Yargıtay Kararları › Yargıtay 11. Hukuk Dairesi › Temmuz 2025 › 2024/5603 E., 2025/4953 K.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2024/5603 E., 2025/4953 K. (08.07.2025) – Tazminat

Mahkeme
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi
Esas No
2024/5603
Karar No
2025/4953
Karar Tarihi
08.07.2025
Konu
Tazminat

11. Hukuk Dairesi 2024/5603 E. , 2025/4953 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/926 Esas, 2024/1169 Karar KARAR : Esastan Ret İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 3. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2020/387 E., 2022/66 K. BİRLEŞEN DOSYA : ... Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi 2023/315 E. Bölge Adliye Mahkemesi kararı asıl ve birleşen davada davalı ... vekili ile birleşen davada davalılar ... ve ... vekilleri ve asıl davada davalı-karşı davada davacı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: KARAR

I. DAVA 1.Davacı-karşı davalı vekili asıl ve birleşen davalarda dava dilekçesinde; müvekkilinin, 20, 37 ve 42. sınıflarda tescilli 2017/83849 sayılı “... iç mimarlık+ şekil” ibareli marka ile 35. sınıfta tescilli 2018 96915 sayılı “... iç mimarlık+ şekil” ibareli markanın sahibi olduğunu, dava konusu markaların esaslı unsurlarından biri olan “... İç Mimarlık” sözcük grubunun, aynı zamanda müvekkilinin ticaret unvanının esaslı unsurunu oluşturduğunu, markalar ve ticaret unvanının bu esas unsurunun müvekkili şirket tarafından markasal ve unvansal olarak 2011 yılından beri Türkiye çapında fiziki ve sayısal ortamlarda kullanıldığını, markaya marufiyet kazandırıldığını, davalılar ... Mimarlık ve Tic. A.Ş., ... ve diğer alan adı sahiplerinin Türkiye’de faaliyet gösteren profesyonel ticari teşebbüsler olduğunu, müvekkili şirketle aynı sektörde faaliyette bulunduklarını, davalıların faaliyet konuları arasında 20, 35, 37 ve 42. sınıflardaki ürün ve hizmetlerin yer aldığını, yapılan araştırmada davalı ...'ın “... iç mimarlık” ibaresini içeren alan adları ile bu alan adları üzerinde erişim sağlanan davalı ... Mimarlık ve Tic. A.Ş.’ye ait web sitelerinde bire bir, davalı ...’ın internet siteleri üzerinden erişim sağlanan davalı ... Mimarlık ve Tic. A.Ş.’ye ait web sitelerinde bire bir dava konusu 2017/83849 ve 2018/96915 sayılı markalarının esas unsurlarından olan “... iç mimarlık” sözcük grubunu özellikle internet ortamında ticari etki oluşturacak biçimde alan adı, yönlendirici kod, anahtar sözcük ve benzeri şekilde kullanıldığını, çekişmeli sözcük grubuyla aynı, benzer ya da farklı isimler altında tescil ettirilmiş alan adları üzerinden erişim sağlanan web sitelerinde ticaret mevkiine koyulan ürün ve hizmetler üzerinde aynı markayı markasal olarak istimal ettiklerini, “... iç mimarlık” sözcük grubunun 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun (SMK) 5/1-b hükmü kapsamında kalmadığı, davalılarca kullanılan alan adlarında ve web sitelerinde “... İç Mimarlık” sözcük grubunun birebir ve markasal şekilde kullanıldığını, bu kullanımlar ile müvekkili markaları ve ticaret unvanı arasında iltibas tehlikesi bulunduğunu, bu kullanımların SMK’nın 6/1-b ile 7/1-b hükümleri anlamında marka ihlali ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 56. maddesi anlamında haksız rekabet oluşturduğunu ileri sürerek davalıların eylemlerinin marka ihlali ve haksız rekabet olduğunun tespitine, müvekkiline ait 2017/83849 ve 2018/96915 sayılı markaların 20, 35, 37 ve 42. sınıflardaki ürün ve hizmetlerde her türlü kullanımının önlenip durdurulmasına, davalıların haksız rekabetinin tespitine, ref’ine ve men’ine karar verilmesini talep etmiştir. 2.Asıl davada davalı- karşı davacı ... Mimarlık ve Tic. A.Ş. vekili karşı dava dilekçesinde; karşı davalının Türk Patent ve Marka Kurumu (TÜRKPATENT) nezdinde 2018/96915 tescil numaralı “... İÇ MİMARLIK”, 2017/83849 tescil numaralı “... İÇ MİMARLIK” ibareli markanın sahibi olduğunu, davalının tescilli markaları ve sınıfları nazara alındığında markalarının hükümsüz kılınması gerektiğini, davalı markalarının esas unsurunun “...” sözcüğü olduğunu, diğer eklerin tek başına tescil edilemeyeceğini, “iç mimarlık” ibaresinin hizmet sınıfının başlı başına adını teşkil ettiğini, coğrafi markaların kural olarak tasviri/ tanımlayıcı nitelik taşıdıklarını, söz konusu işaretlendirmelerin marka olarak tescil edilmeleri durumunda, bunlar üzerinde marka sahibinin tekel hakkının doğacağını, hem mevcut hem de ilerde piyasaya girecek olan rakiplerin menfaatlerine zarar vereceğini, diğer iç mimarlık firmaları, bu ibareyi kullanamayacağından serbest piyasa olgusunun zedeleneceğini, diğer firmaların reklam özgürlüğü çerçevesinde ...’da iç mimarlık firması olarak çalıştıklarını dahi belirtmelerinin marka hakkının ihlali olabileceğini, davalının “...” ibaresini ve iç mimarlık ibaresini aldığından anahtar sözcük olarak aranabilecek olan ibareleri tekeline alacağını, karşı davalı şirket tescilinin piyasada faaliyet gösteren iç mimarlık müesseselerinin faaliyetlerini kısıtladığını, rekabeti engellediğini ve bu yönüyle kamu düzenine de aykırılık taşıdığını ileri sürerek davalıya ait 2018/96915 tescil numaralı “... İÇ MİMARLIK” ve 2017/83849 tescil numaralı “... İÇ MİMARLIK” ibareli markaların tüm sınıflar yönünden hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP 1.Davalı-karşı davada davacı ... Mimarlık ve Tic. A.Ş. vekili cevap dilekçesinde; davacının marka olmayacak bir sözcüğü tescil ettirdiğini, piyasadaki rekabeti olumsuz yönde etkilediğini, açtıkları hükümsüzlük davasının ön sorun olarak ele alınması ve birlikte görülmesi gerektiğini, davacı markaları hükümsüz kılındığında, işbu davanın dayanak noktasının ortadan kalkacağını, müvekkili şirketin ortağı olan ... ...’nün babası ile birlikte ticari hayata başladığını, birlikte “... ... İÇ MİMARLIK” ibaresini marka olarak tescil ettirdiklerini, müvekkilinin bu markayı kullandığını, davacının marka olmayacak bir sözcüğü tescil ettirdiğini, piyasadaki rekabeti olumsuz yönde etkilediğini, müvekkili şirketin Türkiye’de ve ...’da önemli bir yer tutmaya başladığını, ...’da “iç mimarlık” hizmeti arayan kişilerin arama motorunda müvekkili ile karşılaştıklarını, davacının bu durumdan rahatsız olduğunu, müvekkili şirketin ...’da faaliyette bulunduğunu, “...” ibaresini de esaslı unsur olarak markasında tescil ettirdiğini, bu sözcükleri iyiniyet ölçülerinde kullandığını, davacı markasının kamu düzenine de aykırılık taşıdığını savunarak davanın reddini istemiştir. 2.Asıl ve birleşen davada davalı ... vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin alan adları üzerinde hak sahipliğinin bulunmadığını, bu alan adlarını devrettiğini, davacının marka olamayacak bir sözcüğü tescil ettirdiğini, bu suretle piyasadaki rekabeti olumsuz yönde etkilediğini, diğer davalı şirketin açtığı karşı hükümsüzlük davasının ön sorun olarak ele alınması ve birlikte görülmesi gerektiğini, davacı markaları hükümsüz kılındığında işbu davanın dayanak noktasının ortadan kalkacağını, davacı vekilinin hangi davalının hangi eylemlerinin hangi hukuki kurumları ihlal ettiğini açık açık belirtmediğini, müvekkilinin alan adında “...” ve “iç mimarlık firması/ firmaları” ibarlerinin bulunduğunu ancak, müvekkilinin bu alan adlarını alırken, davacının marka hakkını bilmediğini, müvekkilinin sadece internet ortamında insanların arama işlemlerinde kolaylık olması adına bu ibareleri aldığını, “iç mimarlık” ibaresinin tek başına tescil edilemeyeceğini, dolayısıyla müvekkilinin insanların arama motorlarında ne şekilde arama yapacağını düşünerek bir alan adı aldığını, davacı yanın kanuna aykırı bir marka tescili gerçekleştirdiğini, SMK’nın 5/1-c hükmünde ticaret alanında cins, çeşit, vasıf, kalite, miktar, amaç, değer, coğrafi kaynak belirten veya malların üretildiği, hizmetlerin sunulduğu zamanı gösteren veya malların ya da hizmetlerin diğer özelliklerini belirten işaret veya adlandırmaları münhasıran ya da esas unsur olarak içeren işaretlerin tescil edilemeyeceğinin düzenlendiğini savunarak davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI 1.İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, davaya konu bir kısım alan adlarının 29.03.2021 tarihli WIPO kararı doğrultusunda davacı şirkete devredildiği, işbu markalar yönünden çekişmenin sona erdiği, dolayısıyla davada incelemenin halen çekişmeli olan 15 internet sitesi itibariyle yapıldığı, çekişme konusu olan 15 adet internet sitesinin tamamında “... İÇ MİMARLIK” ibaresinin kullanımının gerçekleştiği, davalının, çekişme konusu sitelerde “... İÇ MİMARLIK (OFİSİ) olarak” şeklindeki ifadelerinin markasal etki doğurduğu, zira “... İÇ MİMARLIK” ibaresinin davacının tescilli markası olduğu, her ne kadar davalı, söz konusu kullanımların “...’da Mukim İç Mimarlık Ofisleri”ni ifade ettiğini savunmuşsa da, somut olayda tespit edilen tüm kullanımların bu mahiyet taşımadığı, aksine bir işletmenin hizmetlerini, diğer işletmenin hizmetlerinden ayırt etmeye yarayacak şekilde markasal etki verdiği, dava konusu internet sitelerinin tamamında yer alan “... İÇ MİMARLIK” şeklindeki yönlendirici linklerin ise SMK’nın 7/3-d hükmü kapsamında ayrıca değerlendirilmesi gerektiği, davalıların “... İÇ MİMARLIK” ibaresi ile meşru bir bağlantısının olmadığı, ...’da faaliyet gösteren bir iç mimarlık firması olarak internet ortamında kendini tanıtmak ve kolay ulaşılabilir olmak için davacı markasını, markasal şekilde kullanmasının ise meşru bağlantı kabul edilemeyeceği, “... İç Mimarlık” ibaresi ile davalının internet sayfasına yapılan yönlendirmenin hizmetin kaynağı konusunda tüketicilerin yanılmasına yol açacak nitelik taşıdığı, bu kapsamda, davacının 2017/83849 sayılı “... iç mimarlık+şekil” markasının kapsadığı 42. sınıftaki mimarlık hizmetlerine ilişkin, davalı eylemlerinin davacının marka haklarını ihlal ettiği, somut olayda davalı kullanımlarının davacı markasına haksız rekabet teşkil etmesi için davalının, davacının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almasının gerektiği, davalının çekişmeli olan 15 internet sitesi içeriğindeki kullanımının ve kendi internet sayfasına yaptığı yönlendirme ile “... İÇ MİMARLIK” markası bakımından markanın ticari kaynağında yanılgıya sebebiyet verdiği, bu kapsamda davalı eylemlerinin haksız rekabet teşkil ettiği, karşı dava yönünden; dava konusu markaların “... İÇ MİMARLIK” ibaresinden oluştuğu, gerek yerleşik Yargıtay kararları gerekse de TÜRKPATENT uygulaması gereği söz konusu marka işaretlerinin SMK’nın 5/1-c hükmü anlam��nda somut ayırt edici niteliğe sahip bir işaret olduğu gerekçesiyle, asıl davanın kabulüne, davalıların iş ve eylemlerinin marka ihlali ve haksız rekabet olduğunun tespitine, davacıya ait 2017/83849 ve 2018/96915 sayılı markaların 20, 35, 37 ve 42. sınıflardaki ürün ve hizmetlerde her türlü kullanımının önlenip durdurulmasına, davalıların haksız rekabetinin ref’ine ve men’ine, karsı davanın reddine karar verilmiş, hüküm asıl davada davalı- karşı davada davacı ... Mimarlık ve Tic. A.Ş. vekili ile asıl davada davalı ... vekilince ayrı ayrı istinaf edilmiştir. 2.... 3. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 27.12.2022 tarih, 2021/359 E., 2022/455 K. sayılı kararı ile, davalılara ait web siteleri üzerinde özellikle iş bu dava tarihinden önceki tarihli kullanımlar açısından yapılan araştırmalarda, davalı sitelerin tamamında davacı yanın tescilli markasındaki “... İÇ MİMARLIK” ibarelerinin tamamının bütün olarak ve kalıp şeklinde ya başlık sekmesi, ya içerik açıklaması ya da anahtar kelime olarak kullanıldığı, bu kullanımın bütün olarak ... ilinde bulunan iç mimarlık ofislerine yönlendirici jenerik bir tanımlama olarak değerlendirilemeyeceği, kaldı ki birtakım kullanımlarda “... İÇ MİMARLIK OFİSİ OLARAK” şeklindeki tanımlamaların, esasen genelgeçer nitelikte ifade amacıyla değil doğrudan bir iktisadi kaynağa işaret etme amacıyla kullanıldığı, davalılara ait sitelerde kimi yerlerde “... İÇ MİMARLIK” ibaresi doğrudan üst başlık olarak yine kaynak gösterir nitelikte kullanılmış olup davalıların bu mahiyetteki kullanımlarının SMK’nın 7/5 hükmü kapsamında değil. SMK’nın 7/3-d hükmü kapsamında kalan kullanımlar olarak değerlendirilebileceği, davacının tescil ile koruma altında olan 2017/83849 sayılı markası ile birebir aynı kalıbın kullanımının, davacı markasından doğan hakların ihlali sonucunu meydana getirebileceği, davalının bu şekildeki kullanımlarının davacının tescilli markalarından doğan hakları ihlal ettiği gerekçesi ile davalıların iş ve eylemlerinin marka ihlali ve haksız rekabet olduğunun tespitine, davacıya ait 2017/83849 ve 2018 96915 sayılı markaların 20, 35, 37 ve 42. sınıflardaki ürün ve hizmetlerde her türlü kullanımının önlenip durdurulmasına, hükümde sayılan internet sitelerinin sayısal ortamlarda yapılanlar yönünden içeriğin çıkartılmasına, mümkün olmazsa erişimin engellenmesine, ya da web sitesinin kapatılmasına karar verilmiş, hüküm, birleşen davada davalılar vekillerince ayrı ayrı istinaf edilmiştir.

IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, asıl davada davalı ..., asıl davada davalı- karşı davacı ... Mimarlık ve Ticaret A.Ş., birleşen davada davalı ..., birleşen davada davalılar ... Mimarlık ve Ticaret A.Ş. ve ... ... vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiş, karar asıl ve birleşen davada davalı ... vekili ve asıl ve birleşen davada davalı- karşı davacı ... Mimarlık ve Ticaret A.Ş. vekili ile birleşen davada davalı ... ... vekillerince ayrı ayrı temyiz edilmiştir.

V. TEMYİZ A. Dava ve Hukuki Nitelendirme Asıl dava, marka hakkına tecavüz ve haksız rekabetin tespiti ve önlenmesi, karşı dava, marka hükümsüzlüğü, birleşen dava, marka hakkına tecavüz ve haksız rekabetin tespiti ve önlenmesi istemlerine ilişkindir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Asıl dava, marka hakkına tecavüz ve haksız rekabetin tespiti ve önlenmesi, karşı dava, marka hükümsüzlüğü, birleşen dava, marka hakkına tecavüz ve haksız rekabetin tespiti ve önlenmesi istemlerine ilişkindir. B. Değerlendirme ve Gerekçe 1.Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353/1-b(1) hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından asıl davada davalı- karşı davacı ... Mimarlık ve Ticaret A.Ş. vekilinin karşı dava bakımının tüm, asıl ve birleşen davalarda davalı ... Mimarlık ve Ticaret A.Ş. vekili ve davalı ... vekili ile birleşen davada davalı ... ... vekilinin asıl ve birleşen davaya yönelik olarak aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2.Mahkemece davalıların kullanımlarının marka hakkına tecavüzün yanı sıra haksız rekabet de oluşturduğu benimsenerek tescilli markanın kümülatif olarak korunması cihetine gidilmişse de; bilindiği üzere kümülatif koruma, bir fikri ürünün birden çok mevzuatın koruma şartlarını aynı anda taşıması halinde o mevzuatların tamamı ile korunabilmesidir. Yani, bir fikri ürünün birden çok mevzuatın koruma şartlarını taşıması halinde hak sahibinin her bir yasal düzenlemeye birlikte dayanarak koruma talebinde bulunması ve mahkemelerce de eş zamanlı olarak her bir mevzuat hükümleri ile hak sahibinin tatmin edilmesidir (.. ..., ... ..., Temel Nal, Fikri Mülkiyet Hukuku, ... 2022, s. 20-21; ... ..., Fikri Mülkiyet Hukuku, İstanbul 2015, s.9). Diğer bir ifade ile somut davada olduğu gibi markanın izinsiz kullanılmasının hem marka hakkına tecavüz davasına, hem haksız rekabet davasına konu edilmesi ve mahkemece de her iki müessese kapsamında taleplerin kabul görmesi kümülatif koruma olarak tanımlanmaktadır. Tescilli haklar bakımından ise ilke olarak sadece ilgili özel düzenleme uygulama alanı bulacaktır. Bununla birlikte özel düzenlemede haksız rekabete ilişkin hükümlerin uygulanacağına ilişkin açık bir hüküm bulunması halinde yine haksız rekabete dair düzenlemelerin de devreye gireceği tartışmasızdır. Somut olay bakımından Dairemizin eski uygulamasına esas teşkil eden mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6762 sayılı TTK) 57. maddesinin beşinci fıkrasında ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalarının iltibasa meydan verebilecek surette kullanılmasının da haksız rekabet hallerinden olduğu düzenlenmişti. Bu kapsamda tescilli marka ve tasarım haklarının bu şekilde kullanılmasının marka ve tasarım hakkına tecavüz ile birlikte haksız rekabeti de oluşturduğu, anılan haklara tecavüz ve haksız rekabetin kesiştiği alanda hem özel hükümler hem de haksız rekabet hükümleri ile kümülatif korunması gerektiği Daire uygulaması haline gelmişti. Başlangıçta kümülatif korumanın benimsenmiş olması, 6762 sayılı TTK’da yer alan bu düzenlemeden kaynaklanmaktaydı. Ancak 1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (6102 sayılı TTK), 6762 sayılı TTK’da değinilen hükmün yerine getirilen 55. maddenin birinci fıkrasının (a) bendinin 4. alt bendinde, “ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları” ibaresine yer verilmemiştir. Anılan iki hüküm karşılaştırıldığında 6762 sayılı TTK’nın 57. maddesinin beşinci fıkrası “Başkasının emtiası, iş mahsulleri, faaliyeti veya ticaret işletmesiyle iltibaslar meydana getirmeye çalışmak veya buna müsait bulunan tedbirlere başvurmak, hususiyle başkasının haklı olarak kullandığı ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalarıyla iltibasa meydan veren malları, durumu bilerek veya bilmeyerek, satışa arz etmek veya şahsi ihtiyaçtan başka her ne sebeple olursa olsun elinde bulundurmak” şeklinde olmasına rağmen, yerine ikame edilen 6102 sayılı TTK’nın 55. maddenin birinci fıkrasının (a) bendinin 4. alt bendi “Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak” şeklindedir. Görüldüğü üzere yeni hükümde “ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları” ibaresine yer verilmemiştir. Bunun temel nedeni; tescilli işletme adı ve ticaret unvanının 6102 sayılı TTK’nın 50. ve 53. maddeleri arasındaki hükümlerle düzenlenmesi ve dolayısıyla özel koruma getirilmesidir. 6102 sayılı TTK’nın 55. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin 4. alt bendinin gerekçesinde eski hükümden ayrılmanın nedeni “Anılan ayırt edici işaretlere ilişkin karıştırılma koşul, hüküm ve sonuçlarıyla birlikte kendi özel kanun hükmünde kararnamelerinde, yani 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında KHK'da, 554 sayılı Endüstriyel Tasarımların Korunması Hakkında KHK'da, 555 sayılı Coğrafi İşaretlerin Korunması Hakkında KHK'da ve unvanla ilgili olarak 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir. Burada tekrar edilmeleri hem gereksizdir, hem de yorum güçlüklerine sebep olmaktadır. Anılan cümle parçalarının burada yer almaları, haksız rekabete ilişkin hükümlerin fikri mülkiyete ilişkin düzenlemelerde kümülatif uygulanması yönünden gerekli görülemez” şeklinde ifade edilmektedir. Bu kapsamda belirtmek gerekirse, kanun koyucunun haksız rekabete ilişkin eski ve yeni hüküm bağlamında anılan gerekçelerle eski hükümden ayrılması ile kümülatif koruma yönünden yukarıda belirtilen özel hükümlerin getirilmesi tescilli marka ve tasarım ile tescilsiz tasarımın tıpkı faydalı model ve patent hakkı gibi sadece 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) kapsamında korunmasını yeterli bulduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle artık, 6102 sayılı TTK’nın yürürlüğe girdiği tarihten sonraki olaylara dayalı açılan davalarda, tescilli sınai haklar bakımından sadece özel kanun olan SMK hükümleri uygulanabilecek olup TTK'nın haksız rekabet hükümlerinin anılan özel hükümler yanında ve aynı anda uygulanması söz konusu olamayacaktır. Diğer bir ifade ile bu kapsamda kümülatif koruma uygulanmayacaktır (NOMER ERTAN, .../ ...., .../ .., ../ ÜLGEN, ...; Ticari İşletme Hukuku, İstanbul 2022, s. 356 vd.; .., Sabih; Ticari İşletme Hukuku, Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü, 30. Bası, ... 2024, s.363). Bu açıklamalar ışığında somut olaya dönüldüğünde, asıl ve birleşen davada davacı faydalı marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti ile önlenmesi taleplerinde bulunurken, davalıların markaları kullanmalarının söz konusu olmadığını savunarak davanın reddini istemiş, karşı davasında ise ticaret alanında cins, çeşit, vasıf, kalite, miktar, amaç, değer, coğrafi kaynak belirten veya malların üretildiği, hizmetlerin sunulduğu zamanı gösteren veya malların ya da hizmetlerin diğer özelliklerini belirten işaret veya adlandırmaları münhasıran ya da esas unsur olarak içeren işaretlerin tescil edilemeyeceğini ileri sürerek asıl davada davacı-karşı davada davalı yanın markalarının hükümsüzlüğünü talep etmiştir. Davacının ihlal edildiğini iddia ettiği markalarının TÜRKPATENT nezdinde tescilli olup SMK ile getirilen özel hükümler haksız rekabet hukukunu da kapsayacak şekilde ve haksız rekabete göre daha üstün koruma getirerek düzenlenmiştir. Davacı bu özel hükümlere de dayandığından tescilli markaların koruma alanı ile haksız rekabetin koruma alanının kesiştiği dava konusu olayda, yalnızca özel hükümler uygulama alanı bulacağından, özel hükmün yanında haksız rekabete ilişkin hükümlerin uygulanmasını gerektirir herhangi bir kanun hükmü de olmadığından, özel kanunla birlikte eş zamanlı olarak haksız rekabet hükümlerinin de uygulanmasının hukuki dayanağı bulunmamaktadır. Hal böyle olunca, Dairemizin daha önceki bazı kararlarında da benimsediği üzere (Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 14.03.2022 gün ve 2019/5189-1852 sayılı, yine 22.04.2021 gün ve 2021/89-3054 sayılı kararları) somut olay bakımından, SMK ile haksız rekabet hükümlerinin birlikte uygulanmasını gerektiren kümülatif korumanın uygulama alanı kalmadığı gözetilerek talebin, haksız rekabetin tespiti ve men'ine dair kısmı yönünden ret kararı verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış ve bozmayı gerektirmiştir. Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden HMK'nın 370/2 hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılması ile İlk Derece Mahkemesi kararının düzeltilerek onanması gerekir.

VI. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle asıl davada davalı- karşı davacı ... Mimarlık ve Ticaret A.Ş. vekilinin karşı dava bakımından tüm, asıl ve birleşen davalarda davalı ... Mimarlık ve Ticaret A.Ş vekili, davalı ... vekili ile birleşen davada davalı ... ... vekilinin asıl ve birleşen davaya yönelik diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bent uyarınca temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararı ile ... 3. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 27.12.2022 tarih, 2021/359 E., 2022/455 K. sayılı kararına karşı istinaf başvurularının esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, asıl ve birleşen davalarda davalı ... Mimarlık ve Ticaret A.Ş vekili, davalı ... vekili ile birleşen davada davalı ... ... vekilinin asıl ve birleşen dava bakımından temyiz itirazının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının hüküm fıkrasının A bölümünün 1 numaralı bendinde yer alan “....ve haksız rekabet” ibaresinin, 3 numaralı bendinin tümünün, 4 numaralı bendinde yer alan “.. ve haksız rekabete..” ile “... ve haksız rekabet...” ibarelerinin, ayrıca birleşen dava olan ... 3. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 27.12.2022 tarih, 2021/359 E.,2022/455 K. sayılı kararının hüküm fıkrasının 1 numaralı bendinde yer alan “....ve haksız rekabet” ibaresinin, 3 numaralı bendinin tümünün, 4 numaralı bendinde yer alan “.. ve haksız rekabete..” ile “... ve haksız rekabet...” ibarelerinin hükümden çıkarılması suretiyle İlk Derece Mahkemesi kararı ile birleşen dava olan ... 3. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 27.12.2022 tarih, 2021/359 E., 2022/455 K. sayılı kararının DÜZELTİLEREK ONANMASINA, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı harcın istek halinde ilgiliye iadesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ... ve ...'ye iadesine, 08.07.2025 tarihinde kesin olarak oy çokluğuyla karar verildi. K A R Ş I O Y Sayın çoğunlukla ortaya çıkan uyuşmazlık; haksız rekabet hukuku hükümlerinin fikrî mülkiyet hukuku hükümleriyle birlikte uygulanıp uygulanmayacağı (Kümülatif Koruma) noktasında toplanmıştır. Kümülatif koruma ilkesi “mevzuattaki birden fazla hükümle korunabilme” anlamına gelmektedir. Bu durumda, bir kişinin gerçekleştirdiği fiilin birden çok hükmün koruma kapsamında olması halinde, hak sahibinin bu hükümlerden dilediğine başvurabilmesine kümülatif koruma denilmektedir. Fikri haklar bakımından kümülatif koruma ilkesi ise, bir fikri ürünün birden çok kanuni düzenlemenin şartlarını taşıması halinde, hak sahibine her koruma yoluna başvurma yetkisi tanınmasıdır. Bu ilke kapsamında bir kümelenmenin meydana gelmesi için mevcut bir fikri mülkiyet korumasına ek olarak haksız rekabet korumasının var olması gerekir. Kümülatif koruma ilkesinin söz konusu olduğu halde hak sahibi seçme zorunluluğuna tabi olmayıp şartlarını taşıması koşuluyla hukuki sebeplerden birine, birkaçına veya tamamına bu ilke kapsamında dayanabilmektedir. Diğer yandan, taleplerin yarışması hali ile taleplerin seçimlik olması hali birbirinden tamamen farklıdır. Taleplerin seçimlik olması halinde hak sahibine aynı vakıa bakımından öngörülen birbirinden farklı ve birden fazla yaptırımdan birini seçme imkanı tanınmaktadır. Taleplerin yarışması veya yığılması halinde ise bundan farklı olarak aynı vakıa bakımından ileri sürülen talepler birbiri ile seçimlik olarak sunulmayan ve birlikte ileri sürülebilen farklı hukuki sebeplere dayandırılmaktadır. Hakların yarışmasından bahsedebilmek için aynı talebin dayandırılan her bir sebep bakımından haklı görülmesi gerekeceği gibi bu hukuki sebepler arasında özel hüküm-genel hüküm ilişkisi de bulunmaması gerekir. Nitekim bu korumada özel hüküm-genel hüküm ilişkisi bulunmamaktadır. Taleplerin yarışması veya yığılması halinde aynı vakıa bakımından birbiriyle seçimlik nitelikte olmayan, birbirini dışlamayan, birlikte var olabilen farklı hukuki sebeplere dayanılarak talepte bulunulduğundan kümülatif koruma ilkesi gereğince taleplerin yarıştığının kabulü gerekir. Bu durumda, aynı vakıa bakımından ileri sürülen talepler birbirini dışlamayan, bir arada ileri sürülebilecek birden fazla hukuki sebebe dayandırılmaktadır. Fikri mülkiyet koruması, sahibine mutlak nitelikte tekelci yetkiler sağladığından mütecavizin fiilinden sorumlu tutulması bakımından herhangi bir sübjektif şart aranmayacak ve mütecavizin her türlü izinsiz kullanımı sorumluluğunu gerektirecekken haksız rekabet korumasında durum farklıdır. Yine fikri mülkiyet korumasının konusu bizatihi fikri ve sınai hakkın kendisi iken, haksız rekabet koruması dürüst ve bozulmamış rekabet ortamını sağlamayı amaç edinmektedir. Fikri mülkiyet koruması sadece ilgili hak sahibini koruduğundan hakkın ihlali halinde yalnızca hak sahibi dava açma hakkına sahip olacaktır. Ancak haksız rekabet koruması rakiplerin yanı sıra tüketicileri de koruduğundan hak ihlali halinde rakiplerin yanı sıra tüketiciler ve meslek örgütleri de dava açma hakkına sahip olacaktır. Özel kanunun genel kanunu bertaraf edebilmesi için hem konusunu eksiksiz düzenlemiş hem de genel kanundan daha kapsamlı ve üstün koruma sağlamış olması gerekir. Fikri mülkiyet korumasının haksız rekabet korumasını bertaraf edeceğinin kabulü halinde ise, tüketiciler ve mesleki örgütler fikri haklarda ortaya çıkan haksız rekabete karşı korunma imkanından mahrum kalacağından bu kabul yerinde olmayacaktır. Sayın çoğunluk gibi, Fikri mülkiyet korumasının haksız rekabet korumasını bertaraf ettiği kabul edilirse fikri mülkiyet korumasına dayalı olarak açılan davada koruma konusunun şartları taşımadığı gerekçesiyle özel kanun kapsamında kalmadığı sonucuna varılırsa dava genel nitelikteki haksız rekabet koruması ile desteklenemeyeceğinden tecavüz eylemi kanıtlanamamış olacaktır. Bu itibarla, haksız rekabete ilişkin genel hükümler fikri mülkiyet koruması yanında ikinci dereceden değil, doğrudan uygulama alanı bulmalıdır. Burada dikkat edilmesi gereken diğer bir husus da, hak sahibinin birden fazla talebini aynı davada istemesi halinde davaların yığılması gündeme geleceğinden, ortada tek bir dava olmasına rağmen esasında talep sayısı kadar dava bulunmakta olup hakim her bir talep bakımından ayrı ayrı karar verecektir. Bu halde mahkemece her ne kadar talepler birlikte incelenecekse de, bu talepler birbirinden bağımsız taleplerdir. İşte işbu davayı diğer davalardan ayıran da bu dava türünün davacının talepleriyle değil, bu talepleri haklı gösterecek hukuki sebeplerle ilgili bir durum olmasıdır. Bu halde hak sahibi dilediği koruma modeline başvurarak zararının giderilmesini talep eder. Kümülatif koruma kapsamında davacının ihlal edilen hakkı için hem haksız rekabet korumasına hem de fikri hak korumasına birlikte başvurması halinde davacı ya fikri hak korumasına göre ya da haksız rekabet korumasına göre tek bir tazminat alabilecektir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 60. maddesine göre: “Bir kişinin sorumluluğu, birden çok sebebe dayandırılabiliyorsa hâkim, zarar gören aksini istemiş olmadıkça veya kanunda aksi öngörülmedikçe, zarar görene en iyi giderim imkânı sağlayan sorumluluk sebebine göre karar verir.” Bu hükme göre davacı talebini hangi hukuki sebebe dayandırdığını belirttiyse hakim buna göre tazminata karar verir ancak belirtmediyse hakimin davacıyı zorlama yetkisi olmadığından hakim zararı en iyi giderim imkanı veren talep sebebine göre hüküm kurar. Zira tazminatın işlevi mütecavizin zararını karşılamak olup aynı haksız eylem birden fazla hukuk kuralını ihlal etse dahi oluşan zarar tektir. Sayın çoğunluk, SMK sonrası sınai hakların haksız rekabet hükümleriyle korunmayacağı yönündeki görüşünün temel dayanaklarından bir gerekçesi de, 6762 sayılı TTK’nın 57. maddesinin beşinci fıkrası ile 6102 sayılı TTK’nın 55/1-a(4) hükmü arasındaki farklılığa dayandırmaktadır. Bu itibarla bu husus da incelenmelidir. 2012 yılında yürürlüğe giren 6102 sayılı TTK’nın karıştırılma ihtimaline ilişkin 55/1-a(4) hükmü ve gerekçesi, -henüz SMK kabul edilmeden önceki dönemde- fikrî mülkiyet haklarının bu hüküm kapsamında korunabilirliği hususunda tereddütlere neden olmuştur. Bu tereddüt, temelde hükmün 6762 sayılı TTK’nın 57. maddesinin beşinci fıkrasına göre daha dar kapsamlı kaleme alınarak “mal, iş ürünü, faaliyet veya iş” ifadesinin tercih edilmesinden kaynaklanmıştır. Mülga 6762 sayılı TTK’nın 57. maddesinin beşinci fıkrası aynen “Başkasının emtiası, iş mahsulleri, faaliyeti veya ticaret işletmesiyle iltibaslar meydana getirmeye çalışmak veya buna müsait bulunan tedbirlere başvurmak, hususiyle başkasının haklı olarak kullandığı ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalarıyla iltibasa meydan verebilecek surette, ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları kullanmak veyahut iltibasa meydan veren malları, durumu bilerek veya bilmeyerek, satışa arz etmek veya şahsi ihtiyaçtan başka her ne sebeple olursa olsun elinde bulundurmak” hükmünü haiz iken 6102 sayılı TTK’nın 55. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin 4. alt bendi aynen “Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak” hükmünü haizdir. 6102 sayılı TTK’nın 55/1-a(4) hükmüne ilişkin madde gerekçesi aynen şu şekildedir: “Bu bent karıştırılmayı, yani 6762 sayılı Kanun'un 57 nci maddesinin (5) numaralı bendinde kullanılan terimle iltibası düzenlemektedir. (4) numaralı alt bendin ilkeleri ve amacı, 6762 sayılı Kanunun 57 nci maddesinin (5) numaralı bendi ile özdeş olmasına rağmen lafızda farklıdır. Ancak, bu değişiklik 6762 sayılı Kanundaki hükmün öğreti ve mahkeme kararlarındaki birikiminin feda edilmesi, uygulanamaz kabul edilmesi anlamını taşımamaktadır. Çünkü, karıştırılma (iltibas) kavramı, pozitif hukuklar üstü anlamı ve işlevi ile varlığını sürdürmektedir. MarkKHK “iltibas” yerine “karıştırılma”yı kullandığı ve bu terim öğreti ve içtihatlarda yerleşmeye başladığı için, burada da aynı terim tercih edilmiştir. Bu sebeple bentte basit ancak kapsamı geniş bir ifadeye yer verilmiştir. “Karıştırılma”, yanıltmayı, kandırmayı, yanlış algılattırmayı da kapsar. Hüküm, karıştırılmayı dış görünüş (tanıtım, takdim-görsellik) ve duyuruş (ses yönünden benzerlik) bağlamında düzenler. İç benzerlikten doğan karıştırılma (meselâ elektrik devrenin veya yarı iletken topografyasının benzerliği) hükmün kapsamı dışındadır. İç benzerlik “karıştırılma” kavramı ile tanımlanmaz. Dış görünüm koruması, takdim, şekil, tasarım ve donanım korumasıdır. Karıştırılma nesnel değerlendirmeyi gerektirir. 6762 sayılı Kanun hükmü, başkasının “ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları ile iltibasa meydan verebilecek surette, ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları” cümle parçasına yer vermiştir. Oysa, anılan ayırt edici işaretlere ilişkin karıştırılma koşulu, hüküm ve sonuçlarıyla birlikte kendi özel kanun hükmünde kararnamelerinde, yani MarkKHK'da, EndTasKHK'da, CoğİşKHK'da ve unvanla ilgili olarak TK'da ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir. Burada tekrar edilmeleri hem gereksizdir, hem de yorum güçlüklerine sebep olmaktadır. Anılan cümle parçalarının burada yer almaları, haksız rekabete ilişkin hükümlerin fikrî mülkiyete ilişkin düzenlemelerde kümülatif uygulanması yönünden de gerekli görülemez.” şeklindeki ifadeden, esasen hâlihazırda kümülatif koruma ilkesinin geçerli olduğu, ancak bu ilkenin varlığının da belirtilen cümle parçalarının maddede yer almalarını gerektirmediği anlamı çıkmaktadır. Dolayısıyla, gerekçedeki ifadelerin kümülatif uygulama ilkesini destekler şekilde anlaşılması ve TTK’nın karıştırılma ihtimaline ilişkin düzenlemesinin, fikrȋ mülkiyet mevzuatının yanında, ondan bağımsız olarak uygulanabileceğinin kabulü gerekir. Şu hususun özellikle belirtilmesi gerekir: Özel hukuki düzenlemelerin korudukları konu ile haksız rekabetin koruduğu konu farklıdır. Şöyle ki, bir markanın taklit edilmesi marka hakkına zarar verebileceği gibi haksız rekabete de yol açmaktadır. Madde gerekçesinde de belirtildiği üzere ayırtedici işaretlerin ayrı ayrı sayılmamış olması, fikri mülkiyete ilişkin düzenlemelerle haksız rekabet hükümlerinin uygulanmasına engel teşkil etmez. (Prof. ... ...– Prof. R...eha ..., Ticari İşletme Hukuku, 20. Baskı. 2024, s. 410. vd) SMK hükümlerinin yürürlüğe girmesiyle TTK.nun haksız rekabet hükümleri kadük hale gelmemiştir. Aksinin kabulü aşkın yorumdur. (Prof. .... ...- Prof. ... ..., Rekabet ve Haksız Rekabet Hukukunun Esasları, Baskı 2024, s.122 vd) Haksız rekabet koruması fikri haklar korumasını tamamlayan bir konumda olmayıp bağımsız ve kendi kurallarını takip eden bir koruma olduğundan haksız rekabet kaynaklı talepler fikri haklar korumasından bağımsız olarak ileri sürülür. O halde korumanın şartları mevcut olduğu halde haksız rekabet hükümleri fikri mülkiyet hukukuna ilişkin hükümler yanında doğrudan ve birinci dereceden uygulama alanı bulur (Ünal Tekinalp, Fikri Mülkiyet Hukuku, 5.Bası s.37, 2012) TTK’nın karıştırılma ihtimaline ilişkin düzenlemesi, mehaz İsviçre hukukundan aynen aktarılan başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almaya ilişkin 6102 sayılı TTK’nın 55/1-a(4) hükmüdür. Bu hükümle, ürünlerin kaynağı konusunda tüketicinin kafasını karıştırma ihtimali olan fiillerin engellenmesi, piyasada açıklık ve şeffaflığın sağlanması amaçlanmakta, bu suretle rakiplerin yanı sıra tüketicilerin ve toplumun da menfaatleri korunmaktadır. Piyasada oluşması muhtemel karışıklığın engellenmesi, rekabetten beklenen işlevlerin sağlanması açısından da önem taşımaktadır. Öte yandan Avrupa Birliği (AB) hukukunda da kümülatif koruma ilkesi açıkça kabul edilmiştir. Yönerge ve Tüzük Tasarısı'ndaki düzenlemelerde tasarımların marka, patent, faydalı model gibi Topluluğun fikri mülkiyet mevzuatı ile korunmasının üye ülke hukuklarındaki fikri mülkiyet mevzuatına göre ayrıca korunmalarına engel olmayacağı belirtilmiştir. Ancak, kümülatif olarak koruma üye ülke mevzuatlarına bırakılmış olup, ilkenin nasıl uygulanacağı gösterilmemiştir. SMK’nın genel gerekçesi ve madde gerekçeleri incelendiğinde, sınai mülkiyet haklarının kanunla düzenlenme ihtiyacı yanında, uluslararası sözleşmeler ve AB mevzuatıyla uyumun arttırılması ve daha nitelikli ve etkin işleyen çağdaş bir sınai mülkiyet sistemine geçişin sağlanması için mevcut sistemin revize edilmesi gereğinin ortaya çıktığı, bu çerçevede marka, coğrafi işaret, tasarım, patent ve faydalı model haklarına ilişkin önemli yenilikler getiren düzenlemelerin yapıldığı, mevcut sistemde yer almayan geleneksel ürün adı korumasının sisteme dahil edildiği ve düzenlemelerde Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Anlaşması (TRIPS), Paris Sözleşmesi, yeni 2015/2436 sayılı Avrupa Birliği Marka Direktifi ve 2015/2424 sayılı AB Marka Tüzüğü, Patent Kanunu Anlaşmasına (PLT) uygun olarak kanunun hazırlandığı belirtilmiştir. Dolayısıyla kümülatif koruma AB müktesabına da uygundur. Sonuç olarak; Dairenin hiç değişikliğe uğramadan süre gelen görüşünde bir değişiklik yapılmasını gerektirecek hukuki bir değişiklik bulunmadığından kümülatif korumanın uygulanması gerektiği kanaatiyle kararın onanması gerektiği görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun düzeltilerek onanması yönündeki görüşüne katılmamaktayım. SUCCESS ADALET_SUCCESS İşlem başarıyla gerçekleştirildi! İşlem başarıyla gerçekleştirildi! 4ae00704201fc4c9 251e9bdbbd3ea1b7

Metin Yargıtay'ın yayımladığı karar metninden alınmıştır. Dilekçede kullanmadan önce resmî metinle karşılaştırın.

Bu konuda başka emsal mi arıyorsunuz?

SmartHukuk'ta olayınızı kendi cümlenizle yazın; ilgili Yargıtay kararlarını künyesi ve dayanak maddeleriyle birlikte bulun.

Emsal karar ara

Aynı daireden yakın tarihli kararlar

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi – Temmuz 2025 kararlarının tamamı