6. Hukuk Dairesi 2025/1151 E. , 2025/1818 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 31. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/14 E., 2025/124 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 13. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2023/34 E., 2024/138 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; yapılan ön inceleme sonucunda gereği düşünüldü: Miktar veya değeri temyiz kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 362. maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366. maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352/1-(b) hükmü uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir. Dosya içeriğine göre reddedilen ve temyize konu edilen toplam miktar 484.973,00 TL maddi tazminat ile 300.000,00 TL maddi tazminat istemi olup, maddi ve manevi tazminat taleplerinin her biri ayrı dava konusu olup davaların yığılmasında temyiz sınırı bakımından ayrı değerlendirilme yapıldığında Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 544.000,00 TL’nin altında kalmaktadır. KARAR Açıklanan sebeple; Davacı vekilinin temyiz dilekçesinin miktardan REDDİNE, Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 30.04.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. (Muhalif) KARŞI OY YAZISI 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) 362/1 madde hükmüne göre; miktar veya değeri kırk bin Türk Lirasını (bu tutar dâhil) geçmeyen davalara ilişkin kararlar kesindir. Bu parasal sınır HMK ek 1. Maddeye göre yapılan artırımlar sonucu 2025 yılı için 544.000 TL'dir. Bu hükmün kapsamının belirlenebilmesi için öncelikle dava değerinin ne olduğu üzerinde durulmalıdır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce yürürlükte olan HUMK'da sulh hukuk mahkemesi ve asliye hukuk mahkemesi arasında istisna hükümler dışında değere bağlı görev esası geçerli olduğundan Kanunda (HUMK), dava değerine ilişkin kapsamlı hükümlere de yer verilmişti. Özellikle Kanunun ilk 6 maddesinde yer alan görevle ilgili hükümler uygulamada görev sorunu yanında uygulamada pek çok usul sorununun da aşılmasına dayanak oluşturmaktaydı. Bu hükümlere HMK'da yer verilmediğinden dava değerini bu hükümlere göre belirleme imkanı ortadan kalkmış ise de dava değerini belirlemeye esas tutulabilecek hükümler yine de mevcuttur. Bunlardan en önemlisi malvarlığı haklarına ilişkin davalarda, dava konusunun değerinin dava dilekçesinde gösterilmesi gerekir (HMK 119/1-d) hükmüdür. Dava değeri dava dilekçesinde gösterileceğine göre konusu para alacakları bakımından dilekçede gösterilen miktar dava değeri olacaktır. Konusu bir miktar para olmayan ancak malvarlığına ilişkin davalarda ise dava değeri davaya konu edilen malvarlığının değeri olmalıdır. 492 sayılı Harçlar Kanunu hükümlerine göre karar ve ilam harcının 1/4 ünün peşin alınacak olması, ve bu harcın hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden alınacak olması, değer gösterilmez ise dava dilekçesinin işleme konulamayacak olması, taşınmazın aynına ilişkin davalarda taşınmazın değerinin alınacak olması, ecrimisil ve tazminat gibi taleplerde de bulunulduğu takdirde harcın, gayrimenkulün değeri ile talebolunan tazminat ve ecrimisil tutarı üzerinden alınacak olması nedeniyle de aynı sonuca varılacaktır. Mal varlığı haklarına ilişkin ve konusu para alacağı olmayan davalarda, harca esas miktarın belirlenebilmesi bakımından, dava konusunun değerinin gösterilmesi esasının da dava dilekçesinde bulunması gereken zorunlu unsurlardan biri hâline getirildiği HMK 119. madde gerekçesinde belirtilmiş olması da dava değerinin harca esas miktara göre belirlenmesi gerektiği yönünde varılacak sonuca uygun bir anlatım içermektedir. Davaların yığılmasının düzenlendiği HMK 110/1. Madde hükmüne göre, davacı, aynı davalıya karşı olan, birbirinden bağımsız birden fazla asli talebini aynı dava dilekçesinde ileri sürebilir. Aralarında aslilik - ferilik ilişkisi olmayan birden fazla talepten kaynaklanan bu dava yığılması kümülatif dava yığılması niteliğindedir. Kümülatifin sözlük anlamı katlanmış, birikmiş, yoğun kümeli olup birbirine eklenmiş birden fazla talep olması nedeniyle tek dava dilekçesiyle açılan bu davada kümülatif dava yığılması bulunmasına neden olmaktadır. Bu dava çeşidinde taleplerin tümü birbirinden bağımsız, eşdeğer ve aynı derecede öneme sahip ise de birbirinden tümüyle bağımsız ayrı davalar bulunduğundan söz edilemez. Gerekçede sözü edilen bağımsızlık ise taleplerin birbirinden bağımsızlığı olup usul hukuku anlamında birden fazla dava bulunduğu anlamına gelmemektedir. Zira ihtiyari dava arkadaşılığında davaların birbirinden bağımsız olduğu (HMK 58/1) gibi bir hükme 110. maddede yer verilmediği için tek dava dilekçesindeki bu talepler nedeniyle birden fazla dava açılmış olduğu sonucuna da varılamayacaktır. Tek dava dilekçesinde yer alan birden fazla talebe rağmen başvuru harcının tek alınması da davanın tek dava olduğunu göstermektedir. Bu nedenle davaların yığılması halinde de dava değeri nispi peşin harca esas olan tüm taleplerin toplam değerini ifade edecektir. Davaların yığılması halinde istinaf veya temyiz kesinlik sınırının da bu esaslara göre belirlenmesi gerekir. HMK 341. maddedeki istinaf kesinlik sınırında ve 362. maddedeki temyiz kesinlik sınırında şu miktarı geçmeyen davalarına ilişkin kararlar ifadesine yer verildiğinden kesinlik sınırının her bir talep için ayrı değil, her bir davacı veya davalı yönünden taleplerin toplamı esas alınarak belirlenmesi gerektiğini ortaya komaktadır. Ayrıca asıl olan yasa yolunu açık tutmaya çalışan bir yorum olmalıdır. Tek dava dilekçesindeki aynı kişiyi ilgilendiren taleplerin bölünerek yasa yolu incelemesini sınırlamaya çalışan bir yorum, hak arama hürriyetine de getirilmiş bir sınırlama olacaktır. Yasada açık bir sınırlandırma olmadığına göre HMK 341 ve 362. maddedeki “davalarına ilişkin kararlar” ifadesi toplam talep miktarını esas almayı mümkün ve gerekli kılmaktadır. Maddi ve manevi tazminat davasının birlikte açıldığı bir olayla ilgili olan Yargıtay HGK’nun 30.04.2019 T. 2017/4-1394 E. 2019/494 K. Sayılı kararında ve 30.03.2021 T. 2019/(21)10-768 E. 2021/361 K. sayılı kararında; objektif dava birleşmesi olarak adlandırılan bu durumda taleplerin her biri ayrı dava olmakla birlikte, görünüşte tek bir hüküm bulunduğundan temyizde kesinlik sınırının tespiti için hükmedilen maddi ve manevi tazminat tutarlarının toplamları esas alınmalıdır görüşüne yer verilmiştir. Yukarıda yapılan açıklama ve sözü edilen kurallarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde; davacı davasında 484.973 TL madi ve 300.000 TL manevi tazminat talep etmiş olup mahkemece 43.739,18 TL maddi tazminata hükmedilmiştir. Buna göre hesaplandığında açılan davada reddedilen miktarın toplamı temyiz kesinlik sınırı olan 544.000 TL'nin üzerinde olduğundan hem maddi ve hem de manevi tazminat yönünden davacı için temyiz yolu açıktır. Açıklanan nedenlerle temyiz incelemesi yapılması gerektiği görüşünde olduğumdan temyiz talebinin miktardan reddi yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyorum.
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi 2025/1151 E., 2025/1818 K. (30.04.2025) – Tazminat
- Mahkeme
- Yargıtay 6. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/1151
- Karar No
- 2025/1818
- Karar Tarihi
- 30.04.2025
- Konu
- Tazminat
Metin Yargıtay'ın yayımladığı karar metninden alınmıştır. Dilekçede kullanmadan önce resmî metinle karşılaştırın.
SmartHukuk'ta olayınızı kendi cümlenizle yazın; ilgili Yargıtay kararlarını künyesi ve dayanak maddeleriyle birlikte bulun.
Emsal karar araAynı daireden yakın tarihli kararlar
- Yargıtay 6. Hukuk Dairesi 2025/1042 E., 2025/1808 K. 30.04.2025
- Yargıtay 6. Hukuk Dairesi 2025/1053 E., 2025/1809 K. 30.04.2025
- Yargıtay 6. Hukuk Dairesi 2025/1137 E., 2025/1815 K. 30.04.2025
- Yargıtay 6. Hukuk Dairesi 2025/1213 E., 2025/1819 K. 30.04.2025
- Yargıtay 6. Hukuk Dairesi 2025/1175 E., 2025/1821 K. 30.04.2025
- Yargıtay 6. Hukuk Dairesi 2024/1006 E., 2025/1778 K. 30.04.2025