Yargıtay Kararları › Yargıtay 8. Hukuk Dairesi › Nisan 2025 › 2024/2159 E., 2025/3316 K.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2024/2159 E., 2025/3316 K. (24.04.2025) – Tapu

Mahkeme
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi
Esas No
2024/2159
Karar No
2025/3316
Karar Tarihi
24.04.2025
Konu
Tapu

8. Hukuk Dairesi 2024/2159 E. , 2025/3316 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2018/419 Esas, 2020/212 Karar KARAR : Davanın kısmen kabulü, kısmen reddi Taraflar arasındaki tapusuz taşınmazın tescili istemli davadan dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince, davanın kısmen kabulüne ve kısmen reddine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı, davacı vekili ve davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikler yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: K A R A R Davacı ... vekili dava dilekçesinde; müvekkili olan davacının Kahramanmaraş ili ... kasabasında kain, doğusunda ...'ün evi, kuzeyinde yol, batısında ...'ya ait bahçe, güneyi dere yatağı ile çevrili bulunan, içinde 2 katlı betonarme ev ve meyve ağaçları ile olan tahmini 5500 m²lik alanı malik sıfatıyla kullandığını, davacının bu araziyi dayısı ...'dan satın aldığını belirterek, bu yerin davacı adına tapuya tescilini karar verilmesini istemiştir. Davalı Kahramanmaraş Belediye Başkanlığı vekili cevabında; davanın husumet yokluğu nedeniyle reddini talep ettiğini, ... Belediye Başkanlığının tekrar tüzel kişiliğini kazandığını beyan etmiştir. Davalı Hazine vekili cevabında; davaya konu yerin zilyetlikle iktisabının mümkün olmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesince, "... dava konusu taşınmazın çok önceleri davacının dayısı ... isimli şahsa ait iken davacıya satıldığı, davacının da 2-3 yıldır malik sıfatıyla ev, bahçe ve ahır olarak kullandığı, kullanım konusunda en ufak bir nizanın olmadığı, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 713. maddesinde belirtildiği üzere, taşınmazın davacının aralıksız ve nizasız olarak eklemeli zilyetlik yoluyla 20 yıldan fazla bir süredir kullandığı ve tamamının tarım arazisi olduğu, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14. maddesi uyarınca davacının zilyetlikle iktisap şartlarına haiz olduğu ve 40/100 dönüm sınırını da aşmadığı ..." gerekçesiyle verilen, davanın kısmen kabulüne ve Kahramanmaraş ili ... ... köyünde kain fenni bilirkişi ...'ın 19.04.2010 havale tarihli raporunda (a) harfi ile gösterdiği 3.108.54 m²lik alanın davacı ... oğlu 1963 doğumlu ... adına tapuya tespit ve tesciline, aynı raporda (b) harfi ile gösterilen bölüm yönünden davanın reddine dair ilk karar, davalı Hazine vekilinin temyizi edilmesi üzerine Dairemizin 15.05.2012 tarihli ve 2012/4111 Esas, 2012/4308 Karar sayılı ilamıyla; ".... Kadastro Müdürlüğünün Mahkemeye hitaben yazdığı karşılık yazısında, dava konusu taşınmazın, 17.06.1961 tarihinde kesinleşen tapulama çalışmalarında hangi nedenle tespit dışı bırakıldığının bilinemediğinin bildirmiş olduğu, dava konusu taşınmazın niteliği, öncesi itibariyle zilyetlikle kazanmaya elverişli yerlerden bulunup bulunmadığı hususunda duraksama hasıl olduğu, bu bakımdan, bir arazinin kullanım süresinin ve niteliğini en iyi belirleme yöntemi olan hava fotoğraflarının kadastro çalışmalarından sonra ve dava tarihinden önceki yıllara ait ve en az iki ayrı zamana ilişkin olması gerektiği, bu konuda sağlıklı bir yargıya ulaşmak için 19.03.2009 dava tarihine göre, 20-30 yıl öncesine ait (1979-1989 yılları arası) stereoskopik hava fotoğraflarının dosyada yer almış olması ve bu fotoğrafların stereoskopla incelenmesi gerektiği uzman öğretim üyelerinin yayınlarındaki görüşleri olup, bu görüşün Dairenin kararlılık kazanmış içtihatlarıyla da benimsendiği, ayrıca, stereoskopik çift hava fotoğrafının, bir stereoskop altında incelenirse arazinin üç boyutlu görüleceği, taşınmazın sınırlarının belirlenebileceği ve bu amaçla ekilemeyen bakir alanların net bir biçimde tespitinin yapılabilmesinin olanaklı olduğu açıklanarak İlk Derece Mahkemesince öncelikle, teknik bilirkişinin ölçekli krokisi Kadastro Müdürlüğüne gönderilerek, dava konusu taşınmazın hangi sebeple tespit dışı bırakıldığının belirlenmesinin istenmesi, pafta üzerinde teknik bilirkişi aracılığıyla inceleme yaptırılarak tespit dışı kalma sebebinin belirlenmesi ve belirlenen bu niteliğe göre imar ihyaya muhtaç yerlerden olup olmadığının tespit edilmesi, 19.03.2009 dava tarihine göre 20-30 yıl öncesine ait (1979-1989 yılları arası) iki ayrı zamanda çekilmiş stereoskopik hava fotoğraflarının Harita Genel Komutanlığından getirtilerek dosya arasına konulması, daha sonra, ziraat mühendisi, kadastro fen elemanı, jeodezi ve fotoğrametri mühendisinden oluşacak üç kişilik uzman bilirkişi kurulu marifetiyle keşif yapılması ve jeodezi ve fotoğrametri mühendisi aracılığıyla hava fotoğraflarının keşifte uygulanması, taşınmazın hava fotoğraflarının çekildiği tarihe göre kültür arazisi niteliğinde bulunup bulunmadığı, imar ve ihyasının tamamlanıp tamamlanmadığı ya da hangi nitelikte bulunduğu konularında uzman bilirkişiden gerekçeli, denetime açık rapor alınması, tescili istenen taşınmaz bölümünlerinin her iki hava fotoğrafları üzerinde işaretlenmesi, 1979 ila 1989 yılları arasında çekilmiş hava fotoğrafları yok ise, ilgili kurumdan bunun gerekçesinin gösterilmesinin istenilmesi, taşınmazın niteliğinin kesin bir biçimde belirlenmesi, ondan sonra toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi ..." gereğine değinilerek bozulmuştur. İlk Derece Mahkemesince, bozma ilamı doğrultusunda yapılan yargılama sonucunda, "... davaya konu taşınmazın fen bilirkişisine ait krokide (A1) harfi ile gösterilen bölümünün imar ihyanın tamamlanmasından dava tarihine kadar 20 yıldan fazla zaman geçtiği, bu yerin zilyetlikle kazanılmasının mümkün olan yerlerden olduğu, orman sayılan yerlerden olmadığı; krokide (A2) harfi gösterilen alanın imar ihya yönünden tarımsal kullanım bakımından ve evveliyatı itibariyle zilyetlikle iktisabı mümkün olmayan yerlerden olduğu, Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğu; krokide (B) harfi ile gösterilen alanın ise dava dışı 313 parsel nolu taşınmaz içerisinde kaldığı ..." gerekçesiyle verilen, davanın kısmen kabulü ve kısmen reddi ile fen bilirkişisine ait 13.06.2013 tarihli rapora ekli krokide (A1) harfi ile gösterilen 2.484,17 m²lik alanın davacı adına tapuya kayıt ve tesciline, fen bilirkişisine ait 13.06.2013 tarihli rapora ekli krokide (A2) harfi ile gösterilen 624,37 m²lik alanın tescil talebinin reddine, fen bilirkişisine ait 13.06.2013 tarihli rapora ekli krokide (B) harfi ile gösterilen 243,00 m²lik alana ilişkin talebin reddine, fen bilirkişisine ait 13.06.2013 tarihli rapora ekli krokide (A2) harfi ile gösterilen alanın 4721 sayılı Kanun'un 713/6. maddesi gereğince Hazine adına tesciline dair ikinci kararın, taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 15.04.2014 tarihli ve 2014/1625 Esas, 2014/4483 Karar sayılı ilamıyla; ".... Mahkemece, çekişmeli taşınmazın (Al) harfi ile gösterilen bölüm hakkında davacı lehine zilyetlikle mülk edinme şartlarının gerçekleştiği, (A2) harfi ile gösterilen bölüm hakkında zilyetlikle mülk edinme şartlarının gerçekleşmediği kabul edilmek suretiyle hüküm kurulmuş ise de yapılan araştırma, inceleme ve uygulama hüküm için yeterli bulunmadığı, keşfe katılan ziraat bilirkişi raporunda, 2 katlı evin taşınmazın (A2) bölümü üzerinde bulunduğu, fen bilirkişi rapor ve haritasında ise evin (Al) bölümü üzerinde bulunduğu belirtilmiş olup, bu durumda, ziraat bilirkişi raporu ile fen bilirkişi raporu çelişkili olduğu halde çelişkiler giderilmeden karar verilmesinin doğru olmadığı açıklanarak, doğru sonuca varılabilmesi için mahallinde yerel bilirkişiler, tanıklar, jeodezi, fen ve ziraat bilirkişlerinin katılımı ile yeniden keşif yapılması, çekişmeli taşınmazın 6.12.1995 tarihinde imar planı kapsamına alındığı göz önüne alınarak taşınmazın öncesinin taşlık, kayalık ve çalılık gibi imar-ihya gerektirir nitelikte olup olmadığının belirlenmesi, bu nitelikteki yerlerden ise hangi tarihte imar-ihyaya başlandığı, ne zaman tamamlandığı, imar-ihyanın tamamlandığı bölüm üzerinde imar planına alındığı tarihe kadar 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14 ve 17. maddelerinde belirtilen koşulların davacı lehine gerçekleşip gerçekleşmediği, taşınmazın öncesi imar-ihyayı gerektiren yarlerden değilse dava tarihine kadar davacı lehine zilyetlikle mülk edinme koşullarının oluşup oluşmadığı hususlarının değerlendirilmesi, çekişmeli taşınmaz üzerindeki zilyetliğin süresi ve niteliği konusunda bilimsel verilere dayalı ve ayrıca eski raporlarda irdelenmek ve çelişkiler giderilmek suretiyle bilirkişi kurulundan rapor alınması, tanıklar ile yerel bilirkişi beyanlarının denetlenmesi, bundan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi ..." gereğine değinilerek bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince, bozma ilamına uyarınca yapılan yargılama sonucunda 10.11.2015 tarih ve 2014/741 Esas, 2015/950 Karar sayılı üçüncü kararla; "... dava konusu taşınmazın (A1) ve (A2), (B) harfiyle gösterilen alanların dava tarihinden geriye doğru 20-30 yıl öncesine kadar kültür arazisi niteliğinde bulunduğu, taşınmazın 1995 tarihinde imar planı kapsamına alındığı, öncesinin taşlık, kayalık ve çalılık gibi imar ihyayı gerektirir nitelikte bir arazi olduğu, taşınmazın imar planı içerisine alındığı 1995 yılına kadar imar ihyanın başladığı ve tamamlandığı tarihten 1995 yılına kadar 20 yıllık imar ihya süresinin tamamlanmadığı, zira (A1), (A2) harfiyle gösterilen alanlar üzerinde bulunan bağ, dut ağacı ve ceviz ağaçlarının yaşları göz önüne alındığında taşınmazın imar planı içeresine alındığı 2009 yılından geriye doğru 20 yıllık imar ihya süresinin tamamlanmadığı, (ağaçların yaşlarının taşınmaz imar planı içerisine alındığı tarihten geriye doğru hesaplandığı takdirde ağaçların yaşlarının en fazla 13-15 olduğu) buna göre davacının (A1) ve (A2) harfiyle gösterilen alanlara ilişkin zilyetlikle mülk edinme koşullarının tamamlanmadığı ..." gerekçesiyle davanın reddine, fen bilirkişisine ait 01.07.2015 tarihli raporda (A1) harfiyle gösterilen 2.482,54 m²lik alanın 4721 sayılı Kanun'un 713/6. maddesi gereğince Hazine adına tesciline, fen bilirkişisine ait 01.07.2015 tarihli raporda (A2) harfiyle gösterilen 624,32 m²lik alanın 4721 sayılı Kanun'un 713/6. maddesi gereğince Hazine adına tesciline, fen bilirkişisine ait 01.07.2015 tarihli raporda (B) harfiyle gösterilen alana ilişkin talebin reddine karar verilmiş; hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin 04.07.2017 tarihli ve 2016/3774 Esas, 2017/5094 Karar sayılı ilamıyla hükmün onanmasına karar verildikten sonra, davacı vekilinin Yargıtay ilamına karşı karar düzeltme isteminde bulunması üzerine Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin 05.07.2018 tarihli ve 2017/5147 Esas, 2018/4638 Karar sayılı ilamıyla; ".... İlk Derece Mahkemesince taşınmazın öncesinin taşlık, kayalık ve çalılık gibi imar-ihyayı gerektirir nitelikte bir arazi olduğu ve taşınmazın imar planına alındığı 1995 yılına kadar Kadastro Kanunu'nun 14 ve 17. madde şartlarının gerçekleşmediği gerekçesiyle bu bölüm hakkındaki davanın reddine karar verilmiş olduğu, ancak, dosya içerisinde bulunan teknik bilirkişi raporları ve uydu fotoğraflarına göre fen bilirkişi raporunda (A2) ile gösterilen bölümün öncesinde imar-ihyayı gerektirmeyen boşluk vasfında bir yer olduğunun anlaşıldığı, ne var ki davacı tarafından bu bölüm üzerinde sürdürülen zilyetlik dava tarihine kadar kazanmayı sağlayacak süreye ulaşmadığı, bu nedenle taşınmazın (A2) ile gösterilen bölümü hakkındaki davanın bu gerekçe ile reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz ise de ret kararı sonucu itibariyle doğru olduğundan hükmün gerekçesinin açıklandığı üzere düzeltilerek onanmasına karar verilmesi gerekirken doğrudan onanmasına karar verildiğinin anlaşıldığı, bu nedenle davacı vekilinin karar düzeltme istemi açıklanan nedenle yerinde görüldüğü açıklanarak, karar düzeltme talebinin kabulü ile Dairenin 04.07.2017 tarihli ve 2016/3774 Esas, 2017/5094 Karar sayılı onama ilamının ortadan kaldırılmasına ve hükmün yukarıda belirtildiği şekilde düzeltilerek onanmasına karar verildikten sonra, davacı vekilinin fen bilirkişi raporunda (Al) ile gösterilen bölüm hakkındaki karar düzeltme istemine gelince, İlk Derece Mahkemesince taşınmazın öncesinin taşlık, kayalık ve çalılık gibi imar-ihyayı gerektirir nitelikte bir arazi olduğu ve taşınmazın imar planına alındığı 1995 yılına kadar Kadastro Kanunu'nun 14 ve 17. madde şartlarının gerçekleşmediği gerekçesiyle yazılı biçimde karar verildiği, ne var ki, dosyadaki teknik bilirkişi raporlarından çekişmeli (A1) bölümünün öncesinin imar-ihyayı gerektirmeyen hali arazi niteliğinde olduğunun ve bu bölüm üzerine 1970'lerde ev inşaa edildiğinin anlaşılmakta olduğu, bilindiği üzere 3402 sayılı Kanun' un 17. madde gereğince imar-ihyayı gerektirmeyen yerlerde sürdürülen zilyetliğin 3402 sayılı Kanun'un 14. maddesinde de yazılı koşulların dava tarihi itibarı ile varlığı halinde taşınmazın kazanılmasının mümkün olduğu, ancak, somut olayda (A) ile gösterilen taşınmaz bölümünün ev haricinde kalan bölümünde zilyetliğin hangi tarihte başladığı, ne şekilde ve ne kadar süre ile devam ettiğine ilişkin araştırma ve inceleme ile bilirkişi raporlarının hüküm vermeye yeterli bulunmadığı belirtilerek İlk Derece Mahkemesince, ziraat mühendisi, fotogrametri ve harita mühendisi bilirkişi huzuruyla usulünce mahallinde yeniden keşif yapılarak hava fotoğrafları fotogrametri ve harita mühendisi bilirkişi aracılığıyla yeniden incelemesinin yapılması, ziraat mühendisi bilirkişiden taşınmazın önceki ve hali hazırdaki kullanım durumu, zirai faaliyete konu olup olmadığı, zilyetliğin hangi tasarruflar ile ne kadar süre sürdürüldüğü açıklar rapor alınması, öncesinin imar-ihyayı gerektirmeyen çekişmeli bölüm üzerinde davacı yararına dava tarihine kadar 3402 sayılı Kanun'un 14. maddesi koşullarının oluşup oluşmadığının araştırılması, bundan sonra toplanmış ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, İlk Derece Mahkemesince bu yönler göz ardı edilerek yazılı şekilde karar verilmesi gereğine ve öncesi hali arazi niteliğinde olup, imar - ihya gerektirmeyen taşınmaz üzerinde ev yapmak suretiyle sürdürülen zilyetliğe değer verilebileceğine ve evin kapsadığı alanda dava tarihine dek 20 yılı aşan süre ile ekonomik amaca uygun zilyetlik bulunduğuna göre, bu kısmın davacı adına tescili gerektiğinin göz ardı edilmesinin isabetsizliğine ..." değinilerek, davacı vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile taşınmazın (A1) bölümü hakkındaki onama ilamının ortadan kaldırılmasına, bu bölüm hakkındaki hükmün açıklanan nedenlerle bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda; "... taşınmazın (A1) ve (A2) rumuzu ile gösterilen kısımlarının kadastro esnasında tescil harici bırakılan alanda kaldığı, (B) rumuzu ile gösterilen kısımlarının ise ... Mahallesi 313 parsel sayılı taşınmaz dahilinde kaldığı, kadastro harici bırakılan alanın kamu hizmetine tahsis edilmediği, mera vasfına haiz olmadığı ve orman olmayan alanda kaldığı, ibraz edilen tüm raporlar dahilinde dava konusu taşınmazın (A1) rumuzu ile gösterilen kısmına ev inşa edildiği, üzerine muhtelif sayıda meyve ağacı dikilerek kullanılmaya başlandığı, bozma ilamı sonrası alınan ziraat mühendisi bilirkişi raporu ile (A1) ile gösterilen alandaki dikilişlerin yaşları ve inşa edilen ev dikkate alındığında zilyetliğin dava tarihi dikkate alındığında 20 yıldan fazla bir süredir devam ettiği, (A2) rumuzu ve (B) rumuzu ile gösterilen kısımların ise 1970'li yıllarda tarla olarak kullanılmaya başlandığı, daha sonraki yıllarda muhtelif meyve fidanları dikilerek kullanılmaya başlandığı, 2010 yılından sonra (A2) rumuzu ile gösterilen kısma yeni bir ev inşa edilerek kullanılmaya başlandığı, bu kısımların imar planına dahil edilmesi ve (B) rumuzu ile gösterilen kısmına Hazine adına kayıtlı taşınmaz olması da dikkate alındığında dava tarihi itibarıyla kazanmayı sağlayacak süre boyunca zilyetlikten söz edilemeyeceği, esasen bu kısımlara ilişkin mahkeme hükmünün onanmasına karar verildiği ve hükmüm bu kısımlar yönünden kesinleştiği, tüm dosya münderecatı dikkate alındığında her ne kadar taşınmazın tamamı için imar ve ihya suretiyle olağanüstü zamanaşımı süresinde zilyetlikle iktisap şartlarının oluştuğu iddiası ile işbu dava ikame edilmişse de (B) rumuzu ile gösterilen alanın 313 parsel sayılı taşınmaz dahilinde kaldığı, (B) ve (A2) rumuzu ile gösterilen alanlarda olağanüstü zamanaşımı süresince zilyetlik ile iktisap şartlarının oluşmadığı, tescil harici olan ve (A1) rumuzu ile belirtilen kısmın ise tescil harici ve herhangi bir kamu hizmetine tahsis edilmeyen, zilyetlikle iktisabı mümkün (orman sınırında kalmayan) ve devletin hüküm ve tasarrufu altındaki alanda kaldığı, bu kısım yönünden imar ve ihyanın başlamasının üzerinden 20 yıldan fazla bir süre geçtiği, dolayısıyla taşınmazın (A1) rumuzu ile gösterilen kısımları ile ilgili olarak davacı yönünden olağanüstü zamanaşımı ile imar ihya sureti ile iktisap koşullarının gerçekleştiği; (A2) ve (B) rumuzu ile gösterilen kısımlar hakkında ise dava tarihi itibariyle davacı yönünden olağanüstü zamanaşımı ile imar ihya sureti ile iktisap koşullarının gerçekleştiğinden bahsedilemeyeceği ..." gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ve kısmen reddi ile Kahramanmaraş ili ... ilçesi ... Mahallesinde kain olup fen bilirkişisi ... ile jeodezi ve fotogrametri mühendisi bilirkişi ...'ın 13.06.2013 tarihli raporlarında ve ekindeki krokide (A1) rumuzu ile gösterilen 2.484,17 m²lik taşınmazın ev ve bahçesi vasfıyla davacı ... (TC:..) adına tapuya kayıt ve tesciline; Kahramanmaraş ili ... ilçesi .. Mahallesinde kain olup fen bilirkişisi ... ile jeodezi ve fotogrametri mühendisi bilirkişi .. .. 13.06.2013 tarihli raporlarında ve ekindeki krokide (A2) rumuzu ile gösterilen 624,37 m²lik taşınmazın Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline; Kahramanmaraş ili ... ilçesi ... Mahallesinde kain olup fen bilirkişisi ... ile jeodezi ve fotogrametri mühendisi bilirkişi ...'ın 13.06.2013 tarihli raporlarında ve ekindeki krokide (B) rumuzu ile gösterilen taşınmaza yönelik davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili ve davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, hükmüne uyulan bozma ilamı doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılarak, mevcut deliller takdir edilerek karar verildiğine, uygulanması gereken hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığına, bozma ilamına uyulmakla taraflar lehine ve aleyhine kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin yeniden incelenmesine hukukça imkan olmadığı gibi 6100 sayılı Kanun’un Geçici 3. maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428. maddesi ile 439. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerin biri de var olmadığına göre, İlk Derece Mahkemesi kararında yazılı gerekçeler dikkate alındığında temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacı vekili ve davalı Hazine vekilinin temyiz dilekçelerinde ileri sürdükleri nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan sebeplerle; İlk Derece Mahkemesi kararının ONANMASINA, Harçtan muaf olduğundan Hazineden harç alınmasına yer olmadığına, 615,40 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile artan 239,80 TL'nin talep halinde temyiz eden davacıya iadesine,1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 24.04.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Metin Yargıtay'ın yayımladığı karar metninden alınmıştır. Dilekçede kullanmadan önce resmî metinle karşılaştırın.

Bu konuda başka emsal mi arıyorsunuz?

SmartHukuk'ta olayınızı kendi cümlenizle yazın; ilgili Yargıtay kararlarını künyesi ve dayanak maddeleriyle birlikte bulun.

Emsal karar ara

Aynı daireden yakın tarihli kararlar

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi – Nisan 2025 kararlarının tamamı