Yargıtay Kararları › Yargıtay 3. Hukuk Dairesi › Ekim 2025 › 2025/451 E., 2025/4897 K.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2025/451 E., 2025/4897 K. (16.10.2025) – Tazminat

Mahkeme
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/451
Karar No
2025/4897
Karar Tarihi
16.10.2025
Konu
Tazminat, Tapu

3. Hukuk Dairesi 2025/451 E. , 2025/4897 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2023/93 E., 2024/305 K. Mahkemece bozmaya uyularak verilen karar, davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA Davacı vekili; tarafların .. .. Noterliğinin 22.07.1992 tarihli ve ... yevmiye numaralı gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi ile .. İli, .. İlçesi, .. Köyü, köy arkası mevkiinde vaki ve kain 5 nolu parselde kayıtlı gayrimenkulün özel parselasyona göre 18 nolu parselin davalının payına düşen hissesinin satışı konusunda anlaştıklarını, taşınmazın fiilen müvekkiline teslim edildiğini, müvekkilinin satış vaadi sözleşmesine güvenerek üzerine betonarme bina yaptığını, sözleşmenin imzalanmasına müteakip taşınmazın devri konusunda hukuki engel çıktığını, bu hukuki engelin kalkmasından sonra davalı ile tapuya gidildiğinde dava konusu taşınmaza ilişkin tüm hisselerin devredildiğini öğrendiğini ileri sürerek; taşınmaz bedeli olarak ödenen paranın günümüze uyarlanarak tahsili ile sözleşmenin ifasına güvenilerek yapılan harcama bedelinin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiş, 26.02.2014 tarihli ıslah dilekçesi ile bilirkişi raporunda davaya konu hissenin değerinin 65.000,00 TL, bina değerinin ise 126.420,00 TL olarak tespit edildiğini belirterek, talebini 191.420,00 TL'ye çıkartmıştır.

II. CEVAP Davalı asil; davacıya 22.07.1992 tarihinde satışı vaat edilen taşınmazın o zaman tapusunun verilmesinin mümkün olmadığını, bilahare dava dışı ...'ye vekaletname verdiğini, vekili ..'a defalarca söylemesine rağmen davacıya taşınmazı satmadığını, bilahare ..'ın bu arsayı 3. kişiye sattığını öğrendiğini, kendisinin satıştan haberinin olmadığını, satışı tapuya gittiği zaman öğrendiğini savunarak, davanın reddini istemiş, bozma sonrası 25.11.2020 tarihli ıslaha karşı beyan dilekçesi ile; cevap dilekçesini ıslah ettiğini, alacağının muaccel hale geldiği anın ifanın imkansız hale geldiği tarih olduğunu, taşınmazın üçüncü şahsa devredildiği 08.08.2000 tarihinden itibaren 10 yıl geçtiğinden davanın zamanaşımına uğradığını belirterek, davanın reddini istemiştir.

III. MAHKEME KARARI Mahkemenin 26.01.2016 tarihli kararıyla; davanın kabulüne, 191.420,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davalı vekili temyiz başvurusunda bulunmuştur.

IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ 1. Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesinin 09.10.2019 tarihli ilamıyla; davalının sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmediği belirtilerek, Mahkemece, davalıya davacının ıslah dilekçesi tebliğ edilmeden karar verildiği, ıslah dilekçesi geçerli şekilde davalıya tebliğ edilmeden yargılama yapılarak hüküm verilmesinin davalının savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğuracağını, ıslah dilekçesinin usulüne uygun şekilde davalıya tebliği ile savunma hakkı tanındıktan sonra bir karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle, karar davalı yararına bozulmuştur. 2. Bozmaya uyan Mahkemece verilen 14.03.2018 tarihli kararıyla; davalının Yargıtay bozma ilamından sonra sunduğu dilekçe ile zamanaşımı definde bulunduğu, davalıdaki zenginleşmenin 22.07.1992 tarihinde gerçekleştiği, davacının istem hakkının 22.07.2002 tarihinde dolduğu gerekçesiyle, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş; kararın süresi içinde taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairenin 28.11.2022 tarihli ilamıyla; bozma nedenine göre, davalı tarafın temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmediği belirtilerek, taşınmaz mal satış vaadi sözleşmesinden doğan davalar için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediğinden dava tarihi itibarıyla yürürlükte olan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 146. maddesine göre 10 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanacağı, zamanaşımının borcun muaccel olduğu ya da ifanın imkansız hale geldiği tarihte başlayacağı, bundan ayrı olarak, zilyetlik devam ettiği sürece zamanaşımı süresinin işlemeyeceği, satışa konu taşınmazın zilyetliğinin alıcıya devredilmiş olması durumunda zamanaşımının işlemeyeceği, somut olayda, her iki tarafın da kabulünde olduğu üzere dava konusu taşınmazın zilyetliğinin satış vaadi sözleşmesi ile birlikte davacıya devredildiği, Mahkemece, davacının dava konusu taşınmaza zilyetlik durumu araştırılarak, ıslah dilekçesi ile cevap dilekçesinin ıslah edilebileceği de gözetilerek alacağın zamanaşımına uğrayıp uğramadığı tespit edilip, sonucuna göre hüküm tesis edilmesi gerektiği gerekçesiyle, karar davacı yararına bozulmuştur. 3. Bozmaya uyan Mahkemenin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; sözleşmenin, yapıldığı tarih itibarıyla hukuken geçerli olduğu ve edimin ifasının mümkün olduğu, davalının haricen sattığı yerin ikinci kez vekili vasıtası ile üçüncü kişiye satıldığı, söz konusu ifa imkansızlığının borçlunun kusuruna dayalı olduğunun kabulünün gerektiği, bu nedenle bedelin iadesi ve uğranılan zararın giderilmesi gerektiği, ödenecek tazminatın iadenin talep edildiği andaki zenginleşme miktarı oranında olması gerektiği gerekçesiyle, davanın kabulü ile, 191.420,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

V. TEMYİZ A.Temyiz Sebepleri Davalı vekili; Mahkemece bozma kararı muvacehesinde zabıta araştırılması yapılması için Emniyet Müdürlüğüne müzekkere yazıldığını, verilen cevapta davacının belirtilen adreste oturmadığı, başka bir adreste ikamet ettiğinin bildirildiğini, .., .. ve ..'a yazılan müzekkerelere verilen cevaplarda, adreste başka kimselerin ikamet ettiğinin bildirildiğini, zamanaşımı süresinin durması için zilyetliğin devri dışında zilyetliğin devam etmesinin zorunlu olduğunu, ifanın imkansız hale geldiği yani satış vaadi sözleşmesine konu taşınmazın üçüncü şahsa devredildiği tarihteki rayiç değere göre tazminatın belirlenmesi gerektiğini, bu tarihin 08.08.2000 tarihi olduğunu, kaldı ki satış vaadine konu taşınmazın tarla vasfında olduğunu, üzerine sonradan inşa edilen binanın rayiç değer hesabına dahil edilmesinin hatalı olduğunu, davacının tazminat talebine konu ettiği taşınmazın ruhsatsız ve kaçak bir yapı olduğunu, enkaz değeri üzerinden değerleme yapılması gerektiğini, ana taşınmazın hisseli olduğunu, davacının yapıyı meydana getirdiği alanın kendi tasarrufunda olan bir yer olmadığını, bilirkişi raporunda yapılan hesaplamanın hatalı olduğunu, taşkın inşaatın söz konusu olduğunu, taşınmaz tarla vasfına sahip olmasına rağmen arsa üzerinden değerleme yapılmasının hatalı olduğunu ifade ederek; kararın bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, gayrimenkul satış vaadi sözleşmesinin ifa olanağının kalmaması nedeniyle güncel zararın tazmini istemine ilişkindir. 1.Bir mahkemenin Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması üzerine, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. "Usuli kazanılmış hak" olarak tanımlanan bu olgu mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirmektedir. 2.Somut olayda, her iki tarafın da kabulünde olduğu üzere dava konusu taşınmazın zilyetliği satış vaadi sözleşmesi ile birlikte davacıya devredilmiştir. Mahkemece bozma kararına uyularak, akdin ifasının imkansız hale geldiği tarih yani taşınmazın dava dışı üçüncü kişiye satıldığı tarih olan 08.08.2020 tarihi itibarıyla davacının dava konusu taşınmaz üzerinde zilyetliğinin devam edip etmediği, devam ediyorsa sonlandırılıp sonlandırılmadığı ve ne zaman sonlandırıldığı yönünde araştırma yapıldığı görülmüşse de bu araştırma neticesinde zilyetliğin devam edip etmediği, devam etmiyorsa ne zaman sonlandırıldığı konusunda bir değerlendirme yapılmadan bu hususta kanaat bildirilmeden karar verildiğinin görüldüğü, bu haliyle bozma ilamının gereklerinin tam olarak yerine getirilmediği anlaşılmaktadır. O halde Mahkemece, davacının dava konusu taşınmaza zilyetlik durumu araştırılarak, dava ve ıslah tarihi itibariyle alacağın zamanaşımına uğrayıp uğramadığı tespit edilip, sonucuna göre hüküm tesisi gerekirken, bozma gereği yerine getirilmeden eksik inceleme ile karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. 3.Bozma nedenine göre, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir. VI.KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Mahkeme kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3. maddesi atfıyla 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428. maddesi uyarınca davalı yararına BOZULMASINA, Bozma nedenine göre, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı Kanun'un Geçici 3. maddesi atfıyla 1086 sayılı Kanun'un 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 16.10.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. SUCCESS ADALET_SUCCESS İşlem başarıyla gerçekleştirildi! İşlem başarıyla gerçekleştirildi! 8172904fdf22e538 1f92cfd8847c5fcf

Metin Yargıtay'ın yayımladığı karar metninden alınmıştır. Dilekçede kullanmadan önce resmî metinle karşılaştırın.

Bu konuda başka emsal mi arıyorsunuz?

SmartHukuk'ta olayınızı kendi cümlenizle yazın; ilgili Yargıtay kararlarını künyesi ve dayanak maddeleriyle birlikte bulun.

Emsal karar ara

Aynı daireden yakın tarihli kararlar

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi – Ekim 2025 kararlarının tamamı