4. Hukuk Dairesi 2023/12816 E. , 2025/5363 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2018/31 E., 2021/142 K. Mahkemece bozmaya uyularak verilen karar taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiş, incelemenin duruşmalı olarak yapılması davalı vekili tarafından istenilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 08.04.2025 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.. Belli edilen gün ve saatte davacı vekili Avukat ... ile davalı vekilleri Avukat ...., Avukat ... ve Avukat ... geldiler. Taraflar vekilinin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen 08.04.2025 gününde Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Maden İşleri Genel Müdürlüğü tarafından davacıya verilen Bilecik ili ...ilçesi, ... Köyü, ... mevkii dahilinde bulunan, 200610905 sayılı işletme ruhsatı ile sahasının tüm yararlanma hakkının davacı şirkette bulunduğunu, şirkete ait... sayılı ruhsat sahasına davalı tarafından dökülen pasa, toprak ve mermer blokları nedeniyle davacının sahadan yararlanma hakkının kısıtlandığını, davalının haksız eylemi nedeniyle herhangi bir madencilik faaliyetinin yapılamadığını, ruhsat sahasında davacı tarafından rezerv çalışması ve akabinde de maden çıkarma faaliyeti yapılacağını, ancak davalının haksız eylemi nedeni ile kullanılamadığını, herhangi bir madencilik faaliyeti yapılamadığını, davalıya ihlalin durdurulması ve dökülen malzemenin kaldırılması yönünde ihtarname keşide edildiğini, sonrasında ise Bilecik 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/7 D.İş sayılı dosyasında tespit yaptırıldığını, davanın ikame edilmesi sebebinin davacı şirketin kamu ve özel şahıslara karşı yükümlülükleri nedeniyle kamu ve özel şahıs taleplerinden kaynaklanacak olumsuz müeyyidelerin davalıya yansıtılması ve söz konusu ruhsat alanında davacı şirketin rezerv çalışması ve akabinde maden çıkarma çalışması faaliyeti nedeniyle pasa ve toprağın kaldırılması gerekliliği olduğunu belirterek belirsiz alacak olarak davalının müdahalesinin önlenmesine ve şimdilik 1.000,00 TL tazminatın ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; üretim yapılan alanın hemen yanında Orman Genel Müdürlüğü tarafından izni alınmış pasa döküm sahalarının mevcut olduğunu, bu kadar büyük pasa döküm alanlarına sahip davalı firmanın, kendisine ait olmayan ve pasa döküm izni bulunmayan bir sahaya kaçak olarak pasa dökmesinin mantığa aykırı olduğunu, kimsenin ruhsatlı arazisine pasa dökmediğini, bu davada davalı bakımından tazminatın hiçbir şartının gerçekleşmediğini belirterek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
III. MAHKEME KARARI Mahkemenin 25.06.2015 tarihli ve 2013/165 Esas, 2015/250 Karar sayılı kararıyla aynı sahada çalışan farklı birçok maden şirketinin bulunduğu ve tüm pasayı davalının döktüğünün ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairenin 30.05.2017 tarihli ve 2015/12447 Esas, 2017/3444 Karar sayılı ilamıyla; davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine karar verilerek "Dosyadaki bilgi ve belgelerden; davalının madencilik faaliyetine 2000 yılında başladığı, 24.11.2014 tarihli maden mühendisi, jeoloji mühendisi ve inşaat mühendisinden oluşan üçlü bilirkişi raporunda ise sahanın 2003 yılı ve öncesindeki uydu fotoğraflarında pasa atığının görünmediği söz konusu pasa atığının 2003 yılından sonra atılmaya başlandığı ve günümüze kadar bu hali aldığının belirtildiği, Bilecik 2. Asliye Hukuk Mahkemesi 2013/7 Değişik İş sayılı dosyasında yapılan 01/08/2013 tarihli keşif sonucunda jeoloji mühendisi bilirkişi tarafından düzenlenen 06.08.2013 tarihli raporda; maden sahası üzerindeki mermer bloklar üzerinde davalı şirkete ait damgaların olduğunun belirtildiği, yine mahalde yapılan 03.11.2014 tarihli keşifte dinlenen köy muhtarı tanık ...'ın davalının da alana pasa döktüğü yönünde beyanda bulunduğu anlaşılmaktadır. Şu halde; davalının söz konusu alana pasa döküp mermer bloklarını bıraktığı ispatlanmış olup durum davacı yararına tazminata hükmedilmesini gerektirir ise de davacının 13.05.2011 başlangıç-13.05.2021 bitiş tarih ve .... sayılı ruhsatı alırken, yine 29.03.2006 başlangıç-29.03.2016 bitiş tarih ve 18739 sayılı maden ruhsatını 05.09.2008 yılında dava dışı ...Modül Mermer Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketinden devralırken alan üzerindeki pasa yığını ve mermer blokları görerek devraldığı dolayısıyla bu riski de göze aldığı anlaşılmaktadır. Ayrıca, dosya kapsamına göre söz konusu alana davalı dışında başkaca maden şirketleri tarafından da atık bırakıldığı sabittir. Şu durumda; mahkemece davalı tarafın defter ve kayıtları da dosya içine alınarak ve gerekirse mahallinde keşif de yapılmak suretiyle davalı tarafından dökülen pasa miktarı uzman bilirkişi vasıtasıyla tespit edilmelidir. Dökülen pasa miktarının tespitinin ardından bu miktar pasanın alandan kaldırılması için yapılması gerekli harcama bedelinden davacının alanı mevcut haliyle görerek devralması ve yeni ruhsat tesisi ile diğer firmaların da bu parselleri atık bırakma yeri olarak kullanması da birlikte gözetilerek BK m. 43-44 gereği (TBK m.51-52) uygun miktarda indirim yapılarak zarar kapsamının belirlenmesi gerektiği, bu şekilde kesin bir sonuca ulaşılamaması, gerçek zarar miktarının belirlenememesi halinde ise mahkemece BK'nın 42. (TBK'nın 50.) maddesi hükmü gözetilerek zararın takdir ve tayini yoluna gidilmesi gerektiği gözetilmeksizin, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya uygun olmamış ve kararın bozulması gerekmiştir" gerekçesiyle kararın bozulmasına; Dairenin 26.12.2017 tarihli ve 2017/4042 Esas, 2017/8691 Karar sayılı ilamıyla davalı vekilinin karar düzeltme isteğinin reddine karar verilmiştir. B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla bozma uyarınca davalının, davacıya ait alana pasa dökmek suretiyle davacının sahasına müdahale ettiğinin sabit olduğu, davacının bu eylem sebebiyle zararının ise pasaları kaldırma maliyeti kadar olacağı, 12.02.2019 tarihli fen ve kök bilirkişi raporu uyarınca davalı şirketin işletme faaliyet raporları, sattığı moloz miktarları, alanda bulunan pasa miktarı tespit edilerek rapor hazırlandığı, denetime elverişli bilirkişi raporları uyarınca davacının zararının da belirlenebilir hale geldiği, HMK'nın 107. maddesi uyarınca davacının tazminat istemi hususundaki davasının belirsiz alacak davası olduğu, zira tazminat miktarının hesaplanması için davalının faaliyet bilgileri ile alandaki pasa miktarının bilinmesi ve uzman aracılığıyla hesaplama yapılması gerektiği, ancak alacak belirlenebilir hale geldikten sonra tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde davacının, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini tam ve kesin olarak belirleyebileceği, aksi takdirde davanın, talep sonucunda belirtilen miktar veya değer üzerinden görülüp karara bağlanacağı, belirsiz alacak davalarının özelliği gereği Kanun'un, davacıya alacağını belirlemesi için HMK'nın 107/2. maddesi ile bir imkân getirdiği, burada davacının iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmadığı, talebin kesin olarak belirlenmesinin teknik olarak ıslah olarak da değerlendirilemeyeceği, davacıya 12.11.2020 tarihli celsede 2 haftalık süre verildiği, her ne kadar mahkemece verilen sürenin ıslah olarak nitelendirilmesi teknik olarak hatalı olsa da Kanun'un ilgili maddeleri belirtilerek doğru ihtaratın yapılmış olması, verilen sürenin anlamı ve yapılması gereken iş açısından davacıyı tereddüde düşürecek bir husus olmadığı, davacıya HMK'nın 107. maddesine göre verilen süre kesin süre olup bu hususun kanunda düzenlendiği, dolayısıyla hâkim tarafından kesin olarak belirlenen bir süre olmadığı, bu sebeple davacıya süre verilirken kesin olduğu ihtaratının yapılmamasının bir eksiklik veya hata olmadığı, HMK'nın 107. maddesine göre 2 haftalık sürenin kesin olmasının kanun gereği olduğu, bunun yanında davacı yargılama süresince kendisini bir vekil ile temsil ettirmiş olup avukatların kanunları bileceği, davalının davacıya ait maden sahasına müdahalesinin men'ine karar verildiği, tazminat hususunda ise davacı, verilen süre içinde alacağını belirlemediği için dava dilekçesinde yer alan bedel üzerinden karar verildiği, hakkaniyet gereği davacının gerçek zararı daha fazla olduğundan TBK'nın 51-52. maddeleri uyarınca indirim yapılmadığı, tazminat bedeline işletilecek faizin ise davalı şirketin TTK kapsamında ticari faizden sorumlu olması ve davacının davalıya yaptığı ihtar tarihi dikkate alınarak belirlendiği gerekçesiyle davanın kabulü ile davalının, davacıya ait dava konusu ruhsat sahasına müdahalesinin men'ine, 1.000,00 TL tazminatın 19.06.2013 tarihinden itibaren işleyecek ticari temerrüt faizi ile birlikte davalıdan alınarak davcıya verilmesine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; davanın belirsiz alacak davası olduğunu, yargılamada alınan raporlara karşı ek rapor talebinde bulunulduğunu, vekil olarak bulunmadıkları ve davacı şirket yetkilisinin bizzat iştirak ettiği 12.11.2020 tarihli duruşmada usule aykırı şekilde müvekkili şirket yetkilisine dava belirsiz alacak davası olmasına karşın talep artırım dilekçesinden önce davayı ıslah etmek üzere süre verildiğini, buna ilişkin ihtarda ise verilen sürenin kesin süre olduğunun belirtilmediğini, bunun üzerine yasal süresinde mahkemeye sunulan dilekçe ile hatalı ara kararından rücu edilmesi talebinde bulunulduğunu, ancak bu talebe ilişkin usule aykırı şekilde herhangi bir karar verilmediğini, talepleri hakkında karar verilmeden tahkikatın sona erdirilmesi ve sözlü yargılamaya geçilmesinin usule aykırı olduğunu, mahkemenin kendilerine HMK'nın 107/2. maddesi uyarınca bedel artırım haklarını kullanmak için tahkikatın bitimine kadar süre vermesi ya da bu haklarını kullanmalarının mahkemece beklenmesi gerekirken ıslah için süre vermesinin bozma nedeni olduğunu, bir sonraki 04.02.2021 tarihli celseye vekil olarak hastanede bulunmaları ve başka mahkemede de duruşmasının olması nedeniyle mazeret dilekçesi gönderildiğini, mahkemece mazeretin kabul edilmesi, ancak talep ve itirazları hakkında yeniden karar verilmeden tahkikat aşaması sona erdirilerek bir sonraki celse sözlü yargılama aşamasına geçilmesine karar verilmesinin usule aykırı olduğunu, bu durumun kanunun kendilerine tanıdığı bedel artırım dilekçesi sunma ve davayı ıslah etme hukuki haklarını kullanmalarını engellediğini, bedel artırım dilekçesinin nihai kararın verildiği duruşma gününden önce mahkemeye sunulduğunu, mahkemece kendilerine harcı tamamlamak için süre verilmesi gerekirken verilmediğini, bilirkişi heyetinden pasa kaldırma masrafları için alınan raporun güncellenmesi taleplerinin mahkemece dikkate alınmadığını, pasa kaldırma maliyetine yönelik girdilere etki eden dolar cinsinin değiştiğini, tüm dilekçelerinde bu yönde ek raporun alınmasından sonra dava değerinin artırılacağını beyan etmelerine karşın mahkemece bu taleplerinin dikkate alınmadığını beyan etmektedir. Davalı vekili temyiz dilekçesinde; davacının sahasına davalı tarafından pasa dökülmediği sabit olmasına karşın davalı aleyhine 1.000,00 TL de olsa aleyhe karar verilmesini kabul etmediklerini, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, hem davaya konu edilen ve harcı yatırılmış olan 1.000,00 TL'lik talebin ve keza harcı yatırılmamış olan talebinin zamanaşımına uğradığını, 2 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğunu, pasanın 30 senedir sahada bulunduğunu, hükme esas alınan raporun hatalı olduğunu, varsayıma dayalı hesap yapıldığını, moloz miktarlarının pasadan düşülmesi gerektiğini, dava konusu ruhsat sahası içerisinde bulunan mülkiyeti müvekkiline ait tapulu alanların tüm tasarruf hakları davalıda olup bunların üzerinde bulunan pasanın hesaba katılamayacağını, bu hususun dikkate alınmadığını, davacının dava konusu ruhsatı dava devam ederken 30.11.2018 tarihinde satarak devrettiğini, davacının kötüniyetli olduğunu beyan etmektedir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık; davacının maden işletme ruhsat sahasına davalı tarafından pasa, moloz ve mermer bloklarının atılması nedeniyle müdahalenin önlenmesi ve tazminat talebine ilişkindir. 1- 6100 sayılı Hukuku Muhakemeleri Kanunu (HMK) ile yazılı yargılama usulünde ilk derece yargılaması beş aşamadan oluşmaktadır. Bunlar, davanın açılması ile karşılıklı dilekçelerin verilmesi, ön inceleme, tahkikat, tahkikatın sona ermesi ve sözlü yargılama ile hükümdür. Tahkikat, HMK'nın 147. maddesi uyarınca ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra başlamaktadır. Bu anlamda tahkikat evresinde işin esasına girilerek delillerin değerlendirilmesi sonucu bir karar verilmek üzere taraflar duruşmaya davet edilir. Bu yönüyle tahkikat evresi, yargılamanın en önemli ve uzun aşaması olarak nitelendirilmektedir. HMK'nın 184. maddesi şöyledir: "(1) Hâkim, tarafların iddia ve savunmalarıyla toplanan delilleri inceledikten sonra, duruşmada hazır bulunan taraflara tahkikatın tümü hakkında açıklama yapmaları için söz verir. (2) Mahkeme tarafların tahkikatın tümü hakkındaki açıklamalarından sonra, tahkikatı gerektiren bir husus kalmadığını görürse, tahkikatın bittiğini taraflara tefhim eder." Aynı Kanun'un 186. maddesi şöyledir: "(1) (22.07.2020-7251/20 md) Mahkeme, tahkikatın bittiğini tefhim ettikten sonra aynı duruşmada sözlü yargılama aşamasına geçer. Bu durumda taraflardan birinin talebi üzerine duruşma iki haftadan az olmamak üzere ertelenir. Hazır bulunsun veya bulunmasın sözlü yargılama için taraflara ayrıca davetiye gönderilmez. (2) Sözlü yargılamada mahkeme, taraflara son sözlerini sorar ve hükmünü verir. (Ek cümle: 22.07.2020-7251/20 md) Şu kadar ki, 150 nci madde hükmü saklıdır." Öte yandan tahkikatın sona ermesinden sonra, tahkikatın bittiğinin bildirilmesine ilişkin m. 184 hükmü ve tahkikatın bitmesinden sonra yapılacak olan sözlü yargılama hakkındaki hüküm (m. 186), adil yargılanma hakkının önemli bir unsuru olan hukuki dinlenilme hakkı (m. 27) ile ilgilidir. HMK'nın 27. maddesinde, davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgililerinin kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip oldukları belirtilmiştir. Hukuki dinlenilme hakkı davanın tarafları için bir hak olarak ortaya çıktığı halde mahkemeler için bir ödev niteliğindedir. Davanın taraflarına iddia ve savunmalarını ileri sürme imkânı verilmeden davanın esasıyla ilgili değerlendirme yapılması mahkemeye erişim hakkını zedeler. Davanın bir mahkeme tarafından görülebilmesi ve kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına giren güvencelerden faydalanabilmesi için ilk olarak kişiye iddialarını ortaya koyma imkânının tanınması gerekir. Bu itibarla bir davanın sonucundan menfaati etkilenecek olan kişilerin bu yargılama hakkında bilgi sahibi olabilmelerine, uyuşmazlığın çözümü için gerekli ve sonuca etkili olduğunu düşündükleri hususlarda açıklamada bulunabilmelerine, iddialarını ispata yönelik delil sunabilmelerine imkân sağlanması gerekir. Bu husus aynı zamanda silahların eşitliği ve çekişmeli yargılama ilkeleri ile de ilgilidir. Hakim Türk Hukukunu re’sen uygular (HMK m. 33). Mahkeme Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun emredici düzenlemelerinin gereğini yerine getirmek zorundadır (HGK, 13/03/2013, 2012/802 esas, 2013/347 karar). Dosya kapsamına göre; 04.02.2021 tarihli duruşma için davacı vekili aynı gün hastanede tedavi görmesi ve il dışındaki bir başka mahkemede duruşması olması nedeniyle duruşmaya katılamayacağına dair mazeret dilekçesi sunarak duruşmanın bir başka güne talikini istemiştir. Mahkemece 04.02.2021 tarihli duruşmada davacı vekilinin mazereti kabul edilmiş ancak aynı celsede HMK m. 184 hükmü gözetilmeden davacı yanın yokluğunda tahkikat aşaması sona erdirilerek sözlü yargılama aşamasına geçilmesine karar verilmiştir. Tahkikatın tümü hakkında taraflara söz verilmesiyle ilgili m. 184 hükmü emredici bir hükümdür. Mahkemenin, mazereti nedeniyle duruşmaya katılmayan tarafın yokluğunda veya tarafların duruşmada hazır bulunmaları halinde tahkikatın tümü hakkında açıklama hakkı tanınmaksızın karar verilmesi, savunma hakkının sınırlanması anlamına gelmektedir. Hâl böyle iken Mahkemece; 04.02.2021 tarihli duruşmada hem davacı vekilinin mazeretinin kabulüne karar verilip hem de davacı yanın yokluğunda tahkikat aşaması sona erdirilerek sözlü yargılama aşamasına geçilmesi usule uygun değildir. Bu durumda mahkemece, HMK'nın 184. maddesinin açık ve emredici hükmüne rağmen davacı vekilinin mazeretinin kabul edilmesine rağmen davacı vekilinin yokluğunda hukuki dinlenilme hakkını sınırlar mahiyette tahkikatın tümü hakkında açıklama yapma hakkı tanınmaksızın karar verilmesi doğru bulunmamış, kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir. 2- Her ne kadar mahkemece; belirsiz alacak davasında denetime elverişli bilirkişi raporları uyarınca davacının alacağı belirlenebilir hale geldikten sonra tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde davacının talebini tam ve kesin olarak belirleyebileceği, aksi takdirde davacının talep sonucunda belirtilen miktar veya değer üzerinden görülüp karara bağlanabileceği, kanunun davacıya alacağını belirlemesi için HMK m. 107/2 ile bir imkân getirdiği, talebin kesin olarak belirlenmesinin teknik olarak ıslah olarak da değerlendirilemeyeceği, 12.11.2020 tarihli celsede davacıya 2 haftalık süre verildiği, verilen sürenin ıslah olarak nitelendirilmesi teknik olarak hatalı ise de doğru ihtaratın yapıldığı, HMK m. 107'ye göre verilen sürenin kanun gereği kesin olduğu, ancak davacının verilen süre içerisinde alacağını belirlemediği gerekçesiyle dava dilekçesindeki taleple bağlı kalınarak karar verilmiş ise de varılan sonuç dosya kapsamına uygun düşmemektedir. HMK'nın belirsiz alacak davasını düzenleyen 107. maddesi şöyledir: "(1) Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir. (2) (Değişik:22/7/2020-7251/7 md.) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğunda, hâkim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini tam ve kesin olarak belirleyebilir. Aksi takdirde dava, talep sonucunda belirtilen miktar veya değer üzerinden görülüp karara bağlanır. (3) (Mülga:22/7/2020-7251/7 md.)" Yukarıda yer verilen madde hükümde de belirtildiği gibi belirsiz alacak davasında davacıya, alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başına belirtmiş olduğu talebini artırabilme hakkı tanınmıştır. 7251 sayılı Kanun'la ikinci fıkra yeniden düzenlenerek hâkim tarafından davacıya tahkikat sona ermeden talebini tam ve kesin olarak belirleyebilmesi için iki haftalık kesin süre verilmesi öngörülmüştür. HMK'nın "Islahın zamanı ve şekli" kenar başlıklı 177. maddesinin birinci ve ikinci fıkrası ise şöyledir: "(1) Islah, tahkikatın sona ermesine kadar yapılabilir. (2) (Ek:22/07/2020-7251/18 md) Yargıtayın bozma kararından veya bölge adliye mahkemesinin kaldırma kararından sonra dosya ilk derece mahkemesine gönderildiğinde, ilk derece mahkemesinin tahkikata ilişkin bir işlem yapması hâlinde tahkikat sona erinceye kadar da ıslah yapılabilir. Ancak bozma kararına uymakla ortaya çıkan hukuki durum ortadan kaldırılamaz." Belirsiz alacak davasında davacı, alacağının tam ve kesin olarak belirlenmesinden sonra HMK'nın 107. maddesine dayalı olarak bir kez alacağını artırabilir. Ayrıca delince; dava tarihi 31.10.2013 olup belirsiz alacak davası olarak açılan davada mahkemece 12.11.2020 tarihli duruşmada davacı şirket yetkilisine ıslah dilekçesi sunmak üzere 2 haftalık süre verilmesine, aksi takdirde dava dilekçesinde talep edilen miktar üzerinden davaya devam olunacağının ihtarına karar verildiği, davacı vekilinin 26.11.2021 tarihli dilekçesiyle ara karardan rücu edilmesini, bu konuda verilecek karardan sonra bedel artırımı konusunda haklarını saklı tuttuklarını belirttiği halde mahkemece bu taleple ilgili bir değerlendirme yapılmadığı, mahkemece 04.02.2021 tarihli duruşmada hem davacı vekilinin mazeretinin kabulüne karar verilip hem de davacı yanın yokluğunda tahkikat aşamasının sona erdirilerek sözlü yargılama aşamasına geçilmesine karar verildiği, davacı vekilinin bu kez 31.03.2021 tarihli (01.04.2021 Uyap kayıt tarihli) bedel artırım dilekçesi sunarak, son bilirkişi raporundaki fiyatların güncellenmesi yönünde ek rapor alınmasını talep ettiklerini, ek rapor alınmasından sonra dava değerini artıracaklarını, mahkemenin aksi kanaatte olması hâlinde ise taleplerini 1.707.205,15 TL'ye yükselttiklerini belirttiği, ancak bedel artırımı yönünden harç yatırmadığı görülmektedir. Yukarıdaki açıklamalar karşısında; belirsiz alacak davası olarak açılan davada davacı taraf bedel artırımı hakkını kaybetse de mahkemece, yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle tahkikat aşamasının sona ermediği, ıslahın tahkikatın sona ermesine kadar yapılabileceği, eldeki belirsiz alacak davasında davacının davasını ıslah etme hakkının da bulunduğu gözden kaçırılarak davacının verilen süre içinde alacağını belirlemediği gerekçesiyle dava dilekçesinde talep edilen miktar üzerinden karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup kararın bozulması gerekmiştir. 3-Bozma neden ve şekline göre davacı vekilinin diğer ve davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
VI. KARAR 1.Yukarıda (1) ve (2) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 2.Yukarıda (3) numaralı bentte gösterilen nedenle davacı vekilinin diğer ve davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, 32.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak duruşmada vekille temsil olunan davalıya verilmesine, 32.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak duruşmada vekille temsil olunan davacıya verilmesine, Peşin alınan temyiz harçlarının istek halinde davacı ile davalıya iadesine, Dosyanın mahkemesine gönderilmesine,08.04.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. SUCCESS ADALET_SUCCESS İşlem başarıyla gerçekleştirildi! İşlem başarıyla gerçekleştirildi! 5626c7955aa691ca 97cc66e60994588b