8. Hukuk Dairesi 2025/1713 E. , 2025/4767 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi SAYISI : 2015/11 E., 2018/2 K. KARAR : Davanın kısmen kabulüne Taraflar arasındaki uygulama kadastrosuna itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonunda Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesince İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı davalı Hazine temsilcisi tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: K A R A R Kadastro sırasında Erzincan ili ... ilçesi ... köyü çalışma alanında bulunan muhtelif yüzölçümlü 43, 44 ve 514 parsel sayılı taşınmazlar ham toprak vasfıyla Hazine adına tespit edilmiştir. ..., ..., ..., tarafından tüm taşınmazlar hakkında tapu kaydına ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak, ... 44 parsel sayılı taşınmaz hakkında kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine, ... 43 ve 514 parsel sayılı taşınmazlar hakkında kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak adlarına tescili istemiyle dava açmış, ... tüm taşınmazlar hakkında tapu kaydı ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak davaya müdahil olmuştur. Mahkemece 43 ve 514 parsel sayılı taşınmazlar hakkında davaların birleştirilerek yapılan yargılama sonunda; kısmen kabulüne dair 16.11.1995 tarihli kararı davalı Hazinenin temyizi üzerine ve yine 44 parsel sayılı taşınmaz hakkında ayrı bir dosya üzerinden yapılan yargılama sonunda verilen kısmen kabulüne dair aynı tarihli diğer karar davacı ... ve davalı Hazinenin temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesince araştırma ve incelemeye yönelik olarak bozulmuştur. Bozmaya uyularak ve dava dosyalarının birleştirilerek yapılan yargılama sonunda; 43 ve 44 parsel sayılı taşınmazların Aralık 1961 tarihli 118 sayılı, 514 parsel sayılı taşınmazın Aralık 1961 tarihli 244 sayılı tapu kayıtları kapsamında kaldığı, aynı zamanda taşınmazlar üzerinde asli olarak zilyetliklerinin bulunduğu gerekçesiyle ve tapu maliklerinin mirasçıları arasında yapılan anlaşma ve feragatler dikkate alınarak; davacılar ..., ..., ...'un davalarının feragat nedeniyle reddine, davacı ...'ın 44 parsel sayılı taşınmaz hakkındaki davasının sübut bulmadığından reddine, davacı ... ile müdahil ...'ın davasının kabulü ile; 43, 44, 514 parsel sayılı taşınmazların 28 pay kabul edilerek 14 payının davacı ... mirasçıları adına payları oranında, 14 payın davacı ... mirasçıları adına payları oranında (hüküm yerinde mirasçıların isimleri ve payları gösterilerek) tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm, davalı Hazine temsilcisi tarafından temyiz edilmiştir. İlk Derece Mahkemesince yukarıda belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmiş ise de varılan sonuç dosya kapsamına uygun bulunmadığı gibi, zilyetlik yönüyle yapılan araştırma ve inceleme karar vermeye yeterli bulunmamaktadır. Şöyle ki; dava konusu 43 ve 44 parsel sayılı taşınmazlar başında yapılan keşifte kök ... 1288 tarihli 111 no.lu tapunun intikaliyle oluşan Aralık 1961 tarihli 118 no.lu tapu kaydı okunmuş, yerel bilirkişilerce "tapu mevkii ve sınırları itibariyle uyar" demekle yetinmiş, bu sınırların neresi olduğu, zeminde nereye tekabül ettiği hususlarında eylemli beyanları alınmamış, fen bilirkişi tarafından düzenlenen rapor ve haritada ise tapu kaydında okunan; "Elma tarlası, hark, yol" sınırları gösterilmiş ve dava konusu 43 ve 44 parsel sayılı taşınmazlar ile birlikte komşu 42, 45. 46. 47, 48, 49 parsel sayılı taşınmazların bu tapu kaydı kapsamında kaldığı bildirilmiştir. Oysa ki; ark ve yol sınırı isimsiz olup, her yere uyabilecek sınırlar olduğu, sınırların birbiriyle çakışmadığından ve kapsam tayin edilemeyeceğinden bu haliyle dayanılan tapunun bu taşınmazları kapsadığı söylenemez. Yine, dava konusu 514 parsel sayılı taşınmaz başında yapılan keşifte kök Temmuz 1303 tarihli 59 no.lu tapunun intikaliyle oluşan Aralık 1961 tarihli 244 no.lu tapu kaydı okunmuş, yerel bilirkişilerce "tapu mevkii ve sınırları itibariyle uyar" demekle yetinmiş, bu sınırların neresi olduğu, zeminde nereye tekabül ettiği hususlarında eylemli beyanları alınmamış, fen bilirkişi tarafından düzenlenen rapor ve haritada ise tapu kaydında okunan; "Dere, Nahirkeş, yol" sınırları gösterilmiş ve dava konusu 514 parsel sayılı taşınmaz ile birlikte komşu 516 parsel sayılı taşınmazların ve 471 parsel sayılı taşınmazın bir kısmının bu tapu kaydı kapsamında kaldığı bildirilmiştir. Oysa ki; dere, yol sınırları isimsiz olup, her yere uyabilecek sınırlar olduğu, sınırların birbiriyle çakışmadığı bu haliyle dayanılan tapunun sınırlarının çakışmadığından bu taşınmazları kapsadığı söylenemez. Bir an için; her iki tapunun sınırların fen bilirkişi raporunda gösterilen sınırlar olduğu kabul edilse dahi; tapu kayıtlarının sınırları itibariyle gayrisabit hudutlu olduğu, bu nedenle miktarıyla geçerli olacağı, fen bilirkişi raporunda gösterilen sınırlar kapsamında dava konusu taşınmazlar dışında çok sayıda taşınmaz bulunduğu ve bu taşınmazların temyiz incelemesi sırasında Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP) ortamında yapılan sorgulamada Uluşan'lar adına hükmen tescil edildiğine göre tapuların miktarından fazla olarak zaten davacı taraf adına tescil edildiğinin kabulü gerekeceği, tapu miktar fazlasının ise ancak zilyetlikle iktisap edilebileceği açıktır. Ne var ki; dava konusu taşınmazların vasfı, tespit tarihi itibariyle zilyetlikle kazanılabilecek yerlerden olup olmadığı hususunda yapılan araştırma ve inceleme ile alınan zirai bilirkişi raporu, soyut ve yetersiz olup hüküm vermeye elverişli değildir. Bundan ayrı olarak; davacılar adına belgesiz zilyetlikten edinilen taşınmaz mallar yönüyle araştırma da yetersiz olup, davacılar tarafından aynı çalışma alanın içinde tapu kaydına, vergi kaydına ve zilyetliğe dayalı çok sayıda davalar açıldığı, adlarına hükmen yada dava açılmaksızın kesinleşen çok sayıda taşınmaz bulunduğu, bu yönde verilen çok sayıda kararların Dairece yapılan temyiz ve karar düzeltme incelemesi ile belirlenen bir gerçek olup, verilen kararların büyük çoğunluğunun benzer nedenlerle bozulduğu görülmektedir. Diğer bir ifade ile; Mahkemece davacılar adına tescil edilmiş olan parsellerin kadastro tespit tutanakları getirtilmediğinden belgesizden tespit edilip edilmedikleri ve tutanak içeriklerine göre kimden nasıl intikal ettiği denetlenememiş; yine hükmen tescile esas dava dava dosyaları getirtilip hangi nedene (belgesiz zilyetliğe mi, yahut tapu ya da vergi kaydına mı?) dayalı olarak tespit ve tescil edildikleri belirlenemediğinden kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla belgesizden tespit ve tescil edilen taşınmazların miktarının belirlenmesi açısından yapılan araştırma ve incelemenin hüküm vermek için yeterli olduğundan söz edilemeyeceği gibi; bir taşınmazın niteliğinin ve üzerinde sürdürüldüğü iddia olun zilyetliğin başlangıcını ve sürdürülüş biçiminin belirlenmesi açısından en önemli delil niteliğindeki hava fotoğraflarından da yararlanılmamıştır. Hal böyle olunca; doğru sonuca ulaşılabilmesi için, İlk Derece Mahkemesince öncelikle, dava konusu 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14. maddesinde kapsamında kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla belgesizden edinilebilecek taşınmaz miktarının tespiti açısından, aynı kişiler tarafından, belgesiz zilyetliğe dayalı olarak aynı çalışma alanı içerisinde Hazineye karşı açılan açılan ve hala derdest olan davaların bulunması halinde, sağlıklı denetim yapılabilmesi için bu dosyaların birleştirilmesinin gerekip gerekmediği düşünülmeli; ayrıca davacılar adına aynı çalışma alanında belgesiz zilyetlik yoluyla tespit edilen taşınmazların miktarları ilgili Tapu Müdürlüğü, Kadastro Müdürlüğü ve Mahkeme Yazı İşleri Müdürlüğünden ayrı ayrı sorularak miktar sınırlaması yönünden araştırma yapılmalı, bildirilen taşınmazlara ait tutanakların onaylı örnekleri ile mahkeme ilamlarının kesinleşme şerhli onaylı örnekleri dosya arasına konulmalı; tespit tarihinden geriye doğru çekilmiş tüm hava fotoğrafları Harita Genel Komutanlığı'ndan istenilmeli, bundan sonra taşınmazların bulunduğu köye komşu köylerde yaşayan kişiler arasından seçilecek 3 kişilik mahalli bilirkişi kurulu ve taraf tanıkları ile fen bilirkişi, üç kişilik ziraatçi bilirkişi kurulu ve jeodezi ve fotogrametre mühendisi bilirkişisinin katılımıyla yeniden keşif yapılmalı ve yapılacak keşif sırasında dinlenilecek yerel bilirkişi ve tanıklardan, dava konusu taşınmazların ilk olarak kime ait oldukları, kimden nasıl intikal ettikleri, kim tarafından ne zamandan beri ve ne suretle kullanıldıkları hususlarında somut olgu ve olaylara dayanan ayrıntılı bilgi alınmalı, jeodezi ya da harita mühendisi bilirkişiye hava fotoğrafları ve uydu fotoğrafları üzerinde stereoskopik inceleme yaptırılarak, çekişmeli taşınmazların imar-ihyaya tabi taşınmazlardan olup olmadığı; imar-ihyaya tabi taşınmazlardan oldukları saptandığı takdirde imar-ihyanın tamamlandığı tarih ile tarımsal amaçlı zilyetliğin başlangıç tarihi ayrı ayrı belirlenmeli ve buna göre tespit tarihine kadar 20 yıllık kazanma süresinin dolup dolmadığı hesaplanmalı; ziraat mühendisleri kurulundan, çekişmeli taşınmazların niteliği, eğimi, toprak yapısı, bitki örtüsü itibariyle özel mülke konu olup olamayacağını belirtir şekilde ve ne suretle kullanıma konu olduklarını açıklayan, taşınmaz bölümlerinin ve çevresinin işaretlendiği, değişik yönlerden çekilmiş ve taşınmazları geniş açıdan gösteren fotoğrafları ile desteklenmiş, somut verilere ve bilimsel esaslara dayanan ayrıntılı ve önceki zirai raporu da irdeler tarzda gerekçeli rapor alınmalıdır. Bundan sonra; çekişmeli taşınmazların tamamının tespit günü itibariyle ekonomik amaca uygun şekilde tasarruf edilen ve bu nedenle zilyetlikle edinilebilecek yerlerden olup olmadığı belirlenmeli, belgesizden tespit ve tescil edildiği bildirilen tutanak içerikleri ve hükmen tescile esas mahkeme ilamları üzerinde gerekirse uzman bilirkişiye inceleme yaptırılarak belgesizden tespit gören taşınmaz miktarı tereddütsüz olarak tespit edilmeli ve bundan sonra tarafların ileri sürüp toplanmış ve toplanacak olan tüm deliller birlikte değerlendirilerek ve hükmün gerekçesinde tartışılarak ulaşılacak sonuca göre karar verilmelidir. Davacı taraf lehine zilyetlikle iktisap koşullarının oluşup oluşmadığı hususunda, bu şekilde araştırma ve inceleme yapılmaksızın karar verilmiş olması isabetsiz olduğundan davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan sebeplerle; Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, 1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine, 23.06.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2025/1713 E., 2025/4767 K. (23.06.2025) – Tapu
- Mahkeme
- Yargıtay 8. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/1713
- Karar No
- 2025/4767
- Karar Tarihi
- 23.06.2025
- Konu
- Tapu, Miras
Metin Yargıtay'ın yayımladığı karar metninden alınmıştır. Dilekçede kullanmadan önce resmî metinle karşılaştırın.
SmartHukuk'ta olayınızı kendi cümlenizle yazın; ilgili Yargıtay kararlarını künyesi ve dayanak maddeleriyle birlikte bulun.
Emsal karar araAynı daireden yakın tarihli kararlar
- Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2025/1275 E., 2025/4760 K. 23.06.2025
- Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2025/2390 E., 2025/4761 K. 23.06.2025
- Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2025/3156 E., 2025/4763 K. 23.06.2025
- Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2025/1834 E., 2025/4768 K. 23.06.2025
- Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2024/3551 E., 2025/4770 K. 23.06.2025
- Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2024/3531 E., 2025/4771 K. 23.06.2025
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi – Haziran 2025 kararlarının tamamı