Yargıtay Kararları › Yargıtay 3. Hukuk Dairesi › Eylül 2025 › 2025/1208 E., 2025/4195 K.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2025/1208 E., 2025/4195 K. (22.09.2025)

Mahkeme
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/1208
Karar No
2025/4195
Karar Tarihi
22.09.2025

3. Hukuk Dairesi 2025/1208 E. , 2025/4195 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2020/429 E., 2021/480 K. Mahkemece bozmaya uyularak verilen karar, davacı vekili ile davalılardan ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA Davacı vekili; ... İlinde 1999 yılında meydana gelen depremlerde konutları yıkılan veya ağır hasar gören kişilere 7269 sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayisiyle Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanun (7269 sayıl Kanun) uyarınca ve hak sahibi olduklarını resmi belgeler ile ispatladıkları takdirde evini yapana yardım kredisi veya hazır konut kredisi ödendiğini, davalılardan ...'in anılan Kanun uyarınca hazır konut kredisi almak için ... İl ... ve ... Müdürlüğüne müracaat ettiğini, davalılar ... ve ...'ın hazırladıkları sahte ve tahrif edilmiş belgeler sonucu 10.000,00 TL hazır konut kredisi aldıklarını, böylece Hazineyi zarara uğrattıklarını, diğer davalıların ise davalı ...'e sahte belgelerle haksız olarak hazır konut kredisi ödenmesinde sorumluluğu bulunan devlet memurları olduğunu, bu hususların ... ve ... Bakanlığı müfettişlerinin düzenledikleri 29.09.2003 tarihli sorușturma raporu ve 28.07.2003 tarihli inceleme raporlarında ayrıntılı olarak açıklandığını, ayrıca yapılan sorușturma sonucunda Düzce Ağır Ceza Mahkemesinin 2004/95 E. sayılı dosyası ile ceza davası açıldığını ileri sürerek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere, haksız ve yasaya aykırı olarak ödenen 10.000,00 TL hazır konut kredisinin tahakkuk tarihi olan 08.10.2002 tarihinden itibaren hesaplanacak kanuni faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP 1.Davalı ...; yasanın kendisine tanıdığı hakkı kullanmak için kredi başvurusu yaptığını, başvurusunun yasaya uygun olduğunu, evin iskanının alındığını savunarak, davanın reddini istemiştir. 2.Davalı ...; işlem tarihinde yeni memur olduğunu, uzmanlık alanı olmayan bir konuda görevlendirildiğini, evrakta yapılan sahteciliğin diğer memurlar tarafından da anlaşılamadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.

III. MAHKEME KARARI Mahkemenin 07.05.2015 tarihli kararıyla; birleşen 2013/338 Esas sayılı davada, memur olan davalılar yönünden davanın reddine, diğer davalıların ise 7269 sayılı Kanun uyarınca konut kredisi almak için başvuru yaptıkları dönemde gerek kendilerince gerekse vekalet verdikleri kişiler vasıtasıyla sahte ve tahrif edilmiş belgelerle hakları olmadığı halde 10.000,00 TL miktarlı kredi aldıkları, davalıların işlemlerinin vekil eliyle yapıldığı, sahteciliği bilmedikleri savunmalarına itibar edilmediği, davalıların hazır konut kredisine hak kazanamadığı, bu sebeple çekilen kredinin geri ödemesinden sorumlu oldukları gerekçesiyle davalı ...'e karşı açılan davanın kabulü ile 10.000,00 TL'nin 08.10.2002 tarihinden işleyecek yasal faizi ile bu davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş; karar, süresi içinde bir kısım birleşen dosya davalıları tarafından temyiz edilmiştir.

IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ 1.Yargıtay 4. Hukuk Dairesince verilen 11.12.2017 tarihli ilamla; birleşen dosyaların tefrik edilerek her bir dosyadaki talep ve iddiaların ayrı ayrı değerlendirilmesi, gerekirse uzman bilirkişi görüşüne başvurularak denetime elverişli, hüküm kurmaya yeterli rapor alınarak sonuca gidilmesi gerektiği gerekçesiyle, kararın bozulmasına karar verilmiştir. 2. Bozmaya uyan Mahkemenin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; bilirkişi raporunda hak sahibi ...'in depremde zarar görmesi nedeniyle konut edindirme kredisine hak kazandığı ve kamu zararına neden olmadığı, diğer davalılar ..., ..., ... ... ve ...'ye açılan hazır konut kredisinden dolayı kamu zararı doğmadığından, kamu zararına neden olmaktan sorumlu tutulmamaları gerektiğinin belirtildiği, bu sebeple ...'in depremde evinin zarar görmesi nedeni ile krediye hak kazanma şartlarını taşıdığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili ile davalılardan ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1.Davacı vekili; davalı ...'in kredi başvurusunda sunduğu yapı ve iskan ruhsatının başka bir binaya ilişkin olduğunu, davalının hak sahipliğinin mevzuata uygun olmadığını, davalının Kurumu yanıltarak zarar soktuğunu ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir. 2.Davalı ... vekili; ihtiyari dava arkadaşlarına karșı açılan davaların birbirinden bağımsız olmaları nedeniyle, hüküm kısmında her bir davaya ilişkin olarak ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesi ve her dava arkadaşı yararına hükmedilen yargılama gideri miktarının hüküm fikrasında açık biçimde her dava arkadaşı için ayrı ayrı gösterilmesi gerektiğini ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, kurum zararı nedeniyle alacak istemine ilişkindir. 1.Davaların birleştirilmesi ve ayrılması müesseselerinin temelinde usul ekonomisi ilkesi yatar 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 30. maddesinde düzenlenen usul ekonomisi ilkesi, Anayasal dayanağı olan bir ilke olup 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 141. maddesinin dördüncü bendinde davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğuna açıkça işaret edilmiştir. Öte yandan HMK’nın 166. maddesinde, aralarında bağlantı bulunan, daha açık anlatımla aynı veya benzer sebeplerden doğmuş yahut biri hakkında verilecek hükmün diğerini etkileyecek mahiyette olduğu (m.166/4) davaların aynı sıfat ve düzeydeki mahkemelerde açılmış olmak kaydıyla davanın her aşamasında birleştirilebileceği hüküm altına alınmıştır. Birleştirilen davalarda tek bir yargılama yapılır ve ortak deliller tek bir kez toplanır. Bunun sonucunda mahkeme uyuşmazlığın bütün taraflarının menfaatini aynı yargılama içerisinde görme, değerlendirme ve uyuşmazlığı bu çerçevede çözme imkânına sahip olur (Ermenek, İ.; Medeni Usul Hukukunda Davaların Birleştirilmesi ve Ayrılması, Ankara 2014, s.27). Bu da hukuk güvenliğinin korunması ve çelişkili kararların önüne geçilmesine hizmet eder. Birleştirilmiş olsalar dahi her bir dava bağımsızlığını koruduğundan, şekli olarak aynı karar içerisinde yer alsa da her bir dava hakkında ayrı ayrı nihaî karar verilir, birleşen her bir davanın taraflarının birleşen dava yönünden kanun yoluna başvurmaması halinde birleşen dava kesinleşecektir. Yukarıdaki açıklamalar ışığında karar incelendiğinde; Mahkemenin 07.05.2015 tarihli kararıyla; birleşen 2013/338 E. sayılı davada, davalı ...'e karşı açılan davanın kabulü ile 10.000,00 TL'nin 08.10.2002 tarihinden işleyecek yasal faizi ile bu davalıdan alınarak davacıya verilmesine, memur olan davalılar yönünden davanın reddine karar verilmiş, birleşen 2013/338 E. sayılı dava yönünden davanın taraflarının temyiz yoluna başvurmaması nedeniyle Mahkemenin verdiği karar kesinleşmiştir. Hal böyle olunca; Mahkemece her ne kadar Yargıtay 4. Hukuk Dairesi tarafından verilen 11.12.2017 tarihli bozma ilamında, kararın birleşen hangi davalar yönünden bozulduğu açıkça belirtilmemiş ise de; bozma ilamından sonra, Mahkemece, birleşen 2013/338 E. sayılı dava yönünden verilen 07.05.2015 tarihli kararın, birleşen davanın taraflarının kanun yoluna başvurmaması nedeniyle kesinleştiği gözetilerek tefrik edilen dosya yönünden karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekirken, yanılgılı hatalı değerlendirme ile yargılamaya devam edilerek davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.

VI. KARAR Açıklanan sebeplerle, Temyiz olunan Mahkeme kararının HMK'nın Geçici 3. maddesi atfıyla 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden davalı ...'a iadesine, 1086 sayılı Kanun'un 440. maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 22.09.2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Metin Yargıtay'ın yayımladığı karar metninden alınmıştır. Dilekçede kullanmadan önce resmî metinle karşılaştırın.

Bu konuda başka emsal mi arıyorsunuz?

SmartHukuk'ta olayınızı kendi cümlenizle yazın; ilgili Yargıtay kararlarını künyesi ve dayanak maddeleriyle birlikte bulun.

Emsal karar ara

Aynı daireden yakın tarihli kararlar

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi – Eylül 2025 kararlarının tamamı