Yargıtay Kararları › Yargıtay 10. Hukuk Dairesi › Nisan 2025 › 2025/5315 E., 2025/6606 K.

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2025/5315 E., 2025/6606 K. (22.04.2025) – Tazminat

Mahkeme
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/5315
Karar No
2025/6606
Karar Tarihi
22.04.2025
Konu
Tazminat, Miras

10. Hukuk Dairesi 2025/5315 E. , 2025/6606 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/1557 E., 2022/2184 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 24. İş Mahkemesi SAYISI : 2017/547 E., 2021/12 K. Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davalı ... İnş. Taş. San. ve Tic. Ltd. Şti. yönünden davanın reddine, diğer davalılar yönünden davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davacılar vekili, davalı ... Gayr. Yat. Ort. A.Ş. vekili ve davalı ... İş Gü. Ağ Sist. Nak. İnş. Hırd. San. ve Tic. Ltd. Şti.vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili ile davalı ... Gayr. Yat. Ort. A.Ş. vekili tarafından temyiz edilmek ve de davalı ... Gayr. Yat. Ort. A.Ş. vekili tarafından temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması talep edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne, duruşmanın düzenlendiği 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369. maddesinde sayılı ve sınırlı olarak gösterilen hâllerden hiçbirine uymadığından, temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına ilişkin isteğin reddine karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA Davacılar vekili özetle; müvekkillerinin murisinin iş kazası nedeniyle vefat ettiği, kazanın oluşumunda davalıların kusurlu olduklarından bahisle dava dilekçesinde anne ve baba için 1.000,00’er TL maddi, her üç davacı için 200.000,00’er TL manevi tazminat istedikten sonra aşamalarda sadece davalılar ... Şirketi ile ... Şirketi yönünden annenin maddi tazminat istemini 127.257,83 TL’ye, babanın maddi tazminat istemini 96.107,87 TL’ye arttırmıştır.

II. CEVAP Davalılar vekilleri özetle; davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuşladır.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle iş kazasının meydana gelişinde ... sigortalının %30, davalı ... Şirketinin işveren sıfatıyla %50, davalı ... Şirketinin %20 oranında kusurlu oldukları, davalı ... Şirketinin ise bir kusuru olmadığı kabulünden hareketle davalı ... Şirketi yönünden kusuru bulunnmadığından bahisle davanın reddine, diğer davalılar yönünden anne ve babanın maddi tazminat istemlerinin kabulüne, anne ve baba lehine 150.000,00’er TL manevi, kardeş lehine 30.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili, davalı ... vekili ve davalı ... Şirketi vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince yerinde görülmeyen istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ A.Temyiz Sebepleri Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle, hüküm altına alınan manevi tazminatların az olduğunu, özellikle anne ve baba yönünden hükmedilen manevi tazminatların kesin olmakla birlikte kardeş lehine hükmedilen manevi tazminat yönünden takdirin hatalı olduğunu, reddedilen manevi tazminat talepleri bakımından müvekkilleri aleyhine vekâlet ücreti ve yargılama giderine hükmedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, zira her ne kadar dava dilekçesinde bir miktar manevi tazminat talep edilmişse de Mahkemece ne miktarda tazminata hükmedileceğinin önceden bilinmesinin mümkün olmadığını, çünkü manevi tazminatın tamamen hâkimin takdirine bağlı olduğunu, bu nedenle reddedilen kısım yönünden müvekkilleri aleyhine vekâlet ücreti ve yargılama giderine hükmedilmemesi gerektiğini, davacıların maddi zararlarının çok daha fazla olduğunu, somut olayda müteveffanın kusursuz olduğunu, kusuru bulunsa dahi bu kusurun müvekkillerine yansıtılamayacağını, çünkü müvekkillerinin zarar gören üçüncü kişi konumunda olduklarını ve destekten yoksun kalma zararının yalnızca miras yoluyla geçen bir hak olmayıp bizzat müvekkillerin şahsında doğduğunu, bu sebeple varsa dahi müteveffanın kusurunun müvekkillerine yansıtılmaması gerektiğini, müteveffanın gelirinde müvekkillerin paylarının daha fazla olduğunu, dosyada hesaplama yapıldıktan sonra asgari ücret ve yargı içtihatlarının lehlerine değiştiğini, bu nedenle kararın bozulması ve yeniden hesaplama yapılması hâlinde en güncel verilerin esas alınması ve iskonto tarihlerinin de buna göre belirlenmesi gerektiğini, bu hususta fazlaya dair haklarını saklı tuttuklarını, davanın davalı ... İnşaat Taah. San. ve Tic. Ltd. Şirketi yönünden reddedilmesinin hatalı olduğunu, bu davalının da kazanın meydana gelmesinde kusuru ve sorumluluğu bulunduğunu, kabul anlamına gelmemekle birlikte bu davalıya kusur atfedilmese dahi müvekkillerine karşı müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulması gerektiğini, zira davalılar arasındaki kusur dağılımının yalnızca aralarında açılması muhtemel rücu davasının konusunu oluşturduğunu, yerel mahkemece hükmedilen alacaklara yasal faiz uygulanmasının da hatalı olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. Davalı ... Şirketi vekili temyiz dilekçesinde özetle, müvekkili şirketin işverenlik sıfatının bulunmadığını, müteveffanın diğer davalı ... firmasının işçisi olduğunu ve bu firma ile fatura karşılığı iş yapıldığını, bu nedenle müvekkili yönünden davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, nitekim müvekkile yalnızca üçüncü kişi sıfatıyla kusur atfedildiğini, işin asıl sahibinin ... Belediyesi olarak belirtilmesine rağmen İlk Derece Mahkemesince bu hususta herhangi bir araştırma yapılmadığını ve Bölge Adliye Mahkemesi tarafından da eksik incelemenin göz ardı edildiğini, dosyada alınan raporlar arasında çelişkiler bulunduğunu, ceza dosyasındaki raporun da dikkate alınmadığını, ikinci kusur raporunun çelişkiyi gidermek üzere alındığı ve ceza dosyasında suç duyurusunda bulunulmuş olmasına rağmen bu hususların değerlendirilmediğini, İlk Derece Mahkemesince kurgusal ve farazi bir iddiaya dayanılarak müvekkiline kusur atfedilmesinin kabul edilemeyeceğini, bu yöndeki itirazlarının Bölge Adliye Mahkemesince incelenmediğini, dosyada alınan bilirkişi raporlarının kendi içlerinde dahi çelişkili tespitler ve yorumlar içerdiğini, müvekkiline kusur atfedilmesinin gerekçesi olarak “duvarlara delik delinmemesi talimatı verildiği” yönündeki iddianın yargılamanın çok sonrasında ortaya atıldığını, bu durumun ne olay anında ne karakolda ne de savcılık aşamasında dile getirildiğini, dolayısıyla savunmanın genişletilmesi niteliğinde olan bu iddianın kabul edilerek kusur yüklenmesinin usul ve yasaya açıkça aykırı olduğunu, mahkemenin çelişki giderildiği gerekçesiyle itibar ettiği raporda dahi bu iddianın sonradan ileri sürüldüğü tespitinin yer aldığını, SGK teftiş raporunda da yazılı bir emir veya talimat verildiğine dair belge ibraz edilemediği, bu iddianın inandırıcı bulunmadığı yönünde tespit yapıldığını, buna rağmen bu soyut ve asılsız iddiaya dayanılarak müvekkiline kusur yüklenmesinin kabul edilemeyeceğini, bir an için bu yönde talimat verildiği kabul edilse dahi müvekkilinin sorumluluğuna gidilmesinin mümkün olmadığını, zira bilirkişilerin önceden yöntem ve metotların planlanması gerektiği yönündeki subjektif değerlendirmelerinin somut olaya uygun olmadığını, müteveffaya böyle bir talimat verilmediğini, verilmiş olsa dahi müteveffanın çalıştığı firmanın iş güvenliği firması olduğunu ve alternatif yöntemleri kendisinin belirleyebilecek ehliyette bulunduğunu, bu savunmalarına davacı tarafça dahi bu şekilde itiraz edilmemişken bilirkişilerin kendilerini taraf gibi konumlandırarak rapor düzenlemelerinin kabul edilemeyeceğini, müteveffanın iş güvenliği firmasında çalıştığını ve iş güvenliği alanında ehil olduğunu, bu nedenle ehil bir kişiye uygun olmayan bir talimat verilmiş olsa dahi bunu uygulamasının beklenemeyeceğini, müvekkil şirketin iş güvenliği yükümlülüklerine uygun davrandığının yazılı belgelerle ispatlandığını, ancak ne İlk Derece Mahkemesi ne de Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bu belgelerin incelenmediğini, müvekkil şirketin iş güvenliği uzmanı tarafından yapılan toplantıların tutanak altına alındığını, çalışanlara gerekli rehberlik ve danışmanlık hizmetlerinin verildiğini, eksiklik ve hataların sözlü, yazılı ve elektronik yollarla ilgililere bildirildiğini, bu kapsamda SGK ve Mahkeme dosyasına sunulan toplantı tutanakları, risk analiz raporları ve elektronik posta yazışmalarının dikkate alınmadan müvekkiline %20 oranında kusur atfedilmesinin kabul edilemeyeceğini, müteveffaya verilen kusurun az olduğunu, vefat eden işçinin emniyet kemeri takmış olması hâlinde hayatta kalacağının müvekkil iş güvenliği uzmanı tarafından hazırlanan 31 Mart 2017 tarihli toplantı tutanağında açıkça belirtildiğini, iddianın genişletilmesine muvafakat etmedikleri hâlde davacılara sonradan delil sunma izni verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, hesapta dikkate alınan ücretin hatalı olduğunu, taleple bağlılık ilkesine aykırı şekilde iddianın genişletilmesine izin verildiğini ve dosyaya TÜİK çıktısı alınarak ek rapor düzenlendiğini, müteveffanın “usta” olduğuna dair hiçbir belge bulunmadığı hâlde usta emsal ücretin esas alınmasının açıkça hukuka aykırı olduğunu, ek rapora bu hâliyle itibar edilerek karar verilmesinin hatalı olduğunu, ayrıca hesapta esas alınan TÜİK verisinin müteveffanın işiyle ilgisinin bulunmadığını, davacı tarafın kötü niyetli olarak “bilim ve mühendislik ile ilgili yardımcı profesyonel meslek mensupları” sınıfı üzerinden sorgulama yaparak bu veriyi sunduğunu, bu iş kolunun müteveffanın fiilen yaptığı işle ilgisi bulunmadığını, kabul anlamına gelmemekle birlikte, davacılardan baba ...’in emekli aylığı almakta olduğunu ve bu nedenle destekten yoksun kalma tazminatı talep etmesinin mümkün olmadığını, diğer davacı ...’in adına kayıtlı taşınmazları ve kira geliri bulunduğunu, ailesiyle birlikte yaşadığı taşınmazda kira gideri dahi bulunmadığını, dolayısıyla müteveffanın desteğine muhtaç olmadığını ve yapılan fahiş hesaplamaya itiraz ettiklerini, SGK’nın yaptığı aylık araştırmasının da bu yönüyle eksik ve hatalı olduğunu, bu hususta Bölge Adliye Mahkemesine itirazda bulunduklarını ancak bu itirazların gerekçeli kararda karşılık bulmadığını, kabul anlamına gelmemekle birlikte davacı anne ve babanın müteveffanın desteğine muhtaç olduklarına dair ispat yükünü yerine getirmediklerini, hakkaniyet indirimi uygulanmasını talep ettiklerini, manevi tazminat talebinin reddi gerektiğini, bu kabul edilmeyecekse hükmedilen manevi tazminat miktarlarının fahiş olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. Dosya kapsamından, Dairemizin geri çevirme kararı ile temin edilen sözleşme ile dava dışı ... Belediyesi'nin ... Yapı Endüstri ve Ticaret A.Ş., ... Ürünleri İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret A.Ş., ... A.Ş., ... Üretim İnşaat ve Ticaret A.Ş., ... Endüstri ve Ticaret A.Ş., ... Elektrik Üretim Dağıtım Proje İnşaat Turizm A.Ş. şirketlerinden oluşan ortak girişime, ... Kentsel Dönüşüm Projesi alanında 1.232.322,65 m² inşaat alanı içerisinde konut, ticaret, altyapı, peyzaj, çevre düzenlemesi, sosyal donatı, kentsel tasarım ve aynı alanda proje geliştirme işine ait kat karşılığı inşaat yaptırılması işini verdiği, davalı ... A.Ş.'nin bu ortak girişimin içerisinde yer aldığı, olay tarihi itibariyle ... sigortalının davalı ... Şirketinin işçisi olarak söz konusu şantiyede güvenlik filesi montaj ustası sıfatıyla görev yapmakta iken, 13. kata güvenlik ağı takmaya çalıştığı sırada, kendisi tarafından monte edilen platformun demirinin kopması neticesinde şaft boşluğundan zemine düşerek vefat ettiği, güvenlik ağı montaj işinin yapılması yönündeki talebin davalı ... Şirketinden geldiği, yazılı bir sözleşme olmamakla birlikte ... Şirketinin, işi nakliye ve montaj dâhil olarak fatura karşılığı davalı ... Şirketine yaptırdığı, dosyada bu konuda sipariş belgesinin yer aldığı, İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesi tarafından tazminatlardan sorumlu tutulan ... Şirketi ile ... Şirketi arasında asıl-alt işveren ilişkisi bulunup bulunmadığı yönünde açık bir niteleme yapılmamışsa da, hükme esas alınan kusur ve hesap raporları birlikte değerlendirildiğinde, davalı ... Şirketinin işveren; davalı ... Şirketinin ise üçüncü kişi sıfatıyla sorumlu tutulduğu anlaşılmaktadır. Olay anında müteveffanın yanında bulunan ve kendisi de davalı ... Şirketinin işçisi olan ... ile davalı ... Şirketinin iş güvenliği uzmanı ... ...'nin ceza dosyasında sanık olarak yargılandıkları, ...'in kolluk ifadesinde ve ceza dosyasında yaptığı savunmasında ... ile birlikte çalıştıklarını, sigortalının şaft filesi taktığını, kendisinin yardımcı olduğunu, iş güvenliği uzmanı ... ...’nin kendilerini emniyet kemeri takmaları konusunda uyardığını, ancak sigortalının bu uyarıya aldırış etmediğini, platformdan gelen ses sonrası onun zemine düştüğünü fark ettiğini ve platformun monte edildiği duvarlara zarar vermemek adına tam sabitleme yapılamadığını ifade ettiği, ... ...'nin ifadesinde ... Şirketinin iş güvenliği uzmanı sıfatıyla çalıştığını, kendi yetkilerinin ... çalışanlarıyla sınırlı olduğunu, alt yüklenici veya fatura karşılığı iş yapan firmalara doğrudan emir verme yetkileri bulunmadığını, kazanın yaşandığı gün ... ve ...’yi güvenlik ağı takarken gördüğünü, genel ve emniyet kemeri kullanımı yönünde uyarıda bulunduğunu, ancak olay anında herhangi bir kişisel koruyucu donanım kullanılmadığını değerlendirdiğini, ayrıca kullanılan platformun duvarlara zarar verilmemesi gerektiği yönünde ... tarafından kazadan önce ... Şirketine bildirildiğini beyan etmiştir. Ceza davasındaki savunmasında da, olay yerinde kullanılan platformdan işverenin sorumlu olduğunu, kendisinin gerekli uyarıları yaptığını, kazanın kişisel koruyucu donanım eksikliğinden kaynaklandığını ve bu yönüyle kusursuz olduğunu ileri sürdüğü görülmektedir. Kurum inceleme raporunda sigortalının %15, ... Şirketinin işveren sıfatıyla %60, ... Şirketinin 3. kişi sıfatıyla %25 oranında kusurlu olduğunun belirtildiği, Mahkemece iki adet kusur raporu alındığı ve aynı yöndeki bu raporlara itibar edildiği, raporlarda sigortalının %30, ... Şirketinin işveren sıfatıyla %50, ... Şirketinin %20 oranında kusurlu olduğunun, ... Şirketinin ise kusursuz olduğunun belirtildiği, aynı kaza olayına ilişkin olarak Dairemizin geri çevirme kararı ile dosya kapsamına giren ceza dava dosyasında; davalı işveren ... Şirketinin işveren vekili ..., davalı işveren ... Şirketinin kaza anında murisin yanında olan diğer işçisi ..., davalı ... Şirketinin iş güvenliği uzmanı ... 'nin sanık olarak yargılandıkları, İlk Derece Ceza Mahkemesinin işveren vekili ...’i asli kusurlu bularak erteli hapis cezasına çarptırdığı Bölge Adliye Mahkemesi aşamasında kesinleştiği, (Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 12. Ceza Dairesi, 2018/3985 Esas), işveren ... Şirketinin diğer işçisi ...'in ekip şefi ve sorumlusu sıfatıyla tali kusurlu bulunarak cezalandırılmasına karar verildiği ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, iirazın reddi ile kesinleştiği, davalı ... Şirketinin iş güvenliği uzmanı ... 'nin kusursuz bulunarak beraat ettiği ve Bölge Adliye Mahkemesi aşamasında kesinleştiği, İlk Derece Ceza Mahkemesi'nin olayda kusurları olduğu anlaşılan davalı ...'ın proje müdürü ... ve ... Ltd. Şti iş güvenliği uzmanları hakkında taksirle bir kişinin ölümüne sebebiyet vermek eyleminden gereğinin takdir ve ifası için karar kesinleştiğinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmasına karar verildiği, cevabi yazıya göre Ankara 78. Asliye Ceza Mahkemesinin 2024/333 Esas sayılı dosyası ile 2024 Eylül ayında dava açıldığı henüz karara çıkmadığı, ücret tespiti yönünden temin edilen TÜİK ücretinin davacılar vekili tarafından dosyaya ibraz edilmiş olup doğruluğunun mahkemece araştırılmadığı, kaldı ki emsal ücretin Bilim Ve Mühendislik İle İlgili Yardımcı Profesyonel Meslek Mensupları ana başlığı altında tespit edildiği, Çevre Ve Şehircilik Bakanlığı ve meslek odasından ücret araştırıldığı ancak emsal ücret tespit edilemediği, hükme esas 30.12.2020 tarihli bilirkişi hesap raporunda müteveffanın ücretinin asgari ücretin 2.656 katına isabet ettiği kabul edilerek hesaplama yapıldığı, davacılar vekilinin ek hesap raporunun tebliğinden sonra itiraz süresi içerisinde verdiği ve ıslah dilekçesi olarak adlandırdığı 06.01.2021 tarihli dilekçesinde “Müteveffanın geliri çok daha yüksek olmakla beraber hesaplamanın asgari ücrete göre değil gerçek ücretine en yakın ve yerleşik içtihatlarda da kabul gören verilere göre yapılması hukuka uygun olmuştur.” şeklinde beyanda bulunduğu, yine bu ıslah dilekçesinde hesaba pay yönünden ve murisin kusursuz olduğu, kusurlu kabul edilse bile bu kusurun davacılar anne ve babaya yansıtılamayacağı gerekçeleri ile de itiraz ettiği, buna rağmen davacı vekilinin aynı dilekçede “Müvekkillerin zararları çok daha fazla olmakla beraber kaza tarihinden beri mağdur durumda olan müvekkillerin mağduriyetlerinin daha da artmaması adına, fazlaya ilişkin her türlü dava talep ve ıslah haklarımız saklı kalmak kaydıyla dava dilekçemizdeki taleplerimizi aşağıdaki gibi artırıyoruz.” şeklinde beyanda bulunup davalılar ... Şirketi ve ... Şirketi yönünden ek hesap raporunda hesaplanan tutarlar doğrultusunda maddi tazminat istemlerini arttırdığı, davacılar vekilinin takip eden 26.01.2021 tarihli karar celsesinde “Rapora karşı beyanlarımızı aynen tekrar ederiz, Dava ve ıslah dilekçemizi aynen tekrar ederiz, davanın kabulüne karar verilsin, mazeretleri kabul etmiyoruz, dosya karar aşamasındadır.” şeklinde beyanda bulunduğu anlaşılmaktadır. İş kazalarından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davalarında zararlandırıcı olaya neden oldukları ileri sürülen kişi veya kişilerin kusur oranlarının kesin olarak tespiti önem taşımaktadır. Zira maddi tazminat davalarında sigortalının kazanç kaybının hesaplanmasında davacının kendi kusuru oranında tespit olunan kazanç kaybından indirim yapılacağı gibi yine manevi tazminat davalarında hükmedilecek manevi tazminat miktarının takdirinde tarafların kusur durumu Mahkemece öncelikle dikkate alınacaktır. Bunun yanında meydana gelen zarardan müteselsilen sorumlu olanların kendi aralarındaki kusur dağılımı, kendi payına düşenden fazla ödeme yapan müteselsil borçlunun diğer müteselsil borçlu veya borçlulara karşı yönelteceği rücu alacağının miktarını da etkilemektedir. Öte yandan zararlandırıcı sigorta olayına maruz kalan sigortalının yakınlarının maddi zararının hesabında, gerçek ücretin esas alınması koşuldur. Gerçek ücretin ise işçinin imzasının bulunduğu ücret tediye bordrolarından saptanacağı, işçinin imzasının bulunmadığı iş yeri ve sigorta kayıtlarının nazara alınamayacağı, işçinin imzasının bulunduğu ücret tediye bordrolarının bulunmaması durumunda işçinin yaşı, kıdemi, mesleki durumu dikkate alınarak, emsal işi yapan işçilerin aldığı ücret gözönünde tutularak belirlenmesi gerektiği, Dairemizin giderek Yargıtay'ın yerleşmiş görüşlerindendir. Somut olayda, davalı şirketler, adi ortaklığı oluşturan dava dışı şirketler ve dava dışı ... Belediyesi arasındaki hukuki ilişkilerin niteliği irdelenmeden, haklarında ceza davası açılan gerçek kişilerin kusur durumları konusunda bir değerlendirme yapılmadan sonuca gidilmesi yerinde görülmemiştir. Bunun yanında eksik araştırma ile ücret tespit edilerek yazılı şekilde karar verilmesi de hatalı olmuştur. Mahkemece yapılacak iş; dava dışı ... Belediyesi ile davalı şirketler ve adi ortaklığı oluşturan dava dışı şirketler arasındaki hukuki ilişkilerin niteliklerini tereddüte yer bırakmayacak şekilde belirlemek, bu kapsamda adı geçenlerin asıl/alt işveren sıfatları bulunup bulunmadığını tespit etmek, montaj sırasında duvarlara delik delinmesine izin verilmediğine dair iddialara karşı savunmalar da gözetilip bu yöne ilişkin maddi olguyu açıklığa kavuşturmak, kesinleşen ceza dava dosyası ve suç duyurusunda bulunulması üzerine açılan ceza dava dosyası içeriklerini gözetmek, Kurum tarafından açılmış ise aynı olaya ilişkin rücuan tazminat dava dosyasını celp edip irdelemek, farklı bir bilirkişi kurulundan rapor alarak kusurun oran ve aidiyetini belirlemek, kazalının file montaj ustası mı ya da işçisi mi ya da file örme işinde mi çalıştığı tereddüte yer bırakmayacak şekilde açıklığa kavuşturulduktan sonra sigortalının yaptığı iş, yaşı, mesleki kıdemi ve iş yerindeki kıdemi belirtilmek suretiyle TÜİK’den, meslek odasından ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'ndan bilinen devrede sigortalının alabileceği ücretleri sormak, elde edilecek sonuçları dosyadaki diğer verilerle birlikte değerlendirip sigortalının gerçek ücretini tereddütsüz olarak belirlemek, sonrasında davacı tarafın ek hesap raporuna karşı beyanlarını ve özellikle asgari ücretin 2.656 katına isabet eden ücret yönünden bir itirazları olmadığını dikkate alarak 30.12.2020 tarihli hesap raporunun bilinen (iskontosuz), bilinmeyen (iskontolu) dönemlerin başlangıç ve bitiş tarihlerinin değiştirilmemesi gerektiğini göz önünde bulunduran yeni bir bilirkişi hesap raporu almak ve usuli kazanılmış hakları da gözeterek çıkacak sonuca göre bir karar vermekten ibarettir.

VI. KARAR Açıklanan sebeplerle, 1.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2.İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Temyiz eden tarafların sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz eden ilgililere iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 22.04.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Metin Yargıtay'ın yayımladığı karar metninden alınmıştır. Dilekçede kullanmadan önce resmî metinle karşılaştırın.

Bu konuda başka emsal mi arıyorsunuz?

SmartHukuk'ta olayınızı kendi cümlenizle yazın; ilgili Yargıtay kararlarını künyesi ve dayanak maddeleriyle birlikte bulun.

Emsal karar ara

Aynı daireden yakın tarihli kararlar

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi – Nisan 2025 kararlarının tamamı