3. Hukuk Dairesi 2025/2437 E. , 2025/3962 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/593 E., 2024/826 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 7. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2022/257 E., 2023/908 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA Davacılar vekili; davacı annenin 29.10.2006 tarihinde ... Hastanesinde doğurduğu bebeğe doğumdan sonra ventilatör tedavisi gerekmesi nedeniyle davalı hastaneye sevkedildiğini ancak mekanik sorunu olması nedeniyle bebeğin ventilatöre bağlanamaması neticesinde tedavisinde gecikme yaşandığını, bu kapsamda davalı hastanenin ventilatörü çalışır durumda tutmaması sebebiyle sorumluluğu bulunduğunu, bebeğin iki gün gecikme ile cihaza bağlandığını ve akciğere yönelik tedaviye başlanıldığını, 02.11.2006 tarihinde bebeğin genel durumunun kötü ve huzursuz olması ve CRP'de artış nedeniyle antibiyotik değişikliğinin planlandığı ancak ilaçların temin edilememesi gerekçesiyle verilmediğini, bu esnada ateşi 39 dereceye kadar yükseldiği halde Lp yapılarak menenjit taramasının yapılmadığını, antibiyotiklerinin rastgele değiştirildiği ve menenjit tedavisine uygun cins ve dozda antibiyotik verilmediğini, buna göre hastanedeki tedavinin yetersiz, uygunsuz ve hatalı olduğu tespitlerine yer veren soruşturma dosyası içerisinde yer alan 3. Adli Tıp İhtisas Kurulunun 15.10.2008 tarihli raporuna dayanılarak eldeki davanın açıldığını, bebeğin mevcut durumu nedeniyle birden fazla ameliyat geçirdiğini ancak durumunda hiçbir gelişme olmadığını, davalı gerçek kişiler hakkında açılan kamu davası sırasında bebeğin 25.06.2009 tarihinde davalıların neden olduğu belirlenen hastalığından vefat ettiğini ileri sürerek; anne ve babanın her biri için 150.000,00 TL, kardeş için 20.000,00 TL manevi tazminat ile destekten yoksun kalma ve gider tazminatı olmak üzere fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak 10.000,00 TL'nin 25.06.2009 tarihinden itibaren davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiş; 13.02.2020 tarihli duruşmada, davalı ...'ın vefat ettiğini, onun mirasçıları yönünden davayı takip etmediklerini bildirmiştir.
II. CEVAP Davalı vekilleri; davalı ...'ın hastane genel müdürü, davalı ...'nın ise hastane başhekimi olup bebeğin birebir tedavisi ile ilgilenmediklerinden sorumlulukları bulunmadığını, davanın adı geçenler yönünden bu sebeple husumetten reddini, ATK raporunu kabul etmediklerini, bebeğin tedavisi tamamlanmadan devamı sırasında davacı babanın talebi ile dava dışı hastaneye sevkedildiğini, bu bakımdan tedavinin devam eden sürecindeki hastanenin de sorumluluğu bulunduğunu, tüm belgeler toplandıktan sonra Yüksek Sağlık Şurasından rapor alınması gerektiğini, manevi tazminat miktarının fahiş olduğunu, maddi tazminatın izahının yapılmadığını, tedavide kusur bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; 8. Adli Tıp İhtisas Kurulunun 15.08.2023 tarihli raporu uyarınca davalılar aleyhine maddi ve manevi tazminata hükmedilemeyeceği gerekçesiyle, davalılar aleyhine açılan davanın reddine karar verilmiş; karara karşı, davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; 8. Adli Tıp İhtisas Kurulunun 15.08.2023 tarihli raporunun taraf, mahkeme ve istinaf kanun yolu denetimine olanak sağlayacak şekilde düzenlenip, hükme esas alınmaya yeterli olduğu gerekçesiyle, davacılar vekilinin başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karar, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacılar vekili; 15.10.2008 tarihli ATK raporundaki değerlendirmeler gerçeğe uygun olup tüm davalıların sorumlu olduklarını, ceza yargılaması sırasında, dosyanın birden fazla kere ATK'ya gönderildiğini, her defasında her bir davalının sorumluluğu bulunmadığı yönünde rapor düzenlendiğini, ancak davalı doktor ...'ın ihmal suretiyle görevini kötüye kullanmaktan suçlandığını, yargılama sırasında dosyanın dava konusunda ehil, özel üniversitelerden seçilecek bilirkişi heyetine tevdii talep edildiği halde bu konuda bir karar verilmeden 11.03.2021 tarihli kararla, davanın reddine dair verilen kararın istinafı üzerine, İlk Derece Mahkemesi kararının dosya arasındaki raporların soyut ve denetime elverişli olmadığından bahisle kaldırıldığını, ancak yeniden yapılan yargılamada dosyanın tekrar ATK'ya gönderilip söz konusu rapor esas alınarak davanın reddine karar verildiğini, Bölge Adliye Mahkemesince kaldırma kararı gereği incelenmeksizin istinaf başvurusunun reddine karar verilmesinin doğru olmadığını, ATK raporlarının birbiriyle çeliştiğini, bu nedenle kararın, konusunda ehil özel üniversitelerden seçilecek bilirkişi heyetinden rapor alınması bakımından bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. B. Gerekçe ve Değerlendirme Uyuşmazlık, vekalet sözleşmesinden kaynaklı hekimin hatası iddiasına dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Olay tarihi itibariyle uygulanması gereken Kanun maddeleri gereğince; vekâlet sözleşmesi, mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 386 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Vekil, vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı iş ve işlemlerin, davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Mesleki iş gören vekil özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur (BK 321/1 md). O nedenle doktor ve hastanenin meslek alanı içinde olan bütün kusurları hafif de olsa sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Vekil, hastanın zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumunun gerektirdiği önlemleri eksiksiz bir şekilde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa bir tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddütü ortadan kaldıracak araştırmaları yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınmak ve en emin yol seçilmek gerekir. Gerçekten de müvekkil (hasta) mesleki bir iş gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat beklemek hakkına sahiptir. Gereken özen görevini göstermeyen vekil, vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır. Aynı hususlar adam çalıştıran sıfatı ile doktorun görev yaptığı sağlık kuruluşları için de geçerlidir. Uyuşmazlığa uygulanması gereken bu yasal kurallara göre, vekilin en hafif kusurundan dahi hukuken sorumluluk altında olduğu gözetildiğinde, alınacak bilirkişi raporu önem kazanmakta ve taraf, hakim ve Yargıtay denetimine elverişli bulunması gerekmektedir. Bilirkişi, doktorun seçilen tedavi yöntemi ve tedavi aşamalarında gerekli titizliği gösterip göstermediğini, uygulanması gereken tedavinin ne olması gerektiğini, doktor tarafından uygulanan tedavinin ne olduğunu, ayrıntılı ve gerekçeli açıklamalı ve sonuca ulaşmalıdır. Bu bağlamda salt yapılan işlemin ne olduğunu açıklamak yeterli kabul edilemez. Kaldı ki, bilirkişi tarafların itirazlarını da mutlaka karşılamalı ve aydınlatıcı olmalıdır. Hakimin de bilirkişinin somut olayda görüşünün dosya kapsamına uygun olup olmadığını da denetlemesi gerekmektedir. (TMK.nun md. 4, HMK.nun md. 198) Dairemizin kararlılık kazanmış uygulamaları ve içtihatları da bu yöndedir. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Bölge Adliye Mahkemesinin 24.03.2022 tarihli kaldırma kararında, İlk Derece Mahkemesince ATK ve Yüksek Sağlık Şurası raporlarına göre davanın reddine karar verildiği, ancak bu raporlar davacının itirazlarını karşılamadığı gibi soyut ifadeler içerdiğinden hüküm kurmaya elverişli olmadığı, dosyanın üniversitelerin ana bilim dallarından seçilecek uzmanlardan oluşacak bir bilirkişi kuruluna tevdi edilerek davalıların sorumluluklarını gerektirecek ihmal ya da hata bulunup bulunmadığını gösteren denetime elverişli rapor alınması gerektiği, belirtilmiştir. Kaldırma kararından sonra, İlk Derece Mahkemesince 22.09.2022 tarihli duruşmada mevcut raporların açıklatılması yoluna gidilmesine, raporlar denetime açık ve yeterli görülmezse kaldırma kararı doğrultusunda yeniden rapor alınması hususunun değerlendirilmesine karar verildiği, bundan sonra dosyaya kazandırılan ve hükme esas alınan 8. Adli Tıp İhtisas Kurulunun 15.08.2023 tarihli raporundaki değerlendirmeler çerçevesinde davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. Ne var ki hükme esas alınan ATK raporunun, kaldırma kararı öncesinde düzenlenen 21.11.2013 tarihli Adli Tıp Genel Kurulu raporu ile kelimesi kelimesine aynı olduğu ve davacı tarafın itirazına yönelik bir değerlendirme içermediği görülmüştür. Hal böyle olunca, İlk Derece Mahkemesince, davaya konu olayda rapor düzenlemeye ehil ve donanımlı bir Üniversiteden, akademik kariyere sahip 3 kişilik bilirkişi kurulundan, yapılan işlemlerin tıp bilimi açısından yeterliliği ve uygunluğu hususunda, özellikle iddia ve itirazları karşılayacak şekilde, davalı tarafa atfı kabil bir kusur olup olmadığı hususunda, detaylı incelemenin temini için, nedenlerini açıklayıcı, taraf, Mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınarak, davalı tarafın kusurlu olup olmadığının belirlenmesi, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, bu yönler göz ardı edilerek, eksik incelemeye dayanılarak, yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 373/1 maddesi uyarınca ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının aynı Kanun'un 371. maddesi uyarınca davacılar yararına BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 10.09.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.