Yargıtay Kararları › Yargıtay 8. Hukuk Dairesi › Haziran 2025 › 2024/4255 E., 2025/4700 K.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2024/4255 E., 2025/4700 K. (18.06.2025) – Tapu

Mahkeme
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi
Esas No
2024/4255
Karar No
2025/4700
Karar Tarihi
18.06.2025
Konu
Tapu

8. Hukuk Dairesi 2024/4255 E. , 2025/4700 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2022/392 E., 2024/109 K. KARAR : Davanın kabulüne Taraflar arasındaki tapusuz taşınmazın tescili istemli davadan dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesi tarafından verilen karar, yapılan temyiz incelemesi sonunda Dairemizce bozulmuştur. İlk Derece Mahkemesince, bozma ilamına uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü; K A R A R Davacı ... 23.05.2014 tarihli dava dilekçesinde; ... ilçesi ... Köyünde bulunan, dava dilekçesinde sınırlarını bildrdiği taşınmazın tapuda kayıtlı olmadığını, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının lehine oluştuğunu ileri sürerek adına tescilini istemiştir. İlk Derece Mahkemesince verilen, davanın kabulüne, fen bilirkişisinin 14.12.2014 günlü rapor ve krokisinde (A) ve (A1) harfleri ile gösterilen toplam 3141,45 m²'lik yerin davacı ... adına tapuya tesciline dair ilk karar, davalı Hazine vekilinin temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 18.12.2017 tarihli ve 2017/7902 Esas, 2017/10645 Karar ilamıyla; "... davalı ... Köyü Tüzel Kişiliğinin, 6360 sayılı Kanun'un yukarıda belirtilen hükümleri gereğince tüzel kişiliği kaldırıldığından mahkemece yargılama sırasında sadece bağlı olduğu ilçe belediyesinin katılımı sağlanarak dava görülmüşse de, aynı Kanunla büyükşehir belediyesi sınırları il mülkî sınırları olarak belirlendiğinden Antalya Büyükşehir Belediyesinin de davada taraf olacağı dikkate alındığında 6360 sayılı Kanun'un geçici 1. maddesinin onüçüncü fıkrası gereğince işlem yapılması ..." gereğine değinilerek bozulmuştur. İlk Derece Mahkemesince, bozma ilamı doğrultusunda yapılan yargılama sonunda verilen, davanın kabulüne dair ikinci hükmün, davacı vekili ve davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 02.03.2022 tarihli ve 2021/8927 Esas, 2022/1880 Karar sayılı ilamıyla; "... Davacı vekilinin temyiz itirazları yönünden mükerrer harç tahsiline neden olacak şekilde hüküm kurulmasının doğru olmadığı, davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları yönünden ise, mahkemece yapılan araştırma ve uygulamanın hüküm vermeye yeterli olmadığı, orman mühendisi bilirkişi tarafından 1974, 1984 ve 1992 yıllarında kesinleştiği bildirilen orman kadastrosuna ilişkin evraklar ve tahdit haritasının getirilerek taşınmazın orman kadastro haritasına göre konumunun belirlenmediği, dosya arasında yer alan ve zilyetlikle iktisap koşullarının oluşup oluşmadığı hususunda somut verilere dayalı bilgiler içermeyen, yalnızca dava konusu taşınmaz üzerindeki bitki türlerini ve yaşlarını incelemekle yetinilen, taşınmazın öncesinde imar ve ihya edilip edilmediğini belirlemekten uzak ziraatçi raporunun hükme esas alındığı, taşınmazın geçmişte ne durumda bulunduğu, ilk olarak ne zaman, nasıl, kim tarafından ve ne şekilde kullanıldığı hususlarında mahalli bilirkişilerden maddi olaylara dayalı ayrıntılı beyan alınmadığı, bu hali ile taşınmazın evveliyatı hakkında yapılan araştırmanın yeterli olmadığı, bunun yanı sıra, davalı Hazine vekilince ibraz edilen ek temyiz dilekçesinde dava konusu tespit harici yerin, karar tarihinden sonra Belediyenin yaptığı imar uygulaması sonucunda Hazine adına ihdasen imar parseli olarak tescil edildiği, buna ilişkin olarak davacının idare Mahkemesinde açtığı davanın derdest olduğunun bildirildiğinin tespit edildiği açıklanarak, öncelikle, dava konusu taşınmaz kısmının ihdasen Hazine adına tescil edildiği öne sürüldüğüne göre parselin oluşumuna esas belgeler ile dava konusu taşınmazın bulunduğu yörede yapılan tüm orman kadastro çalışmalarına ilişkin işe başlama, çalışma, işi bitirme ve sonuçlarının askı ilan tutanakları ile dava konusu taşınmazın bulunduğu yeri orman tahdit sınır noktalarıyla birlikte gösterir onaylı orman tahdit harita örnekleri; dava konusu taşınmaza bitişik ya da yakın komşu parsellerin kadastro tespit tutanak örnekleri ve bu parsellere uygulanan tapu ve vergi kayıtları ile davalı iseler dava dosyaları ile kadastro çalışma paftaları; dava konusu taşınmazın bulunduğu yeri de gösterecek şekilde memleket haritaları ve bu haritaların dayanağı en eski tarihli ve dava tarihinden ya da imar planı kapsamına alınma tarihinden (hangisi daha önce ise) 15-20-25 yıl öncesi farklı dönemlere ilişkin en az üç ayrı hava fotoğrafı Harita Genel Müdürlüğünden tarihleri açıkça yazılmak suretiyle istenilerek dosya arasına konulması, mahallinde yeniden yapılacak keşifle usulüne uygun orman ve zilyetlik araştırması yapılması, bundan sonra tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi ..." gereğine değinilerek bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda; "... hükme esas alınan bilirkişi raporları ve tanık beyanları uyarınca dava konusu taşınmaz kısımlarının orman sayılmayan yerlerden olduğu, davacının dava konusu taşınmazı dava tarihinden geriye dönük olarak 20 yılı aşkın bir süredir zilyetliğinde bulundurduğu, dava konusu taşınmaz kısımlarının 2018 yılında yapılan imar uygulaması ile ihdasen tescil edilen 247 ada 1 parsel sayılı taşınmaz sınırları içerisinde kaldığı ..." gerekçesi ile davanın kabulüne, 247 ada 1 parsel sayılı taşınmazın 7445/2304117 (74.45 m²) miktarındaki ve davalı olarak tescilli hissenin davacı adına tapuya kayıt ve tesciline, 214757/2304117 (2147,57 m²) miktarındaki ve davalı olarak tescilli hissenin davacı adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş; hüküm, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir. İlk Derece Mahkemesince her ne kadar taşınmazın davanın kabulüne karar verilmiş ise de, Mahkeme kararı ile dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerin uyumlu olduğunu söyleme imkanı bulunmamaktadır. Şöyle ki, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) 14. maddesinde; "Tapuda kayıtlı olmayan ve aynı çalışma alanı içinde bulunan ve toplam yüzölçümü sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönüme kadar olan (40 ve 100 dönüm dahil) bir veya birden fazla taşınmaz mal, çekişmesiz ve aralıksız en az yirmi yıldan beri malik sıfatıyla zilyetliğini belgelerle veya bilirkişi veyahut tanık beyanlarıyla ispat eden zilyedi adına tespit edilir.” 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 713/1. maddesinde; “Tapu kütüğünde kayıtlı olmayan bir taşınmazı davasız ve aralıksız olarak yirmi yıl süreyle ve malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduran kişi, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir.” 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 17. maddesinde; “Orman sayılmayan Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ve kamu hizmetine tahsis edilmeyen araziden, masraf ve emek sarfı ile imar ve ihya edilerek tarıma elverişli hale getirilen taşınmaz mallar 14. maddedeki şartlar mevcut ise imar ve ihya edenler veya halefleri adına, aksi takdirde hazine adına tespit edilir.” hükümleri düzenlenmiştir. 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun "İhya Edilen Taşınmaz Mallar" başlıklı 17. maddesinin 2. fırkasında ise "İl, ilçe ve kasabaların imar planının kapsadığı alanlarda kalan taşınmaz mallarda bu hüküm uygulanmaz" hükmüne yer verilmiş olup buna göre, imar planına alınan bir taşınmazın imar - ihya ve kazanmayı sağlayan zilyetlik hukuksal sebeplerine dayalı olarak mülk edinilebilmesi için tüm koşulların, imar planının onay tarihine kadar oluşmuş olması gerekir. 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 8/B maddesinin "İmar Planları, Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir" yönündeki düzenlemesi karşısında, 3402 sayılı Kanun' un 17/2 nci maddesinde bahsedilen imar planının, nazım ve uygulama imar planı olduğu anlaşılmaktadır. Yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; dosya kapsamından, dava konusu taşınmaz kısımlarının 1956 yılında yapılıp kesinleşen kadastro çalışmalarında çalılık vasfı ile tescil harici bırakıldığı, 12.11.1990 tarihinde Bayındırlık ve İskan Bakanlığınca onaylanan nazım imar planı kapsamında kaldığı anlaşılmakta olup, buna göre, dava konusu taşınmaz yönünden, imar - ihya ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayalı kazanım koşullarının oluşup oluşmadığının bu tarih esas alınmak suretiyle belirlenmesi gerekmektedir. Daire bozma ilamı uyarınca mahallinde icra edilen keşif neticesinde üç orman yüksek orman mühendisi tarafından stereoskop aleti kullanarak incelenen 1971 tarihli hava fotoğrafında, dava konusu taşınmazın münferit ağaç ve ağaççıklar bulunan alan olarak, 1975 tarihli hava fotoğrafında ise ekilip biçilen açık alan olarak gözüktüğü, yine üç ziraat mühendisi tarafından müşterek düzenlenen bilirkişi heyeti raporunda, taşınmaz üzerinde dava tarihi esas alındığında 20-25 yıldan fazla yaşlı olduğu anlaşılan düzenli dikilmiş zeytin ağaçlarının bulunduğunun, öncesi çalılık vasıflı tapulama harici bir arazi iken, emek ve masraf yapılarak imar ve ihyanın 1970’li yılların başlarında başlandığının ve aynı yıllarda bitirildiğinin, bu yıllardan beri devamlı olarak önceleri tarla ziraatı sonraları kısmen tarla ziraatı kısmen de dava tarihi öncesi 20 yıldan fazla zeytinlik olarak kullanıldığının ve dava tarihi esas alındığında tamamının 35-40 yıldan fazla bitkisel tarım yapılarak kullanılan tarım arazisi özelliğinde bir yer olduğunun bildirildiği, bu belirlemeler karşısında dava konusu taşınmazda imar ihya faaliyetlerinin en erken 1970'li yıllarda başladığının kabul edilmesinin gerektiği, 1971 tarihli hava fotoğrafı incelenmesinde taşınmazın kullanılmadığının anlaşıldığı, anılan tespiti destekler şekilde ziraat mühendisi kurulu raporuna göre taşınmazdaki kullanımın 1974 yılında başladığı anlaşılmakla, imar planına alınma tarihine kadar davacı yararına zilyetlikle kazanma koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine, dava konusu taşınmazın Hazine adına tesciline karar verilmesi gerekirken, somut olay ve delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek davanın kabulüne karar verilmiş olması doğru olmamıştır. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile usul ve kanuna aykırı bulunan temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının, 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 18.06.2025 gününde oy birliği ile karar verildi. SUCCESS ADALET_SUCCESS İşlem başarıyla gerçekleştirildi! İşlem başarıyla gerçekleştirildi! f1da3a2893093022 fa0d39232124b4fc

Metin Yargıtay'ın yayımladığı karar metninden alınmıştır. Dilekçede kullanmadan önce resmî metinle karşılaştırın.

Bu konuda başka emsal mi arıyorsunuz?

SmartHukuk'ta olayınızı kendi cümlenizle yazın; ilgili Yargıtay kararlarını künyesi ve dayanak maddeleriyle birlikte bulun.

Emsal karar ara

Aynı daireden yakın tarihli kararlar

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi – Haziran 2025 kararlarının tamamı