Yargıtay Kararları › Yargıtay 8. Hukuk Dairesi › Ekim 2025 › 2024/1403 E., 2025/6255 K.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2024/1403 E., 2025/6255 K. (08.10.2025) – Tapu

Mahkeme
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi
Esas No
2024/1403
Karar No
2025/6255
Karar Tarihi
08.10.2025
Konu
Tapu

8. Hukuk Dairesi 2024/1403 E. , 2025/6255 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2020/293 E., 2022/555 K. Taraflar arasındaki tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı davacılar vekili, davalılar Hazine vekili ve ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikler yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: K A R A R Davacılar vekili dava dilekçesinde; Kahramanmaraş ili Göksun ilçesi ... köyü ... mevkinde doğusunda ... , batısında ... ve ... oğlu ...'ın yeri, kuzeyinde yol ve ... giden ark, güneyinde ... oğlu ...'a ait olan yer ile çevrili olan taşınmazın tespit harici bırakıldığını, bu yerin davacıların murisi ...'a 06.05.1965 tarihli ve ..., sıra no:2 ve 08.11.1971 tarihli ve ..., sıra no:11 numaralı tapular ile ait olmasına rağmen Orman İdaresince orman sınırlandırılması içine alınarak davacıların itirazlarının engellendiğini belirterek, dava konusu yerin orman sınırlandırılmasının iptaline, sınırları belirtilen taşınmazın davacılar adına murislerinin veraset ilamındaki payları oranında tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir. Davalılar vekilleri; davanın reddine karar verilmesini talep etmişlerdir. İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda 25.07.2011 tarihli ve 2009/154 Esas, 2011/515 Karar sayılı kararla; dava konusu taşınmazın bulunduğu yerde kadastro çalışmalarının 1974 yılında tamamlandığı, bu tarihte dava konusu taşınmazın belirtilen kısmının tespit harici bırakıldığı, tespit harici bırakılma tarihinden itibaren geçen yıllar içerisinde ve öncesinde dava konusu taşınmazın davacılar tarafından hiç kullanılmadığı, ekilip biçilmediği, evvelinden beri çalılık olduğunun anlaşıldığı, fen bilirkişisinin raporunda taralı şekilde gösterilen kısım ise her ne kadar davacılar ve öncesinde murisleri tarafından ekilip dikilmek suretiyle kullanılmış ise de bahsedilen taşınmaz kısmının tapulu bir taşınmazın (407 parsel sayılı) sınırları dahilinde olduğu, bu durumda bahsedilen taşınmaz kısmı hakkında kadastro işleminin gerçekleştiği tarihten itibaren 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) 12/3. maddesindeki sürenin geçtiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. Hükmün davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 16.10.2014 tarihli ve 2014/6477 Esas, 2014/8506 Karar sayılı ilamıyla; "...İlk Derece Mahkemesince, davacıların dayandığı Mayıs 1965 tarihli ve 2 sıra numaralı tapu kaydının ilk oluşumundan itibaren tüm gittileri ve varsa krokisi, dayanak tapu kaydının revizyon gördüğü tüm parsel tutanakları, komşu parsel ve dayanakları, en eski tarihli hava fotoğrafı ile en eski tarihli hava fotoğrafından üretilen memleket haritası ve varsa amenajman planı ilgili yerlerden getirtilip, önceki bilirkişiler dışında halen Orman ve Su İşleri Bakanlığı ve bağlı birimlerinde görev yapmayan bu konuda uzman orman mühendisleri arasından seçilecek üç orman mühendisi, bir ziraat mühendisi ve bir harita mühendisi marifetiyle yeniden yapılacak inceleme ve keşifte; getirtilen belgeler çekişmeli taşınmaz ile birlikte çevre araziye de uygulanmak suretiyle taşınmazın öncesinin bu belgelerde ne şekilde nitelendirildiği belirlenmeli; 3116, 4785 ve 5658 sayılı Kanunlar karşısındaki durumu saptanmalı; tapu ve zilyetlikle ormandan toprak kazanma olanağı sağlayan 3402 sayılı Kanun'un 45. maddesinin ilgili fıkraları, Anayasa Mahkemesinin 01.06.1988 tarihli ve 31/13 E.K.; 14.03.1989 tarihli ve 35/13 E.K. ve 13.06.1989 tarihli ve 7/25 E.K. sayılı kararları ile iptal edilmiş ve kalan fıkraları da 03.03.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5304 sayılı Kadastro Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un (5304 sayılı Kanun) 14. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış olduğundan bu yollarla ormandan yer kazanılamayacağı; öncesi orman olan bir yerin üzerindeki orman bitki örtüsü yok edilmiş olsa dahi, salt orman toprağının orman sayılan yer olduğu düşünülmeli; keşifte, hâkim gözetiminde, taşınmazın dört yönden renkli fotoğrafları çektirilip onaylanarak dosyaya eklenmeli, taşınmazın konumunu gösteren orijinal-renkli (renkli fotokopi) memleket haritasının ölçeği kadastro paftası ölçeğine, yine kadastro paftası ölçeği de memleket haritası ölçeğine çevrildikten sonra, her iki harita komşu ve yakın komşu parselleri de içine alacak şekilde birbiri üzerine aplike edilmek suretiyle, çekişmeli taşınmazın konumunu çevre parsellerle birlikte haritalar üzerinde gösterecekleri ayrı renklerle işaretli ve bilirkişilerin onayını taşıyan, duraksamaya yer vermeyecek nitelikte kroki düzenlettirilmeli, dayanak tapu kaydı yöntemince yerel bilirkişi ve harita mühendisi bilirkişi eliyle zemine uygulanmalı, hudutları yerel bilirkişiden sorulup irdelenmeli, tapu kayıtları uyuyor ise tapu kayıtlarına 3402 sayılı Kanun'un 20/B maddesi bağlamında öncelikle kapsam tayin edilmeli, tapu kaydı değişebilir sınırları içerdiği kabul edildiği takdirde ise yöntemince zemine uygulanıp, 3402 sayılı Kanun'un 20/C ve 21. maddeleri gereğince yüzölçümüne değer verilerek sabit ve kesinleşmiş sınırdan başlamak koşulu ile kapsamı belirlenmeli ve harita mühendisi bilirkişiye tapu kaydının sınırları itibariyle kapsadığı alanı ve yüzölçümüyle geçerli kapsamını ayrı ayrı gösteren ayrı renkli kalemlerle işaretli müşterek imzalı kroki düzenlettirilmeli; asıl taşınmazın kapsamı, orman veya ormandan açma değilse, miktar fazlasının sınırda bulunan ormandan açma yapılarak kazanıldığı kabul edilme ve dayanak tapu kaydının eski tarihli resmî belgelerdeki nitelendirilmesine göre 3116, 4785 ve 5658 sayılı Kanunlar karşısında hukuki geçerliliğini yitirip yitirmediği değerlendirilmelidir. Yukarıda açıklanan yöntemle yapılacak araştırma sonucu, taşınmazın orman sayılan yerlerden olmadığı ve davacının dayandığı tapu kaydının kapsamı dışında kaldığı anlaşıldığı takdirde, davacının zilyetlik yolu ile kazanma koşullarının araştırılması gerekir. Bu cümleden olarak; taşınmazın ne kadar zamandır boş vaziyette olup kullanılmadığı yerel bilirkişi ve tanıklardan sorulmak suretiyle tespit edilmeli, taşınmazın öncesinde ne şekilde tasarruf edildiği ayrıntılı biçimde açıklattırılmalı, taşınmaz üzerinde taraflar yararına zilyetlik koşullarının oluşup oluşmadığı belirlenmeli, uzman ziraat mühendisi bilirkişisinden; taşınmazın niteliği hususunda, komşu parsellerin toprak yapısı da mukayese edilmek suretiyle, toprak yapısı ve niteliğini belirtir ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınmalı, taşınmazda zilyetlik koşulları oluşmuş ve iradi terk söz konusu değil ise 3402 sayılı Kanun'un 14. maddesi uyarınca, davacılar yanında, murisler yönünden de tapu ve ilgili kadastro müdürlükleri ile mahkeme yazı işleri müdürlüğünden araştırma yapılıp, aynı Kanun'un 3.7.2005 tarihli ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu (5403 sayılı Kanun) ile değiştirilen 14/2. maddesi hükümleri dikkate alınarak sulu ve susuz olarak kazanılmış toprak miktarı belirlenip, Kanun'un getirdiği sınırlamanın aşılıp aşılmadığı saptanmalı ve daha sonra toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilip, ulaşılacak sonuca göre bir hüküm kurulmalıdır." gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda, 25.02.2016 tarihli ve 2015/3 Esas, 2016/87 Karar sayılı kararla; davacıların hak iddia ettikleri yerlerin özel mülkiyete elverişli olmayan, büyük bir kısmı orman niteliğinde olan yerlerden olduğu, dava dosyasında ileri sürülen tapu kaydının 1975 yılında yapılan kadastro esnasında tatbik edilemediği, davacıların ekip kullandıklarını iddia ettikleri yerlerin kadastroda tespitinin yapılıp kesinleşen bir başka taşınmazın (407 parselin) içinde kaldığı, diğer kısımların ise bugüne kadar hiç ekilip dikilmediği, ekilip dikilmesi mümkün olan yerlerden olmadığı, dosyada bulunan taşınnmazın birebir fotoğraflarından da anlaşılabileceği gibi büyük bir kısmının orman olduğu, özel mülkiyete elverişli olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Hükmün davacılar vekili ve davalı ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 05.02.2019 tarihli ve 2016/11530 Esas, 2019/639 Karar sayılı ilamıyla; "...İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak davanın reddine karar verilmiş ise de bozma gereği tam olarak yerine getirilmemiş, dava konusu taşınmazın hava fotoğrafındaki konumu ve kullanım durumu belirlenmemiş, davacıların dayandığı tapu kaydı sınırları yerel bilirkişi ve taraf tanıklarından sorularak uygulanmamış, dört sınır itibarıyla taşınmaza uyup uymadığı saptanmamış, yine taşınmazın öncesinin kime ait olduğu, dava tarihine kadar kim tarafından ne şekilde tasarruf edildiği ve kullanımın ne sıfatla olduğu açıkça belirlenmemiştir. Bu şekilde eksik inceleme ile hüküm kurulamaz. Bu nedenle; İlk Derece Mahkemesince, davacıların dayandığı Mayıs 1965 tarihli ve 2 sıra numaralı ve Kasım 1971 tarihli ve 11 sıra numaralı tapu kayıtlarının ilk oluşumundan itibaren tüm gittileri ve varsa krokileri, dayanak tapu kayıtlarının revizyon gördüğü tüm parsel tutanakları, komşu parsel ve dayanakları, en eski tarihli hava fotoğrafı ile en eski tarihli hava fotoğrafından üretilen memleket haritası ve varsa amenajman planı ilgili yerlerden getirtilip, önceki bilirkişiler dışında halen Tarım ve Orman Bakanlığı ve bağlı birimlerinde görev yapmayan bu konuda uzman orman mühendisleri arasından seçilecek bir orman mühendisi, bir ziraat mühendisi ve bir harita mühendisi marifetiyle yeniden yapılacak inceleme ve keşifte; getirtilen belgeler çekişmeli taşınmaz ile birlikte çevre araziye de uygulanmak suretiyle, taşınmazın öncesinin bu belgelerde ne şekilde nitelendirildiği belirlenmeli; 3116, 4785 ve 5658 sayılı Kanunlar karşısındaki durumu saptanmalı; tapu ve zilyetlikle ormandan toprak kazanma olanağı sağlayan 3402 sayılı Kanun'un 45. maddesinin ilgili fıkraları, Anayasa Mahkemesinin 01.06.1988 tarihli ve 31/13 E. K.; 14.03.1989 tarihli ve 35/13 E. K. ve 13.06.1989 tarihli ve 7/25 E. K. sayılı kararları ile iptal edilmiş ve kalan fıkraları da 03.03.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5304 sayılı Kanun'un 14. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış olduğundan, bu yollarla ormandan yer kazanılamayacağı; öncesi orman olan bir yerin üzerindeki orman bitki örtüsü yok edilmiş olsa dahi, salt orman toprağının orman sayılan yer olduğu düşünülmeli; keşifte, hâkim gözetiminde, taşınmazın dört yönden renkli fotoğrafları çektirilip, onaylanarak dosyaya eklenmeli, taşınmazın konumunu gösteren orijinal-renkli (renkli fotokopi) memleket haritasının ölçeği kadastro paftası ölçeğine, yine kadastro paftası ölçeği de memleket haritası ölçeğine çevrildikten sonra, her iki harita komşu ve yakın komşu parselleri de içine alacak şekilde birbiri üzerine aplike edilmek suretiyle, çekişmeli taşınmazın konumunu çevre parsellerle birlikte haritalar üzerinde gösterecekleri ayrı renklerle işaretli ve bilirkişilerin onayını taşıyan, duraksamaya yer vermeyecek nitelikte kroki düzenlettirilmeli, dayanak tapu kayıtları yöntemince yerel bilirkişi ve harita mühendisi bilirkişi eliyle zemine uygulanmalı, hudutları yerel bilirkişiden sorulup irdelenmeli, tapu kayıtları uyuyor ise tapu kayıtlarına 3402 sayılı Kanun'un 20/B maddesi bağlamında öncelikle kapsam tayin edilmeli, tapu kaydı değişebilir sınırları içerdiği kabul edildiği takdirde ise yöntemince zemine uygulanıp, 3402 sayılı Kanun'un 20/C ve 21. maddeleri gereğince yüzölçümüne değer verilerek sabit ve kesinleşmiş sınırdan başlamak koşulu ile kapsamı belirlenmeli ve harita mühendisi bilirkişiye tapu kaydının sınırları itibariyle kapsadığı alanı ve yüzölçümüyle geçerli kapsamını ayrı ayrı gösteren ayrı renkli kalemlerle işaretli müşterek imzalı kroki düzenlettirilmeli; asıl taşınmazın kapsamı, orman veya ormandan açma değilse, miktar fazlasının sınırda bulunan ormandan açma yapılarak kazanıldığı kabul edilme ve dayanak tapu kaydının eski tarihli resmî belgelerdeki nitelendirilmesine göre 3116, 4785 ve 5658 sayılı Kanunlar karşısında hukukî geçerliliğini yitirip yitirmediği değerlendirilmelidir. Yukarıda açıklanan yöntemle yapılacak araştırma sonucu, taşınmazın orman sayılan yerlerden olmadığı ve davacının dayandığı tapu kaydı kapsamı dışında kaldığı anlaşıldığı takdirde, davacının zilyetlik yolu ile kazanma koşullarının araştırılması gerekir. Bu cümleden olarak; taşınmazın ne kadar zamandır boş vaziyette olup kullanılmadığı yerel bilirkişi ve tanıklardan sorulmak suretiyle tespit edilmeli, taşınmazın öncesinde ne şekilde tasarruf edildiği ayrıntılı biçimde açıklattırılmalı, taşınmaz üzerinde taraflar yararına zilyetlik koşullarının oluşup oluşmadığı belirlenmeli, uzman ziraat mühendisi bilirkişiden; taşınmazın niteliği hususunda, komşu parsellerin toprak yapısı da mukayese edilmek suretiyle, toprak yapısı ve niteliğini belirtir ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınmalı, taşınmazda zilyetlik koşulları oluşmuş ve iradi terk söz konusu değil ise 3402 sayılı Kanun'un 14. maddesi uyarınca, davacılar yanında, murisler yönünden de tapu ve ilgili kadastro müdürlükleri ile mahkeme yazı işleri müdürlüğünden araştırma yapılıp, aynı Kanun'un 3.7.2005 tarihli ve 5403 sayılı Kanun ile değiştirilen 14/2. maddesi hükümleri dikkate alınarak sulu ve susuz olarak kazanılmış toprak miktarı belirlenip, Kanun'un getirdiği sınırlamanın aşılıp aşılmadığı saptanmalı ve daha sonra toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilip ulaşılacak sonuca göre bir hüküm kurulmalıdır." gerekçesiyle hüküm bozulmuştur. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda, dava konusu taşınmazın (A) harfi ile gösterilen kısmının Taşoluk içinde 2136 parsel numaralı orman alanı içinde kaldığı, 13.08.2007 tarihinde kesinleşen orman kadastrosu ile orman sınırında olduğu, taşınmazın (B) harfi ile gösterilen kısmının ... içinde 1975 tarihinde tapulama harici alan olarak tespit gördüğü, davacıların hak iddia ettikleri yerlerin özel mülkiyete elverişli olmayan, büyük bir kısmı orman niteliğinde olan yerlerden olduğu, dava dosyasında ileri sürülen tapu kaydının 1975 yılında yapılan kadastro esnasında tatbik edilemediği, davacıların ekip kullandıklarını iddia ettikleri yerlerin kadastroda tespitinin yapılıp kesinleşen bir başka taşınmazın (407 parselin) içinde kaldığı, diğer kısımların ise bugüne kadar hiç ekilip dikilmediği, ekilip dikilmesi mümkün olan yerlerden olmadığı, dosyada bulunan taşınmazın birebir fotoğraflarından da anlaşılabileceği gibi büyük bir kısmının orman olduğu, özel mülkiyete elverişli olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacılar vekili, davalılar Hazine vekili ve ... vekili tarafından temyiz edilmiştir. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyulan bozma ilamı doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılarak, mevcut deliller takdir edilerek karar verildiğine, uygulanması gereken hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığına, bozmaya uyulmakla taraflar lehine ve aleyhine kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin yeniden incelenmesine hukukça imkan olmadığı gibi 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3. maddesinin 2. fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428. maddesi ile 439. maddesinin 2. fıkrasında yer alan sebeplerin biri de var olmadığına göre İlk Derece Mahkemesi kararında yazılı gerekçeler dikkate alındığında temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacılar vekili, davalılar Hazine vekili ve ... vekilinin temyiz dilekçelerinde ileri sürdükleri nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; İlk Derece Mahkemesi kararının ONANMASINA, Harçtan harçtan muaf olduğundan, Hazineden alınmasına yer olmadığına, 269,85 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 345,55 TL nin temyiz eden davacılardan alınmasına, 179,90 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 435,50 TL nin temyiz eden davalı ... Başkanlığından alınmasına, 1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 08.10.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Metin Yargıtay'ın yayımladığı karar metninden alınmıştır. Dilekçede kullanmadan önce resmî metinle karşılaştırın.

Bu konuda başka emsal mi arıyorsunuz?

SmartHukuk'ta olayınızı kendi cümlenizle yazın; ilgili Yargıtay kararlarını künyesi ve dayanak maddeleriyle birlikte bulun.

Emsal karar ara

Aynı daireden yakın tarihli kararlar

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi – Ekim 2025 kararlarının tamamı