6. Hukuk Dairesi 2025/1079 E. , 2025/1963 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/24 E., 2025/187 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Divriği Asliye Hukuk Mahkemesi (Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla) SAYISI : 2022/38 E., 2023/234 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü.
I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin yıllarca kooperatifte görev yaptığını ve kooperatif ortağı olarak da yükümlülüklerini yerine getirdiğini, 1993 yılında da denetleme kurulu üyesi olarak görev yaptığını, son yıllarda davetiye veya herhangi bir belge gelmemesi üzerine şüphelenerek kooperatife gidip görüşmelerde bulunduğunu ve kooperatif üyesi olarak kaydının olmadığını öğrendiğini, kooperatif yetkilileri tarafından bu gün yarın düzeltilir diyerek bu zamana kadar oyaladıklarını, müvekkilinin kooperatif ortaklığından ayrılmadığını ve üyelikten çıkarılmadığını, ortaklık kaydının olmadığı için aldığı araçların kaydını yaptıramadığını ve kooperatife karşı ödevlerini de ifa edemez hale geldiğini, Kooperatifi ortağı/üyesi olduğunun tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davaya konu talebin zamanaşımına uğradığını, hak düşürücü süre sebebiyle de davanın reddini talep ettiklerini, davacının iddia etmiş olduğu hususların yasal dayanaktan yoksun olduğunu, bu beyanlara itibar edilmesinin hukuken mümkün olmadığını, davacı tarafın iddia etmiş olduğu hususları ispat yükü altında olduğunu, iddia edilen hususların hiç birinin gerçeği yansıtmadığını, ispat külfeti altında olan davacı tarafın iddiasını yazılı olarak ispatlaması gerektiğini, 20 yıl sonra açılan davanın suiniyetli olduğunu, davacının yıllardır aidat ödememekte olduğunu ve kamyonunun da bulunmadığını, kooperatifin amacına uygun olmadığını beyanla davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile kooperatifin yıllık aidat toplayan bir bir kooperatif olduğu, davacının kooperatif tarafından kararlaştırılan ve tespit olunan aidata ilişkin ödeme yükümlülüğünü yerine getirmediğinin tespit olunduğu, davacının genel kurul çağrı listelerinde yer almadığı, genel kurul toplantılarına çağrılmadığı, davacının kooperatif ile ortaklık ilişkisini fiili olarak devam ettirmediğinin tespit olunduğu, netice olarak bilirkişi raporunda da vurgulandığı üzere aidat toplayan ve her yıl genel kurul yapılan bir kooperatife ortak olan birisinin, kendisinin de mevcut dosya kapsamı itibariyle üst üste 8 yıl genel kurullara davet edilmemesinin ve aidat da talep edilmemesi sebebini ortağı olduğu kooperatiften sorgulaması gerekirken bunu yapmadığı anlaşılmakla TMK'nın 2. maddesine aykırı davrandığı, her ne kadar davacı vekilinin 2013 yılları öncesine ait evraklar üzerinde bilirkişi inceleme yapmasını istemiş ise de tüm defterlerin ara karar ile istenmiş olup ayrıca 2013-2021 yılları arasındaki yıllarda davacının eylemlerinin TMK'nın md.2' ye aykırı olup olmadığının tespiti yönünden bir kanaate varmak için yeterli bulunduğu, davacının davasını ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; Mahkemece müvekkilin aidat ödemediğine ilişkin kanaatin 24.03.2023 tarihli bilirkişi raporundan kaynaklandığını ancak bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde detaylı şekilde belirttikleri üzere raporun 2013-2021 tarihlerine ilişkin evrak ve belgelere göre hazırlandığını, oysa müvekkilinin 1993 yılında kooperatif üyesi olduğunu, söz konusu tarih itibariyle de kendisinin bir aidat yükümlülüğü olduğuna dair herhangi bir tespit ve iddianın mevcut olmadığını, davalı tarafça müvekkilin üyeliğinin 2002 tarihi itibariyle sona erdiğinin belirtildiğini, davalı tarafın üyelikten çıkarmaya ilişkin usul çerçevesinde alınmış bir üyelikten çıkarma kararının mevcut olduğu ve bu durumun da müvekkile tebliğ edildiğine ilişkin ispat külfeti de mevcut olmakla bu kapsamda herhangi bir delil sunulmadığını, davacı tarafça aidatların ödenmediği belirtilmişse de ödenmeyen aidatlara ilişkin çıkarılma sonrası herhangi bir takip ya da dava yoluna gidilmediğini, müvekkilin üye olduğu ve üyeliğinin sona erdirildiği iddia edilen tarihler itibariyle herhangi bir aidat yükümlülüğünün söz konusu olmadığını, davalı kooperatif aleyhine aynı şekilde açılan benzer nitelikte çokça davanın mevcut olduğunu, çok sayıda üyenin benzer şekilde mağdur edildiğini, Mahkemenin "davacının üyeliğinin durdurulması ile dava tarihi arasında geçen süre itibariyle davanın TMK'nın 2' nci maddesine uygun olmadığı"na ilişkin tespitinin hukuki dayanağının olmadığını, müvekkilin kooperatif üyeliğinin hukuka aykırı şekilde sona erdirildiğini, müvekkilin yükümlülüklerini yerine getirmediğine ilişkin iddianın kabulü halinde dahi usulüne uygun şekilde üyelikten çıkarıldığına dair karar ve tebliğ evraklarının sunulamaması karşısında müvekkilin üyeliğinin devam ettiğinin kabulü gerekeceğini beyan etmektedir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, kooperatif üyeliğinin tespiti istemine ilişkindir. Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı halinde mümkündür. Davalı, davacının kooperatif üyeliğinin 2002 yılında aidatları ödememesi nedeniyle sonlandırıldığını beyan etmekte, somut davada 2013-2021 yılları arası davalı kooperatife ait evraklar üzerinde bilirkişi incelemesi yapılmış olmakla, davalının iddialarına göre davacının aradan geçen 20 yıl sonra davasını açtığı, dosya kapsamında düzenlenen bilirkişi raporuna göre de dava tarihine kadar 9 yıl geçmiş olduğu göz önüne alınarak davacı her ne kadar çıkarılma kararının kendisine tebliğ edilmediğini iddia etmiş ise de davacı kooperatif üyesinin aidat yükümlülüğü bulunan kooperatife 9 yıl gibi uzun bir süre uğramadığı, aidat borcu bulunup bulunmadığını takip etmediği dolayısıyla üyeliğinin sona erdiğini zımnen kabul ettiği, diğer bir anlatımla üyelik haklarından zımnen vazgeçtiğini benimsediği, eylemli olarak ortaklıktan çıkma iradesini yansıttığı ve açtığı davanın TMK.'nın 2. maddesinde öngörülen iyiniyet kuralına aykırı düştüğü anlaşılmaktadır. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup, davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 370/1. maddesi hükmü uyarınca ONANMASINA, Temyiz harcı temyiz eden tarafından peşin yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 12.05.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. MUHALEFET ŞERHİ Dava, kooperatif üyesi olduğunun tespitine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince dava ispatlanamadığından reddedilmiş, Bölge Adliye Mahkemesi ise başvurunun esastan reddine karar vermiştir. Sayın çoğunluk tarafından bu karar onanmıştır. Çoğunluk ile aramızda oluşan uyuşmazlık, uzun süre dava açılmaması halinde TMK 2. Maddesinde düzenlenen objektif iyi niyet kuralının uygulanıp uygulanamayacağı noktasındadır. Davacı 1993 yılında davalı Kooperatife üye olmuştur. 2013 yılından itibaren kayıtlarda gözükmemektedir. Davalı kooperatif buna ilişkin belgelerin saklama sürelerinin doluğunu savunarak ibraz edememiştir. Davalı kooperatif yönetim kurulunca davacının da içinde bulunduğu bir kısım üyeler hakkında ne tür bir işlem yaptığı belli değildir. Dolayısıyla bu kararların uygun olup olmadığını denetlemek dahi mümkün olmamıştır. Dosya kapsamıyla, Davacının borç miktarına ilişkin bir tespit yoktur. Kooperatifler Kanunu 16. Maddesi gereği usulünce üyelikten çıkarma da yoktur. Davanın ret gerekçesi “ uzun yıllar kooperatifle ilişki kurmamış olmaktır”.Çözümlenmesi gereken husus, Davacının uzun süre üyesi bulunduğu kooperatifle ilişki kurmamasının, borcu olup olmadığını takip etmemesinin, üyelik hakkından vazgeçtiği anlamına gelip gelmediği noktasında toplanmaktadır. Bilindiği üzere bir haktan zımnen feragat mümkün değildir. Feragat açık ve tereddütsüz olmalıdır. Diğer yandan 6100 sayılı HMKnın 24.maddesi ile düzenlenen “Tasarruf ilkesi” gereğince “hiç kimse kendi lehine olan davayı açmaya veya hakkını talep etmeye zorlanamaz.” Bunun istisnası zaman aşımı veya hak düşürücü süredir. Somut olayda her iki sınırlayıcı süre de söz konusu değildir. Tartışılması gereken bir diğer husus ise, üye ile kooperatif arasında uzun yıllar ilişki kurulmaması halinde yükümlülüğün kimde olacağı konusudur. Bir başka deyişle, üyenin aidat borcu olup olmadığının takibi kooperatife mi üyeye mi ait olacaktır. Hiç tereddüt etmeden bu sorunun cevabı kooperatif olmalıdır. Zira kooperatif bir tacirdir ve basiretli bir şekilde davranmalı, alacağını borcunu takip etmelidir. Kooperatif yönetim kurulunun görevlerinden biri de budur.(K.K.27.m) Bu nedenle, üyelikten usulünce çıkma veya çıkarılma olmadığı sürece üyeliğin devamı esastır. Kooperatifin tüzel kişiliği halen devam etmektedir ve taşınmaz kooperatif adına tapuda kayıtlıdır. Yasa Koyucu üyelikten çıkarılmayı çok sıkı şekil kuralların bağlamıştır. Bu nedenle ihtaratlardan birinde bile borcun miktarındaki küçük bir hata, ihraç işleminin iptali sonucunu doğururken, ortada usulünce alınmış hiçbir karar yokken, borcun varlığı dahi tartışılmamışken, kooperatifin ihmalinin sonuçları üyeye yüklenmek suretiyle uzun yıllar sonra dava açılması haktan feragat olarak değerlendirilip, üyelik hakkının sonlandırılması adil olmamış, Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile garanti altına alınan mülkiyet hakkının ihlali sonucunu doğurmuştur. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/1720E, 2021/846K sayılı ilamında “ 2709 sayılı Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca herkes, yargı mercileri önünde hak arama özgürlüğüne sahip olup, bu özgürlüğün en yaygın kullanılma şekli dava açma hakkıdır. Anayasa’nın 13. maddesine göre de temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. 38. Her hak gibi dava açma hakkı da kötüye kullanılabilir. Ne var ki, somut olayda Anayasa tarafından güvence altına alınan ve aynî hak niteliğinde olduğu için her zaman herkese karşı ileri sürülebilen mülkiyet hakkına dayalı olarak dava açılmıştır. Bu nedenle kanunun kişiye tanıdığı mutlak bir hakkın aradan uzun süre geçtikten sonra ileri sürülmüş olması, dava hakkının kötüye kullanılması olarak değerlendirilemez.” Diyerek bu hususa adalete uygun bir çözüm getirmiştir. SUCCESS ADALET_SUCCESS İşlem başarıyla gerçekleştirildi! İşlem başarıyla gerçekleştirildi! 07ababc4cf72ff6c 1efc37dbc1260a39 This XML file does not appear to have any style information associated with it. The document tree is shown below. 6. Hukuk Dairesi 2025/1079 E. , 2025/1963 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/24 E., 2025/187 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Divriği Asliye Hukuk Mahkemesi (Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla) SAYISI : 2022/38 E., 2023/234 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü.
I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin yıllarca kooperatifte görev yaptığını ve kooperatif ortağı olarak da yükümlülüklerini yerine getirdiğini, 1993 yılında da denetleme kurulu üyesi olarak görev yaptığını, son yıllarda davetiye veya herhangi bir belge gelmemesi üzerine şüphelenerek kooperatife gidip görüşmelerde bulunduğunu ve kooperatif üyesi olarak kaydının olmadığını öğrendiğini, kooperatif yetkilileri tarafından bu gün yarın düzeltilir diyerek bu zamana kadar oyaladıklarını, müvekkilinin kooperatif ortaklığından ayrılmadığını ve üyelikten çıkarılmadığını, ortaklık kaydının olmadığı için aldığı araçların kaydını yaptıramadığını ve kooperatife karşı ödevlerini de ifa edemez hale geldiğini, Kooperatifi ortağı/üyesi olduğunun tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davaya konu talebin zamanaşımına uğradığını, hak düşürücü süre sebebiyle de davanın reddini talep ettiklerini, davacının iddia etmiş olduğu hususların yasal dayanaktan yoksun olduğunu, bu beyanlara itibar edilmesinin hukuken mümkün olmadığını, davacı tarafın iddia etmiş olduğu hususları ispat yükü altında olduğunu, iddia edilen hususların hiç birinin gerçeği yansıtmadığını, ispat külfeti altında olan davacı tarafın iddiasını yazılı olarak ispatlaması gerektiğini, 20 yıl sonra açılan davanın suiniyetli olduğunu, davacının yıllardır aidat ödememekte olduğunu ve kamyonunun da bulunmadığını, kooperatifin amacına uygun olmadığını beyanla davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile kooperatifin yıllık aidat toplayan bir bir kooperatif olduğu, davacının kooperatif tarafından kararlaştırılan ve tespit olunan aidata ilişkin ödeme yükümlülüğünü yerine getirmediğinin tespit olunduğu, davacının genel kurul çağrı listelerinde yer almadığı, genel kurul toplantılarına çağrılmadığı, davacının kooperatif ile ortaklık ilişkisini fiili olarak devam ettirmediğinin tespit olunduğu, netice olarak bilirkişi raporunda da vurgulandığı üzere aidat toplayan ve her yıl genel kurul yapılan bir kooperatife ortak olan birisinin, kendisinin de mevcut dosya kapsamı itibariyle üst üste 8 yıl genel kurullara davet edilmemesinin ve aidat da talep edilmemesi sebebini ortağı olduğu kooperatiften sorgulaması gerekirken bunu yapmadığı anlaşılmakla TMK'nın 2. maddesine aykırı davrandığı, her ne kadar davacı vekilinin 2013 yılları öncesine ait evraklar üzerinde bilirkişi inceleme yapmasını istemiş ise de tüm defterlerin ara karar ile istenmiş olup ayrıca 2013-2021 yılları arasındaki yıllarda davacının eylemlerinin TMK'nın md.2' ye aykırı olup olmadığının tespiti yönünden bir kanaate varmak için yeterli bulunduğu, davacının davasını ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; Mahkemece müvekkilin aidat ödemediğine ilişkin kanaatin 24.03.2023 tarihli bilirkişi raporundan kaynaklandığını ancak bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde detaylı şekilde belirttikleri üzere raporun 2013-2021 tarihlerine ilişkin evrak ve belgelere göre hazırlandığını, oysa müvekkilinin 1993 yılında kooperatif üyesi olduğunu, söz konusu tarih itibariyle de kendisinin bir aidat yükümlülüğü olduğuna dair herhangi bir tespit ve iddianın mevcut olmadığını, davalı tarafça müvekkilin üyeliğinin 2002 tarihi itibariyle sona erdiğinin belirtildiğini, davalı tarafın üyelikten çıkarmaya ilişkin usul çerçevesinde alınmış bir üyelikten çıkarma kararının mevcut olduğu ve bu durumun da müvekkile tebliğ edildiğine ilişkin ispat külfeti de mevcut olmakla bu kapsamda herhangi bir delil sunulmadığını, davacı tarafça aidatların ödenmediği belirtilmişse de ödenmeyen aidatlara ilişkin çıkarılma sonrası herhangi bir takip ya da dava yoluna gidilmediğini, müvekkilin üye olduğu ve üyeliğinin sona erdirildiği iddia edilen tarihler itibariyle herhangi bir aidat yükümlülüğünün söz konusu olmadığını, davalı kooperatif aleyhine aynı şekilde açılan benzer nitelikte çokça davanın mevcut olduğunu, çok sayıda üyenin benzer şekilde mağdur edildiğini, Mahkemenin "davacının üyeliğinin durdurulması ile dava tarihi arasında geçen süre itibariyle davanın TMK'nın 2' nci maddesine uygun olmadığı"na ilişkin tespitinin hukuki dayanağının olmadığını, müvekkilin kooperatif üyeliğinin hukuka aykırı şekilde sona erdirildiğini, müvekkilin yükümlülüklerini yerine getirmediğine ilişkin iddianın kabulü halinde dahi usulüne uygun şekilde üyelikten çıkarıldığına dair karar ve tebliğ evraklarının sunulamaması karşısında müvekkilin üyeliğinin devam ettiğinin kabulü gerekeceğini beyan etmektedir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, kooperatif üyeliğinin tespiti istemine ilişkindir. Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı halinde mümkündür. Davalı, davacının kooperatif üyeliğinin 2002 yılında aidatları ödememesi nedeniyle sonlandırıldığını beyan etmekte, somut davada 2013-2021 yılları arası davalı kooperatife ait evraklar üzerinde bilirkişi incelemesi yapılmış olmakla, davalının iddialarına göre davacının aradan geçen 20 yıl sonra davasını açtığı, dosya kapsamında düzenlenen bilirkişi raporuna göre de dava tarihine kadar 9 yıl geçmiş olduğu göz önüne alınarak davacı her ne kadar çıkarılma kararının kendisine tebliğ edilmediğini iddia etmiş ise de davacı kooperatif üyesinin aidat yükümlülüğü bulunan kooperatife 9 yıl gibi uzun bir süre uğramadığı, aidat borcu bulunup bulunmadığını takip etmediği dolayısıyla üyeliğinin sona erdiğini zımnen kabul ettiği, diğer bir anlatımla üyelik haklarından zımnen vazgeçtiğini benimsediği, eylemli olarak ortaklıktan çıkma iradesini yansıttığı ve açtığı davanın TMK.'nın 2. maddesinde öngörülen iyiniyet kuralına aykırı düştüğü anlaşılmaktadır. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup, davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 370/1. maddesi hükmü uyarınca ONANMASINA, Temyiz harcı temyiz eden tarafından peşin yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 12.05.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. MUHALEFET ŞERHİ Dava, kooperatif üyesi olduğunun tespitine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince dava ispatlanamadığından reddedilmiş, Bölge Adliye Mahkemesi ise başvurunun esastan reddine karar vermiştir. Sayın çoğunluk tarafından bu karar onanmıştır. Çoğunluk ile aramızda oluşan uyuşmazlık, uzun süre dava açılmaması halinde TMK 2. Maddesinde düzenlenen objektif iyi niyet kuralının uygulanıp uygulanamayacağı noktasındadır. Davacı 1993 yılında davalı Kooperatife üye olmuştur. 2013 yılından itibaren kayıtlarda gözükmemektedir. Davalı kooperatif buna ilişkin belgelerin saklama sürelerinin doluğunu savunarak ibraz edememiştir. Davalı kooperatif yönetim kurulunca davacının da içinde bulunduğu bir kısım üyeler hakkında ne tür bir işlem yaptığı belli değildir. Dolayısıyla bu kararların uygun olup olmadığını denetlemek dahi mümkün olmamıştır. Dosya kapsamıyla, Davacının borç miktarına ilişkin bir tespit yoktur. Kooperatifler Kanunu 16. Maddesi gereği usulünce üyelikten çıkarma da yoktur. Davanın ret gerekçesi “ uzun yıllar kooperatifle ilişki kurmamış olmaktır”.Çözümlenmesi gereken husus, Davacının uzun süre üyesi bulunduğu kooperatifle ilişki kurmamasının, borcu olup olmadığını takip etmemesinin, üyelik hakkından vazgeçtiği anlamına gelip gelmediği noktasında toplanmaktadır. Bilindiği üzere bir haktan zımnen feragat mümkün değildir. Feragat açık ve tereddütsüz olmalıdır. Diğer yandan 6100 sayılı HMKnın 24.maddesi ile düzenlenen “Tasarruf ilkesi” gereğince “hiç kimse kendi lehine olan davayı açmaya veya hakkını talep etmeye zorlanamaz.” Bunun istisnası zaman aşımı veya hak düşürücü süredir. Somut olayda her iki sınırlayıcı süre de söz konusu değildir. Tartışılması gereken bir diğer husus ise, üye ile kooperatif arasında uzun yıllar ilişki kurulmaması halinde yükümlülüğün kimde olacağı konusudur. Bir başka deyişle, üyenin aidat borcu olup olmadığının takibi kooperatife mi üyeye mi ait olacaktır. Hiç tereddüt etmeden bu sorunun cevabı kooperatif olmalıdır. Zira kooperatif bir tacirdir ve basiretli bir şekilde davranmalı, alacağını borcunu takip etmelidir. Kooperatif yönetim kurulunun görevlerinden biri de budur.(K.K.27.m) Bu nedenle, üyelikten usulünce çıkma veya çıkarılma olmadığı sürece üyeliğin devamı esastır. Kooperatifin tüzel kişiliği halen devam etmektedir ve taşınmaz kooperatif adına tapuda kayıtlıdır. Yasa Koyucu üyelikten çıkarılmayı çok sıkı şekil kuralların bağlamıştır. Bu nedenle ihtaratlardan birinde bile borcun miktarındaki küçük bir hata, ihraç işleminin iptali sonucunu doğururken, ortada usulünce alınmış hiçbir karar yokken, borcun varlığı dahi tartışılmamışken, kooperatifin ihmalinin sonuçları üyeye yüklenmek suretiyle uzun yıllar sonra dava açılması haktan feragat olarak değerlendirilip, üyelik hakkının sonlandırılması adil olmamış, Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile garanti altına alınan mülkiyet hakkının ihlali sonucunu doğurmuştur. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/1720E, 2021/846K sayılı ilamında “ 2709 sayılı Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca herkes, yargı mercileri önünde hak arama özgürlüğüne sahip olup, bu özgürlüğün en yaygın kullanılma şekli dava açma hakkıdır. Anayasa’nın 13. maddesine göre de temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. 38. Her hak gibi dava açma hakkı da kötüye kullanılabilir. Ne var ki, somut olayda Anayasa tarafından güvence altına alınan ve aynî hak niteliğinde olduğu için her zaman herkese karşı ileri sürülebilen mülkiyet hakkına dayalı olarak dava açılmıştır. Bu nedenle kanunun kişiye tanıdığı mutlak bir hakkın aradan uzun süre geçtikten sonra ileri sürülmüş olması, dava hakkının kötüye kullanılması olarak değerlendirilemez.” Diyerek bu hususa adalete uygun bir çözüm getirmiştir. SUCCESS ADALET_SUCCESS İşlem başarıyla gerçekleştirildi! İşlem başarıyla gerçekleştirildi! 07ababc4cf72ff6c 1efc37dbc1260a39 ... ...