Yargıtay Kararları › Yargıtay 10. Hukuk Dairesi › Mayıs 2025 › 2024/10125 E., 2025/7740 K.

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2024/10125 E., 2025/7740 K. (08.05.2025) – Tazminat

Mahkeme
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi
Esas No
2024/10125
Karar No
2025/7740
Karar Tarihi
08.05.2025
Konu
Tazminat

10. Hukuk Dairesi 2024/10125 E. , 2025/7740 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 41. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/82 E., 2024/918 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Bakırköy 22. İş Mahkemesi SAYISI : 2016/83 E., 2022/333 K. Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne ve duruşmanın düzenlendiği 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369. maddesinde sayılı ve sınırlı olarak gösterilen hâllerden hiçbirine uymadığından, temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına ilişkin isteğin reddine karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin iş başındayken rahatsızlandığını, ancak işveren tarafından doktora gitmesine izin verilmediğini, bunun üzerine müvekkilinin 22.09.2015 tarihinde iş kazası geçirdiğini, 10 yıldır kalıp ustalığı yapan müvekkilinin artık bu işi yapamayacağını, işverenin sorumluluklarını yerine getirmemesi sebebiyle tam kusurlu olduğunu, henüz 27 yaşında olduğunu ve sol el başparmağının işlevsiz hale geldiğini, uzun yıllar sürecek tedavilere maruz kalacağını, müvekkilinin aylık net 2.400,00 TL (AGİ hariç) ücret aldığını, maaşının düşük gösterildiğini, bankadan 1.600,00 TL ödeme yapıldığını, fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydı ile maddi zarar ve manevi zararın kaza tarihinden itibaren işleyecek en yüksek mevduat faiziyle tahsilini ve yargılama gideri ile vekalet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasını talep etmiştir.

II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; açılan davanın haksız ve yersiz olduğunu, davacının iş kazası geçirdiği tarihte brüt ücretinin 1.940,00 TL olduğunu, davacının 10 yıla yakın tecrübesi olduğu için her türlü iş sağlığı ve güvenliği eğitiminin verildiğini, kendi kusuru ve özensiz iş yapışı sonucu kazanın meydana geldiğini, her türlü iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin alındığını, müvekkili şirketin herhangi bir kusuru ve sorumluluğu olmadığını, yapılan tedavi giderlerinin hükmedilecek maddi tazminattan indirilmesini talep ettiklerini, manevi tazminat talebinin fahiş olduğunu bu nedenle açılan davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle, davaya konu kazanın meydana gelmesinde işverenin %80 kusurlu, davacı kazalının %20 oranında kusurlu olduğu, dava konusu kaza nedeniyle davacının %10 oranında sürekli iş göremezliğe maruz kaldığından hareketle; "Açılan davanın kısmen kabulü ile 1-380.997,96 TL maddi tazminatın kaza tarihi olan 22.09.2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiz ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 2-35.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 22.09.2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiz ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine,..." şeklinde karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; yerel Mahkeme tarafından müvekkili şirket aleyhine tesis edilen kusur oranının tespitinin hatalı bilirkişi raporu üzerinden yapıldığını, müvekkili şirket tarafından İş Güvenliği ve Sağlığı kapsamında tüm eğitimlerin eksiksiz olarak gerek sözlü gerekse de teorik olarak tüm çalışanlara verildiğini, kontrol ve denetimlerin düzenli olarak yapıldığını, yaşanan kazaya ilişkin müvekkili şirketin hiçbir kusuru bulunmadığını, davacının kazanın oluşumunda asli kusurlu olduğu göz ardı edilerek davacının %20 kusurlu olduğunun kabul edilmesinin mümkün olmadığını, davacının verilen eğitimlere, tecrübesine ve hayatın olağan akışına aykırı davrandığını, 21.08.2019 tarihli ATK Raporu ile 29.03.2021 tarihli ATK Raporunda belirtilen davacının meslekte kazanma gücü kaybı oranının tespitinin dosya münderecatı dikkate alınmadan tanzim edildiğini, bu hatalı oran üzerinden yerel Mahkemece tazminata hükmedildiğini, dosyada mevcut olan SSK Yüksek Sağlık Kurulu tarafından tanzim edilen raporda davacının maluliyet oranının %6,3 olarak tespit edildiğini, ATK tarafından ise davacının muayene olduğu 24.06.2019 tarihi itibariyle maluliyet oranının %10 olarak tespit edildiğini, davacının 2 farklı tarihte muayenesi sonucu maluliyet oranının tamamen birbirinden farklı şekilde tespit edildiğini, rapordaki maluliyet oranları arasındaki fark ve kazanın olduğu tarihten itibaren 6 yılı geçtiği de dikkate alındığında anılan raporların gerçekliği yansıtmadığının ve üstelik maluliyet oranının bu zamandan sonra artmış olamayacağının da açık olduğunu, raporlar arasındaki tespitlerin şüphe de uyandırdığını, kazanın üzerinden 6 yılı aşkın süre geçmesine rağmen maluliyet oranının da bu zaman içinde düşmesi gerekmekte iken aksine maluliyet oranında artış olmasının da hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, verilen kararın eksik ve hükme elverişsiz olduğunu, maluliyet oranı %10 kabul edilse dahi bu halde kurum tarafından işçiye ödeme yapılması ve İPSD'nin bu kapsamda hesaplamadan mahsubu gerektiğini, ek raporda da bilirkişi tarafından bu mahsubun yapılmadığı değerlendirilmişse de bu yönde bir hesaplama yoluna da gidilmediğini, mahsup yapılmadan dosyaya doğrudan karar verildiğini, huzurdaki davada talep edilen maddi zarar iddiasının kurum tarafından karşılanması gerektiğinden davanın esasen maddi zarar yönünden konusuz kaldığını, ancak aksi yönde verilen yerel Mahkeme kararının hatalı olduğunu, hükme esas alınan bilirkişi ek hesap raporunda davacının ücreti yönünden dosyada mübrez bordrolar nezdinde hesaplama yapılmadan hesaplamaların yapıldığını, bu hesaplamalara göre karar verildiğini, davacının ilgili olayın gerçekleştiği dönemde müvekkili şirketteki çalışmasına ait son ücretinin 1.940,00-TL brüt/ay olduğunu, ayrıca işbu bordroların bir kısmının davacı tarafından imzalı ve tümünün ihtiraz-i kayıtsız nitelikte olduğunu, tanıkların beyanları ve birtakım imzalı ve ihtiraz-i kayıtsız bordrolar yok sayılarak bilirkişi raporunun tanzim edildiğini, hükme esas bilirkişi raporunda olayın gerçekleştiği dönemde davacının ücretindeki asgari ücret katsayısının hatalı tespit edildiğini, emsal artış göz önüne alınmadan bilirkişice afaki olarak hatalı oran üzerinden hesaplama yapılmasının davacı yanlı olarak rapor tanzim edildiğinin göstergesi olduğunu, asgari ücret artış oranı olarak bilirkişice belirlenen ve hesaplamaya konu olan oranın da fahiş hatalı olduğunu, güncel ve yerleşik Yargıtay içtihatları gereğince %10 artırma %10 iskonto yönteminin aksine %5 artırma %5 iskonto yönteminin uygulanması gerektiğini, bilirkişi tarafından %5 ile %10 iskonto arasındaki farkın bilinmediğini, değerlendirmelerinde de "...Kaldı ki hesap da aynı sonucu vermektedir." şeklindeki değerlendirmesi ile konusunda uzman olduğu aktüerya bilirkişiliğinin gereği gibi yerine getirilmediğini, raporun hükme elverişli nitelikte olmadığını, yerel Mahkemece davacılar lehine verilen tazminat tutarlarına uygulanan faiz temerrüt tarihinin fahiş surette hatalı olduğunu ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir. Davacı vekili katılma yoluyla sunmuş olduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; asgari ücretin kamu düzeni ile ilgili olduğunu, davanın her aşamasında uygulanmasının zorunlu olduğunu, buna rağmen 1 Temmuz 2022 tarihinde artırılan asgari ücret zammı dikkate alınmaksızın karar verilmesinin ve bu artışın Mahkemece re'sen dikkate alınmamış olmasının hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kısmen kabulüne dair İlk Derece Mahkemesi kararının tarafların iddia ve savunmalarına, dosya kapsamına, hükmün dayandığı deliller ve kanuni gerektirici sebeplere, delillerin taktirinde isabetsizlik görülmemesine göre HMK 355. maddesi kapsamında kamu düzenine de aykırı bir husus bulunmadığının anlaşıldığı gerekçesiyle taraf vekilleri tarafından yapılan istinaf taleplerinin esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri tarafından temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itirazlarını yineleyerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili temyiz dilekçesinde istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itirazlarını yineleyerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, iş kazasından kaynaklanan maddi tazminat ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369. maddesinin birinci fıkrası ile 371. maddesi, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 13, 16, 20 ve 21. maddeleri ile 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77. maddesi. 3. Değerlendirme Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre, davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışındaki sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Dosya kapsamından; davacı vekilince dava dilekçesinde davacının davalıya ait iş yerinde kalıp ustası olarak aylık 2.400,00 TL ücretle çalışıldığının beyan edildiği, Mahkemece emsal ücret araştırması yapılması amacıyla Birleşik Metal Sendikası ile Türk Metal Sendikasından yazı cevaplarının alındığı, başkaca araştırma yapılmadığı, davacı kazalının kaza nedeniyle uğradığı sürekli iş göremezlik oranı Kurum Sağlık Kurulu kararı ile %6,3 olarak belirlendiği, davacı vekilince anılan evrakın dosyaya celbinden sonra sunulan 30.12.2016 tarihli dilekçesi ile maluliyet oranına ilişkin evrakın dosyaya geldiği eksikliğin bulunmadığı gerekçesiyle dosyanın kusur bilirkişisine tevdinin talep edildiği, davalı vekilince Kurum Sağlık Kurulu kararına karşı itiraz edilmesi üzerine Mahkemece sırasıyla YSK, ATK 3. İhtisas Kurulu ve ATK 2. Üst Kuruldan rapor aldırıldığı, ATK 2.Üst Kurulunun 11.03.2021 tarihli kararı ile davacının sürekli iş göremezlik oranının %10 olarak belirlendiği, Mahkemece davacının maddi zarar tespiti amacıyla 08.05.2022 tarihli hesap bilirkişi raporu aldırıldığı, aldırılan raporda davacının sürekli iş göremezlik oranı %10 esas alınması suretiyle ve davacı kazalının ücretinin sendika yazı cevapları ile bildirilen ücretlerin davacı tarafça iddia edilen ücretten yüksek olduğu gerekçesiyle davacı iddiası esas alınarak asgari ücretin 2.63 katı ücretle çalıştığının tespiti ile davacının maddi zararının 380.997,96 TL olarak hesap edildiği, davacı vekilince raporda belirtilen miktar üzerinden 13.06.2022 tarihli talep arttırım dilekçesi ile maddi tazminat talebini arttırdığı, Mahkemece davacı lehine 08.05.2022 tarihli hesap raporunun hükme esas alınması suretiyle 380.997,96 TL maddi tazminata karar verildiği, davalı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulduğu, davacı vekilinin de katılma yolu ile kararı istinaf ettiği, davacı vekilinin davalı vekilince sunulan istinaf dilekçesine cevap dilekçesi başlıklı 20.10.2022 tarihli dilekçesinde hükme esas alınan bilirkişi raporunun hesaplama tekniği ve sonuçlarının içtihatlara uygun olarak hazırlandığı gerekçesiyle davalı istinaf talebinin reddi gerektiğini ileri sürdüğü anlaşılmıştır. İş kazasına maruz kalan sigortalının veya ölümü halinde desteği altında bulunanların maddi zararılarının hesabında gerçek ücretin esas alınması koşuldur. Gerçek ücretin ise işçinin imzasının bulunduğu ücret tediye bordrolarından saptanacağı, işçinin imzasının bulunmadığı iş yeri ve sigorta kayıtlarının nazara alınamayacağı, işçinin imzasının bulunduğu ücret tediye bordrolarının bulunmaması durumunda işçinin yaşı, kıdemi, mesleki durumu dikkate alınarak, emsal işi yapan işçilerin aldığı ücret göz önünde tutularak belirlenmesi gerektiği, Dairemizin giderek Yargıtayın yerleşmiş görüşlerindendir. Öte yandan usuli kazanılmış hak davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrarı sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Usulü müktesep hak, anlam itibariyle, bir davada, Mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir. Mahkemenin, Yargıtayın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usulü kazanılmış hak doğabileceği gibi bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usulü kazanılmış hak gerçekleşebilir. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usulü kazanılmış hak oluşturur (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK). Kazanılmış haklar “Hukuk Devleti” kavramının temelini oluşturan en önemli unsurlardandır. Kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan yorumlar Anayasa'nın 2. maddesinde açıklanan “Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir” hükmüne aykırılık oluşturacağı gibi toplumsal kararlılığı, hukuksal güvenceyi ortadan kaldırır, belirsizlik ortamına neden olur ve kabul edilemez. Yargıtay içtihatları ile kabul edilen “usulü kazanılmış hak” olgusunun, bir çok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır. Örneğin Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı YİBK) ya da geçmişe etkili yeni bir Kanun çıkması karşısında, Yargıtay bozma ilamına uyulmuş olmakla oluşan usulü kazanılmış hak hukukça değer taşımayacaktır. Usulü kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için bir davada ya taraflar ya Mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir. (HGK.nun 12.07.2006 T., 2006/4-519 E., 2006/527 K., 03.12.2008 T., 2008/10-730 E., 2008/732 K.) Zira usulü kazanılmış hak ilkesi kamu düzeniyle ilgilidir. (09.05.1960 T., 21/9; 04.02.1959 gün 13/5 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı) Somut olayda davacının ücret iddiası yönünden davacının sendikalı olduğuna dair dosyada bilgi veya belge bulunmadığına göre emsal ücret araştırması yapılırken yalnızca sendika yazı cevapları ile yetinilerek davacı ücretinin asgari ücretin 2.63 katı ile çalıştığının kabulü hatalı olmuştur. Ayrıca rapora Mahkemece hükme esas alınan 08.05.2022 tarihli hesap raporunda davacı vekilince Kurum Sağlık Kurulu kararı ile belirlenen sürekli iş göremezlik oranına itiraz edilmemesine rağmen davalı vekilince ileri sürülen itirazlar sonucu ATK 2.Üst Kurulunca belirlenen daha yüksek oranda sürekli iş göremezlik oranının kabulü davalı lehine oluşan usuli kazanılmış hakkın ihlali neticesine yol açmakla yine hatalı olmuştur. Mahkemece yapılacak iş; işçinin yaşı, işi, iş yerindeki kıdemi, mesleki kıdemi belirtilmek suretiyle meslek odalarından, TÜİK, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Yüksek Fen İşleri Kurulundan sigortalının alabileceği ücretleri araştırmak ve bu suretle kazalının ücretini yukarıda açıklanan hususları da gözeterek tereddüte yer bırakmayacak şekilde belirlemek yeniden hesap raporu aldırmak alınacak raporda davacı kazalının sürekli iş göremezlik oranının %6,3 olarak esas alınması gerektiği hususunu gözetmek ve davacı vekilinin davalı vekilince sunulan istinaf dilekçesine karşı cevap dilekçesindeki beyanı dikkate alınarak hükme esas alınan 08.05.2022 tarihli hesap raporundaki bilinen (iskontosuz), bilinmeyen (iskontolu) dönem başlangıç ve bitiş tarihlerini aynen esas almak suretiyle davacı kazalının maddi zararını belirlemek ve taraflar lehine oluşan usuli kazanılmış hakkı da gözeten bir karar vermekten ibarettir. KARAR Açıklanan sebeplerle, Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile davalı vekilinin temyizi yönünden temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgili davalıya iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 08.05.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Metin Yargıtay'ın yayımladığı karar metninden alınmıştır. Dilekçede kullanmadan önce resmî metinle karşılaştırın.

Bu konuda başka emsal mi arıyorsunuz?

SmartHukuk'ta olayınızı kendi cümlenizle yazın; ilgili Yargıtay kararlarını künyesi ve dayanak maddeleriyle birlikte bulun.

Emsal karar ara

Aynı daireden yakın tarihli kararlar

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi – Mayıs 2025 kararlarının tamamı