7. Hukuk Dairesi 2025/1697 E. , 2025/2704 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2023/79 E., 2024/153 K. Taraflar arasındaki kadastral parselin ihyası davasından dolayı mahâl mahkemesinden verilen yukarıda gün ve sayısı yazılı hükmün; Dairemizin 04.12.2024 gün ve 2024/4449 Esas, 2024/5468 Karar sayılı ilâmı ile onanmasına karar verilmişti. Süresi içinde davacı vekili ve bir kısım davalılar vekili tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla, dosya içerisindeki bütün evrak incelenerek gereği düşünüldü: K A R A R Karar düzeltme dilekçelerinde ileri sürülen hususlar daha önce temyiz nedeni yapılmıştır. Yapılan yargılamaya, toplanan delillere, Dairemizce de benimsenen ve Yargıtay bozma ilâmı uyarınca bozmaya uygun olarak verilen mahkeme kararı gerekçesine göre, ilâmımız usul ve yasaya uygun olup, düzeltilmesini gerektirir bir neden bulunmadığından, HUMK’un 440. maddesindeki nedenlerden hiçbirisine uymayan karar düzeltme istemlerinin reddi gerekmiştir. Yukarıda açıklanan gerekçelerle, HUMK’un 440. maddesinde öngörülen hususlardan hiçbirisine uymayan karar düzeltme istemlerinin REDDİNE, Aynı Kanun'un 442/son ve 4421 sayılı Kanun'un 2 ve 4/b-1. maddeleri delaletiyle takdiren, 3.605,00'er TL para cezasının düzeltme isteyenlerden ayrı ayrı tahsiline, Harçlar Kanunu'nun 13/j maddesi gereğince Hazine harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına, ret harcı düzeltme isteyen davalılardan peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına, 20.05.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. K A R Ş I O Y Dava, kadastral parselin ihyasına yönelik tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Hemen belirtilmelidir ki; 20 Şubat 2020 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 14.02.2020 kabul tarihli 7221 sayılı Coğrafi Bilgi Sistemleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 7. maddesiyle, 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 18. maddesine yirmi birinci fıkrasından sonra gelmek üzere; “Bu madde kapsamında yapılmış olan imar uygulamalarının kesinleşmiş mahkeme kararlarıyla iptal edilmesi nedeniyle; davaya konu parselin imar planı kararları ile umumi ve kamu hizmetlerine ayrılan alanlara denk gelmesi veya iptal edilen uygulama ile tahsis ve tescil edilmiş parsellerde hak sahiplerince yapı yapılmış olması ve benzeri hukuki veya fiili imkânsızlıklar nedeniyle geri dönüşüm işlemleri yapılarak uygulama öncesi kök parsellere dönülemeyeceğinin parselasyon planlarını onaylamaya yetkili idarelerin onay merciince tespiti hâlinde, öncelikle davaya konu parselin hak sahiplerinin muvafakati alınmak kaydıyla uygulama sahası içerisinde idarece uygun bir yer tahsis edilir veya anlaşma olmaması hâlinde davacı hak sahibinin kök parseldeki yeri dikkate alınarak uygulamadaki düzenleme ortaklık payı kesintisi düşüldükten sonraki taşınmazın rayiç bedeli üzerinden değeri ödenir” şeklinde fıkra eklenmiştir. Öncelikle, anılan bu düzenlemenin görülmekte olan davalar bakımından nasıl uygulanacağının çözümlenmesi gerekmektedir. Bilindiği üzere, imar hukuku düzenlemeleri kamu düzenine ilişkin olup, re’sen gözetileceği gibi, kamu düzenine ilişkin hususlarda da usulü kazanılmış haktan söz edilemez. Ayrıca, tapu sicilinin tutulması prensiplerinden biri tescil, diğeri sicilin aleniliği (güvenirliği), bir diğeri Hazinenin kusursuz sorumluluğu, sonuncusu ise geçerli bir hukuki sebebinin bulunması, yani kaydın illetten mücerret olmamasıdır. Diğer taraftan, yargı merciilerince verilen kararlar yöntemine uygun şekilde kesin hüküm niteliğini kazandığında "Lazım-ül icra" (uygulanması gereken) duruma gelirler. Öte yandan, idari yargıda esas olan iptal kararlarının geriye yürümesi, başka bir anlatımla iptal edilen idari işlemin, doğduğu andan itibaren yok sayılmasıdır. Bu açıdan, idari yargıdaki iptal kararları beyan edici (açıklayıcı) niteliktedir. Çünkü, sakat bir idari işlemin hukuk düzenine girmesi ile hukuka aykırı bir durum ortaya çıkar. Bu durumun giderilebilmesi için iptal kararı, hukuken sakat olan işlemi geçmişe etkili biçimde ortadan kaldırır ve hukuka aykırı işlem yapılmadan önceki duruma geri dönülür. Bu bağlamda, imar parsellerinin dayanağını teşkil eden idari işlemlerin idari yargı yerinde iptal edilip kesinleşmesi ile imar parsellerinin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1025. maddesinde öngörülen yolsuz tescil durumuna düşeceği açıktır. Öyleyse, idare mahkemesi tarafından verilen imar uygulamasının iptaline ilişkin kararın kesinleşmesiyle bu idari işlemle oluşmuş tüm uygulamalar iptal edilmiş sayılacağından, sicil kayıtlarının iptal edilen uygulama öncesine getirilmesi gerektiği tartışmasızdır. Davacı da eldeki dava ile imar uygulamasının idari yargı yerinde iptali ile sicil kayıtları kendiliğinden eski hâline dönmeyeceğinden, imar parsellerinin sicil kayıtlarının dayanağı olan idari işlemin idari yargı yerinde iptal edilerek yolsuz tescil durumuna düştüğü iddiasıyla imar düzenlenmesi öncesi duruma dönülmesi isteminde bulunmuştur. Kadastral parselin ihyasına yönelik tapu iptali ve tescil istemli böylesi bir davada, davacının imar düzenlemesi öncesi mülkiyet hakkının bulunup bulunmadığı, yapılan imar düzenlemesinin idari yargı yerinde iptal edilip edilmediği öncelikle araştırılıp, anılan hususların varlığı ortaya konulduktan sonra 3194 sayılı Kanun'un 18. maddesine eklenen yukarıdaki hüküm gereğince işlem yapılması gerekecektir. Bu bağlamda, anılan yasal düzenleme ile “davaya konu parselin imar planı kararları ile umumi ve kamu hizmetlerine ayrılan alanlara denk gelmesi veya iptal edilen uygulama ile tahsis ve tescil edilmiş parsellerde hak sahiplerince yapı yapılmış olması ve benzeri hukuki veya fiili imkânsızlıklar nedeniyle geri dönüşüm işlemleri yapılarak uygulama öncesi kök parsellere dönülemeyeceğinin parselasyon planlarını onaylamaya yetkili idarelerin onay merciince tespiti hâlinde” şeklinde ön koşullar öngörüldüğünden Mahkemece dava konusu taşınmazın imar durumu araştırılarak taşınmazın imar planına göre umumi ve kamu hizmetlerine ayrılan alanlara denk gelip gelmediğinin açıklığa kavuşturulması ve yine ilgili idarenin kök parsellere dönülüp dönülemeyeceğine dair tespitinin olup olmadığının belirlenmesi gereklidir. Mahkemece yapılacak araştırma sonucunda dava konusu taşınmazın 3194 sayılı Kanun'a eklenen yeni hüküm kapsamında bulunmadığının belirlenmesi durumunda, davacının mülkiyet hakkının korunması gereği ve imar uygulamasının idari yargı yerinde iptali sonucunda yolsuz tescil durumuna düşen sicil kaydına tapu sicilinin tutulması prensipleri uyarınca değer verilemeyeceği dikkate alınarak işin esasının incelenerek bir karar verilmesi gerektiği açıktır. Öte yandan, çekişmeli taşınmazın imar planına göre umumi ve kamu hizmetlerine ayrılan alanlara denk geldiğinin anlaşılması veya ilgili idarece kök parsellere dönülemeyeceği yönünde bir tespitin yapılması durumunda, yukarıda değinilen yasal düzenlemeyle “öncelikle davaya konu parselin hak sahiplerinin muvafakati alınmak kaydıyla uygulama sahası içerisinde idarece uygun bir yer tahsis edileceği veya anlaşma olmaması hâlinde davacı hak sahibinin kök parseldeki yeri dikkate alınarak uygulamadaki düzenleme ortaklık payı kesintisi düşüldükten sonraki taşınmazın rayiç bedeli üzerinden değerinin ödeneceği” hükme bağlandığından, davacıya ilgili idareye başvurması için olanak ve süre tanınması, başvuru sonucunda idare tarafından dava konusu taşınmaz bakımından yeni yasal hükmün koşullarının mevcudiyetinin tespitiyle davacı taraf ile anlaşma sağlanarak davacıya uygulama sahası içerisinde uygun bir yerin temlik edilmesi veya idarece davacıya taşınmaz değerinin ödenmesi hâlinde davanın konusuz kalacağının gözetilmesi gerekecektir. Ne var ki; getirilen yasal düzenlemenin gerekleri ilgili idare tarafından yerine getirilmediğinde, farklı bir ifadeyle koşulları oluşmasına rağmen davacı ile idarenin anlaşamaması ve davacıya idarece taşınmaz bedeli de ödenmemesi hâlinde, davacının usul kuralları uyarınca eldeki davayı anılan yeni kanun hükmü gereğince bedele dönüştürebileceği ve böylesi bir durumda da davaya tazminat davası olarak devam edilebileceği gözetilmelidir. Anılan hususlar, gerek yeni yasa hükmü, gerek usul kuralları –adil yargılanma ve hukuki dinlenilme hakları, usul ekonomisi, vd.- gerekse Anayasamızın 35. maddesiyle ve kanunlarımızla ve de AİHS’nin eki Birinci Protokolün “Mülkiyetin Korunması” başlıklı 1. maddesi ile güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edilemeyeceğine ilişkin hükümlerin gereğidir. Somut olayda; Seyhan Belediyesi tarafından yapılan 37 No.lu imar düzenlemesinin ve sonrasında Adana Büyükşehir Belediyesinin yaptığı şuyulandırma işlemlerinin idari yargı yerinde iptal edildiği ve bu kararların kesinleştiği; daha sonra dava konusu yerin yeni kurulan Çukurova Belediyesi sınırları içinde kaldığı anlaşılmaktadır. Ayrıca, dava konusu 1370 parsel sayılı taşınmazın öncesinin Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki taşlık ve dağlık nitelikli yer olduğu belirlenmiş ise de 775 sayılı Kanun'un mülga 3. maddesi gereğince Belediyeye devri gereken yerlerden olup olmadığı yönünde yeterli araştırma ve inceleme yapılmadığı, çekişmeli yerin anılan 775 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihte belediye veya mücavir alan sınırları içerisinde olup olmadığının açıklığa kavuşturulmadığı, böylece davacı Hazinenin ihyasını talep ettiği alanda mülkiyet hakkının bulunup bulunmadığının kuşkuya yer bırakmayacak biçimde saptanmadığı görülmektedir. Hâl böyle olunca, 3194 sayılı Kanun'un 18. maddesine eklenen fıkranın eldeki davanın reddini öngörmediği, öncelikle davacının imar düzenlemesi öncesi mülkiyet hakkı sahibi olup olmadığının gerekli araştırma ve inceleme yapılarak saptanması, Hazine mülkiyet hakkı sahibi ise, davacının eldeki davayı açmakta hâlen devam eden hukuki yararının bulunduğu gözetilerek, yeni yasal düzenlemenin koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin belirlenmesi ve sonrasında yukarıda açıklandığı üzere işlem yapılması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle davacının karar düzeltme isteğinin kabulü ile hükmün bozulması görüşünde olduğumdan Sayın Çoğunluğun karar düzeltme isteğinin reddi kararına katılamıyorum. SUCCESS ADALET_SUCCESS İşlem başarıyla gerçekleştirildi! İşlem başarıyla gerçekleştirildi! 4e516ceb9bdc9c06 d48486a67b99d299 This XML file does not appear to have any style information associated with it. The document tree is shown below. 7. Hukuk Dairesi 2025/1697 E. , 2025/2704 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2023/79 E., 2024/153 K. Taraflar arasındaki kadastral parselin ihyası davasından dolayı mahâl mahkemesinden verilen yukarıda gün ve sayısı yazılı hükmün; Dairemizin 04.12.2024 gün ve 2024/4449 Esas, 2024/5468 Karar sayılı ilâmı ile onanmasına karar verilmişti. Süresi içinde davacı vekili ve bir kısım davalılar vekili tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla, dosya içerisindeki bütün evrak incelenerek gereği düşünüldü: K A R A R Karar düzeltme dilekçelerinde ileri sürülen hususlar daha önce temyiz nedeni yapılmıştır. Yapılan yargılamaya, toplanan delillere, Dairemizce de benimsenen ve Yargıtay bozma ilâmı uyarınca bozmaya uygun olarak verilen mahkeme kararı gerekçesine göre, ilâmımız usul ve yasaya uygun olup, düzeltilmesini gerektirir bir neden bulunmadığından, HUMK’un 440. maddesindeki nedenlerden hiçbirisine uymayan karar düzeltme istemlerinin reddi gerekmiştir. Yukarıda açıklanan gerekçelerle, HUMK’un 440. maddesinde öngörülen hususlardan hiçbirisine uymayan karar düzeltme istemlerinin REDDİNE, Aynı Kanun'un 442/son ve 4421 sayılı Kanun'un 2 ve 4/b-1. maddeleri delaletiyle takdiren, 3.605,00'er TL para cezasının düzeltme isteyenlerden ayrı ayrı tahsiline, Harçlar Kanunu'nun 13/j maddesi gereğince Hazine harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına, ret harcı düzeltme isteyen davalılardan peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına, 20.05.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. K A R Ş I O Y Dava, kadastral parselin ihyasına yönelik tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Hemen belirtilmelidir ki; 20 Şubat 2020 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 14.02.2020 kabul tarihli 7221 sayılı Coğrafi Bilgi Sistemleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 7. maddesiyle, 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 18. maddesine yirmi birinci fıkrasından sonra gelmek üzere; “Bu madde kapsamında yapılmış olan imar uygulamalarının kesinleşmiş mahkeme kararlarıyla iptal edilmesi nedeniyle; davaya konu parselin imar planı kararları ile umumi ve kamu hizmetlerine ayrılan alanlara denk gelmesi veya iptal edilen uygulama ile tahsis ve tescil edilmiş parsellerde hak sahiplerince yapı yapılmış olması ve benzeri hukuki veya fiili imkânsızlıklar nedeniyle geri dönüşüm işlemleri yapılarak uygulama öncesi kök parsellere dönülemeyeceğinin parselasyon planlarını onaylamaya yetkili idarelerin onay merciince tespiti hâlinde, öncelikle davaya konu parselin hak sahiplerinin muvafakati alınmak kaydıyla uygulama sahası içerisinde idarece uygun bir yer tahsis edilir veya anlaşma olmaması hâlinde davacı hak sahibinin kök parseldeki yeri dikkate alınarak uygulamadaki düzenleme ortaklık payı kesintisi düşüldükten sonraki taşınmazın rayiç bedeli üzerinden değeri ödenir” şeklinde fıkra eklenmiştir. Öncelikle, anılan bu düzenlemenin görülmekte olan davalar bakımından nasıl uygulanacağının çözümlenmesi gerekmektedir. Bilindiği üzere, imar hukuku düzenlemeleri kamu düzenine ilişkin olup, re’sen gözetileceği gibi, kamu düzenine ilişkin hususlarda da usulü kazanılmış haktan söz edilemez. Ayrıca, tapu sicilinin tutulması prensiplerinden biri tescil, diğeri sicilin aleniliği (güvenirliği), bir diğeri Hazinenin kusursuz sorumluluğu, sonuncusu ise geçerli bir hukuki sebebinin bulunması, yani kaydın illetten mücerret olmamasıdır. Diğer taraftan, yargı merciilerince verilen kararlar yöntemine uygun şekilde kesin hüküm niteliğini kazandığında "Lazım-ül icra" (uygulanması gereken) duruma gelirler. Öte yandan, idari yargıda esas olan iptal kararlarının geriye yürümesi, başka bir anlatımla iptal edilen idari işlemin, doğduğu andan itibaren yok sayılmasıdır. Bu açıdan, idari yargıdaki iptal kararları beyan edici (açıklayıcı) niteliktedir. Çünkü, sakat bir idari işlemin hukuk düzenine girmesi ile hukuka aykırı bir durum ortaya çıkar. Bu durumun giderilebilmesi için iptal kararı, hukuken sakat olan işlemi geçmişe etkili biçimde ortadan kaldırır ve hukuka aykırı işlem yapılmadan önceki duruma geri dönülür. Bu bağlamda, imar parsellerinin dayanağını teşkil eden idari işlemlerin idari yargı yerinde iptal edilip kesinleşmesi ile imar parsellerinin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1025. maddesinde öngörülen yolsuz tescil durumuna düşeceği açıktır. Öyleyse, idare mahkemesi tarafından verilen imar uygulamasının iptaline ilişkin kararın kesinleşmesiyle bu idari işlemle oluşmuş tüm uygulamalar iptal edilmiş sayılacağından, sicil kayıtlarının iptal edilen uygulama öncesine getirilmesi gerektiği tartışmasızdır. Davacı da eldeki dava ile imar uygulamasının idari yargı yerinde iptali ile sicil kayıtları kendiliğinden eski hâline dönmeyeceğinden, imar parsellerinin sicil kayıtlarının dayanağı olan idari işlemin idari yargı yerinde iptal edilerek yolsuz tescil durumuna düştüğü iddiasıyla imar düzenlenmesi öncesi duruma dönülmesi isteminde bulunmuştur. Kadastral parselin ihyasına yönelik tapu iptali ve tescil istemli böylesi bir davada, davacının imar düzenlemesi öncesi mülkiyet hakkının bulunup bulunmadığı, yapılan imar düzenlemesinin idari yargı yerinde iptal edilip edilmediği öncelikle araştırılıp, anılan hususların varlığı ortaya konulduktan sonra 3194 sayılı Kanun'un 18. maddesine eklenen yukarıdaki hüküm gereğince işlem yapılması gerekecektir. Bu bağlamda, anılan yasal düzenleme ile “davaya konu parselin imar planı kararları ile umumi ve kamu hizmetlerine ayrılan alanlara denk gelmesi veya iptal edilen uygulama ile tahsis ve tescil edilmiş parsellerde hak sahiplerince yapı yapılmış olması ve benzeri hukuki veya fiili imkânsızlıklar nedeniyle geri dönüşüm işlemleri yapılarak uygulama öncesi kök parsellere dönülemeyeceğinin parselasyon planlarını onaylamaya yetkili idarelerin onay merciince tespiti hâlinde” şeklinde ön koşullar öngörüldüğünden Mahkemece dava konusu taşınmazın imar durumu araştırılarak taşınmazın imar planına göre umumi ve kamu hizmetlerine ayrılan alanlara denk gelip gelmediğinin açıklığa kavuşturulması ve yine ilgili idarenin kök parsellere dönülüp dönülemeyeceğine dair tespitinin olup olmadığının belirlenmesi gereklidir. Mahkemece yapılacak araştırma sonucunda dava konusu taşınmazın 3194 sayılı Kanun'a eklenen yeni hüküm kapsamında bulunmadığının belirlenmesi durumunda, davacının mülkiyet hakkının korunması gereği ve imar uygulamasının idari yargı yerinde iptali sonucunda yolsuz tescil durumuna düşen sicil kaydına tapu sicilinin tutulması prensipleri uyarınca değer verilemeyeceği dikkate alınarak işin esasının incelenerek bir karar verilmesi gerektiği açıktır. Öte yandan, çekişmeli taşınmazın imar planına göre umumi ve kamu hizmetlerine ayrılan alanlara denk geldiğinin anlaşılması veya ilgili idarece kök parsellere dönülemeyeceği yönünde bir tespitin yapılması durumunda, yukarıda değinilen yasal düzenlemeyle “öncelikle davaya konu parselin hak sahiplerinin muvafakati alınmak kaydıyla uygulama sahası içerisinde idarece uygun bir yer tahsis edileceği veya anlaşma olmaması hâlinde davacı hak sahibinin kök parseldeki yeri dikkate alınarak uygulamadaki düzenleme ortaklık payı kesintisi düşüldükten sonraki taşınmazın rayiç bedeli üzerinden değerinin ödeneceği” hükme bağlandığından, davacıya ilgili idareye başvurması için olanak ve süre tanınması, başvuru sonucunda idare tarafından dava konusu taşınmaz bakımından yeni yasal hükmün koşullarının mevcudiyetinin tespitiyle davacı taraf ile anlaşma sağlanarak davacıya uygulama sahası içerisinde uygun bir yerin temlik edilmesi veya idarece davacıya taşınmaz değerinin ödenmesi hâlinde davanın konusuz kalacağının gözetilmesi gerekecektir. Ne var ki; getirilen yasal düzenlemenin gerekleri ilgili idare tarafından yerine getirilmediğinde, farklı bir ifadeyle koşulları oluşmasına rağmen davacı ile idarenin anlaşamaması ve davacıya idarece taşınmaz bedeli de ödenmemesi hâlinde, davacının usul kuralları uyarınca eldeki davayı anılan yeni kanun hükmü gereğince bedele dönüştürebileceği ve böylesi bir durumda da davaya tazminat davası olarak devam edilebileceği gözetilmelidir. Anılan hususlar, gerek yeni yasa hükmü, gerek usul kuralları –adil yargılanma ve hukuki dinlenilme hakları, usul ekonomisi, vd.- gerekse Anayasamızın 35. maddesiyle ve kanunlarımızla ve de AİHS’nin eki Birinci Protokolün “Mülkiyetin Korunması” başlıklı 1. maddesi ile güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edilemeyeceğine ilişkin hükümlerin gereğidir. Somut olayda; Seyhan Belediyesi tarafından yapılan 37 No.lu imar düzenlemesinin ve sonrasında Adana Büyükşehir Belediyesinin yaptığı şuyulandırma işlemlerinin idari yargı yerinde iptal edildiği ve bu kararların kesinleştiği; daha sonra dava konusu yerin yeni kurulan Çukurova Belediyesi sınırları içinde kaldığı anlaşılmaktadır. Ayrıca, dava konusu 1370 parsel sayılı taşınmazın öncesinin Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki taşlık ve dağlık nitelikli yer olduğu belirlenmiş ise de 775 sayılı Kanun'un mülga 3. maddesi gereğince Belediyeye devri gereken yerlerden olup olmadığı yönünde yeterli araştırma ve inceleme yapılmadığı, çekişmeli yerin anılan 775 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihte belediye veya mücavir alan sınırları içerisinde olup olmadığının açıklığa kavuşturulmadığı, böylece davacı Hazinenin ihyasını talep ettiği alanda mülkiyet hakkının bulunup bulunmadığının kuşkuya yer bırakmayacak biçimde saptanmadığı görülmektedir. Hâl böyle olunca, 3194 sayılı Kanun'un 18. maddesine eklenen fıkranın eldeki davanın reddini öngörmediği, öncelikle davacının imar düzenlemesi öncesi mülkiyet hakkı sahibi olup olmadığının gerekli araştırma ve inceleme yapılarak saptanması, Hazine mülkiyet hakkı sahibi ise, davacının eldeki davayı açmakta hâlen devam eden hukuki yararının bulunduğu gözetilerek, yeni yasal düzenlemenin koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin belirlenmesi ve sonrasında yukarıda açıklandığı üzere işlem yapılması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle davacının karar düzeltme isteğinin kabulü ile hükmün bozulması görüşünde olduğumdan Sayın Çoğunluğun karar düzeltme isteğinin reddi kararına katılamıyorum. SUCCESS ADALET_SUCCESS İşlem başarıyla gerçekleştirildi! İşlem başarıyla gerçekleştirildi! 4e516ceb9bdc9c06 d48486a67b99d299 ... ...
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2025/1697 E., 2025/2704 K. (20.05.2025) – Tazminat
- Mahkeme
- Yargıtay 7. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/1697
- Karar No
- 2025/2704
- Karar Tarihi
- 20.05.2025
- Konu
- Tazminat, Tapu
Metin Yargıtay'ın yayımladığı karar metninden alınmıştır. Dilekçede kullanmadan önce resmî metinle karşılaştırın.
SmartHukuk'ta olayınızı kendi cümlenizle yazın; ilgili Yargıtay kararlarını künyesi ve dayanak maddeleriyle birlikte bulun.
Emsal karar araAynı daireden yakın tarihli kararlar
- Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2025/1981 E., 2025/2701 K. 20.05.2025
- Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2024/4724 E., 2025/2702 K. 20.05.2025
- Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2025/19 E., 2025/2703 K. 20.05.2025
- Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2024/4790 E., 2025/2706 K. 20.05.2025
- Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2024/4284 E., 2025/2708 K. 20.05.2025
- Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2024/4279 E., 2025/2709 K. 20.05.2025