Yargıtay Kararları › Yargıtay 4. Hukuk Dairesi › Mart 2025 › 2024/9782 E., 2025/4957 K.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2024/9782 E., 2025/4957 K. (25.03.2025) – Tapu

Mahkeme
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi
Esas No
2024/9782
Karar No
2025/4957
Karar Tarihi
25.03.2025
Konu
Tapu

4. Hukuk Dairesi 2024/9782 E. , 2025/4957 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/1236 E., 2024/1197 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : .... Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2022/106 E., 2023/215 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikte ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü.

I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı borçlu ... aleyhine yapılan takibin semeresiz kaldığını, borçlunun mal kaçırma amacı ile Eskişehir İli, ... ... Mahallesi, ... Mevki,17173 ada, 29 parsel, 1 nolu bağımsız bölüm meskenini 01.02.2018 tarihinde davalı eniştesi ...'e sattığını onunda dava dışı şahsa sattığını belirterek, bu tasarrufun iptali ile bedelinin davalı üçüncü kişiden nakten tazminine karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP 1.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde, müvekkilinin taşınmazı raiç bedelden yatırım amacı ile satın aldığını, 2 yıl sonra kar amacı ile sattığını, davanın görülebilmesi için gerekli aciz belgesinin sunulmadığını, müvekkilinin iyiniyetli olduğunu, borçlardan haberdar olmadığını belirterek, davanın reddini talep etmiştir. 2.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde, davanın 2 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılmadığını, aciz belgesi sunulmadığını, müvekkilinin satıştan sonrada ticari faaliyetine devam ettiğini belirterek davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, "....Dava konusu taşınmazın devir tarihlerindeki bedelinden daha düşük bedellerle tapu müdürlüğünde satıldığı ancak davaya konu taşınmazların satış tarihi itibariyle daha yüksek değerde olduğu dosyadaki bilgi ve belgelerden, taşınmazların satış akit tablosundan anlaşılmaktadır.Ancak; tapuda yapılan satışlarda tarafların vergiden kaçınmak için satış bedelinin düşük gösterildiği,salt tapudaki bedel ile dava konusunun değeri arasındaki bedel farkının satışın muvazalı olduğu anlamına gelmeyeceği yerleşik yargıtay içtihatları ile de sabittir.Satılan malların vergiden kaçınmak için bedelerinin düşük gösterilmesi Türkiye gerçeğidir.Borçlunun alacaklılarına zarar verme kastıyla hareket ettiğini, zarar verme kastının işlemin diğer tarafınca bilindiğinin ispatlanamadığını, muvazanın mevcut olup olmadığını, tüm kanıtların değerlendirilmesini gerekli kılmakta olup, salt tapudaki değer esas alınarak hüküm verilemez. Kişilerin vergi mevzuatı bakımından yükümlülüklerini ihlal etmeleri sonucu vergi hukuku hükümlüleri sorumluluğunu gerektirebilir. Ancak bu durum maddi hukuk hükümlüleri ve maddi olguların adalet eksenli değerlendirilmesine engel oluşturmaz. Somut olayda; davalı taraf dava konusu taşınmazın satın alınıp bu satın almadan dolayı ödeme yapıldığına dair banka dekontu ibraz ettikleri gibi dinlenen tanıklar beyanından taraflar arasında yapılan satış işleminin gerçek satış olduğu, gerçek satış değeri esas alınarak satış işleminde muvazaa bulunmadığı..." gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekilinin istinaf başvurusunda bulunması üzerine ,Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, "...Davalı - borçlu ile üçüncü kişi arasında İİK'nin 280/1 maddesi kapsamında akrabalık ilişkisi olduğu tartışma konusu değil ise de borçlunun tasarruf yaptığı sırada mal kaçırma kastı içinde olduğunun davalı üçüncü kişi tarafından bilindiği iddiasının dosya kapsamı ile kanıtlanamadığı, akitte gösterilen değer ile temlik tarihindeki gerçek değeri arasında misli ile fark bulunmadığı, temlik tarihinden çok sonra davaya konu icra takibinin başlatıldığı, borçlunun mali durumu hakkında bilgisi olduğundan söz edilemeyeceği, bir başka deyişle İİK'nin 279/son maddesi anlamında üçüncü kişi konumundaki davalının borçlunun mali durumunu bilmediği ve ayrıca borçlunun iptali istenilen tasarrufa konu taşınmazın satılmasından sonra da faaliyet alanını genişletmeye yönelik masraflar yaptığı, bu durumun tanık beyanlarıyla saptandığı, bunun yanı sıra bu süreçte davacı bankadan alınan kredilerin kapatılıp tasarruf tarihinden sonra da borçlu şirkete yeniden kredi kullandırılması karşısında borçlunun mali durumunun üçüncü kişi tarafından bilinebileceğinin kabul edilemeyeceği benimsenerek yazılı şekilde davanın reddi yönünde hüküm kurulmuş olmasında bir isabetsizlik ..." bulunmadığı gerekçesi ile istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde, davalı üçüncü kişinin borçlunun kız kardeşinin eşi yani eniştesi olduğunu, böyle bir organik bağ içerisinde üçüncü kişinin borçlunun mali durumunu bildiğinin kabulü gerektiğini, tasarrufun ivazlı veya ivazsız olmasının bir önemi olmadığını belirterek, kararın bozulmasını talep etmiştir. B. Gerekçe Uyuşmazlık, İİK'nın 277 ve devamı maddelerine göre tasarrufun iptali istemine ilişkindir.Bu tür davalarda, hakim İİK'nın 278-279 ve 280. madde koşullarının somut olayda gerçekleşip gerçekleşmediğini resen araştırır, taleple bağlı değildir. Somut olayda dava konusu 17173 ada 1 nolu bağımsız bölüm borçlu tarafından 01.02.2018 tarihinde davalı ...'e tapuda 1.450.000,00 TL bedel ile satılmış , bilirkişi taşınmazın satış tarihindeki değerini 1.900.000,00 TL olarak belirlemiştir. İvazlar arasında önemli oransızlık olmadığı, anlaşılmıştır. Davalılar arasındaki akrabalık, İİK'nın 278. maddesinin 3-1. maddesinin "sıhren üçüncü dereceye kadar (bu derece dahil) hısımlar" ibaresinin Anayasa Mahkemesinin 26.01.2022 tarihli 2021/9 Esas 2022/4 Karar sayılı kararı iptali sonucu, tasarrufun iptalini gerektirmemektedir. Ancak İİK'nın 280/1 ve 2.fıkrasına göre, "...Malvarlığı borçlarına yetmeyen bir borçlunun, alacaklılarına zarar verme kastıyla yaptığı tüm işlemler, borçlunun içinde bulunduğu mali durumun ve zarar verme kastının, işlemin diğer tarafınca bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğu hallerde iptal edilebilir. Şu kadar ki, işlemin gerçekleştiği tarihten itibaren beş yıl içinde borçlu aleyhine haciz veya iflas yoluyla takipte bulunulmuş olmalıdır. Üçüncü şahıs, borçlunun karı veya kocası, usul veya füruu ile üçüncü dereceye kadar (bu derece dahil) kan ve sıhri hısımları, evlat edineni veya evlatlığı ise borçlunun birinci fıkrada beyan olunan durumunu bildiği farz olunur. Bunun hilafını üçüncü şahıs, ancak 279 uncu maddenin son fıkrasına göre isbat edebilir..." hükmü gereğince borçlunun eniştesi olduğu sabit olan ....'ün , borçlunun mali durumunu bildiği konusunda yasal bir karine bulunmaktadır. Bu yasal karine aksinin davalı üçüncü şahıs tarafından ispatlanması gerekir. Dosya kapsamından davalılar tarafından dinletilen tanıklar ortak beyanlarında, davalı borçlu ...'in işlerini büyütmek istediğini ekonomik zora girince evini satmak istediğini, bunun için kendilerine haber gönderdiğini, almadıklarını bunun üzerine davalı eniştesinin aldığını belirtmişlerdir. Bu ifadelerden borçlunun ekonomik olarak zora düştüğü tanıklarca bilindiği sabit olmuştur. Türkiye 'de yaşayan borçlunun kız kardeşinin eşinin bu bilgiden haberdar olmadığı düşünülemez. Öte yandan yatırım amaçlı olarak alınan evle ilgili olarak, satışın ertesi günü 02.02.2018 tarihinde yapılan ve evde mevcut tüm ev eşyalarının sanki üçüncü kişiye aitmiş gibi evle birlikte möbleli olarak kiraya verilmesi şeklinde bir kira sözleşmesinin düzenlenmesi, yaşam deneyimlerine uygun olmadığı, taşınmazla birlikte ev eşyalarının da haczinin engellemeye çalışıldığını göstermektedir. Bu halde, İİK'nın 280/1 maddesi gereğince davalı ...'ün borçlunun içinde bulunduğu mali durumu ve alacaklılarını ızrar kastını bildiğinin kabulünü gerektirir. Anılan davalı tarafından banka kanalı ile ödeme yapılmış olması kötü niyetini ortada kaldırmaz. Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular dikkate alınarak davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur.

VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1.Temyiz olunun İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2.Davacı vekili tarafından yapılan temyiz itirazlarının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine, gönderilmesine,25.03.2025 tarihinde oybirliğiyle karar verilmiştir. SUCCESS ADALET_SUCCESS İşlem başarıyla gerçekleştirildi! İşlem başarıyla gerçekleştirildi! 97742baf9c7767ed 2a8005443f243964

Metin Yargıtay'ın yayımladığı karar metninden alınmıştır. Dilekçede kullanmadan önce resmî metinle karşılaştırın.

Bu konuda başka emsal mi arıyorsunuz?

SmartHukuk'ta olayınızı kendi cümlenizle yazın; ilgili Yargıtay kararlarını künyesi ve dayanak maddeleriyle birlikte bulun.

Emsal karar ara

Aynı daireden yakın tarihli kararlar

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi – Mart 2025 kararlarının tamamı