10. Hukuk Dairesi 2025/1960 E. , 2025/12977 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/1807 E., 2024/2250 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Kütahya 1. İş Mahkemesi SAYISI : 2023/206 E., 2024/71 K. Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince taraf vekillerinin istinaf başvurularının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak yeniden esas hakkında davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili ile katılma yolu ile davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesi ile müvekkilinin 02.09.2014 tarihinde davalı şirkete ait iş yerinde fırın operatörü olarak çalışmaya başladığını, 26.08.2015 tarihinde 16:00-24:00 vardiyasında çalışırken saat 21:40 sularında iş kazası geçirerek sol bileğinden yaralandığını, neticede % 11 oranında maluliyete uğradığını, iş yerinde 120 cm x 240 cm gibi büyük seramik levhalar üretildiğini, bunların üretim esnasında muhtelif aşamalarda ve çeşitli sebeplerle çatlaması, kırılması, defolu olması durumunda üretim hattından alınması gerektiğini, olay tarihinde 3. fırın çıkışında gelen seramik levhalardan birisinin üçte birinin kırık halde çıktığı için kazalı işçinin bu ürünü almak istediğini, bu sırada ürünün parçalanması ve köşe kısmının sol el bileğini kesmesi sonucu yaralandığını, olay sebebiyle davacının sol el başparmağının hareket kabiliyetini tamamen yitirdiğini, diğer üç parmağında da his kaybı oluştuğunu, müvekkilinin 3. fırın çıkış operatörü olarak görevlendirildiği için olay sırasındaki gibi fırından kırık çıkan seramik levhaları almanın davacının görevleri arasında olduğunu ve kendisinin de bu görevi yaptığı sırada kazaya uğradığını, olaydan sonra kırık seramik levhaların fırın çıkışında aktarılması ve taşınması için bantlı konveyör sistemi kurulmuş ise de olay tarihinde böyle bir sistem bulunmadığından müvekkilinin olay tarihinde fırın çıkışında görevli bütün işçiler gibi kırık levhayı eliyle alırken yani işyerindeki şartlara ve usule uyarak çalışırken iş kazasına uğradığını, davalı işverence dava konusu iş kazasını önlemeye yönelik gerekli tedbirlerin alınmadığını ve sorumluluklarını yerine getirmediğini, müvekkilinin olay tarihinde kırık seramik levhayı almak için iş eldivenini giymiş ise de bu eldivenin sıcak mamule karşı koruyucu olduğunu, seramik kırılmalarının kesme, delme riskinden korumak için uygun nitelikte olmadığını, diğer bir ifadeyle davalı işveren tarafından müvekkiline bu iş için gerekli olan uygun nitelikte kişisel koruyucu donanım verilmediğini ve kullandırılmadığını, müvekkilinin olay tarihinde yapmakta olduğu işle ilgili bir mesleki eğitimi bulunmadığını, davalı işverenin yasal yükümlülüğünü yerine getirmediğini, müvekkilini yaptığı iş konusunda mesleki eğitim verilmeden çalıştırarak tehlikeye attığını, müvekkilinin asıl görev yerinin 2. fırın çıkışı olduğu halde olay tarihinde işveren yetkilisi tarafından 3.fırın çıkışında görevlendirildiğini, ancak işveren tarafından müvekkiline gerek seramik levhaların elle alınması ve gerekse 3. fırın çıkışındaki özel hususlarla ilgili olarak işbaşı eğitimi verilmediğini, davacının yaptığı işle ilgili olarak işin tehlikeleri, emniyetli çalışma usulleri, kullanması gereken kişisel koruyucular, çalışma usulünden kaynaklanan riskler vs. konularında iş güvenliği eğitimi verilmediğini, davalı işverenlik tarafından uygun nitelikte koruyucu donanım bulunmadan olay sırasındaki gibi tehlikeli çalışmayı önlemek üzere gerekli denetim ve gözetimin yapılmadığını, davalı işverenin uygun çalışma şartlarını sağlamayarak, çalışanlarına bu işin risklerini öğrenip uygun şekilde çalışmalarını sağlamak üzere gerekli teknik ve iş güvenliği eğitimlerini periyodik olarak vermeyerek, uygun çalışma talimatları ve uyarı levhalarıyla yönlendirmeyerek, uygun nitelikte kişisel koruyucuları vermeyerek, uygun olmayan şartlarda çalışılmasını denetim ve gözetimle önlemeyerek kusur işlediğini ve olayda tamamen kusurlu olduğunu, müvekkilinin maaşının banka hesabına yatırıldığını, davalı iş yerinde ...'in mevcut olduğunu ve ...-İş Sendikası ile yapılan toplu iş sözleşmesi kapsamında davacının müvekkiline her yıl yakacak yardımı ve yılda 2 defa bayram parası, ikramiye ve sosyal yardım paketi içerisinde muhtelif ödemeler yapıldığını, benzer bir iş kazası davasında davalı işverenin sunduğu bir kısım belgeler ve o davadaki tanıkların iş yerinde uygulanan usuller hakkındaki beyanlarının iş bu davada delilleri olduğunu, Kütahya 1. İş Mahkemesi'nin 2017/47 Esas sayılı dosyasının (davacı ...) celbini talep ettiklerini, müvekkilinin iş yerinde geçirmiş olduğu iş kazası sonucu maluliyete uğradığını belirterek belirsiz alacak davası niteliğindeki işbu dava ile fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla 1.000,00 TL maddi tazminatın işleyecek en yüksek banka mevduat faiziyle davalıdan tahsilini, manevi tazminat konusunda talep ve dava haklarının saklı tutulmasını talep etmiştir. Davacı vekili 11.02.2022 tarihli ıslah dilekçesi ile maddi tazminat taleplerini 248.373,77 TL olarak ıslah etmiş, dava dilekçesi ile talep edilmeyen manevi tazminat taleplerini 100.000,00 TL olarak ıslah dilekçesi ile talep etmiş, her iki talebe yönelik kaza tarihi olan 26.08.2015 tarihinden itibaren en yüksek banka mevduat faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesi ile müvekkil şirket ile ihbar olunan şirketlerden .... Sigorta A.Ş. arasında ....poliçe no ile 01.02.2015 - 31.12.2015 tarihleri arasını kapsayan işveren mali mesuliyet sigorta sözleşmesi akdedildiğini, müvekkil şirket aleyhine açılmış bulunan davayı kesinlikle kabul etmemekle birlikte davaya konu edilen tazminat miktarlarının poliçe limitleri dahilinde olduğunu, bu sebeplerle davanın ihbar dilekçesindeki sigorta şirketlerine ihbar edilmesini istediklerini, dava dilekçesinde belirtilenin aksine esasen davacıya bileğini kapatan hatta dirseklerine kadar uzanan bir eldiven teslim edildiğini ancak davacının söz konusu eldiveni kullanmak yerine bileklerini açıkta bırakan eldiveni kullanarak söz konusu kazaya kendisinin sebebiyet verdiğini, kişisel koruyucu donanım zimmet tutanağında son sütunda “...” olarak kısaltılan eldivenin yanmaz ve bilekleri kapatan uzun bir eldiven olduğunu, olası bir iş kazasının önüne geçmek amacıyla tasarlanmış eldivenler olduğunu, davacının ve diğer çalışanların bu eldiveni kullanmaları yönünde defalarca uyarıldıklarını ancak davacının diğer eldiveni kullanmanın daha pratik olmasından olabilecek sebeple söz konusu uzun eldiveni kullanmayarak iş kazasına bizzat kendinin sebep olduğunu, bu nedenle müvekkil şirkete kusur atfedilmesinin söz konusu olamayacağını, davanın reddi gerektiğini, dava dilekçesinde belirtilenin aksine müvekkil şirketin tüm çalışanlarına gerek iş başı eğitimi gerekse düzenli olarak iş sağlığı ve güvenliği kuralları ve güvenlik kültürü ile ilgili gereken eğitimi verdiğini, davacının işe başladığı zaman iş başı eğitimi olarak tabir edilen oryantasyon eğitimine tabi tutulduğunu ve gereken iş başı eğitimini aldığını, bunun yanı sıra söz konusu eğitime istinaden eğitim talimatlarının da kendisine teslim edildiğini, davacının iş yeri eğitimlerine katıldığını bu programlara katıldığına ilişkin iş yeri eğitim belgesini imzaladığını, dava dilekçesinde belirtilenin aksine davacıya oldukça kapsamalı ve sıklıkla iş sağlığı ve güvenliği eğitimi aldırıldığını, davacıya yine düzenli bir şekilde koruyucu donanım malzemeleri verildiğini, davacının söz konusu malzemeleri teslim aldığına dair kişisel koruyucu donanım zimmet formunu dilekçeleri ekinde sunduklarını, müvekkil şirketin üzerine düşeni yaptığını, yaşanan bu kazadan sorumlu tutulmasının mümkün olmadığını, davacının hak etmiş olduğu tüm alacaklarının bordrolarına yansıtıldığını ve banka aracılığıyla ödendiğini, davacının maluliyet oranının belirlenmesi ve kesinleştirilmesi gerektiğini, davacı adına varsa bağlanan geçici işgöremezlik ve sürekli işgöremezlik ödemeleri ile tedavi giderlerini gösterir belgelerin celbini talep ettiklerini, davanın ihbar dilekçesinde belirtilen sigorta şirketlerine ihbarını talep ettiklerini, açılan davanın haksız ve hukuka aykırı olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle, "Davanın maddi tazminat talebi yönünden kabulüne, 248.373,77 TL tazminatın 26/08/2015 tarihinden itibaren yasal faizi ile davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davanın manevi tazminat talebi yönünden kısmen kabulüne, 40.000,00 TL tazminatın 26.08.2015 tarihinden itibaren yasal faizi ile davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine" şeklinde karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1.Davacı istinaf sebepleri; davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; maddi ve manevi tazminat taleplerinin kaza tarihi olan 26.08.2015 tarihinden itibaren en yüksek banka mevduat faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ettiklerini, bozma sonrası alınan 29.01.2024 tarihli Bilirkişi Hesap Ek Raporunu hiç dikkate almadan ilk dosyadaki maddi tazminat miktarına karar verildiğini, gerekçeli kararda yeterli açıklamanın olmadığını, davacının gerçek zararının bulunması hususunun kamu düzeninden olduğunun dikkate alınması gerektiğini, davacının sol elinin baş parmağının hareket kabiliyetini tamamen kaybetmesi sebebiyle ömrünün sonuna kadar sol elini tam olarak kullanamayacağını, hükmedilen manevi tazminat tutarının hakkaniyete aykırı olduğunu, kararda reddedilen miktar üzerinden davalı tarafa vekalet ücreti ve yargılama giderlerine karar verilmesinin hatalı olduğunu belirterek davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. 2.Davalı istinaf sebepleri; davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının ceza soruşturmasında kendi kusurunu kabul ettiğini, işçinin ağır kusuru nedeniyle müvekkil şirket açısından illiyet bağı kesildiğini, çalışanlara iş sağlığı ve güvenliği ile işbaşı eğitimleri dahil her türlü eğitimin verildiğini, müvekkil şirketin davaya konu kazada herhangi bir sorumluluğu bulunmadığını, dava dilekçesine dahil edilmeyen bir kalemin ıslah dilekçesi ile talebinin mümkün olmadığını, söz konusu manevi tazminat talebinin sebepsiz zenginleşmeye sebebiyet verecek nitelikte olduğunu, gerekçeli kararda yargılama giderleri, harç ve vekalet ücreti, faiz, faiz oranı ve faiz başlangıç tarihlerinin hatalı olduğunu belirterek davanın tümden reddine karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "...Davacı taraf, tazminat hesabının hüküm tarihindeki asgari ücret gözetilerek yapılması gerektiğini ileri sürmektedir. Davacı vekili, hükme esas alınan 27.12.2021 tarihli bilirkişi raporuna itiraz ettiği gibi İlk Derece Mahkemesinin yukarıda esas-karar numarası belirtilen 23.06.2022 tarihli kararına karşı istinaf yoluna başvurmuş ve asgari ücrette meydana gelen değişim nedeniyle hesaplama sırasında esas alınan ücretin davacı zararını yansıtmadığını belirtmiştir. Davacının hesaba yönelik ilk istinafı da gözetildiğinde, kaldırma kararı sonrasında alınan 29.01.2024 tarihindeki hesap raporundaki veriler esas alınarak davacı zararının belirlenmesi ve bu çerçevede hüküm kurulması gerekmektedir. Söz konusu rapora göre davacının iş kazası nedeniyle oluşan maddi zararı 1.018.662,79 TL'dir. Davacı tarafça belirsiz alacak davası olarak açılan davada 29.02.2024 tarihli dilekçe ile maddi tazminat talebi arttırıldığından 1.018.662,79 TL maddi tazminat hüküm altına alınmalıdır. Davacı istinafı bu gerekçeyle yerinde görülmüştür...." gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurularının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak yeniden esas hakkında; "1-Davanın kısmen kabulü kısmen reddi ile a)1.018.662,79 TL maddi tazminatın 26.08.2015 tarihinden itibaren yasal faizi ile davalıdan alınarak davacıya verilmesine, b)40.000,00 TL manevi tazminatın 26.08.2015 tarihinden itibaren yasal faizi ile davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine," şeklinde karar verilmiştir.
V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri tarafından temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1.Davacı vekili katılma yolu ile sunmuş olduğu temyiz dilekçesi ile istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itirazlarını yinelemek suretiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. 2.Davalı vekili sunmuş olduğu temyiz dilekçesi ile istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itirazlarını yinelemek suretiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369. maddesinin birinci fıkrası ile 371. maddesi, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 13, 16, 20... . maddeleri ile 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77. maddesi 3. Değerlendirme A)Taraf vekillerinin davacı yararına hükmedilen manevi tazminat alacağına ilişkin temyiz istemi yönünden; Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362. maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366. maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir. Dosya içeriğine göre , davacı vekilince 100.000,00 TL manevi tazminat talebinde bulunduğu, İlk Derece Mahkemesince davacı lehine 40.000,00 TL manevi tazminata hükmolunduğu, Bölge Adliye Mahkemesi'nin yukarıda anılan kararı ile manevi tazminat yönünden istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği gözetildiğinde reddine veya kabulüne karar verilen tazminat miktarının Bölge Adliye Mahkemesi karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 378.290,00 TL’nin altında kaldığı anlaşıldığından taraf vekillerinin temyiz itirazlarının miktardan reddine karar verilmiştir. B)Taraf vekillerinin davacı yararına hükmedilen maddi tazminat alacağına ilişkin temyiz istemi yönünden; Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre, davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışındaki sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Dosya kapsamından; Mahkemece Bölge Adliye Mahkemesi'nin 01.11.2023 tarihli kaldırma ilamı öncesi tesis ettiği hükme esas 27.12.2021 tarihli hesap raporunda bilinen dönem sonunun (işlemiş devre sonunun) 31.12.2022 tarihi olarak esas alınması suretiyle davacının maddi zararın 248.373,77 TL olarak hesaplandığı, 10.01.2022 tarihinde davacı vekiline tebliğ olunduğu, davacı vekilince anılan rapora itiraz edilmediği, celse arasında sunulan 08.02.2022 tarihli dilekçesi ile davalı vekilince sunulan itirazların yersiz olduğu, dosyanın ek rapora gönderilmemesi halinde fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere ıslah dilekçesi sunma taleplerinin bulunduğunun beyan edildiği, Mahkemece 08.02.2022 tarihli celsede davacı vekiline ıslah dilekçesi sunmak üzere süre verildiği, davacı vekilince 11.02.2022 tarihli dilekçesi ile maddi tazminat talebini raporda belirtilen miktar üzerinden arttırdığı, başvurma harcı yatırmak suretiyle manevi tazminat talebinde bulunduğu, davacı vekilinin 22.06.2022 tarihli beyan dilekçesi ile davacı vekilince ıslah gibi taleplerinin kabulünün talep edildiği, vekilin mazereti nedeniyle katılamadığı 23.06.2022 tarihli hüküm celsesinde davacı asil beyanında ıslah dilekçesini tekrarla davanın kabulünü talep ettiği, Mahkemece kaldırma ilamı öncesi tesis edilen 23.06.2022 tarihli hükümle davacının maddi tazminat talebinin tam kabulü ile 248.373,77 TL maddi tazminata karar verildiği, manevi tazminat talebi yönünden ise red kararı verildiği, anılan karara karşı taraf vekillerince istinaf kanun yoluna başvurulduğu, davacı vekilince sunulan istinaf başvuru dilekçesinde manevi tazminat talebi yönünden kararın hatalı olduğu, maddi tazminat talebi yönünden ise yeniden hesap raporu alınması suretiyle karardan sonra yürürlüğe giren Temmuz 2022 değişikliğinin uygulanması gerektiğini beyan ettiği, Bölge Adliye Mahkemesinin 01.11.2023 tarihli kaldırma ilamı ile manevi tazminatın ıslah ile talep edilebileceği gerekçesiyle kararın kaldırılarak dosyanın Mahkemesine gönderildiği, Mahkemece yeniden hesap raporu aldırıldığı, 29.01.2024 tarihli hesap raporunda 27.12.2021 tarihli rapordaki veriler değişmeksizin bilinen dönem sonunun / işlemiş devre sonunun ileriye çekilmesi suretiyle ( 31.12.2024 tarihi olarak esas alınması) maddi zararın bu kez 1.018.662,79 TL olarak hesaplandığı, davacı vekilince anılan rapor gibi maddi tazminat talebini 29.02.2024 tarihli dilekçesi ile arttırdığı, Mahkemece gerekçesinde 29.01.2024 tarihli hesap raporuna atıfta bulunmaksızın ve maddi zarar tespitine ilişkin açıklamada bulunmaksızın davacı lehine yine 248.373,77 TL maddi tazminata karar verildiği, taraf vekillerince kararın istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince davacının 1. karara istinaf isteminin bulunduğu gözetilerek kaldırma ilamı sonrası aldırılan hesap raporunda bilinen dönemin ileriye çekilmesi suretiyle maddi zararın daha fazla hesaplanmasının yerinde olduğu gerekçesiyle davacının 29.02.2024 tarihli talep dilekçesi ve 29.01.2024 tarihli hesap raporu doğrultusunda davacının istinaf isteminin kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak yeniden esas hakkında davacı lehine 1.018.662,79 TL maddi tazminata hükmolunduğu anlaşılmaktadır. Usuli kazanılmış hak davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrarı sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Usulü müktesep hak, anlam itibariyle, bir davada, Mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir. Mahkemenin, Yargıtay’ın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usulü kazanılmış hak doğabileceği gibi, bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usulü kazanılmış hak gerçekleşebilir. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usulü kazanılmış hak oluşturur (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK). Kazanılmış haklar “Hukuk Devleti” kavramının temelini oluşturan en önemli unsurlardandır. Kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan yorumlar Anayasa'nın 2. maddesinde açıklanan “Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir” hükmüne aykırılık oluşturacağı gibi toplumsal kararlılığı, hukuksal güvenceyi ortadan kaldırır, belirsizlik ortamına neden olur ve kabul edilemez. Yargıtay içtihatları ile kabul edilen “usulü kazanılmış hak” olgusunun, bir çok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır. Örneğin Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı YİBK) ya da geçmişe etkili yeni bir kanun çıkması karşısında, Yargıtay bozma ilamına uyulmuş olmakla oluşan usulü kazanılmış hak hukukça değer taşımayacaktır. Usulü kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için; bir davada ya taraflar ya mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir. (HGK.nun 12.07.2006 T., 2006/4-519 E, 2006/527 K, 03.12.2008 T., 2008/10-730 E., 2008/732 K.) Zira usulü kazanılmış hak ilkesi kamu düzeniyle ilgilidir. (09.05.1960 T., 21/9; 04.02.19 59... /5 sayılı İçtihadı Birleştirme kararı) Somut olayda, davacı vekilinin kaldırma ilamı öncesi aldırılan 27.12.2021 hesap raporuna dair itirazının bulunmadığı göz ardı edilerek, kaldırma ilamı sonrası işlemiş devre sonunun ileriye çekilmesi suretiyle zararın daha fazla hesaplandığı 29.01.2024 tarihli rapora itibarla hüküm tesisi davalı lehine usuli kazanılmış hakkın ihlal eder mahiyette olup hatalı olmuştur. Mahkemece yapılacak iş; davacının maddi zararını 27.12.2021 tarihli bilirkişi hesap raporuna göre tespit ettirmek ile oluşacak sonuca göre taraflar lehine oluşan usuli kazanılmış haklara riayet eden bir karar vermekten ibarettir.
VI. KARAR Açıklanan sebeplerle, Taraf vekillerinin davacı yararına hükmedilen manevi tazminat alacağına ilişkin temyiz dilekçesinin miktardan REDDİNE, Davacı vekilinin davacı yararına hükmolunan maddi tazminat alacağına yönelik temyiz itirazlarının reddine, davalı vekilinin davacı yararına hükmolunan maddi tazminat alacağına ilişkin temyiz istemi yönünden; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgilisine iadesine,02.10.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. SUCCESS ADALET_SUCCESS İşlem başarıyla gerçekleştirildi! İşlem başarıyla gerçekleştirildi! 3a2b6edc63302cf2 6dfb1f5ee58e3651