Yargıtay Kararları › Yargıtay 8. Hukuk Dairesi › Haziran 2025 › 2025/993 E., 2025/4817 K.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2025/993 E., 2025/4817 K. (23.06.2025) – Tapu

Mahkeme
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/993
Karar No
2025/4817
Karar Tarihi
23.06.2025
Konu
Tapu

8. Hukuk Dairesi 2025/993 E. , 2025/4817 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/1197 E., 2024/2100 K. KARAR : İstinaf başvurusunun esastan reddine İLK DERECE MAHKEMESİ : Çanakkale Kadastro Mahkemesi SAYISI : 2022/25 E., 2023/60 K. Taraflar arasındaki uygulama kadastrosuna itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: K A R A R 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) 22/2-a maddesi uyarınca yapılan uygulama kadastrosu sırasında, Çanakkale ili ... ilçesi ... köyü çalışma alanında ve tapuda davacı ... adına kayıtlı bulunan eski 1120 parsel sayılı ve 447,29 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, 139 ada 1 parsel numarasıyla ve 442,07 metrekare yüzölçümlü olarak tespit edilmiştir. İtirazı kadastro komisyonunca reddedilen davacı ... vekili dava dilekçesinde; uygulama kadastrosu sırasında müvekkiline ait taşınmazın yüzölçümünün azaldığını ileri sürerek dava açmıştır. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; müvekkili İdarenin kanuni hasım konumunda olmadığını ve husumet yöneltilemeyeceğini, yenileme kadastrosuna ilişkin işlemlerin, müvekkili Kadastro Müdürlüğü tarafından, 3402 sayılı Kanun'un 22/a maddesi ve yönetmelik hükümlerine uygun olarak yapıldığını belirterek, davanın husumet yokluğundan, aksi durumda ise esastan reddine karar verilmesini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "bilirkişi raporu ile dava konusu alanın tesis kadastrosunun 1979 yılında 766 sayılı Kanuna göre prizmatik ölçü yöntemi ile tespit edilip planimetre ile paftasından alan hesabının yapıldığının, yüzölçüm hassasiyetinin az olması nedeniyle hatalar içerdiği ve teknik olarak yetersiz kalması nedeniyle uygulama kapsamına alınarak güncelleme yapıldığının, parsellerin ilk tesis kadastrosundaki yüzölçümü ile 22/a sonrası yüzölçümü arasında artış ve azalışların yanılma sınırı içinde kaldığının ve tesis kadastrosunda tersimat hatasının bulunmadığının tespit edildiği, 2006 yılında Kadastro Kanunu'nun 41. maddesi uygulamasının yapıldığı, uygulama öncesi ve sonrasına ait durumun birbiri üzerine aplike edildiğinde dava konusu parselin bulunduğu ada içindeki tapu alanlarındaki değişimin artma-azalma sebebinin tespiti bakımından tesis kadastrosuna en yakın tarihli hava fotoğraflarının incelemesinde; 1977 tarihli hava fotoğraflarında da parselin 22/a uygulamasında alınan sınırlarla uyumlu olduğu, sınırlarda tesis kadastrosundan sonra hiçbir değişiklik olmadığının tesis kadastrosuna en yakın tarihli ve dosyadaki tüm hava fotoğraflarıyla ve mahalli bilirkişi beyanlarıyla sabit olduğu, uygulama öncesi ve sonrası arasında oluşan 5,22 metrekarelik farkın ölçü, hesaplama tekniği ve teknoloji farklılığından meydana geldiği, gerçeğin en resmi delili olan hava fotoğrafları, tesis kadastrosu evrakları, beyanlar ve tüm dosya kapsamından sabit olduğu, 22/a çalışmasının 3402 sayılı Kanun'un 22/a maddesi, yönetmelik ve genelge hükümlerine uygun olduğu" gerekçesiyle davanın reddine, çekişmeli taşınmazın uygulama tespiti gibi tapuya tesciline karar verilmiş; hükmün, davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince; "dosya içeriğine, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, yapılan keşif sırasında dinlenilen yerel bilirkişi beyanlarına, görüşleri hükme esas alınan teknik bilirkişi rapor içeriği ile getirtilen pafta örnekleri incelendiğinde; öncesinde 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 41.maddesi gereği düzeltme yapılan ve kesinleşmekle tapu siciline işlenen komşu 139 ada 2 parsel ile ara sınırının 41. madde gereği belirlenen ve teknik hata bulunmayan sınır ile uyumlu ve aynı olacak şekilde geçerli sınır olarak belirlenmesinde, diğer sınırlar açısından ise teknik bilirkişi raporunda tesis kadastro tespit tarihi olan 1978 yılına en yakın tarihli 1977 yılı hava fotoğrafında net olarak dava konusu parsel sınırlarının uygulama ile alınan sınırlar ile uyumlu olduğunun, yine tesis kadastro paftasında tersimat hatasının da bulunmadığının, ayrıca davacı parselinde meydana gelen azalmanın tecviz sınırında kaldığının bildirilmesi hususları birlikte gözetildiğinde, uygulama kadastrosunun Kanun ve Yönetmeliklere uygun olarak belirlendiğinin anlaşılması ile tutanağında açıklandığı üzere hesaplama yöntemi ve teknoloji farklılığından meydana gelen ve tecviz sınırları içinde olan azalma miktarı yönüyle davacının keşfe rağmen açıkça komşu parsele malik yada maliklerine yönelik davaya dahil etme isteminde bulunmadığı gibi bu yönde de bir istinaf nedeni ileri sürmediği gözetildiğinde husumetin sadece Kadastro Müdürlüğüne yöneltilmesinde de bir isabetsizlik bulunmadığının anlaşıldığı" belirtilerek, istinaf başvurusu esastan reddedilmiş; Bölge Adliye Mahkemesi kararına karşı davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesi kararlarındaki gerekçelere, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369/1. maddesi de gözetilerek yapılan incelemede aynı Kanun’un 371. maddesinde yer alan sebeplerden biri de bulunmadığına göre, temyizen incelenen karar usul ve Kanuna uygun olup davacı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. S O N U Ç : Yukarda açıklanan nedenlerle temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370. maddesi uyarınca ONANMASINA, 615,40 TL onama harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 23.06.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. SUCCESS ADALET_SUCCESS İşlem başarıyla gerçekleştirildi! İşlem başarıyla gerçekleştirildi! 4fecede950c08ac6 59e79f08310a59a3

Metin Yargıtay'ın yayımladığı karar metninden alınmıştır. Dilekçede kullanmadan önce resmî metinle karşılaştırın.

Bu konuda başka emsal mi arıyorsunuz?

SmartHukuk'ta olayınızı kendi cümlenizle yazın; ilgili Yargıtay kararlarını künyesi ve dayanak maddeleriyle birlikte bulun.

Emsal karar ara

Aynı daireden yakın tarihli kararlar

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi – Haziran 2025 kararlarının tamamı