4. Hukuk Dairesi 2022/7230 E. , 2025/9821 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/958 E., 2022/1143 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 8. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2019/273 E., 2021/538 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili ve katılma yoluyla davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; incelemenin duruşmalı olarak yapılması davacılar vekili tarafından istenilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, duruşma talebinin miktardan reddi ile temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkillerinin İstanbul İli, ... Mahallesindeki taşınmaz üzerinde kaba inşaat halinde toplam 9 adet kat irtifak tapulu daireleri olduğunu, bir dairenin mülkiyetinin ise davalı adına kayıtlığı olduğunu, davacı ...'ın taşınmazı 2005 yılında müteahhide kat karşılığı olarak verdiğini ve daha sonra sözleşmenin feshedildiğini, davacının 9 nolu daireyi önce oğlu ...'a verdiğini, ancak oğlu ile problemler yaşadığını, oğlu ...'ın ise annesinin dava yolu ile daireyi almasına engel olmak amacıyla muvazaalı olarak daireyi davalı ...'a sattığını, davacının inşaatı yapmak için ... Belediyesine müracaat ettiğini, belediyenin hissedar olan ...'ın inşaatın yapımı için muvafakat vermesi gerektiğini aksi takdirde inşaatı yapamayacağını bildirdiğini, davacının kendisine muvafakat vermeyen oğlu ...'a karşı mahrum kaldığı kira kayıplarının tazmini için Üsküdar 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/409 esasında açtığı davanın kabul edildiğini, ...'ın ise anılan bu dava devam ederken daireyi muvazaalı olarak davalı ...'a 13.04.2009 tarihinde devrettiğini, davalı ...'ın anne oğul arasındaki problemleri bildiği halde kötüniyetli olarak daireyi üzerine aldığını, davalı ...'ın davacının oğlu ...'la birlikte hareket ederek ve onun yönlendirmesi ile ... Belediyesine inşaatın davacı ... tarafından yapılmasına engel olmak amacıyla inşaatın yapımına muvafakat etmediklerine dair birlikte dilekçe verdiklerini, Üsküdar 4. Asliye Hukuk Mahkemesince ...'ın muvafakat vermemesinin iyiniyetli bir davranış olmadığına karar verildiğini, davalının bu durumları bildiğini ve hakkını kötüye kullandığını, davalının inşaatın yapımına hiçbir haklı sebep yokken engel olduğunu ve davacıların kira mahrumiyetine sebep olduğunu, davacıların .... Noterliğinin 25.05.2010 tarihli ihtarnamesi ile inşaatı yapacaklarını ve bunun için muvafakat verilmesi gerektiğini davalıya bildirdiklerini, davalının ise .... Noterliğinin 25.06.2010 tarihli cevabi ihtarnamesi ile inşaatı kendisinin yapmasını şart koştuğunu, davalının kötüniyetli tutumunu ve oğlu ... tarafından yönlendirildiğini bilen davacıların ruhsat süresinin dolmasından dolayı kat irtifakının sonlandırılması için Üsküdar 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2010/1026 esas sayılı dosyasında açtıkları davanın, davalının müteahhitlik şartını ileri sürmesi ve diğer nedenlerden dolayı kabul edilerek kat irtifakının sonlandırılmasına karar verildiğini, davalının kötüniyetli olarak inşaatın yapımına engel olduğunu, bu sebeple davacıların inşaatın yapılamamasından dolayı kira kayıpları bulunduğunu, davacı ...'ın muvazaa nedeniyle davalı ... ve dava dışı ... aleyhine Üsküdar 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/79 esas sayılı dosyasında açtığı tapu iptali ve tazminat davasının derdest bulunduğunu belirterek belirsiz alacak olarak 13.04.2009 ile 01.02.2012 tarihleri arasında davacıların 9 adet daire için uğradığı kira kaybı olarak 75.000,00 TL tazminatın davalıdan alınmasına karar verilmesini talep etmiş; 14.09.2021 tarihli dilekçesiyle talebini 190.213,13 TL'ye yükselterek yasal faiziyle birlikte tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; mahkemenin yetkili olmadığını, Ümraniye Asliye Hukuk Mahkemesinin yetkili olduğunu, zamanaşımı, görev, husumet itirazları olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 03.04.2018 tarihli ve 2013/175 Esas, 2018/96 Karar sayılı ve 19.04.2018 tarihli kararıyla; imar mevzuatına ve projeye aykırı yapının devam ettirilip bitirilmesine davalının muvafakat vermemesinde kötüniyet bulunmadığı, davalının hakkını kullanmış olduğu, bu sebeple herhangi bir kira kaybından sorumluluğunun bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; karara karşı davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
IV. İSTİNAF A. Kaldırma Kararı Bölge Adliye Mahkemesinin 2019/1778 E., 2019/1466 K. Sayılı ve 16.10.2019 tarihli kararı ile Üsküdar 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/409 Esas - 2011/304 Karar sayılı ilamında davacı ... tarafından dairenin bir önceki maliki ...'a karşı kira kaybı nedeniyle açılan davanın kısmen kabul edilerek 23.05.2008 dava tarihinden itibaren 30.200,00TL kira kaybının davalı ...'dan tahsiline dair kararın onanarak 10.09.2012 tarihinde kesinleştiği, İstanbul Anadolu 19. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/478 Esas - 2015/107 sayılı ilamının incelenmesinde; davacı ...'ın 9 nolu dairenin önceki maliki olan ...'a karşı 23.05.2008-13.04.2009 tarihleri arasındaki kira kaybı nedeniyle açılan davanın reddine karar verildiği, ancak Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 01.07.2019 tarihli karar düzeltme talebi üzerine verdiği kararda, 2009/409 Esas sayılı dava dosyasındaki olgular kesin delil niteliğinde olduğundan onama ilamı kaldırılarak hükmün davacı yararına bozulduğu ve davanın kabulünün zorunlu olduğunun bildirildiği, işbu dava dosyasında ise bu kez aynı daireyi alan yeni malik ... hakkında 13.04/2009-01.02.2012 tarihleri arasında farklı bir dönem için kira kaybı istenmiş olup bu davalının da kötüniyetli ve muvazaalı olarak daireyi satın aldığını ve yine muvazaalı olarak daireyi almakla davalının yine kötüniyetli olarak inşaatın yapımına engel olduğunu, bu kez yeni malik tarafından muvafakat verilmediğinden inşaatın tamamlanamadığını iddia ederek kira kaybından oluşan maddi tazminat talep edildiği, İstanbul Anadolu 18. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/79 Esas- 2013/169 Karar sayılı dosyasında ise davalılar ... ve ... aleyhine davacı ... tarafından işbu davanın davalısı ...'nın 9 nolu daireyi muvazaalı olarak eski malik ...'dan satın aldığı, davalı ...'ın taraflar arasındaki taahhütnameye rağmen edimini yerine getirmeyerek bu daireyi davalı ...'ya sattığı, davalı ...'nın da muvazaalı olduğunu bilerek aldığı iddiasıyla tapu iptal tescil olmadığı taktirde tazminat talebini içerir dava açtığı, bu davanın ise hak düşürücü süreden reddedildiği ve kesinleştiği, davalı taraf ile eski malik ...'ın kötüniyetli olarak birlikte hareket ettikleri iddia edilmekte olup ... Belediyesi İmar Müdürlüğüne 06.01.2010 tarihli dilekçeyi eski malik ... ve yeni malik davalı ...'nın birlikte imzalayarak verdikleri ve bu dilekçede dava konusu gayrimenkulde hissedar olduklarını, taşınmazda inşaatın devamına muvafakat etmediklerini beyan ettikleri, dilekçenin davalıların birlikte hareket ettiğine bir karine olduğu, davalının ... ve davacılara keşide ettiği 25.10.2012 tarihli ihtarname cevabında ise, taşınmazın müteahhitliğini yapmaya talip olduğu ve bu muvafakatini kendisinin müteahhitlik yapması şartına bağladığının görüldüğü, öncelikle mülkiyet hakkından kaynaklı da olsa haklarını kullanırken ve borçlarını ifa ederken iyiniyet ve MK 2 ve devamı maddeleri uyarınca dürüstlük kuralına uymak zorunda olduğu, somut davada davalının önceki malik ile işbirliği yapıp yapmadığı ve kötü niyetli olarak muvafakat vermemekle iş yapımına engel olup olmadığı konusunda tarafların tüm delillerin toplanması, tanıkların dinlenmesi, kötüniyet ispatlandığı takdirde kira kaybı yönünden kesinleşen diğer dosyalardaki bilirkişi raporları da dikkate alınarak gerekli görüldüğü takdirde keşif yapılmak suretiyle binanın durumu ve kira kaybı konusunda uzman bilirkişi heyetine tevdi edilerek rapor aldırılması ve davanın esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken ret kararı verilmesinin doğru görülmediği, davacıların mahkemeden imara aykırılığın giderilmesi için tadilat projesi sunmak ve belediyede işlemleri yürütmek üzere yetki ve süre isteme hakları bulunup bu istemde bulunmamalarının müterafik kusuru teşkil edip etmeyeceği, müterafik kusur var ise tazminattan indirme gidilip gidilmeyeceğinin değerlendirilmesi gerektiği gerekçesiyle davacılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, dosyanın yeniden yargılama yapılmak üzere mahkemesine iadesine karar verilmiştir. B. Kaldırma Kararı Sonrası İlk Derece Mahkemesince Verilen Karar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dinlenen davacı tanıklarının, ... ile ...'ın birlikte hareket etmek suretiyle kötüniyetli olarak taşınmazın ...'a devrinin sağlandığını doğruladıkları, 17.05.2021 tarihli bilirkişi raporunda, taşınmazdaki projeye aykırılıkların tadilat ile düzeltilmesinin mümkün olduğu, davaya konu 9 adet bağımsız bölüm için 13.04.2009-01.02.2012 tarih aralığına ilişkin kira bedele toplamının 190.213,13 TL olduğunun bildirildiği, davalının devam eden inşaatı yapmak amacıyla taşınmazı devraldığı ve inşaat işini alamamış olması sebebiyle tadilata muvafakat vermediği, bu kötüniyetli eylemi sebebiyle de davacıların kira kaybından sorumlu olduğu, bilirkişi heyetince tespit edilen toplam 190.213,13 TL kira kaybının benimsendiği, davacıların müterafik kusuru olup olmadığının değerlendirilmesinde ise; bilirkişi raporunda tespit edildiği üzere inşaattaki aykırılıkların tadilat ile düzeltilebileceği anlaşılmakla davalı tarafça muvafakat verilmemesine rağmen TBK'nın 113. maddesi kapsamında davacıların mahkemeden alacağı yetki ile işlemleri yürütebileceği sabit olmakla, inşaatın devam ettirilmemesinde davacıların da eylemsiz kalmak suretiyle müterafik kusurlarının olduğu, nama ifa için açılacak dava, yapılacak işler ve yerleşik içtihatlarda kabul edilen oranlar itibariyle davacıların inşaatın devam ettirilmemesindeki müterafik kusurlarının % 20 oranında olduğu kabul edilerek sonuç olarak talep edebilecekleri kira kaybı toplamının 190.213,13 - 38.042,62 (% 20' si) = 152.170,51 TL olduğu, taleple bağlılık gereği hüküm kurulduğu gerekçesiyle; davanın kabulü ile 115.213,13 TL'nin davalıdan alınıp davacılara verilmesine karar verilmiştir. C. Bölge Adliye Mahkemesi Kararı Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın, davalının kötüniyetli olarak yapıyı İmar Kanunu'na uygun hale getirmek için gereken hissedar muvafakatnamesini vermemesinden kaynaklı kira kaybına ilişkin maddi tazminat talebine ilişkin olduğu, davalı kötüniyetli olarak inşaatın yapılmasına izin vermediğinden ve bu iznin verilmemesi davacıların da payına şamil olduğundan taraflar arasındaki ortaklığın giderilmiş olması, davacının kira kaybı talep etmesine engel teşkil etmeyecek olup davalı vekilinin bu yöne değinen istinaf isteminin yerinde olmadığı, tanık delilinin takdirinde isabetsizlik görülmediği, dosyada mevcut delil durumuna göre davalının kötü niyetli olarak muvafakat vermemekle iş yapımına engel olduğu, davacıların mahkemeden imara aykırılığın giderilmesi için tadilat projesi sunmak ve belediyede işlemleri yürütmek üzere yetki ve süre isteminde bulunmamalarının müterafik kusur teşkil ettiği, ancak davacılar vekili 14.09.2021 tarihli ıslah dilekçesiyle talep miktarını 190.213,13 TL'ye yükseltmesine rağmen, talep miktarı sehven 115.213,13 TL olarak anlaşılmış olup davacılar vekilinin bu yöne değinen istinaf başvurusunun yerinde olduğu gerekçesiyle; davalı vekilinin istinaf başvurusunun reddine, davacılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak HMK'nın 353/1-b.2 maddesi uyarınca yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulü ile 152.170,51 TL'nin davalıdan alınıp davacılara verilmesine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacılar vekili katılma yoluyla temyiz dilekçesinde; müterafik kusurdan bahsedilemeyeceğini, taraflar arasında bir mutabakat olmaksızın taşınmazla ilgili davacı tarafın yalnız başına belediye nezdinde herhangi bir tasarrufta bulunmasının mümkün olmadığını, Üsküdar 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/409 esas sayılı dosyada verilen kararın Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleştiğini, İstanbul Anadolu 19. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2019/286 esas sayılı dosyasında da davacılar lehine karar verildiğini, her iki dosyada da davacılara herhangi bir müterafik kusur yüklenilmediğini, ayrıca Üsküdar 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/409 esas sayılı dosyası kesinleşmiş olup kesin hüküm niteliği sebebiyle bu karara aykırı bir ilamın ortaya çıkamayacağını, davacılara atfedilecek projeye aykırı bir durumun bulunmadığını, zaten gerekli hususların kanun gereği yapılması amacıyla noterden 25.10.2010 tarihli ihtarnamenin davacılar tarafından çekildiğini, yine davacıların bilirkişi raporunda geçen şekli ile mevcut yapının fiziki durumunun tespiti amacıyla o tarihte Üsküdar 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2010/42 D. İş sayılı dosyasından tespit dahi yaptırdığını, bölge adliye mahkemesinin davacıların müterafik kusurlu olduğu yönündeki kararının bu açıdan bozularak talep gibi karar verilmesi gerektiğini beyan etmektedir. Davalı vekili temyiz dilekçesinde; davacı tanığı ... davacı ... 'ın oğlu olup dolaylı olarak davanın tarafı olduğunu, diğer tanığın beyanının duyuma dayalı olduğunu, davalının muvafakat vermeme nedeninin, davacının söz konusu inşaata projeye aykırı olarak devam etmek istemesi, inşaat alanında bir tecrübeye ve yeterli maddi imkana sahip bulunmaması olduğunu, Belediye Hukuk İşleri Müdürlüğünün 07.01.2010 tarihli yazısında, yapılmış bulunan mevcut yapının değerinin veya yarar sağlamaya elverişliliğinin korunması için inşaatın devam etmesinin zorunlu olduğunun mahkeme tarafından tespiti halinde tüm hissedarların oy birliği aranmaksızın sade pay ve paydaş çoğunluğu ile alınacak karar doğrultusunda inşaat firmaları ile sözleşme imzalanarak inşaatın devam ettirilebileceğinin beyan edildiğini, davacının mahkemeye başvurarak inşaatı devamı hususunda yetki talep edebileceğini, buna rağmen davacıların 15 yıllık süreçte bu yola başvurmadığını, davalının mesleği müteahhitlik olup defalarca inşaatı bitirmek için davacılarla anlaşmaya çalıştığını, kat irtifakı dahi olmayan bir yapıya ilişkin kira kaybı talep edilemeyeceğini, davacılar tarafından davalı aleyhine açılan ortaklığın giderilmesi davasında verilen kararın kesinleştiğini, ancak davacıların işbu ortaklığın giderilmesi kapsamında davalının payını alma yoluna da gitmediğini, İstanbul Anadolu 19. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/478 Esas sayılı dosyasında verilen 07.04.2015 tarihli kararla dava dışı ...'a karşı açılan kira kaybı davasının reddine karar verildiğini, davalının taşınmazı almasında bir kötüniyetinin olmadığını beyan etmektedir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, davalının kötüniyetli olarak inşaatın tamamlanmasına muvafakat vermeyerek engel olması nedeniyle kirasından mahrum kalınan 9 dairenin 13.04.2009 ile 01.02.2012 tarihleri arasındaki döneme ilişkin kira kaybı talebine ilişkindir. 1-Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2-Eser sözleşmelerinin kendine özgü bir türü olan arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin geçerli olarak kurulabilmesi için TMK'nın 692. maddesi gereğince, sözleşmenin konusu olan taşınmazın tüm paydaşlarıyla sözleşme yapılması veya diğer paydaşların yapılmış olan sözleşmeye muvafakat etmiş olması gerekmektedir. Bu husus kamu düzenine ilişkin olup mahkemece kendiliğinden gözetilir. Davaya konu somut olayda; arsa sahibi ... ile dava dışı müteahhit arasında 01.11.2004 tarihli kat karşılığı inşaat sözleşmesi imzalandığı, yükleniciye düşen bir bağımsız bölümün davacının oğlu olan ... tarafından yüklenicinden satın alınıp taşınmaza hissedar olunduğu, kat karşılığı inşaat sözleşmesinin daha sonra 14.06.2005 tarihinde feshedildiği, yapı denetim firmasının da 01.07.2005 tarihinde yapı denetim sözleşmesini feshettiği, davacı ...'in binayı kendisinin yapıp tamamlamak istediği ve bu yönde 10.02.2005 tarihinde belediyeye başvurduğu, belediye tarafından müteahhit olarak davacı ...'in adının ruhsata 14.12.2005 tarihinde işlendiği, 9 nolu kat irtifakı tapusunun maliki olan ... tarafından bu duruma onay verilmediğinin belediyeye yazılı olarak bildirilmesi üzerine belediye tarafından 26.11.2006 tarihinde hissedar muvafakati ile müracaat edilmesi halinde ruhsatta yapılan müteahhit değişikliği işleminin geçerli olacağının davacıya bildirildiği, belediyenin 20.11.2006 tarihli yazısında da taşınmaza ilişkin yeni bir ruhsat veya tadilat ruhsatı talebi olması halinde hissedar muvafakati olmadan hiçbir işlem yapılamayacağının bildirildiği, dava dışı ...'ın belediyeye verdiği dilekçelerle hissedar olarak taşınmazda hiçbir işleme ve yapı denetim sözleşmesi yapılmasına hiçbir şekilde muvafakati olmadığını bildirdiği, 9 nolu dairenin ... tarafından 13.04.2009 tarihinde davalı ...'ya devredildiği, bu devirden sonra hem ... hem de ...'ın birlikte imzalayarak belediyeye verdikleri 06.01.2010 tarihli dilekçede de ... tarafından inşaatın yapılarak tamamlanmasına muvafakatleri olmadığını bildirdikleri, davalı ...'ın tüm yazılı beyanları ve davacıya gönderdiği 25.10.2012 tarihli ihtarname cevabında inşaatın davacı tarafından devamına muvafakat edilmediği ve taşınmazın müteahhidi olmaya talip olduğunu bildirdiği anlaşılmaktadır. Davacı ... tarafından oğlu olan dava dışı ... aleyhine 23.05.2008 dava tarihine kadar oluşan kira kaybı talebiyle Üsküdar 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/409 Esas sayılı dosyasında açtığı davada müteahhitten pay alan davalının taşınmazda paydaş olduğu, davalının muvafakati olmadan proje tadili ya da inşaatın müteahhide yaptırılmasının mümkün olmadığı, inşaatın da 2006 yılından bu yana atıl olduğu, davalının muvafakat vermeyişinin iyiniyetli olmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 30.200,00 TL'nin 23.05.2008 dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş, işbu hüküm Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 05.07.2012 tarihli ve 2012/2386 Esas, 2012/4646 Karar sayılı ilamıyla onanarak kesinleşmiştir. Davacı ...'ın 23.05.2008-13.04.2009 tarihleri arası oluşan kira kaybı talebiyle davalı ... aleyhine İstanbul Anadolu 19. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/478 Esas sayılı dosyasında açılan davada mahkemece önce davanın reddine karar verilmiş, işbu karar Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 08.11.2017 tarihli ilamıyla onanmış, ancak davacının karar düzeltme talebi üzerine Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 2018/2236 Esas sayılı ve 01.07.2019 tarihli ilamıyla; kesinleşen 2009/409 Esas sayılı dava dosyasındaki olguların eldeki davayı da etkileyecek nitelikte olduğu, önceki davada 23.05.2008 tarihine kadar olan dönem, bu davada ise 23.05.2008 tarihi ile davalının taşınmazı devrettiği 13.04.2009 tarihleri arasındaki dönem için talepte bulunduğuna göre ve kesin delil niteliğindeki dava dosyasının kesinleştiği nazara alındığında eldeki bu davanın da kabulünün zorunlu olduğu gerekçesiyle onama ilamı kaldırılarak hükmün davacı yararına bozulmasına karar verilmiş, bozma üzerine mahkemenin 2019/286 Esas sayılı ve 10.11.2020 tarihli kararıyla davanın kabulü ile 45.866,00 TL'nin 13.04.2009 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline dair verilen hükmün davalı vekili tarafından temyizi üzerine UYAP ortamında yapılan sorgulamada Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 2023/2470 esas, 2024/3959 Karar sayılı ve 12.11.2024 tarihli kararıyla; bozmadan sonra alınan bilirkişi raporu neticesinde davacının davasını ıslah ettiği miktar üzerinden karar verilmişse de mahkemece davalının ıslaha karşı ileri sürdüğü zamanaşımı def'i değerlendirilmeden karar verilmesi nedeniyle hükmün bozulmasına, bozma nedenine göre davalının diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar verildiği anlaşılmaktadır. Davacılar vekili eldeki davada; tapuda yapılan 13.04.2009 tarihli devirle taşınmazda hissedar olan ve önceki hissedarla birlikte hareket eden davalının inşaatın tamamlanmasına muvafakat vermemesi nedeniyle 13.04.2009-01.02.2012 tarihleri arası mahrum kalınan kira kaybı talep edilmektedir. Mahkemece; davacıların imara aykırılığın giderilmesi için tadilat projesi sunmak ve belediyede işlemleri yürütmek üzere mahkemeden yetki ve süre isteminde bulunmamalarının müterafik kusur teşkil edeceği, davalı tarafça muvafakat verilmese de TBK'nın 113. maddesi kapsamında davacılarca nama ifa için dava açılabileceği, davacıların eylemsiz kalarak inşaatı devam ettirmemesi nedeniyle müterafik kusurlu oldukları gerekçesiyle %20 oranında müterafik kusur indirimi yapılarak davalının sorumlu olduğu tazminat miktarının belirlenmesine karar verilmiş ise de varılan sonuç hem dosya kapsamına hem de usul ve yasaya aykırı olmuştur. Öncelikle, dosya kapsamından ve yargılamada alınan bilirkişi raporundan da anlaşılacağı üzere taşınmazda mevcut aykırılık sadece aydınlığın beton ile doldurulması olup bu husus imara değil projeye aykırılık teşkil etmekle proje tadilatı ile düzeltilmesi mümkündür. Ancak, belediyenin 20.11.2006 tarihli yazısında taşınmaza ilişkin yeni bir ruhsat veya tadilat ruhsatı talebi olması halinde hissedar muvafakati olmadan hiçbir işlem yapılamayacağı açıkça belirtildiği gibi, yukarıda detayları açıklanan Üsküdar 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/409 Esas sayılı dosyasında verilen ve onanarak kesinleşen kararda, hissedar muvafakati olmadan proje tadili yapılmasının mümkün olmadığı da açıkça belirlenmiştir. Öte yandan müterafik kusur indirimi uygulanmasına gerekçe yapılan nama ifaya ilişkin TBK'nın 113. maddesinin somut olayda uygulanması da mümkün değildir. Şöyle ki; sözleşmeden kaynaklanan edimlerini süresi içerisinde ifa etmeyerek temerrüde düşen yüklenicinin işi tamamlama olasılığı zayıf ise iş sahibi, aynen ifayı değil nama ifa yolunu seçebilir. Eksik kalan işin yüklenicinin nam ve hesabına, iş sahibinin bizzat veya başka yükleniciye tamamlattırılmasına “nama ifa” denir. İş sahibi nama ifa yolunu seçtiğinde, ifada ısrar ettiği anlamı çıkar. Mülga BK'nın 97. maddesinde (TBK’nın 113. maddesi) yapma borcu, borçlu tarafından ifa edilmediği takdirde alacaklı, masrafı borçluya ait olmak üzere edimin kendisi veya başkası tarafından ifasına izin verilmesini isteyebilir; her türlü giderim hakkı saklıdır denilmek suretiyle nama ifa ve ifaya izin verilmesini düzenlemiştir. Yapma borçlarında, borçlu tarafından borç ifa edilmediği takdirde alacaklı arsa sahibinin masrafı borçlu yükleniciye ait olmak üzere edimin kendisi veya başkası tarafından ifasına izin verilmesini talep edilebileceği, istemin hukuki dayanağının sözleşme tarihi itibariyle yürürlükte olan 818 sayılı BK'nın 97. ve dava tarihinde yürürlükte olan 6098 sayılı TBK'nın 113/I. maddeleri olduğu, yasa hükmüne göre nama ifaya izin verilebilmesi için sözleşmenin feshedilmemiş, yani yürürlükte olması, borçlu-yüklenicinin edimin ifasında temerrüde düşmesi ve borcun "yapma borcuna" dair bulunması gerektiği gözetildiğinde, davacı arsa sahibi ile dava dışı yüklenici arasındaki 2004 tarihli kat karşılığı inşaat sözleşmesinin 2005 yılında feshedilmesine göre nama ifa hükümlerinin eldeki davada uygulanması hukuken mümkün değildir. Eldeki yargılamada inşaatın devamına muvafakat verilmemesi yönünde davalı ... ile eski hissedar ...'ın birlikte hareket ettikleri, davalı ...'nın devam eden inşaatı yapmak amacıyla taşınmazı devraldığı kabul edilmiştir. Eski hissedar ...'a karşı davacı ... tarafından kira kaybı talebiyle açılan ve az yukarıda açıklanan Üsküdar 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/409 Esas ve İstanbul Anadolu 19. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/478 Esas (bozmadan sonra 2019/286 Esas) sayılı dosyalarında müterafik kusur indirimi uygulanmamıştır. Aynı gün temyiz incelemesi yapılan (Dairemizin 2023/11280 Esas sayılı dosyası) davada da; davacıların davalı aleyhine 02.02.2012 ile 02.04.2018 tarihleri arası kira kaybı nedeniyle İstanbul Anadolu 15. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2018/162 esas sayılı dosyasında açılan davanın kabulüne karar verilmiş; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesinin 11.10.2023 tarihli ve 2022/513 Esas, 2023/2816 Karar sayılı kararıyla taraf vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiş; Dairemizce onanmasına karar verilen bu hükümde de davacılar aleyhine müterafik kusur indirimi uygulanmamıştır. Maddi anlamda kesin hükmün koşulları 6100 sayılı HMK'nın 303. maddesinde açıklanmıştır. Bunlar, dava konularının (müddeabihlerinin), dava nedenlerinin ve taraflarının aynı olmasıdır. Buna karşılık bir davada verilen kesin hüküm, bu davanın tarafları dışındaki başka birine (üçüncü kişiye) karşı açılan (veya üçüncü kişi tarafından birinci davanın taraflarından birine karşı açılan) ve konusu ile dava sebebi (vakıalar) aynı olan ikinci bir davada kesin delil teşkil etmez; çünkü iki davanın tarafları farklıdır. Fakat, birinci davada verilen kesin hüküm, ikinci davada kuvvetli (güçlü) bir takdiri delil teşkil eder. Böylece taraflar arasında aynı veya benzer konuda kesinleşmiş olan bir hüküm ve burada saptanan maddi olgular, daha sonra ortaya çıkan uyuşmazlıklarda yukarıda açıklanan koşulların üçünün aynı anda bulunmaması nedeniyle kesin hüküm oluşturmasa bile güçlü delil oluşturabilir. Hal böyle olunca, davacı ... tarafından açılan ve müterafik kusur indiriminin uygulanmadığı yukarıda belirtilen ilk iki davada verilen hükümler eldeki dava dosyası açısından güçlü delil teşkil etmektedir. Şu halde; nama ifaya izne ilişkin yasal koşullar somut olayda gerçekleşmediği gibi, güçlü delil niteliği kazanan kararlara da aykırı şekilde müterafik kusur indirimi uygulanması doğru görülmemiş, Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir.
VI. KARAR 1.Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının REDDİNE, 2.Yukarıda (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davalıya yükletilmesine, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 23.06.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.