Yargıtay Kararları › Yargıtay 6. Hukuk Dairesi › Mayıs 2025 › 2025/877 E., 2025/1939 K.

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi 2025/877 E., 2025/1939 K. (12.05.2025) – Tazminat

Mahkeme
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/877
Karar No
2025/1939
Karar Tarihi
12.05.2025
Konu
Tazminat, Miras

6. Hukuk Dairesi 2025/877 E. , 2025/1939 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/381 E., 2025/84 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Artvin 1. Asliye Hukuk Mahkemesi (Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla) SAYISI : 2019/734 E., 2023/652 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü.

I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkillerinin murisi ...'in davalı kooperatifin üyesi olduğunu, 03.09.1992 tarihinde vefat ettiğini, vefatı sonrasında üyelik kaydının mirasçılarına devrine ilişkin işlemlerin yapılmadığını, müvekkillerince 04.01.2018 tarihli dilekçeyle üyelik kaydının yenilenmesi için başvuruda bulunulduğunu, başvurunun reddedildiğini ileri sürerek müvekkillerinin davalı kooperatifin üyesi olduğunun tespitine, davalı kooperatife yapılan başvuruya rağmen üyelik talebinin kabul görmemesi halinde 04.01.2018 tarihinden dava tarihine kadarki süre zarfında oluşan zararlara binaen fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla şimdilik 10.000,00 TL kazanç kaybının faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın hak düşürücü süre ve zamanaşımı yönünden reddinin gerektiğini, kooperatif kayıtlarında davacıların murisinin üyeliğine ilişkin bir bilgiye rastlanılmadığını, aksinin kabulü halinde dahi aradan geçen süre nedeniyle davanın reddinin gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, tanık beyanları ve davalı kooperatif kayıtlı evrak ve defterlerinde yapılan bilirkişi incelemesi neticesinde davacıların murisi ...’in davalı Kooperatife 10.04.1982 tarihinde ortak olarak kaydedildiği, bu kişi adına son olarak kooperatifin 30.05.1992 tarihinde yapılan genel kurul toplantısına vekaleten katılımının sağlandığı gerekçesiyle davacılar murisinin davalı Kooperatif üyesi olduğunun tespitine, ispatlanamayan maddi tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesi'nin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı istinaf başvurusunun kabulü ile murisin 03.09.1992 tarihinde vefatı sonrasında davacıların davalı kooperatif nezdinde üyeliğin devamına yönelik olarak herhangi bir girişimde bulunmadıkları, aidat ödemesi yapmadıkları, murisin ölümünden kooperatife başvuru yapıldığı belirtilen 04.01.2018 tarihine kadar geçen süre zarfında kooperatif ile bağlarını tamamen kestikleri gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince TMK'nın 2. maddesi uyarınca yapılan değerlendirmelerde isabet görülmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; müvekkillerinin murisi ...'in davalı kooperatifin üyesi olduğunu, vefatı sonrasında üyelik kaydının mirasçılarına devrine ilişkin işlemlerin yapılmadığını, verilen kararın hukuka aykırı olduğunu beyan etmektedir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, kooperatif üyeliğinin tespiti ile tazminat istemine ilişkindir. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı halinde mümkündür. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere, ve özellikle murisin 1992 tarihinde vefat ettiği tarihten davanın açıldığı tarihe kadar aradan geçen süre zarfında mirasçıların kooperatif ile herhangi bir ilişkilerinin bulunmamasına, davacıların talebinin TMK'nın 2. maddesine aykırı olmasına göre usul ve kanuna uygun olup, davacılar vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 370/1. maddesi hükmü uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 12.05.2025 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi. KARŞI OY Dava, kooperatif üyesi olduğunun tespitine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince dava kabul edilmiş, Bölge Adliye Mahkemesi ise başvurunun kabulü ile davanın reddine karar vermiştir. Sayın çoğunluk tarafından bu karar onanmıştır. Çoğunluk ile aramızda oluşan uyuşmazlık, uzun süre dava açılmaması halinde TMK 2. Maddesinde düzenlenen objektif iyi niyet kuralının uygulanıp uygulanamayacağı noktasındadır. Davacıların murisi 1982 yılında davalı Kooperatife üye olmuş, en son 30.5.1992 tarihli genel kurula katılmış, 3.9.1992 tarihinde de vefat etmiştir. Davalı kooperatif yönetim kurulunca davacıların murisinin ölümünden sonra mirasçılarını haberdar edip etmediği belli değildir. Dosya kapsamıyla, Davacının borç miktarına ilişkin bir tespit yoktur. Kooperatifler Kanunu 16. Maddesi gereği usulünce üyelikten çıkarma da yoktur. Davanın ret gerekçesi “ uzun yıllar kooperatifle ilişki kurmamış olmaktır”. Çözümlenmesi gereken husus, Davacıların murisi üyenin ölümü üzerine mirasçıların uzun süre murislerinin üyesi bulunduğu kooperatifle ilişki kurmamasının, borcu olup olmadığını takip etmemesinin, üyelik hakkından vazgeçtiği anlamına gelip gelmediği noktasında toplanmaktadır. Bilindiği üzere bir haktan zımnen feragat mümkün değildir. Feragat açık ve tereddütsüz olmalıdır. Diğer yandan 6100 sayılı HMKnın 24.maddesi ile düzenlenen “Tasarruf ilkesi” gereğince “hiç kimse kendi lehine olan davayı açmaya veya hakkını talep etmeye zorlanamaz.” Bunun istisnası zaman aşımı veya hak düşürücü süredir. Somut olayda her iki sınırlayıcı süre de söz konusu değildir. Tartışılması gereken bir diğer husus ise, üye ile kooperatif arasında uzun yıllar ilişki kurulmaması halinde yükümlülüğün kimde olacağı konusudur. Bir başka deyişle, üyenin aidat borcu olup olmadığının takibi kooperatife mi üyeye mi ait olacaktır. Hiç tereddüt etmeden bu sorunun cevabı kooperatif olmalıdır. Zira kooperatif bir tacirdir ve basiretli bir şekilde davranmalı, alacağını borcunu takip etmelidir. Kooperatif yönetim kurulunun görevlerinden biri de budur.(K.K.27.m) Bu nedenle, üyelikten usulünce çıkma veya çıkarılma olmadığı sürece üyeliğin devamı esastır. Kooperatifin tüzel kişiliği halen devam etmektedir. Yasa Koyucu üyelikten çıkarılmayı çok sıkı şekil kuralların bağlamıştır. Bu nedenle ihtaratlardan birinde bile borcun miktarındaki küçük bir hata, ihraç işleminin iptali sonucunu doğururken, ortada usulünce alınmış hiçbir karar yokken, borcun varlığı dahi tartışılmamışken, kooperatifin ihmalinin sonuçları üyeye yüklenmek suretiyle uzun yıllar sonra dava açılması haktan feragat olarak değerlendirilip, üyelik hakkının sonlandırılması adil olmamış, Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile garanti altına alınan mülkiyet hakkının ihlali sonucunu doğurmuştur. Diğer yandan kooperatif üyesi olan davacıların murisinin kooperatif üyesi olduğundan mirasçıların haberdar olmama durumu da bulunmaktadır. Kooperatif ile uzun süre irtibat kurmayan üyenin akibetini araştırıp adına tebligat çıkarmak kooperatifin görevi ve sorumluluğundadır. Eğer kooperatif bu yönde bir işlem yapsaydı, çıkarılan tebligat, üyenin vefat ettiği gerekçesiyle iade edilecek ve bu durumda da mirasçılarına tebligat çıkarılacaktı. İşte böyle bir durumda kendilerine usulünce yapılan tebligata rağmen kooperatifle uzun yıllar irtibata geçilmemesi halinde Bölge adliye Mahkemesinin gerekçesi doğru olabilirdi. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/1720E, 2021/846K sayılı ilamında “2709 sayılı Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca herkes, yargı mercileri önünde hak arama özgürlüğüne sahip olup, bu özgürlüğün en yaygın kullanılma şekli dava açma hakkıdır. Anayasa’nın 13. maddesine göre de temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. 38. Her hak gibi dava açma hakkı da kötüye kullanılabilir. Ne var ki, somut olayda Anayasa tarafından güvence altına alınan ve aynî hak niteliğinde olduğu için her zaman herkese karşı ileri sürülebilen mülkiyet hakkına dayalı olarak dava açılmıştır. Bu nedenle kanunun kişiye tanıdığı mutlak bir hakkın aradan uzun süre geçtikten sonra ileri sürülmüş olması, dava hakkının kötüye kullanılması olarak değerlendirilemez.” Diyerek bu hususa adalete uygun bir çözüm getirmiştir. Açıklanan bu nedenlerle kararın bozulması gerektiği düşüncesiyle sayın çoğunluğun onama görüşüne katılmıyorum. SUCCESS ADALET_SUCCESS İşlem başarıyla gerçekleştirildi! İşlem başarıyla gerçekleştirildi! 9ffb23886c0c28f6 fa0e03cd8b28d8dd

Metin Yargıtay'ın yayımladığı karar metninden alınmıştır. Dilekçede kullanmadan önce resmî metinle karşılaştırın.

Bu konuda başka emsal mi arıyorsunuz?

SmartHukuk'ta olayınızı kendi cümlenizle yazın; ilgili Yargıtay kararlarını künyesi ve dayanak maddeleriyle birlikte bulun.

Emsal karar ara

Aynı daireden yakın tarihli kararlar

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi – Mayıs 2025 kararlarının tamamı