11. Hukuk Dairesi 2025/641 E. , 2025/5378 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1447 Esas, 2024/1638 Karar KARAR : Davanın reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2020/150 E., 2022/81 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: KARAR
I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin "..." ibareli markaların sahibi olduğunu, bu markaları mesnet göstererek, davalı şahsın 2018/116467 sayılı ve "... & ... ..." ibareli marka başvurusuna yaptıkları itirazın davalı ... Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu'nun (YİDK) kararıyla nihai olarak reddedildiğini, oysa müvekkilinin “...” ibareli markasının zayıf/tanımlayıcı marka olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığını, bu hususta pek çok yargı kararı bulunduğunu, müvekkilinin yatırımları ile yüksek bir bilinirlik kazandığını, davalının müvekkilinin marka imajından haksız kazanç elde etmeye çalıştığını, dava konusu markaların aynı sınıfta yer alan mal ve hizmetleri kapsadığını, ortalama gıda tüketicisinin işbu dava konusu marka ile müvekkilinin markalarını benzer olarak algılayacağını, tüketicilerin davalı markasında öncelikle algılayacağı unsurun "..." ibaresi olduğunu, dava konusu markanın müvekkilinin seri markaları arasına sızacağını, "..." ibaresinin hiçbir değişikliğe uğramadan marka içerisinde kullanıldığını ileri sürerek YİDK’in 2020-M-4101 sayılı kararının iptaline ve 2018/116467 sayılı markanın 30. ve 32. sınıfın tamamı, 35. sınıftaki 29, 30... . sınıflarla ilgili olan mal/hizmetler ile 43. sınıfta yer alan “yiyecek içecek sağlanması hizmetleri” emtiaları/hizmetleri yönünden hükümsüzlüğüne karar verilmesi talep etmiştir.
II. CEVAP 1.Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde; müvekkili Kurum kararının usul ve yasaya uygun bulunduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. 2.Diğer davalı vekili cevap dilekçesinde; taraf markalarının karıştırılma olasılığının bulunmadığını, başvuruda “...” ibaresinin markanın tek asli unsuru olmadığını, "..." kelimesinin sözlük anlamı olarak "uygun, yerinde, zinde, formda, sağlıklı" anlamlarına geldiğini, markanın faaliyet kolunun tekstil olduğunu ve müvekkilinin özellikle spor giyim üzerine çalıştığı da dikkate alındığında tüketicide sağlıklı düşük kalorili yiyecekten ziyade bilhassa zihinde formda bir dış görünüm sunan giyim ürününün canlandığını, müvekkilinin gıda sektöründe herhangi bir mal ve hizmet üretimi faaliyetinde bulunmadığını, müvekkil ile davacı aynı faaliyet kolunda olsa dahi, açıklanan farklılıklar sebebiyle karıştırılma ihtimalinin bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının itiraza mesnet çok sayıdaki seri markalarının asıl ve ayırt edici unsurunun “...” ibaresi olduğu, davalı markasının da “...” ibaresi ile bittiği, bu kısmın taraf markalarında öne çıktığı, bu ibarenin önüne eklenen “...” ve sonuna eklenen ''...'' ibaresinin 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (6769 sayılı SMK) 6/1 maddesi anlamında markalar arasındaki ilişkilendirme ihtimalini ortadan kaldıracak düzeyde markaya ayırt edicilik katmadığı, işaretlerin bu derece benzer olması nedeniyle işletmesel bağlantırılma ihtimalinin de mevcut olduğu, bu durumun ise, markaların aynı işletmeye ait seri markalar olduğu izlenimini yaratacağı, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 21.12.2015 tarih ve 2015/6137 E.- 2015/13716 K. sayılı kararında "..." ile “...” markalarının benzer bulunduğu, iltibas tehlikesinin bulunması ve emtia listelerinin aynı/benzer olması halinde SMK'nın 6/5 ve 6/9 hükümleri bakımından da tartışma alanı bulamayacağı gerekçesiyle davanın kabulü ile, YİDK'in 2020-M-4101 sayılı kararın iptaline, davalıya ait 2018/116467 sayılı "... ... + şekil" ibareli markanın 30... . sınıfın tamamı, 35. sınıfın 29, 30... . alt sınıfları ve 43. sınıfta yer alan "yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri" yönünden hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmiş, hüküm, davalı Kurum vekili ile diğer davalı vekilince ayrı ayrı istinaf edilmiştir.
IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu başvuru "... & ... ..." ibaresinden, davacının itirazına mesnet markalarının asli unsurunun da "..." ibaresinden oluştuğu,Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 26.09.2022 tarih ve 2021/1685 E.-2022/6319 K. sayılı ilamında belirtildiği üzere davacı markalarının asli unsurunu oluşturan "..." ibaresi, sağlıklı, zinde, formda, uygun, vs. anlamlarına gelmekte olup, gıda maddeleri yönünden ayırt ediciliğinin düşük olduğu, her ne kadar tescilli olduğu sürece markanın korunması esas ise de ayırt ediciliği düşük ibareyi içeren markaların koruma kapsamlarının dar tutulması gerektiği, diğer bir deyişle, ayırt ediciliği zayıf ibarenin ortak olarak yer aldığı markalarda yapılacak küçük değişikliklerin dahi iltibas tehlikesini ortadan kaldıracağının kabulü gerektiği, buna göre, dava konusu başvuruda, davacının itirazına mesnet markalarının asli unsurunu oluşturan "..." ibaresinin öne çıkartılmadığı, markanın tertip tarzı itibariyle bir bütün olarak "... & ..." şeklinde algılanacağı, uyuşmazlık konusu mal ve hizmetler yönünden tescili istenen dava konusu başvuruya yeterli ayırt ediciliğin sağlandığı kanaatine varıldığından, dava konusu başvuru ile davacının itirazına mesnet marka işaretleri arasında SMK'nın 6/1. maddesi anlamında ortalama alıcılar nezdinde görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları genel izlenim itibariyle ilişkilendirilme ihtimalini de içerecek şekilde karıştırılma tehlikesinin bulunmadığı, her ne kadar İlk Derece Mahkemesince, 11. Hukuk Dairesinin bir kısım kararlarına atıf yapılarak taraf markaları arasında karıştırılma tehlikesinin bulunduğu değerlendirilmiş ise de yukarıda değinilen Yüksek Daire kararında açıklandığı biçimde, önceki kararlardan farklı olarak "..." ibaresinin ayırt ediciliğinin düşük olduğu kabul edildiğinden ve sonraki Özel Daire kararlarında da aynı görüşe yer verildiğinden, İlk Derece Mahkemesi kararı yerinde görülmediği gerekçesiyle davalı Kurum vekili ile davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm kurulmasına, davanın reddine karar verilmiş, karar, davacı vekilince temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ A. Dava ve Hukuki Nitelendirme Dava, YİDK kararının iptali ile markanın hükümsüzlüğü istemine ilişkindir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Dava, YİDK kararının iptali ile markanın hükümsüzlüğü istemine ilişkin olup, İlk Derece Mahkemesince verilen kararın davalılar vekillerince istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince yukarıda yazılı gerekçelerle İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak davanın reddine karar verilmiştir. Tescilli bir marka ile başvuru konusu işaret arasında iltibasa sebebiyet verebilecek derecede benzerlik olup olmadığı, her ikisinin ayırt edici ve baskın unsurları gözetilerek münferit unsurlardan ziyade bütünü itibariyle bıraktığı izlenim dikkate alınarak belirlenecektir. Bu değerlendirme yapılırken markaların birbirlerine olan görsel, sescil ve kavramsal benzerlikleri yanında, markaya konu unsurların ayırt edicilik gücü de dikkate alınmalıdır. Bu anlamda, markalarda yer alan ve tescil kapsamındaki mal ve hizmetler yönünden kimsenin tekeline verilemeyecek olan tanımlayıcı ibareler karşılaştırmada dikkate alınamaz. Tanımlayıcı olmamakla birlikte tanımlayıcılığa yakın ve tescil kapsamındaki mal ve hizmetler yönünden herkesin kulllanımına açık olan ve bu sebeple ayırt edicilik düzeyi zayıf ibareler yönünden ise koruma düzeyinin düşük tutulması ve bu hususta kimseye tekel hakkı verilmemesi gerekir. Zira, marka kapsamındaki mal ve hizmetler yönünden tanımlayıcı veya tanımlayıcıya yakın ibareleri esas unsur olarak içeren markalar baştan itibaren ayırt edicilik gücü zayıf marka konumunda olup, bu tür zayıf markaların koruma kapsamı değerlendirilirken iltibas tehlikesinin yapılacak küçük bir değişiklik ile dahi bertaraf edilebileceği göz önüne alınmalıdır. Keza değerlendirme sırasında, markaların özellikle başlangıç kısımlarının tüketiciler üzerinde daha çok etki doğuracağı ve akıllarında daha çok kalacağı da hatırdan çıkartılmamalıdır. Somut uyuşmazlığa uygulanması gereken SMK'nın 6. maddesinin birinci fıkrasında, tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvurunun reddedileceğinin belirtildiği, dava konusu başvurunun “... & ... ...” ibareli olduğu, standart karakterlerle "..." ibaresine yer verildiği, başvuruya konu ibarenin birden fazla sözcükten oluşması halinde, ayırt edici unsurun değerlendirilmesinde tüketicilerin markayı ne şekilde algılayacaklarının önemli olduğu, başvuru konusu "... & ..." ibaresinin ''...'' ibaresine nazaran daha kalın puntolarla ve ön planda olacak şekilde yazıldığı, dolayısıyla tüketicilerin başvurunun asıl unsurunu "... & ..." şeklinde algılayacakları, öte yandan, Türkçe'de yukarı anlamına gelen "..." kelimesi, "..." ibaresine vurgu yaptığından, başvurunun asli unsurunu "..." ibaresinin oluşturduğu, davacının itirazına mesnet markaların asli unsuru da aynı kelimeden oluştuğundan, dava konusu başvuru ile davacının itirazına mesnet markaları arasında, SMK'nın 6. maddesinin birinci fıkrası uyarınca benzerlik ve karıştırma tehlikesi bulunduğu, bu nedenle taraf markaları arasında, ilişkilendirme ihtimalini de kapsayacak şekilde iltibas tehlikesine yol açacak derecede benzerlik olduğu, taraf markalarının kapsamlarındaki mallar ve hizmetler bakımından yapılan incelemede de; 30... . sınıfın tamamı, 35. sınıfın 29, 30... . alt sınıfları ve 43. sınıfta yer alan "yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri" bakımından da benzerlik bulunduğu, her ne kadar Bölge Adliye Mahkemesince "..." kelimesinin ayırt ediciliğinin zayıfladığı belirtilmiş ise de, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 03.06.2024 tarih, 2023/1158 E., 2024/4584 K., 21.06.2022 tarih, 2021/3086 E. ve 2022/5098 K. sayılı ilamında, 31.03.2022 tarih, 2020/7712 E. ve 2022/2681 K., 02.03.2022 tarih, 2020/7012 E. ve 2022/1426 K. ve 28.02.2024 tarih, 2022/5066 E., 2024/1581 K. sayılı ilamlarındaki başvuruların davacı tarafa ait "..." esas unsurlu markalarla benzer bulunduğundan, istikrar kazanan bu kararlar karşısında mahkemenin söz konusu değerlendirmesinin yerinde bulunmadığı, işaretler arasındaki benzerlik koşulunun oluştuğu, buna göre markalar arasında karıştırılma ihtimalinin olduğundan davanın kabulüne kararı verilmesi gerekirken hatalı değerlendirmeye dayalı olarak yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir.
VI. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, HMK'nın 373/2 hükmü uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 16.09.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. SUCCESS ADALET_SUCCESS İşlem başarıyla gerçekleştirildi! İşlem başarıyla gerçekleştirildi! 9e70aa81cb72f423 857afe0a4e687544 This XML file does not appear to have any style information associated with it. The document tree is shown below. 11. Hukuk Dairesi 2025/641 E. , 2025/5378 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1447 Esas, 2024/1638 Karar KARAR : Davanın reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2020/150 E., 2022/81 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: KARAR
I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin "..." ibareli markaların sahibi olduğunu, bu markaları mesnet göstererek, davalı şahsın 2018/116467 sayılı ve "... & ... ..." ibareli marka başvurusuna yaptıkları itirazın davalı ... Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu'nun (YİDK) kararıyla nihai olarak reddedildiğini, oysa müvekkilinin “...” ibareli markasının zayıf/tanımlayıcı marka olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığını, bu hususta pek çok yargı kararı bulunduğunu, müvekkilinin yatırımları ile yüksek bir bilinirlik kazandığını, davalının müvekkilinin marka imajından haksız kazanç elde etmeye çalıştığını, dava konusu markaların aynı sınıfta yer alan mal ve hizmetleri kapsadığını, ortalama gıda tüketicisinin işbu dava konusu marka ile müvekkilinin markalarını benzer olarak algılayacağını, tüketicilerin davalı markasında öncelikle algılayacağı unsurun "..." ibaresi olduğunu, dava konusu markanın müvekkilinin seri markaları arasına sızacağını, "..." ibaresinin hiçbir değişikliğe uğramadan marka içerisinde kullanıldığını ileri sürerek YİDK’in 2020-M-4101 sayılı kararının iptaline ve 2018/116467 sayılı markanın 30. ve 32. sınıfın tamamı, 35. sınıftaki 29, 30... . sınıflarla ilgili olan mal/hizmetler ile 43. sınıfta yer alan “yiyecek içecek sağlanması hizmetleri” emtiaları/hizmetleri yönünden hükümsüzlüğüne karar verilmesi talep etmiştir.
II. CEVAP 1.Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde; müvekkili Kurum kararının usul ve yasaya uygun bulunduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. 2.Diğer davalı vekili cevap dilekçesinde; taraf markalarının karıştırılma olasılığının bulunmadığını, başvuruda “...” ibaresinin markanın tek asli unsuru olmadığını, "..." kelimesinin sözlük anlamı olarak "uygun, yerinde, zinde, formda, sağlıklı" anlamlarına geldiğini, markanın faaliyet kolunun tekstil olduğunu ve müvekkilinin özellikle spor giyim üzerine çalıştığı da dikkate alındığında tüketicide sağlıklı düşük kalorili yiyecekten ziyade bilhassa zihinde formda bir dış görünüm sunan giyim ürününün canlandığını, müvekkilinin gıda sektöründe herhangi bir mal ve hizmet üretimi faaliyetinde bulunmadığını, müvekkil ile davacı aynı faaliyet kolunda olsa dahi, açıklanan farklılıklar sebebiyle karıştırılma ihtimalinin bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının itiraza mesnet çok sayıdaki seri markalarının asıl ve ayırt edici unsurunun “...” ibaresi olduğu, davalı markasının da “...” ibaresi ile bittiği, bu kısmın taraf markalarında öne çıktığı, bu ibarenin önüne eklenen “...” ve sonuna eklenen ''...'' ibaresinin 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (6769 sayılı SMK) 6/1 maddesi anlamında markalar arasındaki ilişkilendirme ihtimalini ortadan kaldıracak düzeyde markaya ayırt edicilik katmadığı, işaretlerin bu derece benzer olması nedeniyle işletmesel bağlantırılma ihtimalinin de mevcut olduğu, bu durumun ise, markaların aynı işletmeye ait seri markalar olduğu izlenimini yaratacağı, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 21.12.2015 tarih ve 2015/6137 E.- 2015/13716 K. sayılı kararında "..." ile “...” markalarının benzer bulunduğu, iltibas tehlikesinin bulunması ve emtia listelerinin aynı/benzer olması halinde SMK'nın 6/5 ve 6/9 hükümleri bakımından da tartışma alanı bulamayacağı gerekçesiyle davanın kabulü ile, YİDK'in 2020-M-4101 sayılı kararın iptaline, davalıya ait 2018/116467 sayılı "... ... + şekil" ibareli markanın 30... . sınıfın tamamı, 35. sınıfın 29, 30... . alt sınıfları ve 43. sınıfta yer alan "yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri" yönünden hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmiş, hüküm, davalı Kurum vekili ile diğer davalı vekilince ayrı ayrı istinaf edilmiştir.
IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu başvuru "... & ... ..." ibaresinden, davacının itirazına mesnet markalarının asli unsurunun da "..." ibaresinden oluştuğu,Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 26.09.2022 tarih ve 2021/1685 E.-2022/6319 K. sayılı ilamında belirtildiği üzere davacı markalarının asli unsurunu oluşturan "..." ibaresi, sağlıklı, zinde, formda, uygun, vs. anlamlarına gelmekte olup, gıda maddeleri yönünden ayırt ediciliğinin düşük olduğu, her ne kadar tescilli olduğu sürece markanın korunması esas ise de ayırt ediciliği düşük ibareyi içeren markaların koruma kapsamlarının dar tutulması gerektiği, diğer bir deyişle, ayırt ediciliği zayıf ibarenin ortak olarak yer aldığı markalarda yapılacak küçük değişikliklerin dahi iltibas tehlikesini ortadan kaldıracağının kabulü gerektiği, buna göre, dava konusu başvuruda, davacının itirazına mesnet markalarının asli unsurunu oluşturan "..." ibaresinin öne çıkartılmadığı, markanın tertip tarzı itibariyle bir bütün olarak "... & ..." şeklinde algılanacağı, uyuşmazlık konusu mal ve hizmetler yönünden tescili istenen dava konusu başvuruya yeterli ayırt ediciliğin sağlandığı kanaatine varıldığından, dava konusu başvuru ile davacının itirazına mesnet marka işaretleri arasında SMK'nın 6/1. maddesi anlamında ortalama alıcılar nezdinde görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları genel izlenim itibariyle ilişkilendirilme ihtimalini de içerecek şekilde karıştırılma tehlikesinin bulunmadığı, her ne kadar İlk Derece Mahkemesince, 11. Hukuk Dairesinin bir kısım kararlarına atıf yapılarak taraf markaları arasında karıştırılma tehlikesinin bulunduğu değerlendirilmiş ise de yukarıda değinilen Yüksek Daire kararında açıklandığı biçimde, önceki kararlardan farklı olarak "..." ibaresinin ayırt ediciliğinin düşük olduğu kabul edildiğinden ve sonraki Özel Daire kararlarında da aynı görüşe yer verildiğinden, İlk Derece Mahkemesi kararı yerinde görülmediği gerekçesiyle davalı Kurum vekili ile davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm kurulmasına, davanın reddine karar verilmiş, karar, davacı vekilince temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ A. Dava ve Hukuki Nitelendirme Dava, YİDK kararının iptali ile markanın hükümsüzlüğü istemine ilişkindir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Dava, YİDK kararının iptali ile markanın hükümsüzlüğü istemine ilişkin olup, İlk Derece Mahkemesince verilen kararın davalılar vekillerince istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince yukarıda yazılı gerekçelerle İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak davanın reddine karar verilmiştir. Tescilli bir marka ile başvuru konusu işaret arasında iltibasa sebebiyet verebilecek derecede benzerlik olup olmadığı, her ikisinin ayırt edici ve baskın unsurları gözetilerek münferit unsurlardan ziyade bütünü itibariyle bıraktığı izlenim dikkate alınarak belirlenecektir. Bu değerlendirme yapılırken markaların birbirlerine olan görsel, sescil ve kavramsal benzerlikleri yanında, markaya konu unsurların ayırt edicilik gücü de dikkate alınmalıdır. Bu anlamda, markalarda yer alan ve tescil kapsamındaki mal ve hizmetler yönünden kimsenin tekeline verilemeyecek olan tanımlayıcı ibareler karşılaştırmada dikkate alınamaz. Tanımlayıcı olmamakla birlikte tanımlayıcılığa yakın ve tescil kapsamındaki mal ve hizmetler yönünden herkesin kulllanımına açık olan ve bu sebeple ayırt edicilik düzeyi zayıf ibareler yönünden ise koruma düzeyinin düşük tutulması ve bu hususta kimseye tekel hakkı verilmemesi gerekir. Zira, marka kapsamındaki mal ve hizmetler yönünden tanımlayıcı veya tanımlayıcıya yakın ibareleri esas unsur olarak içeren markalar baştan itibaren ayırt edicilik gücü zayıf marka konumunda olup, bu tür zayıf markaların koruma kapsamı değerlendirilirken iltibas tehlikesinin yapılacak küçük bir değişiklik ile dahi bertaraf edilebileceği göz önüne alınmalıdır. Keza değerlendirme sırasında, markaların özellikle başlangıç kısımlarının tüketiciler üzerinde daha çok etki doğuracağı ve akıllarında daha çok kalacağı da hatırdan çıkartılmamalıdır. Somut uyuşmazlığa uygulanması gereken SMK'nın 6. maddesinin birinci fıkrasında, tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvurunun reddedileceğinin belirtildiği, dava konusu başvurunun “... & ... ...” ibareli olduğu, standart karakterlerle "..." ibaresine yer verildiği, başvuruya konu ibarenin birden fazla sözcükten oluşması halinde, ayırt edici unsurun değerlendirilmesinde tüketicilerin markayı ne şekilde algılayacaklarının önemli olduğu, başvuru konusu "... & ..." ibaresinin ''...'' ibaresine nazaran daha kalın puntolarla ve ön planda olacak şekilde yazıldığı, dolayısıyla tüketicilerin başvurunun asıl unsurunu "... & ..." şeklinde algılayacakları, öte yandan, Türkçe'de yukarı anlamına gelen "..." kelimesi, "..." ibaresine vurgu yaptığından, başvurunun asli unsurunu "..." ibaresinin oluşturduğu, davacının itirazına mesnet markaların asli unsuru da aynı kelimeden oluştuğundan, dava konusu başvuru ile davacının itirazına mesnet markaları arasında, SMK'nın 6. maddesinin birinci fıkrası uyarınca benzerlik ve karıştırma tehlikesi bulunduğu, bu nedenle taraf markaları arasında, ilişkilendirme ihtimalini de kapsayacak şekilde iltibas tehlikesine yol açacak derecede benzerlik olduğu, taraf markalarının kapsamlarındaki mallar ve hizmetler bakımından yapılan incelemede de; 30... . sınıfın tamamı, 35. sınıfın 29, 30... . alt sınıfları ve 43. sınıfta yer alan "yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri" bakımından da benzerlik bulunduğu, her ne kadar Bölge Adliye Mahkemesince "..." kelimesinin ayırt ediciliğinin zayıfladığı belirtilmiş ise de, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 03.06.2024 tarih, 2023/1158 E., 2024/4584 K., 21.06.2022 tarih, 2021/3086 E. ve 2022/5098 K. sayılı ilamında, 31.03.2022 tarih, 2020/7712 E. ve 2022/2681 K., 02.03.2022 tarih, 2020/7012 E. ve 2022/1426 K. ve 28.02.2024 tarih, 2022/5066 E., 2024/1581 K. sayılı ilamlarındaki başvuruların davacı tarafa ait "..." esas unsurlu markalarla benzer bulunduğundan, istikrar kazanan bu kararlar karşısında mahkemenin söz konusu değerlendirmesinin yerinde bulunmadığı, işaretler arasındaki benzerlik koşulunun oluştuğu, buna göre markalar arasında karıştırılma ihtimalinin olduğundan davanın kabulüne kararı verilmesi gerekirken hatalı değerlendirmeye dayalı olarak yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir.
VI. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, HMK'nın 373/2 hükmü uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 16.09.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. SUCCESS ADALET_SUCCESS İşlem başarıyla gerçekleştirildi! İşlem başarıyla gerçekleştirildi! 9e70aa81cb72f423 857afe0a4e687544 ... ...