Yargıtay Kararları › Yargıtay 3. Hukuk Dairesi › Ekim 2025 › 2025/3862 E., 2025/4767 K.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2025/3862 E., 2025/4767 K. (13.10.2025) – Tazminat

Mahkeme
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/3862
Karar No
2025/4767
Karar Tarihi
13.10.2025
Konu
Tazminat

3. Hukuk Dairesi 2025/3862 E. , 2025/4767 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/2360 E., 2024/2184 K. 12.02.2021 İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 5. Tüketici Mahkemesi SAYISI : 2021/145 E., 2024/821 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA Davacı vekili; davacının 28.03.2020 tarihinde bacakta ağrı şikayeti ile davalı şirkete ait hastaneye başvurduğunu; acil serviste davalı doktor .. .. tarafından davacıya .. isimli bir iğnenin yazıldığını, yazılan iğneyi davalı hemşire .. ..'ın davacıya sol taraftan uyguladığını, iğne yapıldığında davacının akabinde hemen şiddetli ağrısının olduğunu, iğne uygulanırken uyuşma ve his kaybının olduğunu, ardından yürümesi istediğinde yürüyemediğini, davacıya durumun geçici olduğu ifade edilerek eve gönderildiğini, eve taburcu olan davacının bacağındaki şikayetinin düzelmediğini, sol bacağının güçsüz olduğunu, ve işlevini yitirdiğini, davacının .... .. Tıp Merkezi hastanesinin dahil olduğu hastaneler grubundaki diğer hastanelere sevk edildiğini; çeşitli inceleme ve araştırmaların yapıldığını, davacının kendi imkanları ile başvurduğu başka bir merkezde yapılan muayenesinde yapılan enjeksiyona bağlı sol bacakta tıp literatüründe “siyatik sinir zedelenmesi” olan siyatik sinirin hasara uğradığı yani “düşük ayak sendromu” olduğunu, davacının 28 yaşında genç ve bekar olup bu olay nedeniyle sol bacağındaki güç kaybının (düşük ayak sendromu) nedeninin davalı hastanede yapılan hatalı enjeksiyon sonucu olduğunu ileri sürerek; tedavi giderleri ile maddi ve manevi tazminatın davalılardan tahsilini talep etmiştir.

II. CEVAP 1.Davalılar .. Şirketi ve ... vekili; davalı ...'ın 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 50. maddesi anlamında olayda bir kusur ve sorumluluğu bulunmadığından hakkındaki iddiaların ve davanın husumet yokluğundan reddinin gerektiğini, davacıda meydana gelen düşük ayak sendromunun sebebinin müvekkili hastanede yapılan enjeksiyon tedavisi olmadığı, davacının müvekkili hastaneye bacak ağrısı şikayetiyle geldiğini ve Dr. ... tarafından yapılması gereken tedavinin hemşireye iletildiğini, hemşire ...'ın tıbbi kurallar çerçevesinde iğneyi intramasküler yoldan uyguladığını, 20.04.2020 tarihinde .. .. .. uzmanına muayene ettirilip Emg çekimi istendiği için .. Tıp Merkezinde Emg'sinin çektirildiğini, ağrıları geçmediğinden davacının algoloji biriminine yönlendirildiğini, Devlet Hastanesinde belden kortizon iğne yapıldığını, 10.06.2020 tarihinde müvekkili hastanede psikiyatri muayenesi yapıldığını, 11.06.2020-24.06.2020 tarihlerinde ve 24.06.2020-07.08.2020 tarihleri arasında .. Tıp Merkezinde fizik tedavi ve rehabilitasyon seansları aldırıldığını, .. Hospital'daki ortopedi uzmanının karbon afo yapılmasını önerdiğini ve bunun üzerine 05.08.2020 tarihinde ayak için .. .. .. .. Yapım ve Uygulama Merkezinde kendisine karbon afo yaptırıldığını ve bedelinin müvekkili tarafından karşılandığını, MS hastalığının her safhada farklı seyredebileceğini, enjeksiyon ile alakalı bir durum olmadığını ya da o şekilde ortaya çıkmış olabileceğini ama öncesinde mevcut bir durum olduğunun hekimler tarafından tespit edildiğini, hastaya uygulanan tedavi ile oluşan komplikasyon arasında illiyet bağı bulunmadığını, davacının yaşı, kilosu dikkate alındığında hemşirenin iğne yaptığı bölgenin iğneye en uygun ve sağlıklı bir bölge olduğunu, davacının iğne yapılırken bacağının ağrıdığını söylediğine dair iddialarının soyut beyanlardan ibaret olduğunu, iğne yapıldığı sırada böyle bir beyanı olmadığını, iğne tedavisi uygulanmadan önce mevzuata uygun olarak hastaya gerekli aydınlatmaların sözlü olarak yapıldığını, iğne tedavisi için yazılı onam şartının da mevzuat gereği bulunmadığını, manevi tazminat tutarının fahiş olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. 2.Davalı ... vekili; tıbbi kötü muamele ile komplikasyonun birbirinden farklı kavramlar olup, tıp biliminin gereğini yapan ve tıbbi standartı doğru şekilde uygulayan hekimin, elinde olmayan sebeplerle gelişen zararlardan sorumlu tutulmadığını, dava konusu olayda iddia edilen zararın, sigortalı hekim tarafından uygulanan teşhis ve tedavi işlemleri ile illiyetinin bulunmadığını, manevi tazminatın zenginleşme aracı olamayacağını savunarak davanın reddini istemiştir. 3.Davalılar ... ve ... davaya cevap vermemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; Adli Tıp Kurumu raporunda yapılan işlemin tıbbın genel kurallarına uygun ve hekimin kusursuz olduğunun bildirildiği, davacının bu rapora itirazları üzerine tıbbi malpraktis, nöroloji, beyin ve sinir cerrahı ile ortopedi uzmanı hekimden oluşan heyetten alınan bilirkişi raporunda davacıya yapılan enjeksiyonun tıbbi metoda uygun yapıldığı, işlemden sonra oluşan olumsuzlukların, işlemin doğal sonucu olduğunun ve gelişmemesi için davalıların tüm özeni gösterdiğinin, bu işlem için yapılan sözlü aydınlatmanın uygulamada yeterli görüldüğünün belirtildiğini, bu sebeple davalı hekimin, yapılan tıbbi müdahalede kusurlu olduğu, işlem öncesinde davacının izninin alınmadığı ve davalı hekimin operasyonda gereken özeni göstermediğinin ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, karara karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; davalı hastanede yapılan iğne ile davacıda meydana gelen maluliyet arasında illiyet bağı bulunduğunu, iş gücü kaybının söz konusu olduğunu, iğne yapılırken gerekli bilgilendirmenin yapılmadığını, davalının aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirdiğini ispat etmesi gerektiğini, iğne yapıldıktan sonra davacının yürütülmesi nedeniyle komplikasyon sürecinin hatalı yürütüldüğünü, iğnenin yanlış yere yapıldığını, davalı hastane tarafından tedavi belgesi sunulmadığını, alınan bilirkişi raporlarının bu nedenle yetersiz olduğunu, tıp hukuku alanında yeterli donanıma sahip deantoloji uzmanından rapor alınması gerektiğini ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, davacıya uygulanan enjeksiyonun tıbbi kurallara uygun olmadığı iddiasıyla maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Temyizen incelenen kararda; dosya kapsamında alınan raporlarda ve karara esas alınan ATK ve bilirkişi raporlarında; davacıyabacağındaki ağrı nedeniyle yapılan kas içi Dikloron enjeksiyonu endikasyonunun uygun olduğu, kas içi enjeksiyon işlemi sonrası ortaya çıkan sinir hasarının klinik ve laboratuvar verileri birlikte değerlendirildiğinde enjeksiyon nöropatisi ile uyumlu olduğunun anlaşıldığı, bu tip enjeksiyon uygulamalarında enjekte edilen ilaçların doku içi yayılımı ile nadir de olsa sinir hasarına neden olabildiklerinin tıbben bilindiği, bu durumun enjeksiyonun tekniğine uygun yapılması durumunda da önlenemeyecek şekilde ortaya çıkabildiği, her türlü dikkat ve özene rağmen gelişebilen komplikasyon olarak nitelendirildiği, dava konusu olayda enjeksiyonun doğru yere yapıldığının mahkemece kabulü halinde kişide gelişen enjeksiyon nöropatisinin komplikasyon niteliğinde olduğu, tüm bulgular bir bütün olarak değerlendirildiğinde; tedaviyi düzenleyen hekimin ve enjeksiyonu uygulayan sağlık personelinin eylemlerine tıbbi hata atfedilmediği, hizmeti sağlık çalışanları aracılığı ile yürüten idarenin dosya içerisindeki mevcut belgelere göre görünür bir hatasının saptanmadığı, dosyada bilgilendirme ve onam formu yer almamasına rağmen Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanunun 70. maddesi ve mezkur kanuna atıfla Sağlık Bakanlığı Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğünün 10.06.2019 tarihli 2019/11 sayılı genelgesinde .. Enjeksiyon uygulamaları büyük ameliyei cerrahiye olmadığı için hastaların sözel bilgilendirilmesinin gerekli ve yeterli olduğu, müdavi hekim tarafından reçete edilmiş güncel tedavisinin yetkili sağlık meslek mensupları tarafından hastanın reçetesi görülerek yapılması halinde yazılı onam alınması zorunluluğu bulunmadığının belirtildiği, maddi ve manevi tazminata hükmedilebilmesi için kusur, zarar ve illiyet bağının bir arada olması gerektiği, davacı hastada ortaya çıkan durumun komplikasyon olarak nitelendirilmekle ortada kusur bulunmadığının açık olduğu anlaşılmakla davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan kararın onanmasına karar verilmiştir.

VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 370/1 maddesi uyarınca ONANMASINA, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 13.10.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Metin Yargıtay'ın yayımladığı karar metninden alınmıştır. Dilekçede kullanmadan önce resmî metinle karşılaştırın.

Bu konuda başka emsal mi arıyorsunuz?

SmartHukuk'ta olayınızı kendi cümlenizle yazın; ilgili Yargıtay kararlarını künyesi ve dayanak maddeleriyle birlikte bulun.

Emsal karar ara

Aynı daireden yakın tarihli kararlar

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi – Ekim 2025 kararlarının tamamı