4. Hukuk Dairesi 2024/12775 E. , 2025/6260 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/1676 E., 2024/1575 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Tirebolu 1. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2023/367 E., 2024/219 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; 19.01.2017 günü davacının yolcu konumunda olduğu ticari minibüsün seyri esnasında gidiş istikametine göre yolun sol tarafındaki dik kayalık alandan kopan bir kaya parçasının aracın ön camına düşmesi ve ön camı kırarak içeri girmesi neticesinde ön koltukta oturan davacı yolcunun yaralanmasına sebep olduğunu, olayın karayolunda gerekli denetim ve güvenliğin sağlanmamasından kaynaklandığını, davalı tarafın tam kusurlu olduğunu, kaza sırasında davacının başından darbe aldığını, hayati tehlike geçirdiğini, 19.01.2017 - 15.02.2017 tarihleri arasında tedavi gördüğünü, tedavi sonrası baş ağrısı, unutkanlık, dikkatsizlik ve hafıza kaybı gibi rahatsızlıklarının başladığını, müvekkilinin topograf olduğunu, kaza olduğu tarihte çalıştığını ve aylık net 5.000,00 TL ücret aldığını, maddi tazminat hesabında tespit edilecek gerçek ücretin esas alınması gerektiğini, bu olay sonrası önemli derecede iş gücü kaybına uğradığını, müvekkilinin olay tarihinde 42 yaşında olup fiilen çalışan, üniversite mezunu, nitelikli bir insan olduğunu, topograf olan müvekkilinin bu kazadan sonra işinin bilgisayar başındaki bölümünü yapamadığını, bir işe 10-15 dakikadan fazla dikkatini veremediğini, aksi halde baş ağrısı başladığını, bu yüzden kazadan sonra sadece arazide çalıştığını belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 10.000,00 TL iş gücü kaybı nedeniyle maddi tazminat ile 30.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihi olan 19.01.2017 tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş; 03.03.2021 tarihli ıslah dilekçesiyle maddi tazminat talebini 781.760,87 TL'ye; 15.03.2024 tarihli dilekçesiyle 4.948.599,75 TL'ye yükseltmiştir.
II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; Doğu Karadeniz Bölgesinin jeolojik yapısının dağlık ve dik yamaçlı olduğunu, davaya konu olayın meydana geldiği yol boyunca arazi yapısı dik ve kayalık olup mevsim koşulları sebebiyle zaman zaman taş düşmesi olaylarının meydana gelebilmekte olduğunu, bu nedenle Giresun iline bağlı yolların hemen her kesiminde meydana gelebilecek bu tür stabilite sorunlarına kurumun imkânları ölçüsünde yerinde müdahale ettiğini ve yol ağı üzerindeki tüm yollarda sürekli olarak çalışma yapılmakta olduğunu, davaya konu olayın trafik kazası olmayıp dağ yamacından yağışlı hava şartları sonucunda kopan bir taşın, tam o sırada karayolundan gitmekte olan aracın üzerine düşmesi neticesi gerçekleşen doğal bir afet olayı olduğunu, Devlet yolu üzerinde bu tür stabilite sorunları olan kesimlerde sürücüleri uyarmak amacıyla gerekli düşey işaretleme levhalarının bulunduğunu ve kaza mevkii olan kesimin gerisinde taşıt yolu üzerinde taş düşme tehlikesi olabileceğini belirten gevşek şev işaret levhasının bulunduğunu, kaza tespit tutanağının incelenmesinde kazaya etken yol sorunu olmadığının ifade edildiğini, olayın meydana gelmesinde karayollarının ihmali olduğuna dair hiçbir ifadeye ise yer verilmediğini, eğitim görmüş ehil sürücülerin özellikle araç sürücüsünün aynı yöreden olması da göz önüne alındığında bu olguları bilmesi ve buna göre tedbir alması gerektiğini, Devlet yolu üzerine taş düşmesi olayının anlık bir olay olması ve bölgenin coğrafik yapısı göz önüne alındığında karayolunun herhangi bir yerinde olabilecek bu tür olayların hangi zamanda ve nerede olacağını bir insanın önceden bilebilmesi ve tedbir alabilmesinin mümkün olmadığını, karayollarının herhangi bir ihmal veya kusuru bulunmadığını, talep edilen tazminat miktarının fahiş olduğunu, faiz başlangıç tarihinin kaza değil dava tarihi olması gerektiğini belirterek davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesininİlk Derece Mahkemesinin 30.09.2021 tarihli ve 2018/37 Esas, 2021/314 Karar sayılı kararıyla davanın görüm ve çözüm yerinin idare mahkemeleri olduğu gerekçesiyle; yargı yolunun caiz olmaması nedeniyle davanın usulden reddine, davacının idari yargıda dava açmakta muhtariyetine karar verilmiş; karara karşı davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
IV. İSTİNAF A. Kaldırma Kararı Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesinin 08.09.2023 tarihli ve 2022/1806 Esas, 2023/1379 Karar sayılı kararıyla; 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 7. maddesinin Karayolları Genel Müdürlüğünün görev ve yetkilerini düzenlendiği, idarenin can ve mal güvenliği için gerekli önlemleri alması gerektiği, anılan Kanun'un 110. maddesinde ise bu kanundan doğan sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini düzenlendiği, somut olaya konu davanın adli yargı yerinde görülmesi gerektiği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353/1-a.4 maddesi gereğince kaldırılmasına, dosyanın davanın yeniden görülmesi için mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. B. Kaldırma Kararı Sonrası İlk Derece Mahkemesince Verilen Karar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile kaza tespit tutanağına göre kazanın gerçekleşmesinin ani gelişen taş düşmesi olayından kaynaklandığı, davacının içerisinde bulunduğu dava dışı sürücünün ise herhangi bir kusurunun bulunmadığı, keşif sonrası düzenlenen 25.02.2019 tarihli trafik, jeoloji ve inşaat bilirkişiden alınan raporda benzer şekilde kazanın yaşanmasıyla sürücünün kusurunun olmadığı, kazanın davalı kurum tarafından gerekli tedbirlerin alınmamasından kaynaklandığı kanaatine yer verildiği, eldeki davada, kazanın gerçekleşme sebebinin aracın gidiş istikametine göre yolun sol tarafında bulunan dik kayalık alandan düşen taştan kaynaklandığı noktasında uyuşmazlık bulunmamakta olup kaza mahallinde icra edilen keşif sonrası düzenlenen heyet raporunda karayolunun bu bölümündeki kayalık alanın, mevcut hali itibariyle tehlike arz ettiği, bu bölümün dik olan üst kısımlarının tıraşlanarak düzeltildikten sonra çelik tel örgü ile kapatılması veya yüzeyin püskürtme beton uygulanarak taşların yola düşmesine engel olacak şekilde önlemlerin alınması gerekliyken bu tedbirlerin alınmaması sebebiyle davalı Kurumun sorumluluğunun bulunduğu kanaatine varıldığı, kaza tespit tutanağı ve bilirkişi heyet raporu gözetilerek kazanın yaşanma şekline ilişkin tereddüt bulunmaması, kazanın oluşumunda davacıya atfedilebilecek herhangi bir kusura rastlanılmaması ve Karayolları Trafik Kanunu'nun 7/1-a maddesiyle davalı Kuruma yüklenen önlemleri alma yükümlülüğü nedenleriyle ATK Trafik İhtisas Kurulundan rapor alınmasına ihtiyaç olmaksızın davalı tarafın, kusuru bulunmayan davacının kaza sebebiyle uğradığı zarardan sorumlu olacağı, ATK 3. İhtisas Kurulu'nun 15.11.2019 tarihli raporunda kaza tarihi itibari ile yürürlükte bulunan Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurul Raporları Hakkında Yönetmelik hükümleri doğrultusunda yaralanma sebebiyle davacının geçici iş göremezlik süresinin 9 aya kadar uzayabileceği, tüm vücut fonksiyon kaybının %40 oranında olduğunun belirlendiği, davacı tarafça maluliyet oranına ilişkin rapora itirazda bulunulması, davacıya sara hastalığı teşhisi konulduğu yönündeki beyanları üzerine ATK 3. İhtisas Kurulundan yeniden alınan 17.06.2020 tarihli raporda kök rapordaki mütalaaya eklenecek bir husus bulunmadığı, meydana gelen bayılmanın kafa travmasıyla ilişkilendirilmeyeceği tespitlerine yer verildiği, davacının SGK hizmet döküm cetveli ve yargılama sırasında dinlenen davacı tanıklarının istikrarlı beyanı gözetildiğinde davacının, kaza tarihi itibariyle topograf olarak çalıştığı anlaşılmakla dava dilekçesinde aylık net ücretinin 5.000,00 TL olduğu belirtilmiş olup hesap raporlarında yer verildiği üzere davacının SGK bildirimlerine göre son ücretinin net 5.687,95 TL olduğu, kolluk araştırmasında davacının ücreti konusunda 5.000,00 TL olduğu bilgisinin ulaşıldığına ilişkin tespitin bulunduğu, bu doğrultuda davacı tanıklarının anlatımlarının mevcut olduğu gözetildiğinde topograf olarak çalışan davacının aylık ücretinin, taleple bağlı kalınarak dava dilekçesindeki miktar üzerinden hesaplanmasının isabetli olduğu sonucuna ulaşıldığı, istinaf incelemesi sonrasında karar tarihine en yakın dönemdeki veriler kullanılmak suretiyle hesap bilirkişiden alınan raporda TRH 2010 Yaşam Tablosundaki sürelerin gözetilmesi, dava dilekçesinde ileri sürülen ve ispatlanan aylık net 5.000,00 TL gelirin oranlanması suretiyle zarar miktarının tayin edilmesi, davacının kusurunun bulunmaması ve kaza sebebiyle davacıya yapılan ödemeye rastlanılmaması nedenleriyle hesaplanan miktardan indirim yapılmaması hususlarının delil durumuyla uyumlu olduğu kanaatine varıldığından 09.01.2024 tarihli hesap raporunun hükme esas alındığı, mahkemenin 30.09.2021 tarihli davanın usulden reddine ilişkin hükmüne karşı davacı tarafça istinaf yoluna başvurulması neticesinde hükmün kaldırıldığı nazara alındığında ilk hükmün taraflar hakkında usuli kazanılmış hakka vücut vermeyeceği, dava dilekçesinde fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak dava ikame edilmiş ve davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığı bilgisine yer verilmemiş, yargılama sırasında davacı tarafça, istinaf incelemesi öncesinde 04.03.2021 tarihli ıslah dilekçesi sunulmuş, kaldırma kararı sonrasında 18.03.2024 tarihli dilekçede maddi tazminat taleplerinin arttırıldığı bildirilmiş olup bilirkişi incelemesi sonucunda zarar miktarının tespitinin mümkün olması ve zarar hesabında karar tarihinin en yakın verilerin esas alınması gerekliliği nedenleriyle davanın niteliği itibari ile belirsiz alacak davası olarak kabulünün gerektiği, istinaf incelemesi öncesi 04.03.2021 tarihli dilekçenin ıslah, 18.03.2024 tarihli dilekçenin ise talep arttırım dilekçesi olarak kabul edildiği, maddi tazminata ilişkin dava değerinin 46.199,79 TL geçici ve 4.902.399,96 TL sürekli iş göremezlik zararı olmak üzere toplam 4.948.599,75 TL olduğunun anlaşıldığı, davacının, herhangi bir kusuru bulunmaksızın yaşanan kaza neticesinde %40 oranında maluliyetinin meydana gelmesi, soruşturma dosyasında mevcut 25.01.2017, 27.01.2017 ve 27.02.2017 tarihli kolluk tutanaklarında kazanın 19.01.2017 tarihinde yaşanmış olmasına rağmen aradan geçen dönemde davacının hayati tehlikesinin devam etmesi sebebiyle ifadesinin alınamadığı şeklinde tespitin yer verilmiş olması, davacının kaza tarihindeki yaşı, yaralanması sebebiyle vücudunda meydana gelen fonksiyon kaybının ömür boyu sürecek olması, paranın alım gücü, manevi tazminatın zenginleşme aracı olmadığı gibi cezalandırma amacının da bulunmaması, yerleşik Yargıtay içtihatlarında yer verildiği üzere manevi tazminatın, zarara uğrayanda manevi huzuru gerçekleştirecek nitelikte olmasının gerekliliği dikkate alınarak davacı tarafın 30.000,00 TL manevi tazminat talebinin hakkaniyetli olduğu ve manevi tazminattan ulaşılmak istenilen manevi tatmin için yeterli olduğu kanaatine varıldığı gerekçesiyle davanın kabulü ile 4.948.599,75 TL maddi tazminat ile 30.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihi olan 19.01.2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş; karara karşı davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. C. Bölge Adliye Mahkemesi Kararı Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlara, yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle daha önce kaldırma kararında belirtildiği üzere davaya bakma hususunda mahkemenin görevli ve yetkili sayılmasına, kusura ilişkin alınan bilirkişi raporları doğrultusunda meydana gelen zarar ile davalının eylemleri arasında illiyet bağının tesis edilmesine, davacının maluliyetine ilişkin olarak yapılan araştırma ve alınan bilirkişi raporunun hüküm kurmaya elverişli olmasına, tazminat miktarının tayin ve tespitine yönelik alınan nihai aktüer raporun somut olaya ve Yargıtay uygulamalarına paralel olduğunun görülmesine, belirsiz alacak davası sırasında bir bedel artırım bir de ıslah talebinde bulunulabileceğinin anlaşılmasına, davanın haksız fiil hükümlerine dayalı olarak açıldığı anlaşılmakla mahkemenin faiz başlangıç tarihine ilişkin değerlendirmelerde isabetsizlik bulunmamasına göre kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde; Doğu Karadeniz Bölgesinin jeolojik yapısının dağlık ve dik yamaçlı olduğunu, gece gündüz farkından dolayı atmosferik ayrışma olaylarının yaygınca görülmesi, yağış rejiminin şiddetli ve düzensiz olması, topoğrafik koşulları vb. nedenlerle kayaç yapılarının mevsimsel koşullara bağlı olarak öngörülemeyen zamanlarda kitlesel heyelan, akma, kaya düşmesi ve devrilmesi gibi stabilite sorunlarına neden olduğunu, davaya konu olayın meydana geldiği yol boyunca arazi yapısı dik ve kayalık olup mevsim koşulları sebebiyle zaman zaman taş düşmesi olaylarının meydana gelebilmekte olduğunu, bu nedenle Giresun iline bağlı yolların hemen her kesiminde meydana gelebilecek bu tür stabilite sorunlarına kurumun imkânları ölçüsünde yerinde müdahale ettiğini ve yol ağı üzerindeki tüm yollarda sürekli olarak çalışma yapılmakta olduğunu, davaya konu olayın trafik kazası olmayıp dağ yamacından yağışlı hava şartları sonucunda kopan üzerinde bu tür stabilite sorunları olan kesimlerde sürücüleri uyarmak amacıyla gerekli düşey işaretleme levhalarının bulunduğunu ve kaza mevki olan kesimin gerisinde taşıt yolu üzerinde taş düşme tehlikesi olabileceğini belirten gevşek şev işaret levhasının bulunduğunu, yolun yapım kusurundan kaynaklanmayan taş düşmesi olayının bir insanın müdahale edebilme şansı olmadan ani şekilde gelişen, münferit olay olarak kabulü gerektiğini, yüzlerce kilometrelik sorumluluk alanı olan idarenin her an her noktayı kontrol edemeyeceğini, kurumun bir kusuru bulunmadığı, tazminat miktarının fahiş olup sebepsiz zenginleşme oluşacağını, kaza tarihinden itibaren faiz talebinin reddi gerektiğini, aksinin kabulü halinde olay değil dava tarihinin esas alınması gerektiğini beyan etmektedir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, davacının yolcu konumunda olduğu minibüsün karayolunda seyri sırasında gidiş istikametine göre yolun sol tarafındaki dik kayalık alandan düşen kaya parçasının aracın ön camını kırarak içeri girmesi sonucu ön koltukta oturan davacının yaralanarak malul kalması nedeniyle sürekli iş göremezlik tazminatı ile manevi tazminat talebine ilişkindir. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere ve özellikle dava dilekçesinin 2. sayfasının 2. paragrafında mahkemece gerçek ücretin belirlenerek tazminatın tespit edilmesi gerektiği hususunun vurgulanmış olması nazara alındığında davanın belirsiz alacak davası olarak kabulünde bir isabetsizlik görülmemesine göre usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, 492 Sayılı Harçlar Kanunu’nun 13/J maddesi uyarınca davalıdan harç alınmamasına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 21.04.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.