulunmadığı gerekçesiyle; dava konusu 33 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespit tutanağındaki tespit gibi tapuya tesciline dair hükmün Hazine ve Orman İdaresince temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 12.04.2013 tarihli ve 2012/11409 Esas, 2013/4269 Karar sayılı kararıyla; "... çekişmeli parselin tamamının kesinleşmiş orman kadastrosu sınırları dışında bırakıldığı, ev yeri ve bahçe olarak kullanıldığı, devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olmadığı, tesbit tarihinden en az 20 yıl önceden başlanarak, tarım alanı niteliğiyle ve malik sıfatıyla zilyet edildiği belirlendiğine göre, Hazine ve Orman Yönetimi temyiz itirazlarının reddine karar verildiği" Mahkemece Yargıtay ilamındaki bu gerekçeye itibar edildiği ancak ... ve arkadaşlarının dayandığı tapu kaydının uygulanması gereğine değinen hususlarda direnme kararı verildiği, Hazine ve Orman İdaresinin temyiz itirazlarının reddine dair Yargıtay ilamı ile onlar aleyhine hükmün kesinleştiği, temyize konu kararda ise aleyhlerine yeni bir durum yaratılmadığı anlaşıldığından temyiz itirazının reddine karar vermek gerekmiştir. 2-Davacılar ... ve arkadaşlarının temyiz itirazlar bakımından; Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyulan bozma ilamı doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılarak, mevcut deliller takdir edilerek karar verildiğine, uygulanması gereken hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığına, bozmaya uyulmakla taraflar lehine ve aleyhine kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin yeniden incelenmesine hukukça imkan olmadığı gibi 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerin biri de bulunmadığına göre İlk Derece Mahkemesi kararında yazılı gerekçeler dikkate alındığında temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacılar ... ve arkadaşlarının temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. SONUÇ: Yukarda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle; davacılar Hazine ve Orman İdaresinin temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacılar ... ve arkadaşlarının temyiz itirazlarının reddi ile hükmün ONANMASINA, 29,20 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 586,20 TL'nin temyiz eden davacılar ... ve arkadaşlarından alınmasına, Taraflarca 1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 30.06.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. SUCCESS ADALET_SUCCESS İşlem başarıyla gerçekleştirildi! İşlem başarıyla gerçekleştirildi! 63c4ee88303764cc eaff54bf031bbe28 This XML file does not appear to have any style information associated with it. The document tree is shown below. 8. Hukuk Dairesi 2025/2364 E. , 2025/5072 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi SAYISI : 2014/36 E., 2016/36 K. KARAR : Kabul-ret Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen kadastro tespitine itiraz davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesince İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince verilen direnme kararının davacılar ... ve arkadaşları vekili ile davalılar Hazine ve Orman İdaresi vekillerince temyizi üzerine Hukuk Genel Kurulunca Mahkemece direnme şeklinde verilen kararın hukuki anlamda gerçek direnme kararı olmadığı gerekçesi ile dosya temyiz incelemesi yapılmak üzere Daireye gönderilmiş olmakla; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: K A R A R Kadastro sırasında, ... köyü ... mevki 33 parsel sayılı 5.920 m² yüzölçümündeki taşınmaz, Temmuz 1969 tarihli ve 64 sıra numaralı tapu kaydı ile paylı olarak ..., ... ve arkadaşları adına tespit edilmiş; ...’in itirazı, Tapulama Komisyonunun 20.10.1977 tarihli ve 33 sayılı kararı ile kabul edilerek, parsel kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle ... adına tespit edilmiştir. Davacılar ... ve arkadaşları vekili 11.01.1978 havale tarihli dava dilekçesinde; ... ilçesi ... köyünde kain 33 parsel sayılı taşınmazın kadastro çalışması neticesinde davalı ... adına tespit gördüğünü, ne var ki taşınmazın müvekkilleri ve murisleri adına kayıtlı ilk geldisi 1290 tarih, defter 9, varak 18 ve 19 ile gitti kayıtları kapsamında kaldığını, zilyetlikle iktisabının mümkün olmadığını, anılan tapuların ve geldi kayıtlarının icareteynli vakıf olup, ilgili mevzuat gereği müvekkillerinin mülkiyetine geçtiğini, dava konusu taşınmazın da aynı çiftlik hududunda kalan diğer yerler gibi icara verilmek suretiyle kullanıldığını, tapu kayıtlarının muntazam intikal ve tedavül gördüğünü, 1970 yılındaki kadastro işlemleri sırasında tapu malikleri ile çiftlik köylüleri arasında ihtilaflar çıkması üzerine müvekkillerinin tasarruflarına kaba kuvvetle son verildiğini ileri sürerek dava konusu taşınmazın davalı adına tespitine dair tapulama komisyonu kararının iptali ile tapu malikleri adına tespit ve tesciline karar verilmesini istemiştir. Davacı ... vekili 28.11.1977 tarihli dava dilekçesinde; ... ilçesi ... köyünde kain 33 parsel sayılı taşınmazın kadastro çalışması neticesinde davalı ... adına tespit gördüğünü, ancak dava konusu taşınmazın müvekkilinin babası ...’e ait iken ölümü ile müvekkiline ve diğer mirasçılara kaldığını, mirasçılar arasında taksim yapılmadığını, iştirak hâlinde mülkiyetin devam ettiğini ileri sürerek 33 parsel sayılı taşınmazın muris ... mirasçıları adına tespit ve tesciline karar verilmesini istemiş, 13.02.2012 tarihli celsede; davadan feragat ettiğini beyan ederek parmak basmak suretiyle tutanağı imzalamıştır. Davacı ... vekili 30.11.1977 tarihli dava dilekçesinde; ... ilçesi ... köyünde kain 33 parsel sayılı taşınmazın kadastro çalışması neticesinde davalı ... adına tespit gördüğünü, ne var ki anılan taşınmazın zilyetliğinin müvekkili tarafından tespitten önce senet ile devir ve satın alındığını, yaptıkları itirazın tapulama komisyonunca reddedildiğini ileri sürerek dava konusu taşınmazın müvekkili adına tesciline karar verilmesini istemiş, yargılama sırasında ...’in ölümü üzerine tüm mirasçıları tarafından dava takip edilmiştir. Davalı asıl ... 22.12.1977 tarihli celsede; dava konusu taşınmazın zilyetliğini davacı ...’e satış yoluyla devrettiğini, devir tarihinin 1974 yılı olduğunu, bu nedenle davayı kabul ettiğini beyan etmiş ve beyanının altını parmak basmak suretiyle imzalamıştır. Davacılar ... ve arkadaşları vekili 14.06.1978 havale tarihli dava dilekçesinde: asıl davadaki iddialarını aynen tekrar ederek dava konusu taşınmazın davalı adına tespitine dair tapulama komisyonu kararının iptali ile tapu malikleri adına tespit ve tesciline karar verilmesini istemiştir. Birleşen dosya davacısı ... vekili ... Asliye Hukuk Mahkemesine sunduğu 27.12.2001 havale tarihli dava dilekçesinde; ... ilçesi ... köyü ... mevkinde bulunan ve doğusu: ..., batısı: ..., güneyi: ... ve ..., kuzeyi: ... taşınmazları ile çevrili dava konusu yaklaşık 4.000 m² yüzölçümündeki taşınmazı müvekkilinin önceki zilyetten devir ve satın aldığını, zilyetlikle iktisap koşullarının müvekkili lehine oluştuğunu ileri sürerek taşınmazın müvekkili adına tesciline karar verilmesini istemiş, 30.01.2012 tarihli celsede davacı vekili; dava konusu taşınmazın 1978/33 Esas sayılı dava dosyasına konu olan yer olduğunu, müvekkilinin bu yeri ... adlı kişiye satarak ilgi ve alakasını kestiğini, müvekkilinin herhangi bir hak talebi olmadığını, bu nedenle davayı takip etmeyeceklerini bildirmiştir. Müdahil davacılar ... ve ... vekili 07.07.1995 tarihli dilekçesinde; ...’nin murisleri ..., ... ve ...’nin vekili ... tarafından ..., ... ve ... çiftliklerinin tamamının dava dışı ...’a satış vaadi sözleşmesi ile satıldığını, ... tarafından da değişik tarihlerde müvekkillerine satışlar yapıldığını, eldeki davanın kendilerine satılan taşınmazlarla ilgili olduğunu ileri sürerek davacılar yanında asli müdahil olmalarına ve mirasçı ... adına tescil edilecek payın müvekkilleri Ali ve Hamza adına tesciline karar verilmesini istemiştir. Müdahil ... Ticaret A.Ş. vekili tarihsiz dilekçesinde; davacılar ..., ..., ..., ..., ... ve ... ile müvekkil şirket arasında 14.04.1993, 14.04.1994 ve 12.05.1993 tarihli düzenleme şeklinde satış vaadi ve 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 186 ncı maddesine göre dava konusunun temlik sözleşmeleri imzalandığını, anılan davacıların dayanılan çiftlik tapu kayıtlarındaki miras paylarını müvekkil şirkete devrettiğini ileri sürerek devre konu paylar yönünden müvekkili adına tescil kararı verilmesini istemiştir. Müdahil ... Turizm Yatırımları ve İşletmeleri A.Ş. vekili 10.03.2004 tarihli dilekçesinde: dava açıldıktan sonra müvekkilinin davacıların hisselerinden 27/160 payı satın alarak 29.01.1996 tarihli ve 1 sıra numaralı tapu kaydı ile paydaş hâle geldiğini ileri sürerek davaya asli müdahil olarak katılmalarına, komisyon kararının iptali ile dava konusu taşınmazın tapudaki hisse oranında müvekkili adına tesciline karar verilmesini istemiştir. Müdahil ... vekili 19.10.2009 havale tarihli dilekçesinde; muris ...’in dava konusu 33 parsel sayılı taşınmazdaki 1.500 m²’lik kısmı 15.03.1986 tarihli zilyetlik devir sözleşmesi ile dava dışı ...’e sattığını, ...’in de ... 2. Noterliğinin 23.05.2006 tarih ve 6868 yevmiye numaralı düzenleme şeklinde zilyetlik devir sözleşmesiyle müvekkiline sattığını ve zilyetliğini devrettiğini, müvekkilinin de tek katlı prefabrik ev yaparak kullandığını ileri sürerek davalı ... adına yapılan tespitin iptali ile çekişmeli taşınmazdaki 1500 m²lik kısmın müvekkili adına tesciline karar verilmesini istemiştir. Müdahiller ... ve ... vekili 19.10.2009 havale tarihli dilekçesinde; muris ...’in dava konusu 33 parsel sayılı taşınmazdaki 1.200 m²’lik kısmı 11.10.2002 tarihli zilyetlik devir sözleşmesi ile müvekkillerine sattığını, aslında müvekkillerinin 1998 yılından beri bu kısma tasarruf ettiklerini, meyve ağaçları diktiklerini ve tek katlı ev inşa ettiklerini ileri sürerek davalı ... adına yapılan tespitin iptali ile çekişmeli taşınmazdaki 1.200 m²’lik kısmın müvekkilleri adına müştereken tesciline karar verilmesini istemiştir. Müdahiller ... ve ... vekili 11.10.2013 tarihli dilekçesinde (bozma kararından sonra karar düzeltme aşamasında sunmuşlardır); muris ...’in dava konusu 33 parsel sayılı taşınmazdaki 800 m²’lik kısmı 09.03.1993 tarihli zilyetlik devir sözleşmesi ile müvekkili ...’a; 1.200 m²’lik kısmını ise dava dışı ...’e sattığını, ... tarafından ...’a, ... tarafından ...’e, ... tarafından da ... 1. Noterliğinin 17.11.2006 tarihli ve 12390 yevmiye numaralı düzenleme şeklinde zilyetlik devir sözleşmesiyle müvekkili ...’e sattığını ve zilyetliğini devrettiğini ileri sürerek davalı ... adına yapılan tespitin iptali ile çekişmeli taşınmazdaki anılan kısımların müvekkilleri adına tesciline karar verilmesini istemiştir. ... Kadastro Mahkemesinin 29.03.2012 tarihli ve 1978/33 Esas, 2012/224 Karar sayılı kararı ile davacılar ... ve arkadaşlarının tutunduğu tapu kaydının gayri sabit sınırlı olup, dayanılan kayıtlardaki hudutların arazinin tamamının etrafını kapatır şekilde çevrelememesi, bazı hudutların nokta hudutlar olması, hudutların birbirleri ile düz hatlarla birleştirilmesi sonucu oluşan geometrik şekil içerisinde kullanılmayan ve kullanılması mümkün olmayan deniz, dere, dağ, ırmak, tepe, orman, kayalık-taşlık alan gibi yerlerin bulunması, dış hat ya da sınır olarak belirlenen geometrik şeklin tarafları bağlayıcı addedilmesinin olanaksız olduğu, dayanılan tapu kaydının bu nedenle sınırları itibarı ile geçerli sayılmasının mümkün olmadığı; tapu kaydında sabit kabul edilebilecek bir sınır olmadığı için kayıtta yazılı miktarın nereden ölçüleceğini tespit etmenin mümkün olmadığı, sınırların birleştirilmesi ile oluşan geometrik şeklin içinde kalan arazi yapısı içerisinde miktar itibarı ile uygulama yaparak davacıların tutundukları tapu kapsamında taşınmaz belirlenemeyeceği, tapu kaydının miktarı itibarı ile de araziye uygulanmasının mümkün olmadığı, bu açıdan da tapu kaydının hukukî sonuç doğurmasının mümkün olmadığı; 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) 20/B maddesi uyarınca harita, plan ve krokiye dayanmayan kayıt ve belgelerde belirtilen sınırlar mahalline uygulanabiliyor ve bu sınırlar içinde kalan yer hak sahibi tarafından kullanılıyor ise kayıt ve belgelerde gösterilen sınırlar esas alınarak tespit yapılacağı, davacılar ... ve arkadaşlarının ise davalı tarafın taşınmazı kendilerine teb’an ve kiracı sıfatıyla kullandığını kanıtlayamadığı, eski tapu kaydının davacıların zilyetliği ile birleşmediği, mülkiyet iktisabı için zilyetliklerinin bulunmadığı; kaldı ki, ailenin dayandığı tapu kayıtlarının miktar itibarı ile geçerli olduğu varsayılsa bile tapu kaydında yazılı taşınmaz miktarı, tapu kaydında malik görünen kişi sayısı, kaydın oluşturulduğu ve tedavül gördüğü zamanın tarımsal üretim metot ve tekniği, toprak işlemenin hayvan ve insan gücü ile yapılması, bir insanın da işleyeceği alanın çok kısıtlı olması hususları nazara alındığında davacıların ve miras bırakanlarının tapu kaydında belirtilen miktarı işlemelerinin mümkün olmadığı, eski tapu kayıtlarına tutunan davacıların işçi tutarak, araç gereç temin ederek vb. yollardan kayıtta yazılı miktarı işlediklerini de kanıtlayamadıkları, bu boyutta bir arazinin kiracılara verme usulü ile işlenmesi hâlinde bu durumun yöre halkının gözünden kaçmasının, şahit olan insan bulunamamasının hayatın olağan akışına uygun olmadığı, kaldı ki 1930’lu yıllarda imar ve ihya edilen taşınmazın 1940’lı yıllardan önce zira-i amaçlı kullanılmadığı, dolayısıyla dayanılan tapu kayıtlarının bir an geçerli olduğu varsayılsa dâhi tapuda malik görünenlerin taşınmaza hiçbir zaman zilyet olmadıkları sabit olduğundan tapu kaydının hüküm doğurmasının da mümkün olmadığı, hukukî değerini yitiren tapu kayıtlarının tedavül görmesi neticesinde yeni hak iddia edenler ortaya çıkmış ise de hukukî geçerliği olmayan tapu kayıtlarının tedavül görmesi ile yeni hak sahibi olunamayacağı, davacılar ... ve arkadaşlarının tutundukları tapu kayıtlarının dava konusu taşınmazı kapsadığı kabul edilse dâhi davacı ve taşınmazı ona devredenlerin 743 sayılı Medeni Kanun’un meriyetinden evvel 10 yılı aşkın bir süre taşınmazda zilyet olduğu, bu zilyetliğin Medeni Kanun’un meriyet kazanmasından sonra da kadastro tespit tarihine kadar malik sıfatıyla nizasız ve fasılasız devam ettiği, davacıların (... ailesi) bu duruma müdahale edip varlığını iddia ettikleri haklarını korumak için herhangi bir çekişme yaratmadıkları, davacı zilyetin ve taşınmazı ona devredenlerin bir insan ömrünü aşar zilyetliğinin te’ban ve kiracılık sıfatı ile devam ettiğinin davacılar tarafından kanıtlanamadığı, hâlen yürürlükte olan 1274 (1858) tarihli Arazi Kanunnamesinin 20 nci ve 78 inci maddeleri gereğince davacıların tutunduğu tapu kayıtlarının davacı zilyet lehine hukukî kıymetini yitirdiği, müdahil davacılar ..., ..., ... mirasçıları, ..., ... ve ...’un davaya konu taşınmaz için kadastro tespit tutanağının tanzim edildiği tarihten sonra doğduğunu iddia ettikleri hakka dayandıkları, kadastro tespit tarihinden sonra doğan uyuşmazlıklara bakmak görevinin genel Mahkemelere ait olduğu, Mahkemelerin görevinin kamu düzenine ilişkin olduğu, bu hususun Mahkemece re’sen dikkate alınması gerektiği, bu nedenle davalarının görev yönünden reddine karar vermek gerektiği, birleştirilen davalarda davacılar ... ve ...’in davalarından feragat ettiklerini bildirdikleri, dava konusu taşınmazın davalı ... ve taşınmazı ona devredenler tarafından bir insan ömrünü aşan, eski zilyetlerden devralınarak, hiçbir itiraza uğramadan malik sıfatıyla ekonomik amaca uygun olarak zirai gaye ile kullanıldığı, zilyetliğin öncesi tespit edilemeyen bir zamandan kadastro tespit tarihine ve nihayetinde de keşif tarihine kadar devam ettiği, 3402 sayılı Kanun’un 14 üncü maddesindeki iktisap koşullarının davalı lehine oluştuğu, iktisabı engelleyen hukukî, fiili ve taşınmazın vasfından kaynaklanan bir hâlin bulunmadığı gerekçesiyle; davacılar ... ve arkadaşlarının davasının reddine, birleştirilen davalarda davacılar ... ve ...’in davalarının feragat nedeniyle reddine, dava konusu 33 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespit tutanağındaki tespit gibi tapuya tesciline, müdahil davacılar ..., ..., ... mirasçıları, ..., ... ve ...’un dava dilekçelerinin görev yönünden reddine karar verilmiştir. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar ... ve arkadaşları vekili, davacı ... mirasçıları vekili, davalı Hazine vekili ve davalı ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur. Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 12.04.2013 tarihli ve 2012/11409 E., 2013/4269 K. sayılı kararıyla; "... çekişmeli parselin tamamının kesinleşmiş orman kadastrosu sınırları dışında bırakıldığı, ev yeri ve bahçe olarak kullanıldığı, devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olmadığı, tesbit tarihinden en az 20 yıl önceden başlanarak, tarım alanı niteliğiyle ve malik sıfatıyla zilyet edildiği belirlendiğine göre, Hazine ve Orman Yönetimi temyiz itirazlarının yerindeolmadığı, Müdahil ...'in, 30.11.1977 tarihli dilekçe ile parseli ...’den satın aldığı iddiasıyla, adına tescili istemiyle, kadastrodan önceki nedene dayanarak dava açtığından görevsizlik kararı verilmesinin doğru olmadığı, Davacılar ..., ..., ... ve arkadaşlarının temyiz itirazları bakımından ise;yapılan araştırma ve incelemenin hükme yeterli olmadığı, biribirine sınır ..., ... ve ... Köylerinde, aynı çiftlik tapu kayıtlarına dayanılarak açılan bir çok davanın bulunduğu, bu dosyalar arasından delillerin eksiksiz olarak toplandığı aynı nitelikteki bi dosyanın kılavuz dosya seçilerek; Tapu kayıtlarında geçen ..., ... (..., ...), ... (...), ..., ... (...) köylerinin bulunabilecek en eski tarihli idarî sınırlarına ait harita ve diğer belgeler, gerektiğinde eski kayıt ve defterler üzerinde inceleme ve araştırma yapabilecek nitelikte konunun uzmanı bilirkişiler tayin edilerek, tüm tapu kayıtların gittileri ve tedavülleri olan diğer tapu kayıtları ve bu kayıtların revizyonları yerel yönetim ve genel müdürlükten getirtilerek bir sıra dahilinde dosya arasına konulması, Bu tapu kayıtlarının revizyon gördüğü ya da hükmen bu tapuların uyduğu belirlenen kadastro parselleri varsa bunların getirtilmesi, Tapu kayıtlarındaki sınırları ve memleket haritasındaki mevkileri bilecek ve bu davalar ile ilgisi olmayan, olabildiğince yaşlı ve yansız yerel bilirkişilerin tesbit edilmesi, önceki keşiflere katılmamış üç harita mühendisi bilirkişinin ismi yöntemince belirlenmesi, kılavuz dosya üzerinden yapılacak keşifte; tapukayıtları yerel bilirkişiler yardımıyla yerine uygulanması, tapu kayıtlarının değişir sınırlar içermesi nedeni ile 3402 sayılı kanunun 20/c maddesi gereğince kayıt kapsamının yüzölçümüne değer verilerek saptanacağı, ... ait tapu kaydının aynı Köy 1 ilâ 169 sayılı parsellere uygulandığı, ancak bu parseller hakkında tapuya dayanmayan ve zilyetlikle kazanma iddiasında bulunan gerçek kişiler tarafından itiraz edilip, birçok dava açıldığı, ... maa ... tapusunun ... Köyü 373 ilâ 633 sayılı parsellere uygulandığı da, gözönünde bulundurularak, dayanılan çiftlik tapu kayıtları yöntemince uygulanması; Çekişmeli parselin çiftlik tapu kayıtlarının yüzölçümü ile geçerli kapsamı içinde kaldığı belirlendiği takdirde, Medenî Kanunun yürürlüğe girdiği 1926 yılından en az 10 yıl önceden başlanarak, malik sıfatıyla, iyi niyetle, çekişmesiz ve aralıksız zilyet edilip edilmediğinin yöntemince araştırılması, Oluşacak sonuca göre, çekişmeli parselin dayanılan tapu kayıtlarının yüzölçümleri ile geçerli kapsamı içinde kaldığı, zilyetlikle edinme iddiasında bulunanların Medenî Kanunun yürürlüğünden önce en az 10 yıl önce başlayan, malik sıfatıyla ve iyi niyetli zilyetliğinin bulunmadığı saptanması halinde, tapu malikleri adına, Çekişmeli parselin çiftlik tapu kayıtlarının yüzölçümü ile geçerli kapsamı içinde kaldığı, ancak, zilyetlikle edinme iddiasında bulunanların, Medenî Kanunun yürürlüğünden önce en az 10 yıl önce başlayan, malik sıfatıyla ve iyi niyetli zilyetliğinin bulunduğu ya da çekişmeli parselin tapu kayıtlarının yüzölçümü ile geçerli kapsamı dışında kaldığı belirlendiği taktirde ise, ham toprak olduğu belirlenen (A) bölümünün ham toprak olarak Hazine adına tapuya tesciline, parselin (A) bölümü dışında kalan diğer bölümünün ise şimdi olduğu gibi davalı gerçek kişi adına tapuya tesciline karar verilmesi" gereğine değinilerek davalılar Orman İdaresi ve Hazinenin temyiz itirazlarının reddine, ikinci bentte açıklanan nedenlerle davacı ... mirasçılarının ve üçüncü bentte açıklanan nedenlerle davacılar ... ve arkadaşlarının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün bozulmasına karar verilmiştir. ... Kadastro Mahkemesinin 15.06.2016 tarihli ve 2014/36 Esas, 2016/36 Karar sayılı kararıyla; davacı ... mirasçıları yönünden bozma ilamına uyularak yapılan yargılama neticesinde, dava konusu taşınmazın davacı ... ve taşınmazı ona devredenler tarafından bir insan ömrünü aşan, eski zilyetlerden devralınarak, hiçbir itiraza uğramadan malik sıfatıyla ekonomik amaca uygun olarak zirai gaye ile kullanıldığı, zilyetliğin öncesi tespit edilemeyen bir zamandan kadastro tespit tarihine ve nihayetinde de keşif tarihine kadar devam ettiği, 3402 sayılı Kanun’un 14 üncü maddesindeki iktisap koşullarının davacı ... lehine oluştuğu, iktisabı engelleyen hukukî, fiili ve taşınmazın vasfından kaynaklanan bir hâlin bulunmadığı gerekçesiyle davacılar ... ve arkadaşlarının davalarına yönelik eski kararda direnilmesine, davacılar ... ve arkadaşları ile aynı tapu kaydına dayanan müdahil ... Turizm Yatırımları ve İşletmeleri A.Ş.’nin davalarının reddine, müdahiller ... A.Ş., ... ve ...’in davaları yönünden Mahkemenin görevsizliğine, davacı ... mirasçılarının davasının kabulüne, dava konusu 33 parsel sayılı taşınmazın kadastro komisyon kararındaki tespitinin iptaline, taşınmazın kadastro tespit tutanağındaki vasıfla ... mirasçıları adına miras payları oranında tesciline karar verilmiş, direnme kararının davacılar ... ve arkadaşları vekili ile davalı Hazine ve davalı ... vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 27.12.2022 tarihli ve 2022/(20)8-225 Esas, 2022/1888 Karar sayılı ilamıyla; "... mahkemenin direnme olarak adlandırdığı temyize konu kararın, usul hukuku anlamında gerçek bir direnme kararı olmadığı, yeni gerekçeye dayalı yeni hüküm niteliğinde olduğu bu sebeple yeni hükmün temyizen incelenmesi görevinin hukuk genel kuruluna değil, özel daireye ait olduğu" gerekçesi ile dosya Dairemize gönderilmiştir. 1-Davalı Hazine ve Orman İdaresinin temyiz itirazları bakımından; ... Kadastro Mahkemesinin 29.03.2012 tarihli ve 1978/33 Esas, 2012/224 Karar sayılı ilamı ile dava konusu taşınmazın davalı ... ve taşınmazı ona devredenler tarafından bir insan ömrünü aşan, eski zilyetlerden devralınarak, hiçbir itiraza uğramadan malik sıfatıyla ekonomik amaca uygun olarak zirai gaye ile kullanıldığı, zilyetliğin öncesi tespit edilemeyen bir zamandan kadastro tespit tarihine ve nihayetinde de keşif tarihine kadar devam ettiği, 3402 sayılı Kanun’un 14 üncü maddesindeki iktisap koşullarının davalı lehine oluştuğu, iktisabı engelleyen hukukî, fiili ve taşınmazın vasfından kaynaklanan bir hâlin bulunmadığı gerekçesiyle; dava konusu 33 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespit tutanağındaki tespit gibi tapuya tesciline dair hükmün Hazine ve Orman İdaresince temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 12.04.2013 tarihli ve 2012/11409 Esas, 2013/4269 Karar sayılı kararıyla; "... çekişmeli parselin tamamının kesinleşmiş orman kadastrosu sınırları dışında bırakıldığı, ev yeri ve bahçe olarak kullanıldığı, devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olmadığı, tesbit tarihinden en az 20 yıl önceden başlanarak, tarım alanı niteliğiyle ve malik sıfatıyla zilyet edildiği belirlendiğine göre, Hazine ve Orman Yönetimi temyiz itirazlarının reddine karar verildiği" Mahkemece Yargıtay ilamındaki bu gerekçeye itibar edildiği ancak ... ve arkadaşlarının dayandığı tapu kaydının uygulanması gereğine değinen hususlarda direnme kararı verildiği, Hazine ve Orman İdaresinin temyiz itirazlarının reddine dair Yargıtay ilamı ile onlar aleyhine hükmün kesinleştiği, temyize konu kararda ise aleyhlerine yeni bir durum yaratılmadığı anlaşıldığından temyiz itirazının reddine karar vermek gerekmiştir. 2-Davacılar ... ve arkadaşlarının temyiz itirazlar bakımından; Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyulan bozma ilamı doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılarak, mevcut deliller takdir edilerek karar verildiğine, uygulanması gereken hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığına, bozmaya uyulmakla taraflar lehine ve aleyhine kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin yeniden incelenmesine hukukça imkan olmadığı gibi 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerin biri de bulunmadığına göre İlk Derece Mahkemesi kararında yazılı gerekçeler dikkate alındığında temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacılar ... ve arkadaşlarının temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. SONUÇ: Yukarda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle; davacılar Hazine ve Orman İdaresinin temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacılar ... ve arkadaşlarının temyiz itirazlarının reddi ile hükmün ONANMASINA, 29,20 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 586,20 TL'nin temyiz eden davacılar ... ve arkadaşlarından alınmasına, Taraflarca 1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 30.06.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. SUCCESS ADALET_SUCCESS İşlem başarıyla gerçekleştirildi! İşlem başarıyla gerçekleştirildi! 63c4ee88303764cc eaff54bf031bbe28 ... ...

Metin Yargıtay'ın yayımladığı karar metninden alınmıştır. Dilekçede kullanmadan önce resmî metinle karşılaştırın.

Bu konuda başka emsal mi arıyorsunuz?

SmartHukuk'ta olayınızı kendi cümlenizle yazın; ilgili Yargıtay kararlarını künyesi ve dayanak maddeleriyle birlikte bulun.

Emsal karar ara

Aynı daireden yakın tarihli kararlar

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi – Haziran 2025 kararlarının tamamı