Yargıtay Kararları › Yargıtay 8. Hukuk Dairesi › Haziran 2025 › 2023/4714 E., 2025/4413 K.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2023/4714 E., 2025/4413 K. (03.06.2025) – Tapu

Mahkeme
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi
Esas No
2023/4714
Karar No
2025/4413
Karar Tarihi
03.06.2025
Konu
Tapu

8. Hukuk Dairesi 2023/4714 E. , 2025/4413 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/1747 E., 2023/1281 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Gaziosmanpaşa 2. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2019/126 E., 2021/140 K. Taraflar arasındaki tapusuz taşınmazın tescili davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince, davanın reddine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: K A R A R Davacı ... dava dilekçesinde; İstanbul ili ... ilçesi ... Mahallesi ... sokak no:44 adresinde kain 101 ada 36 parsel sayılı taşınmazın tapusunu aldığını, ancak taşınmazının alt kısmı ve devamı olan orman vasfını yitirmiş ve kullanmakta olduğu 3.500 metrekareye yakın olan taşınmazın devrinin yapılmadığını ileri sürerek, bu bölümün adına tescilini talep etmiştir. Davalı Hazine vekili cevap dilekçesinde; davanın askı ilan süresinde açılıp açılmadığının incelenerek, aslı ilan süresi içinde açılmamışsa davanın Kadastro Mahkemesinin görevsiz oluşu nedeniyle usulden reddine, 6292 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun (6292 sayılı Kanun) gereğince taşınmazın satış işlemlerinin yapılması için müvekkili İdareye müracaat edilmesi gerektiğini, müvekkili İdare tarafından talebin reddi halinde ise idari yargı yolunun açık olduğunu, bu nedenle de davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, davaya konu taşınmazın ada parsel numarasının belli olmadığını, bu nedenle davanın konusunun belli olmaması nedeniyle reddine karar verilmesini, söz konusu taşınmazın orman alanında kalması halinde Orman İdaresine husumetin yöneltilmesi gerektiğini, davacı tarafından 101 ada 36 parsel sayılı taşınmazın beyanlar hanesinde 20 yıldan beri ...'un fiili kullanımında olduğu yazıldığı gerekçesi ile davacılar tarafından kadastro tespitine itiraz davasının Gaziosmanpaşa Kadastro Mahkemesinin 2010/34 Esas sayılı dosyası ile açıldığını ve mahkemenin 2011/25 Karar sayılı kararında, ... isimli şahsın bulunmadığı bu isimde daha önce köyde yaşamış ve vefat etmiş bir kişinin bulunmadığı ancak ...'un, ...'un babası olduğu, ...'un 1962-1964 yılları arasında vefat ettiği, ...'un ise 1996 - 1997 yılları arasında vefat ettiği yapılan keşifte davacıların taşınmazı son 6 - 7 yıldır müştereken kullandıkları tespit edildiğinden 20 yıldan beri ...'un fiili kullanımında olduğuna dair tespitin iptali ile davacılar ... ve ...'nın fiili kullanımında bulunduğunun tespitine karar verilmiş olduğunu ve bu kararın Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin 10.09.2012 tarih ve 2012/4339 Esas sayılı 2012/6414 Karar sayılı ilamıyla düzeltilerek onandığını, anılan karardan da anlaşılacağı üzere davacının taşınmazda 6 - 7 yıllık bir işgali bulunduğundan kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla iktisap şartlarının oluşmadığını, Anayasa'nın 169. maddesi hükümleri gereğince söz konusu taşınmazın kazandırıcı zamanaşımı yoluyla kazanılacak yerlerden bulunmadığını belirterek, davanın esastan reddini savunmuştur. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davacı tarafça açılan davanın kanuni dayanaktan yoksun olup reddi gerektiğini, olağanüstü kazandırıcı zaman aşımı yoluyla taşınmaz iktisap edilebilmesi için, taşınmaz üzerindeki zilyetliğin malik sıfatıyla sürdürülmesi gerektiğini, mülkiyeti kazanacak kişinin malik sıfatıyla davasız ve aralıksız yirmi yıl süreyle taşınmaza zilyet bulunmasının zorunlu bir unsur olduğunu, olağanüstü kazandırıcı zaman aşımı ile taşınmazın mülkiyetini kazanmak isteyen kişinin malik sıfatı ile zilyetlikten kendi lehine bir hak çıkardığından, malik sıfatı ile zilyetliğini ispat yükü altında olduğunu, Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerin olağanüstü zaman aşımı veya başka bir yoldan kazanılması ve tapu siciline tescil edilmelerinin mümkün olmadığını, dava konusu taşınmazın bulunduğu alanın 16/08/2012 tasdik tarihli, İstanbul Büyükşehir Belediyesi 1123 Sayılı Meclis Kararı ile onanan, 1/5000 ölçekli ... Nazım İmar Planında orman alanında kaldığını belirterek huzurdaki davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... İdaresi vekili cevap dilekçesinde; Devlet ormanlarının zilyetlik ve zaman aşımı ile kazanılamayacağını, kamulaştırılamayacağını, bu kuralların 1274 sayılı Arazi Kanunnamesinden bugüne kadar değişmeden uygulandığını, dava konusu yerin Devlet ormanı sınırları içerisinde kaldığının tespit edilmesi halinde davacının tescile yönelik talebinin reddine, Devlet ormanları sınırları dışında sarı alanda kaldığının tespit edilmesi halinde ise idareleri aleyhine açılan davanın husumetten reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; görev itirazlarının bulunduğunu, imar ihya durumunun araştırılması gerektiğini, taşınmazın özel mülke konu olup olamayacağının araştırılması gerektiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonunda; "... getirtilen Gaziosmanpaşa 8. Asliye Ceza Mahkemesinin 2018/590 Esas sayılı dosyasının incelenmesinde 26.04.2018 tarihli suç tutanağı ile kesinleşmiş Devlet orman sınırı içerisinde kalan dava konusu yaklaşık 3360 metrekarelik alanında açma faaliyetinin bulunduğu, davacıya ait 101 ada 36 parsel sayılı taşınmaz ile birlikte kullanıldığı, davacının imzalı beyanı ile söz konusu alanı orman alanını korumak maksadı ile fidan dikmek amacı ile açtığını beyan ettiği, 08.10.2018 tarih ve 2018/9025 Esas no.lu iddianame ile sanık ...'nın cezalandırılması için dava açıldığı, alınan bilirkişi raporu ile suç tutanağında tespit edilen 3360 metrekarelik alanında tutanaktan sonra da 350,00 metrekare daha açma yapılarak toplam açma alanın 3712,27 m² olduğu, alanın 1972 yılı memleket haritasında yapraklı meşe-fındık ve çalı rumuzlu yeşil zemin renkli ağaçlık alanda kaldığının tespit edildiği, dava konusu alanın davacıya ait 101 ada 36 parsel sayılı taşınmazın kuzeyinde kaldığı, bu taşınmazla bütünlük arz ettiği, bir kısmının açıklık alanda, bir kısmında meyve ağaçları ve bir kısmında orman ağaçlarının bulunduğu, ... Mahallesi orman tahdidinin 1940 yılında 3116 sayılı Kanuna göre yapıldığı, tahdit aplikasyonun 1977-1980 yıllarında yapıldığı, taşınmazın bulunduğu bölgede 6831 sayılı Kanun'un 2. maddesi uyarınca yapılan uygulamanın 1987 kesinleştiği, dava konusu alanın uygulamaya tabi tutulmadığı, dava konusu 3430 metrekarelik alanın Türkişe Devlet Ormanı sınırları içerisinde kaldığı, 3402 sayılı Kanun'un 14 ve 17. maddeleri ile 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 713. maddesinde zilyetlikten kazanma şartlarının oluşmadığı, Devlet ormanlarının zilyetlik, imar ve ihya edilmek suretiyle kazanılmasının mümkün olmadığı ..." gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince; "... dava konusu taşınmaz başında yapılan keşif sonucu düzenlenen bilirkişi raporuna göre davacının adına tescilini talep ettiği taşınmazın krokide (A) harfi ile gösterilen kısım olduğu ve orman niteliğinde ki 2750 parsel sınırları içerisinde kaldığının anlaşıldığı, dava konusu taşınmazın, 1940 yılında 3116 sayılı Kanuna göre yapılan orman tahdit çalışmalarında orman olarak belirlendiği, daha sonra yapılan orman kadastro çalışmalarında orman sınırları dışına çıkarılmadığı, 2/B'ye konu edilmediği ve halen Türkiye Devlet Ormanı sınırları içerisinde kaldığı ve tapuda orman niteliği ile tescilli olan 2750 parsel sınırları içerisinde olduğunun anlaşıldığı, 6831 sayılı Orman Kanunu'nun (6831 sayılı Kanun) Ek 10. maddesinin 'Bu Kanunun; 20/6/1973 tarihli ve 1744 sayılı Kanunla değişik 2 nci maddesi ile 23/9/1983 tarihli ve 2896 sayılı Kanun ve 5/6/1986 tarihli ve 3302 sayılı Kanunla değişik 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (B) bendi uygulamaları ile orman sınırları dışına çıkarılan yerler, çıkarma işleminin kesinleştiği tarihten itibaren kazandırıcı zamanaşımı yolu ile iktisap edilemez.' hükmünde olduğu, dava konusu taşınmazın kesinleşen orman tahdit sınırları içerisinde kalmakta olduğu, orman niteliğindeki 2750 parsel sınırlarında kaldığı, orman olarak tapuda kayıtlı taşınmazların kazandırıcı zamanaşımı yoluyla gerçek veya tüzel kişiler adlarına tescil edilemeyeceği, 6831 sayılı Kanun' un 2/B maddesi uyarınca Hazine adına orman dışına çıkarılan taşınmazların da 6831 sayılı Kanun'un Ek 10. maddesi gereğince kazandırıcı zamanaşımı yolu ile iktisap edilemeyeceği, İlk Derece Mahkemesi kararının dayandığı gerekçeye göre vakıa ve hukuki değerlendirmede usul ve kanuna aykırı bir durum bulunmadığı ..." gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanun'un 353/1-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiş ve iş bu karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Davacı vekili temyiz başvuru dilekçesinde özetle; İlk Derece Mahkemesinin davanın reddi kararıyla istinaf başvurusunun esastan reddine dair verilen kararının kabulünün mümkün olmadığını, olağanüstü zamanaşımı olarak tanımlanan 20 yılı çoktan geçtiğini, müvekkilinin yıllar yılı malik sıfatı ile nizasız fasılasız zilyet edindiğini, ceza davalarına dair dosyalardaki beyanların bu tescil davasında aleyhe değerlendirilemeyeceğini, kaldı ki müvekkilinin bütün dava ve ifadelerinde açma yapmadığını, aksine açma yapanlara engel olmaya çalıştığını, orman koruma görevlilerinin gerçekliği araştırmaksızın tutanak tuttuklarını beyan ettiğini, bilirkişi raporlarında da açıkça ifade edildiği üzere dava konusu yerde orman ağacı kalmadığını, daha ayrıntılı bir inceleme yapılarak orman dokusu bozulan alanın sınırlarının tespiti ile ifraz edilerek müvekkili adına tescilinin gerektiğini, tescil taleplerinin ... Belediyesi Başkanlığından getirtilen 29.07.1980 tasdik tarihli 1/5000 ölçekli Nazım İmar Plânı ve 29.07.2014 tasdik tarihli Kuzey Marmara Otoyolu Nazım İmar Plan Değişikliği bilgi paftası kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürerek, Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılması suretiyle İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesi kararlarındaki gerekçelere, 6100 sayılı Kanun’un 369/1. maddesi de gözetilerek yapılan incelemede aynı Kanun’un 371. maddesinde yer alan sebeplerden biri de bulunmadığına göre, temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370. maddesi uyarınca ONANMASINA, 179,90 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 435,50 TL'nin temyiz eden davacıdan alınmasına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 03.06.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. SUCCESS ADALET_SUCCESS İşlem başarıyla gerçekleştirildi! İşlem başarıyla gerçekleştirildi! 53bf089d97f7ad4c 8e8c28774fa8ef2b

Metin Yargıtay'ın yayımladığı karar metninden alınmıştır. Dilekçede kullanmadan önce resmî metinle karşılaştırın.

Bu konuda başka emsal mi arıyorsunuz?

SmartHukuk'ta olayınızı kendi cümlenizle yazın; ilgili Yargıtay kararlarını künyesi ve dayanak maddeleriyle birlikte bulun.

Emsal karar ara

Aynı daireden yakın tarihli kararlar

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi – Haziran 2025 kararlarının tamamı