Yargıtay Kararları › Yargıtay 3. Hukuk Dairesi › Ekim 2025 › 2025/1110 E., 2025/4972 K.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2025/1110 E., 2025/4972 K. (20.10.2025)

Mahkeme
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/1110
Karar No
2025/4972
Karar Tarihi
20.10.2025

3. Hukuk Dairesi 2025/1110 E. , 2025/4972 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 57. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/1929 E., 2024/2228 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 41. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2022/156 E., 2024/246 K. Bölge Adliye Mahkemesi ek kararı, davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü

I. DAVA Davacı vekili; müvekkili ile davalı arasında 2012 yılından bu yana vekalet ilişkisi bulunduğunu, bu vekalet ilişkisinden kaynaklı olarak müvekkili ile 2012 yılından bu zamana dek farklı sözleşmeler imzalanmış olmasına rağmen davalının sadece 31.01.2014 tarihli sözleşmeyi müvekkiline mail olarak gönderdiğini, akdedilen sözleşmeler nedeniyle müvekkilin davalı adına gerek icra takipleri gerekse leh ve aleyhe olan tüm davaları vekil olarak takip ettiğini ve üzerine düşen tüm yükümlülüklerini zamanında yerine getirdiğini, buna rağmen davalının edimlerini bu zamana dek ya hiç yerine getirmediğini ya da kısmi olarak yerine getirdiğini, müvekkili tarafından davalının edimlerini yerine getirilmesi için birçok kez davalı yan yetkilileri ile sözlü ve yazılı görüşmeler yapıldığını, buna rağmen bu zamana dek bir çözüme ulaşma şansı olmadığını, davalı yan vekalet ilişkisi içerisinde bulunan zaman diliminde aynı alacağın teminatını teşkil eden bir rehinli araç ve ipotekli üç taşınmazın paraya çevrilmesi için Bursa 15.İcra Müdürlüğünün 2017/2156 Esas sayılı ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla ve aynı borç için (tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla) yine Bursa 15. İcra Müdürlüğünün 2017/3375 Esas sayılı dosyası ile rehnin paraya çevrilmesi yolu ile icra takibi başlatıldığını, ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile yapılan icra dosyasında ipotekli taşınmazların biri 3. kişiye 195.050,00 TL'sına, diğer iki taşınmaz da toplam 265.000,00 TL'sına alacağa mahsuben davalı bankaya ihale edildiğini, öte yandan rehnin paraya çevrilmesi yolu ile başlatılan takipte rehinli araç 3. Kişiye 100.200,00 TL'sına ihale edildiğini, belirtilen her iki takip tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla açıldığından yapılan tüm tahsilatlar ve masraflar birleştirilerek dosya kapak hesabı yapılmış ve tespit edilen bakiye alacak 6.078,02 TL borçlu tarafınca icra dosyasına yatırılmak suretiyle dosya icra müdürlüğü tarafından icraen infaz edildiğini, dosyada indirim yapılmasına gerek kalmaksızın asıl alacak, faiz ve tüm ferileriyle tam olarak icraen infaz edilmiş olmasına rağmen banka tek yanlı olarak ve kanuna aykırı bir şekilde kendi sisteminde, ödediği cezaevi harcını, yapmış olduğu ve dosyada yapılan tahsilatın bir kısmını takibe konu olmayan kredi alacağına mahsup etmesiyle hukuka aykırı olarak eklenen masraf kalemleri sebebiyle dosya icrada kapalı olmasına rağmen banka sisteminde halen alacak varmış gibi gösterilerek sistemde indirim yapmadan kapanamaz hale getirildiğini, alacaklının, başlattığı takibe hiçbir hukuki dayanak olmaksızın sonradan ilaveler yapması takibin genişletilmesi yasağına dolayısıyla da takip hukukuna açık bir şekilde aykırılık teşkil ettiğini, öte yandan davalı banka dosyada ihale edilen gayrimenkulü/menkulü alacağa mahsuben alması halinde ödediği cezaevi harcını da hukuka aykırı bir şekilde sisteme masraf kalemi olarak yansıttığını, müvekkil aynı kredinin teminatını teşkil eden üç ipotekli gayrimenkulün ve rehinli aracın paraya çevrilmesinden sonra dosyanın icraen de infaz edilmiş olması sebebiyle müvekkil dosyayı sistem üzerinde uygun gelen faiz indirimiyle kapayarak 30.686,65 TL karşı taraf vekalet ücretini davalı bankanın sistemi üzerinden talep ettiğini, hukuken bir icra takibinin icraen infaz olması demek; asıl alacağın, faizin, masrafların, ödenen tahsil harcının ve masraf kalemlerinden olan karşı taraf vekalet ücretinin tamamıyla (Tüm ferileri ile birlikte) tahsil edildiği anlamına geldiğini, banka davacı müvekkil avukata ödemesi gereken 30.686,65 TL'sının sadece 15.686,65 TL'sını ödediğini, müvekkil tarafından davalı banka yetkilisi ile yapılan görüşmede duruma itiraz ettiğini ve hakedilen vekalet ücretinin tamamının ödenmesini talep ettiğini, eksik ödenen vekalet ücreti konusunda olumlu bir cevap alamadığını, sonraki görüşmelerde de bu tutarın müvekkile ödenmediğini, her iki dosyanın takip çıkışı değeri ayrı ayrı 418.416,17 TL olduğunu, bunların her birinin vekalet ücretinin ayrı ayrı 30.686,65 TL'sı olmasına rağmen açılan takiplerin tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla açıldığından hakkaniyete uygun bir şekilde tek bir vekalet ücreti olarak toplam 30.686,65 TL'sı talep ettiğini ve bunu yazdığı mail de açıkça belirttiğini, davalı bankanın dosyanın takip hukuku bakımından icraen infaz olmasını sözleşme gereği hiçe sayarak sadece nakit tahsilat üzerinden karşı taraf vekalet ücreti ödeyeceğini belirtmesi üzerine davacı müvekkilin bu kez takip hukukuna aykırılığın yanı sıra sözleşmeye de aykırı davranılmasıyla (kabul anlamına gelmemek kaydı ile) vekalet ücretinin nakit tahsilat baz alınması halinde dahi ödenen vekalet ücretinin eksik olduğunu belirttiğinde dahi gerekçeli ve uygun bir açıklama yapılmadığını ve kararlarının doğru olduğu iddiasında bulunulduğunu ileri sürerek; azlaya ilişkin hakları saklı kalmak ve alınacak bilirkişi raporu doğrultusunda dava değerinin artırımı yapılmak üzere şimdilik 15.000,00 TL'sı vekil ücretlerinin hakediş tarihinden itibaren işleyecek bankalar tarafından uygulanan en yüksek reeskont faizi ile tahsiline karar verilmesini, sayın mahkeme aksi kanaatte olması halinde hesaplanacak tutarın davalı şirkete haklı nedenle fesih bildiriminin noter kanalı ile yapıldığı 26.11.2018 tarihi itibari ile bankalar tarafından uygulanan en yüksek reeskont faizi ile tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP Davalı vekili; zamanaşımı nedeniyle davanın reddini talep ettiklerini, dava konusu tüm alacak kalemlerinin belirlenebilir olması nedeniyle işbu alacak kalemlerinin kısmi alacak davası olarak açılmasının mümkün olmadığını, huzurdaki davanın kısmi dava olarak ikame edilmesi sebebiyle reddedilmesi gerektiğini, dava dilekçesinin bu konuda eksiklik içerdiğini, davacı taraf ile müvekkil banka arasında imzalanan ücret sözleşmesi hükümlerine göre davacının hak edip de tahsil etmediği harhangi bir ücret bulunmadığını, davacının müvekkil şirketle arasındaki avukatlık sözleşmesini feshetmesinin haksız olduğunu, avukatlık sözleşmesinin haksız feshedilmesi sebebiyle davacının herhangi bir alacağı bulunmadığını, davacı tarafın gerçekte bankaya olan yükümlülüklerini yerine getirmediğinden ve kendisine verilen hedefleri tutturamadığını, işlerle yeterince ilgilenmediğini, bu nedenle kusurlu olduğunu, kendince bahaneler yaratmak sureti ile sözleşmeyi feshettiğini, davacı tarafın müvekkil banka ile olan arasındaki sözleşmesini haklı bir sebebi olmaksızın haklı ya da geçerli sebeple feshetmediğini, sözleşmenin karşılıklı fesih maddesin dayandığını, müvekkili bankanın davacıya ödemediği eksik ödediği herhangi bir vekalet ücreti bulunmadığını, davacının kötü niyeti bulunmadığını, davacı tarafın vekalet ücretlerinin önce ödenip sonra geri alındığı iddiasının tamamen gerçek dışı olduğunu, avukatlık kanunu 174. maddesi gereğince avukatın işi takipten vazgeçmesi halinde ücret istemesinin yasal olarak mümkün olmadığını, aldığı ücreti iade etmekle yükümlü olduğunu, avukatlık kanunu 171. maddesi gereğince avukatın ücreti hak etmesi için işi sonuçlandırması gerektiğini, aksi halde aldığı ücreti iade ile yükümlü olduğunu, avukatlık ücretinin muacceliyet tarihi, işin kesin olarak bitme tarihi olduğunu, davacı tarafın hem sözleşme gereği hem de yasa gereği nihayetlendirmediği işlerle ilgili olarak ücret talep etmesi ya da ücrete hak kazanmasının mümkün olmadığını, davacının müvekkili şirketin iştirak ettiği ihalelerde rakamı belirlerken iyi niyet ve dürüstlük kuralına uymadığını iddia ettiğini, bu hususun kabulünün mümkün olmadığını, davacı tarafın adeta niyet okuması yaptığını, davacı ile müvekkili arasında imzalanan avukatlık sözleşmesinin 8.,3. maddesinde söz konusu sözleşmeden kaynaklanan uyuşmazlıkların bankanın kanuni defterleri ve bankanın YTS kayıt ve çıktılarının munhasır delil olacağının kararlaştırıldığını, bu sebeple davacı tarafından sunulan tüm delil ve eklerine itiraz ettiklerini, davacının tüm taleplerinin sözleşmeye ve yasaya aykırı olduğunu, tümüne itiraz ettiklerini savunarak davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; bilirkişi raporunda davacının toplam 4.832.742,30 TL alacağı olduğunun bildirildiği, alınan 18.01.2024 tarihli ek bilirkişi raporunun denetime açık ve hüküm kurmaya elverişli olduğu, bu kapsamda mahkemece hükme esas alındığı, davacı tarafından taraflar arasındaki sözleşmenin haklı nedenle feshedilmesi bakımından hak edilen alacak kapsamında davacının dava açmakta haklı olduğu gerekçesiyle davanın kabulüyle taleple bağlı kalınarak toplam 15.000,00 TL alacağın 02.12.2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, karara karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İlk Derece Mahkemesinin 05.11.2024 tarihli ek kararıyla; davalı vekili tarafından yapılan istinaf başvurusunun kesin karara karşı yapıldığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun reddine karar verilmiş, ek karara karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dava değeri 15.000 TL olup , karar tarihi itibariyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 341. maddesi gereğince, 2024 yılı için istinaf kesinlik sınırı 28.250,00TL olduğundan, karar 6100 sayılı Kanunu'nun 341/2. maddesi gereğince istinaf eden davalı açısından istinaf kanun yolu kapalı, kesin karar niteliğinde olduğu, bu yasal düzenlemelere göre yasa yolu başvurusuna konu edilen karar hüküm tarihi itibariyle alacak kalemleri dikkate alındığında kesin nitelikte olduğu, dolayısıyla istinafı kabil bir karar olmadığı, bu nedenle davalı vekilinin 05.11.2024 tarihli istinaf başvuru değerlendirme kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karara karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. Bölge Adliye Mahkemesinin 20.01.2025 tarihli ek kararıyla; karar davalı vekili tarafından temyiz edilmiş ise de; 6100 Sayılı Kanunu'nun 341. maddesinde istinaf yoluna başvurulabilen kararlar, 3 61... . maddelerinde de temyiz edilebilen ve temyiz edilemeyen kararlar açıkça belirtildiği, dairece kesin olarak verilen kararın temyizi mümkün olmadığından davalının temyiz talebinin reddine karar verilmiş, ek karara karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı vekili; yerel mahkemenin 11.06.2024 tarihli kararı ile davacının toplam 4.832.742,30 TL alacağı olduğuna, taleple bağlı kalınması gerektiğinden 15.000,00 TL alacağın davacıya ödenmesine kesin olarak karar verdiğini, davacının dava dilekçesinde belirttiği üzere söz konusu davanın kısmi dava olarak başlatıldığını, kısmi davalarda kesinlik sınırı için davaya konu edilen tutara değil alacağın tümüne bakılması gerektiğini, Kanun uyarınca yerel mahkemenin 15.000,00 TL’lik kısmi dava değerini dikkate almak suretiyle kesin olarak karar vermesinin emredici yasa hükmüne açıkça aykırı olduğunu, mevcut dava kısmi dava olduğundan ve mahkemece her ne kadar yanlış olarak alacak 4.832.742,30 TL olarak tespit edildiğinden işbu davada davalının istinafa başvuru hakkı bulunduğunu, asıl ve ek kararın hukuka aykırı olduğunu, davacının alacağının bulunmadığını ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, vekalet sözleşmesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir. 1.Davalı tarafın ek karara yönelik temyiz itirazının incelenmesinde 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) belirsiz alacak davasını düzenleyen 107. maddesi uyarınca; davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hallerde, alacaklının, hukuki ilişki ile asgari bir miktar ya da değer belirterek alacak davası açabilmesi belirsiz alacak davası ile mümkündür. Belirsiz alacak davası açan davacı iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmadan, karşı tarafın muvafakati aranmaksızın ve ıslaha da gerek kalmaksızın talep sonucunu artırabilecektir. Aynı Kanun'un kısmi davaya ilişkin 109. maddesi uyarınca, talep konususun niteliği itibariyle bölünebilir olduğu durumlarda, sadece bir kısmının dava yoluyla ileri sürülebileceği düzenlenmiştir. Kısmi dava ile davacı, talep konususunun tamamı hakkında dava açma imkânı bulunmasına rağmen yalnız bir kısmını talep etmektedir. Bir kimsenin kısmi bir dava açıp açmadığı ancak dava dilekçesinden, davacının talep sonucundan anlaşılır. Davacının davasını açıkça kısmi dava olarak nitelendirmesine gerek yoktur, alacağın yalnız bir kesiminin dava edildiğinin anlaşılması yeterlidir. Özellikle davacının “fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak” veya “şimdilik alacağın belirli bir miktarını dava ettiğini” belirterek açtığı davalar kısmi dava niteliğindedir. Kısmi dava açılması halinde davaya konu edilmeyen kısmın ayrı bir davayla talep edilmesi veya aynı davada ıslah yoluyla dava konusuna dahil edilmesi mümkündür. 2.Alacağın hangi hallerde belirsiz, hangi hallerde belirli veya belirlenebilir olduğu hususunda kesin bir sınıflandırma yapılması mümkün olmayıp, her bir talep konusu alacak bakımından somut olayın özelliklerinin nazara alınarak sonuca gidilmesi gereklidir. 3. Davanın kısmi nitelikte olması hâlinde önceden açılan davada kesinleşen ilamın tespit kısmı, kalan kısım hakkında açılan ikinci davanın tespit kısmı için kesin hüküm oluşturur ve kuşkusuz bağlayıcıdır. 4.Öğreti ve yargısal uygulamada; kısmi davanın ret ile sonuçlanması hâlinde tüm alacak hakkında kesin hüküm oluşacağı kısmi dava kısmen kabul kısmen ret ile sonuçlanırsa her iki bölüm yönünden de kesin hüküm oluşacağı, kısmi dava tümüyle kabul edilirse de kararın tespit bölümünün açılan ek dava için kesin hüküm oluşturacağı kabul edilmiştir. Eş söyleyişle; kısmi dava sonunda davalının borcu ödemeye mahkûm edilmesi veya kısmi davanın tamamen veya kısmen reddine karar verilmiş olması hâlinde taraflar arasındaki borç ilişkisinin varlığı ya da yokluğu da tespit edilmiş olur ki bu tespit zorunlu olarak borç ilişkisinin tümünü kapsar. Bu nedenle kısmi dava sonunda verilen ve kesinleşen kararın tespite ilişkin bölümü sonradan açılan ek dava için kesin hüküm oluşturur. 5. Kısacası ikinci davaya bakan mahkeme, kısmi davanın davalının sorumluluğuna ilişkin bu tespit bölümüyle bağlıdır. Burada davalının haksızlığı olgusu artık tartışılamaz hâle gelmiştir. Zira kesin hüküm bulunan bir konuda mahkemenin bu yönün doğruluğunu yeniden araştırma ve inceleme konusu yapmasına hukuken olanak bulunmamaktadır. Bu yön kamu düzenine ilişkin olup mahkemeler ve Yargıtayca resen göz önünde tutulmalıdır. 6. 6100 sayılı Kanun'un 341. maddesinin üçüncü fıkrasına göre alacağın bir kısmının dava edilmiş olması durumunda kesinlik sınırı alacağın tamamına göre belirlenir. Yine temyiz edilemeyen kararları düzenleyen 6100 sayılı Kanun'un 362. maddesi uyarınca da alacağın bir kısmının dava edilmiş olması durumunda, kesinlik sınırı alacağın tamamına göre belirlenir. 7. Somut olayda; davacı, vekalet ücretine ilişkin alacağını kısmi dava olarak talep etmiş, davacı vekili de yargılama sırasında davayı kısmi dava olarak açtıklarını beyan etmiştir. İlk derece mahkemesinin gerekçeli kararında, bilirkişi raporunda davacının toplam 4.832.742,30 TL alacağı olduğunun bildirildiği belirtilmiştir. 8.Hal böyle olunca 6100 sayılı Kanun'un 362. maddesi uyarınca davanın açıldığı tarih itibariyle davacının davaya konu ettiği alacağın kısmen talep edildiği gözetildiğinde ilk derece mahkemesi kararı, miktar itibariyle kesin nitelikte olmadığından bölge adliye mahkemesince verilen davalı tarafın temyiz dilekçesinin reddine ilişkin 20.01.2025 tarihli ek kararın kaldırılmasına ve bölge adliye mahkemesinin 18.12.2024 tarihli kararının usulden bozulmasına, davalının vekilinin istinaf talebi hakkında esastan istinaf incelemesi yapılmak üzere dosyanın bölge adliye mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. 9.Bozma sebebine göre, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.

VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Bölge Adliye Mahkemesince verilen 20.01.2025 tarihli ek kararın ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. Temyiz olunan, Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 371. maddesi uyarınca davalı yararına usulden BOZULMASINA, 3. Bozma sebebine göre, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, Dosyanın, davalı vekilinin istinaf talebi hakkında esastan istinaf incelemesi yapılmak üzere kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 20.10.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. SUCCESS ADALET_SUCCESS İşlem başarıyla gerçekleştirildi! İşlem başarıyla gerçekleştirildi! 0992e413fce6d321 5df10fbf67f372a4

Metin Yargıtay'ın yayımladığı karar metninden alınmıştır. Dilekçede kullanmadan önce resmî metinle karşılaştırın.

Bu konuda başka emsal mi arıyorsunuz?

SmartHukuk'ta olayınızı kendi cümlenizle yazın; ilgili Yargıtay kararlarını künyesi ve dayanak maddeleriyle birlikte bulun.

Emsal karar ara

Aynı daireden yakın tarihli kararlar

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi – Ekim 2025 kararlarının tamamı