Yargıtay Kararları › Yargıtay 7. Hukuk Dairesi › Mayıs 2025 › 2024/4298 E., 2025/2734 K.

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2024/4298 E., 2025/2734 K. (21.05.2025) – Tazminat

Mahkeme
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi
Esas No
2024/4298
Karar No
2025/2734
Karar Tarihi
21.05.2025
Konu
Tazminat, Tapu

7. Hukuk Dairesi 2024/4298 E. , 2025/2734 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/3538 E., 2024/1059 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Gaziosmanpaşa 1. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2018/377 E., 2021/448 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA Davacı vekili; müvekkilinin dava konusu 110 ada 58 parselin (eski 1108 parsel) 3.000 m²’sini 05.01.2005 tarihli sözleşme ile davalıdan satın aldığını ve bedelinin tamamen ödendiğini, müvekkilinin komşu 110 ada 59 parsele (eski eski 1103 parsel) sahip olup 1992'den bu yana dava konusu alanla birlikte kullandığını, ev inşa ettiğini belirterek davalı adına olan tapu kaydının iptali ile 3.000 m²'ye denk düşen payın davacı adına mümkün olması halinde ifrazen müstakil parsel olarak, aksi halde sözleşmede devredilen 3.000 m² eş değer metrekare olarak davacı adına tapuya tescilini, müvekkiline ait bina ve muhdesatın tespitini ve tapuya şerh verilmesini, terditli olarak dava konusu 3.000 m²’lik alan ve üzerindeki muhdesatın, müvekkilinin komşu parselindeki değer düşümü, haksız olarak elden çıkması nedeni ile uğranılan gelir kaybının kapitalizasyon hesabına göre elde edilecek miktarının da taşınmaz değerine eklenmek sureti ile tahsilini talep etmiştir.

II. CEVAP Davalı vekili; davacı tarafın kadastro tespitine süresi içinde itiraz etmediğini ve tespite yönelik dava açmadığını, 10 yıllık hak düşürücü sürenin dolduğunu, müvekkilinin davacının iddia ettiği sözleşmeyi hatırlamadığını, kaldı ki adi yazılı sözleşmenin geçersiz olduğunu, tazminat yönünden talebin zamanaşımına uğradığını belirterek davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında imzalanan sözleşme resmi şekilde yapılmadığından geçersiz olduğu, ancak davacının ödediği satış bedelini sebepsiz zenginleşme kuralları gereğince geri isteyebileceği, muhdesatın taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığından söz edilemeyeceği gerekçesiyle tapu iptali ve tescil davasının reddine, muhdesat tespiti ve tapuya şerh verilmesi talebinin reddine, tazminat davasının kısmen kabulüne, 53.443,06 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1. Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; kadastrodaki sınır uyuşmazlıkları ve zeminde bir kısım kaymalar olduğunun bilirkişi raporunda belirlendiğini, devrin nedeninin bu sınır kaymaları olduğunu, bölgedeki 22/A uygulamasının nedeninin de bu olduğunu, eksik incelemeyle karar verildiğini, imar değişiklikleri söz konusu olduğunu ve taşınmazların arsa statüsünü kazandığını ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir. 2. Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; sözleşme tarihi 05.01.2005 olup tazminat talebinin 10 yıllık zamanaşımına uğradığını, sözleşme imzalanmış olsa da davacının edimini yerine getirmediğini, ödemeye ilişkin dosyaya herhangi bir delil sunulmadığını ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir. B.Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, harici satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde tazminat, ayrıca muhdesatların mülkiyetinin tespiti ile tapuya şerh verilmesi istemine ilişkindir. 1. Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Kanun'un 362. maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366. maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir. Dosya içeriğine göre kabul edilen ve davalı tarafından temyiz edilen miktar 53.443,06 TL olup Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 378.290,00 TL’nin altında kalmaktadır. Bu nedenle davalı vekilinin temyiz dilekçesinin miktardan reddi gerekir. 2. Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Davalı vekilinin temyiz dilekçesinin miktardan REDDİNE, 2. Davacı vekili tarafından temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde davalıya iadesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davacıya yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 21.05.2025 tarihinde kesin olmak üzere oy çokluğuyla karar verildi. KARŞI OY 1.Uyuşmazlık, haricî satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil, tazminat, muhdesatların mülkiyetinin tespiti ile tapuya şerh verilmesi istemlerine ilişkindir. 2.İlk Derece Mahkemesince (İDM) taraflar arasında imzalanan sözleşmenin resmî şekilde yapılmadığından geçersiz olduğu, ancak davacının ödediği satış bedelini sebepsiz zenginleşme kuralları gereğince geri isteyebileceği, muhdesatın taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığından söz edilemeyeceği gerekçesiyle tapu iptali ve tescili davası ile muhdesat tespiti ve tapuya şerh verilmesi taleplerinin reddine, tazminat davasının kısmen kabulüne, 53.443,06 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince (BAM) istinaf başvurusunun esastan reddi yönünde hüküm kurulmuş, Dairemizin Sayın Çoğunluğunca da anılan karar onanmıştır. 3.Sayın Çoğunlukla aramızda oluşan uyuşmazlık denkleştirici adalet ilkesine göre hesaplanan tazminata esas alının sepete hangi verilerin dâhil edilmesi gerektiği noktasında toplanmaktadır. Sayın Çoğunluk İDM kararında yapıldığı gibi söz konusu sepete ancak bazı etkenlerin dahil edilebileceği, taşınmaz bedelindeki fiyat artışının bir veri olarak bu hesaplamada dikkate alınamayacağı görüşündedir. 4.Kanaatimizce ise Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun (HGK) 30.04.2025 tarihli ve E.2023/3-885, K.2025/252 sayılı kararında da kabul edildiği üzere "taşınmazın sözleşme tarihindeki gerçek değeri ile iade borcunun muacceliyeti anındaki güncel değeri belirlenip bunlar arasındaki artış oranının da iadeye konu parasal değere uygulanması" biçimindeki hesaplama ölçütünün de sepete eklenmesi gerekmektedir. 5.Zira birçok HGK kararında da belirtildiği üzere enflasyon, paranın değerini aradan geçen zamana bağlı olarak düşürmektedir. Doğal olarak belli bir miktar paranın verildiği tarihteki paranın alım gücü ile aynı miktar paranın iade günündeki alım gücü arasında fark edilir ölçüde azalmalar olabilmektedir. Geçersiz sözleşme gereğince akdin düzenlendiği tarih itibariyle verilen paranın aynen iadesine karar verilmesi enflasyon nedeniyle büyük adaletsizlikler doğurabilmektedir (HGK, 01.10.2014 tarihli E.2013/1-1117, K.2014/745; 26.09.2019 tarihli ve E.2017/3-963, K.2019/955; 02.10.2024 tarihli, E.2023/7-1069, K.2024/496 sayılı kararları). 6.Günümüz aşırı enflasyonist koşullarında çoğu zaman sadece yerleşik Yargıtay içtihatlarında belirtilen döviz, altın fiyatı, faiz oranları, üretici ve tüketici fiyat endeksleri, asgari ücret, memur maaşları vb. ekonomik unsurların hesaba katılması da paranın satın alım gücünü korumaya yönelik denkleştirici adalet ilkesini gerçekleştirmeye yeterli olamamaktadır. Dolayısıyla bu tür durumlarda anılan HGK kararında belirtildiği üzere "geçersiz dahi olsa sözleşme çerçevesinde satın alınmak istenen ve bu sebeple de bir bedel ödenen şey, somut olayda olduğu gibi yatırım aracı olarak kullanılabilecek nitelikte ekonomik bir değer taşıyorsa hesaplama yönteminde bunun bir kriter olarak gözetilmesi gerektiği" değerlendirilmektedir. Bu bağlamda dava konusu somut uyuşmazlık yönünden taşınmaz değerindeki artış oranının iadeye konu parasal değere uygulanması biçimindeki ölçütün de sepete eklenmesinin adalete ve hakkaniyete uygun bir çözüm sunacağı düşünülmektedir. 7.Açıklanan nedenlerle denkleştirici adalet ilkesine göre yapılacak hesaplamanın yukarıda belirtilen HGK kararındaki hesaplama yöntemine göre yeniden yapılmasını temin etmek amacıyla İDM kararının bozulması gerekirken aksi yöndeki onama kararına iştirak edilememiştir. SUCCESS ADALET_SUCCESS İşlem başarıyla gerçekleştirildi! İşlem başarıyla gerçekleştirildi! b0ac81baa11fe935 aacf8ca50bd346f1 This XML file does not appear to have any style information associated with it. The document tree is shown below. 7. Hukuk Dairesi 2024/4298 E. , 2025/2734 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/3538 E., 2024/1059 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Gaziosmanpaşa 1. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2018/377 E., 2021/448 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA Davacı vekili; müvekkilinin dava konusu 110 ada 58 parselin (eski 1108 parsel) 3.000 m²’sini 05.01.2005 tarihli sözleşme ile davalıdan satın aldığını ve bedelinin tamamen ödendiğini, müvekkilinin komşu 110 ada 59 parsele (eski eski 1103 parsel) sahip olup 1992'den bu yana dava konusu alanla birlikte kullandığını, ev inşa ettiğini belirterek davalı adına olan tapu kaydının iptali ile 3.000 m²'ye denk düşen payın davacı adına mümkün olması halinde ifrazen müstakil parsel olarak, aksi halde sözleşmede devredilen 3.000 m² eş değer metrekare olarak davacı adına tapuya tescilini, müvekkiline ait bina ve muhdesatın tespitini ve tapuya şerh verilmesini, terditli olarak dava konusu 3.000 m²’lik alan ve üzerindeki muhdesatın, müvekkilinin komşu parselindeki değer düşümü, haksız olarak elden çıkması nedeni ile uğranılan gelir kaybının kapitalizasyon hesabına göre elde edilecek miktarının da taşınmaz değerine eklenmek sureti ile tahsilini talep etmiştir.

II. CEVAP Davalı vekili; davacı tarafın kadastro tespitine süresi içinde itiraz etmediğini ve tespite yönelik dava açmadığını, 10 yıllık hak düşürücü sürenin dolduğunu, müvekkilinin davacının iddia ettiği sözleşmeyi hatırlamadığını, kaldı ki adi yazılı sözleşmenin geçersiz olduğunu, tazminat yönünden talebin zamanaşımına uğradığını belirterek davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında imzalanan sözleşme resmi şekilde yapılmadığından geçersiz olduğu, ancak davacının ödediği satış bedelini sebepsiz zenginleşme kuralları gereğince geri isteyebileceği, muhdesatın taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığından söz edilemeyeceği gerekçesiyle tapu iptali ve tescil davasının reddine, muhdesat tespiti ve tapuya şerh verilmesi talebinin reddine, tazminat davasının kısmen kabulüne, 53.443,06 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1. Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; kadastrodaki sınır uyuşmazlıkları ve zeminde bir kısım kaymalar olduğunun bilirkişi raporunda belirlendiğini, devrin nedeninin bu sınır kaymaları olduğunu, bölgedeki 22/A uygulamasının nedeninin de bu olduğunu, eksik incelemeyle karar verildiğini, imar değişiklikleri söz konusu olduğunu ve taşınmazların arsa statüsünü kazandığını ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir. 2. Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; sözleşme tarihi 05.01.2005 olup tazminat talebinin 10 yıllık zamanaşımına uğradığını, sözleşme imzalanmış olsa da davacının edimini yerine getirmediğini, ödemeye ilişkin dosyaya herhangi bir delil sunulmadığını ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir. B.Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, harici satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde tazminat, ayrıca muhdesatların mülkiyetinin tespiti ile tapuya şerh verilmesi istemine ilişkindir. 1. Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Kanun'un 362. maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366. maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir. Dosya içeriğine göre kabul edilen ve davalı tarafından temyiz edilen miktar 53.443,06 TL olup Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 378.290,00 TL’nin altında kalmaktadır. Bu nedenle davalı vekilinin temyiz dilekçesinin miktardan reddi gerekir. 2. Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Davalı vekilinin temyiz dilekçesinin miktardan REDDİNE, 2. Davacı vekili tarafından temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde davalıya iadesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davacıya yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 21.05.2025 tarihinde kesin olmak üzere oy çokluğuyla karar verildi. KARŞI OY 1.Uyuşmazlık, haricî satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil, tazminat, muhdesatların mülkiyetinin tespiti ile tapuya şerh verilmesi istemlerine ilişkindir. 2.İlk Derece Mahkemesince (İDM) taraflar arasında imzalanan sözleşmenin resmî şekilde yapılmadığından geçersiz olduğu, ancak davacının ödediği satış bedelini sebepsiz zenginleşme kuralları gereğince geri isteyebileceği, muhdesatın taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığından söz edilemeyeceği gerekçesiyle tapu iptali ve tescili davası ile muhdesat tespiti ve tapuya şerh verilmesi taleplerinin reddine, tazminat davasının kısmen kabulüne, 53.443,06 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince (BAM) istinaf başvurusunun esastan reddi yönünde hüküm kurulmuş, Dairemizin Sayın Çoğunluğunca da anılan karar onanmıştır. 3.Sayın Çoğunlukla aramızda oluşan uyuşmazlık denkleştirici adalet ilkesine göre hesaplanan tazminata esas alının sepete hangi verilerin dâhil edilmesi gerektiği noktasında toplanmaktadır. Sayın Çoğunluk İDM kararında yapıldığı gibi söz konusu sepete ancak bazı etkenlerin dahil edilebileceği, taşınmaz bedelindeki fiyat artışının bir veri olarak bu hesaplamada dikkate alınamayacağı görüşündedir. 4.Kanaatimizce ise Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun (HGK) 30.04.2025 tarihli ve E.2023/3-885, K.2025/252 sayılı kararında da kabul edildiği üzere "taşınmazın sözleşme tarihindeki gerçek değeri ile iade borcunun muacceliyeti anındaki güncel değeri belirlenip bunlar arasındaki artış oranının da iadeye konu parasal değere uygulanması" biçimindeki hesaplama ölçütünün de sepete eklenmesi gerekmektedir. 5.Zira birçok HGK kararında da belirtildiği üzere enflasyon, paranın değerini aradan geçen zamana bağlı olarak düşürmektedir. Doğal olarak belli bir miktar paranın verildiği tarihteki paranın alım gücü ile aynı miktar paranın iade günündeki alım gücü arasında fark edilir ölçüde azalmalar olabilmektedir. Geçersiz sözleşme gereğince akdin düzenlendiği tarih itibariyle verilen paranın aynen iadesine karar verilmesi enflasyon nedeniyle büyük adaletsizlikler doğurabilmektedir (HGK, 01.10.2014 tarihli E.2013/1-1117, K.2014/745; 26.09.2019 tarihli ve E.2017/3-963, K.2019/955; 02.10.2024 tarihli, E.2023/7-1069, K.2024/496 sayılı kararları). 6.Günümüz aşırı enflasyonist koşullarında çoğu zaman sadece yerleşik Yargıtay içtihatlarında belirtilen döviz, altın fiyatı, faiz oranları, üretici ve tüketici fiyat endeksleri, asgari ücret, memur maaşları vb. ekonomik unsurların hesaba katılması da paranın satın alım gücünü korumaya yönelik denkleştirici adalet ilkesini gerçekleştirmeye yeterli olamamaktadır. Dolayısıyla bu tür durumlarda anılan HGK kararında belirtildiği üzere "geçersiz dahi olsa sözleşme çerçevesinde satın alınmak istenen ve bu sebeple de bir bedel ödenen şey, somut olayda olduğu gibi yatırım aracı olarak kullanılabilecek nitelikte ekonomik bir değer taşıyorsa hesaplama yönteminde bunun bir kriter olarak gözetilmesi gerektiği" değerlendirilmektedir. Bu bağlamda dava konusu somut uyuşmazlık yönünden taşınmaz değerindeki artış oranının iadeye konu parasal değere uygulanması biçimindeki ölçütün de sepete eklenmesinin adalete ve hakkaniyete uygun bir çözüm sunacağı düşünülmektedir. 7.Açıklanan nedenlerle denkleştirici adalet ilkesine göre yapılacak hesaplamanın yukarıda belirtilen HGK kararındaki hesaplama yöntemine göre yeniden yapılmasını temin etmek amacıyla İDM kararının bozulması gerekirken aksi yöndeki onama kararına iştirak edilememiştir. SUCCESS ADALET_SUCCESS İşlem başarıyla gerçekleştirildi! İşlem başarıyla gerçekleştirildi! b0ac81baa11fe935 aacf8ca50bd346f1 ... ...

Metin Yargıtay'ın yayımladığı karar metninden alınmıştır. Dilekçede kullanmadan önce resmî metinle karşılaştırın.

Bu konuda başka emsal mi arıyorsunuz?

SmartHukuk'ta olayınızı kendi cümlenizle yazın; ilgili Yargıtay kararlarını künyesi ve dayanak maddeleriyle birlikte bulun.

Emsal karar ara

Aynı daireden yakın tarihli kararlar

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi – Mayıs 2025 kararlarının tamamı