3. Hukuk Dairesi 2024/3689 E. , 2025/1837 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2016/425 E., 2017/215 K. Mahkemece bozmaya uyularak verilen karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA Davacı vekili; davalı ... şirketince döşenen gerilim hattı nedeniyle meydana gelen orman yangını nedeniyle müvekkili Kurumun zararının oluştuğunu, meydana gelen olayda davalı ... şirketinin tam kusurlu olduğunu ileri sürerek; 7.076,15 TL'nin olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP Davalı vekili; davanın zamanaşımına uğradığını, davaya konu orman yangının çıkmasında müvekkilinin kusuru bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
III. MAHKEME KARARI Mahkemenin 17.01.2007 tarihli kararıyla; davanın kabulü ile 7.076,15 TL 'nin olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmiş; karara karşı davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ 1.Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 10.11.2008 tarihli ve 2008/2880 E., 2008/13788 K. sayılı ilamıyla; davalının cevap dilekçesi ile zamanaşımı definde bulunduğu, Mahkemece zamanaşımı defi yönünden olumlu ya da olumsuz bir karar verilmesi gerekirken işin esasına girilip karar verilmesinin hatalı olduğu gerekçesiyle, kararın bozulmasına karar verilmiştir. 2. Bozmaya uyan Mahkemenin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davaya konu orman yangınının 2000 yılında gerçekleştiği, somut olayda eylemin suç teşkil edip ceza zamanaşımının uygulanması gerektiği, davacı ... İdaresinin eylemi en geç dosya içinde mevcut 16.06.2000 tarihli orman yangını tutanağına istinaden 20.06.2006 tarihinde savcılığa yaptığı şikayetle fiili ve faili öğrenmiş kabul edileceği, suç tarihi 2000 yılındaki yasal düzenleme olan 6831 sayılı Orman Kanununun (6831 sayılı Kanun) 110/2 maddesinde "Tedbirsizlik ve dikkatsizlik ile orman yangınına sebebiyet verenler iki yıldan beş yıla kadar hapis ve ikiyüzmilyon liradan beşyüzmilyon liraya kadar ağır para cezası ile cezalandırılır" düzenlemesine yer verilmişken, 2008 yılında suçun cezasının 2 yıldan 7 yıla kadar şeklinde değiştirildiği, dava tarihinin anılan değişiklikten önce olması nedeniyle olayda 765 sayılı Türk Ceza Kanununun (765 sayılı Kanun) 102/4 maddesi uyarınca 5 yıllık dava zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiği, dava tarihinin 12.06.2006 olduğu dikkate alındığında 5 yıllık uzamış zamanaşımı süresinin dava tarihi itibariyle dolduğu gerekçesiyle, davanın zamanaşımından reddine karar verilmiş; karara karşı, davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; orman yangının meydana gelmesinde davalının tam kusurlu olduğunu, Mahkemece her ne kadar zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmişse de, zamanaşımının somut olaya hatalı uygulandığını, davanın reddinin kamu zararının tazmin edilememesine sebebiyet verdiğini ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, davalı ... şirketine ait elektrik hattından kaynaklandığı iddia edilen yangın nedeniyle davacı Kurumun uğradığı zararın tazmini istemine ilişkindir. Zamanaşımı, bir hakkın kazanılmasında veya kaybedilmesinde kanunun kabul etmiş olduğu sürenin tükenmesi anlamına gelmektedir. Dava tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (818 sayılı Kanun ) 125-140. maddeleri arasında düzenlenen zamanaşımı, hakkın ileri sürülmesini engelleyici nitelikte olup, alacak hakkı alacaklı tarafından, yasanın öngördüğü süre ve koşullar içinde talep edilmediğinde etkin bir hukuki himayeden, başka bir deyişle, dava yoluyla elde edilebilme olanağından yoksun bırakılmaktadır. Zamanaşımına uğrayan alacağın tahsili hususunda Devlet kendi gücünü kullanmaktan vazgeçmekte, böylece söz konusu alacağın ödenip ödenmemesi keyfiyeti borçlunun iradesine bırakılmaktadır. Şu halde zamanaşımına uğrayan alacak ortadan kalkmamakla beraber, artık doğal bir borç ( Obligatio naturalis ) haline gelmektedir. Ancak belirtmek gerekir ki, alacağın salt zamanaşımına uğramış olması, onun eksik bir borca dönüşmesi için yeterli değildir; bunun için borçlunun, kendisine karşı açılmış olan alacak davasında alacaklıya yönelik bir def'ide bulunması gerekir ( HGK’nın 05.05.2010 tarihli ve E:2010/8-231, K:255 sayılı ilamı). İşte, zamanaşımı hukuki niteliği itibariyle, maddi hukuktan kaynaklanan bir defi olup; usul hukuku anlamında ise, bir savunma aracıdır. Haksız fiillerde zamanaşımı ise, mülga 818 sayılı Kanun’un 60. maddesinde ayrıca düzenlenmiştir. Anılan maddenin birinci fıkrasında; “Zarar ve ziyan yahut manevi zarar namiyle nakdi bir meblağ tediyesine müteallik dava, mutazarrır olan tarafın zarar ve failine ıttılaı tarihinden itibaren bir sene ve her halde zararı müstelzim fiilin vukuundan itibaren on sene mürurundan sonra istima olunmaz.” denildikten sonra; aynı maddenin ikinci fıkrasında, ceza dava zamanaşımına yollamada bulunularak; “Şu kadar ki zarar ve ziyan davası, ceza kanunları mucibince müddeti daha da uzun müruruzamana tabi cezayı müstelzim bir fiilden neşet etmiş olursa şahsi davaya da o müruru zaman tatbik edilir.” hükmü getirilmiştir. Madde metninden açıkça anlaşılacağı üzere, haksız fiillere uygulanacak üç ayrı zamanaşımı süresi belirlenmiştir. Bunlar, zarar görenin zararı ve faili öğrendiği tarihten itibaren işlemeye başlayacak olan bir yıllık kısa süreli zamanaşımı; fiilin ‘vukuundan’ itibaren işleyecek on yıllık kesin süreli zamanaşımı ve fiilin aynı zamanda suç oluşturduğu durumlarda uygulanacak olan uzamış ( ceza davası) zamanaşımı süreleridir. 818 sayılı Kanun'un 60/1 maddesine göre; haksız fiil nedeniyle tazminat davası açma hakkı zarar görenin, zararı ve haksız eylemi öğrenmesinden itibaren başlayacak ve bir yılda zamanaşımına uğrayacaktır. Burada önemli olan zararı ve tazminat sorumlusunu öğrenmektir. Öğrenebilecek durumda olmak zamanaşımının işlemeye başlamasına sebep olmaz. Zarar ve sorumludan hangisi daha sonra öğrenilirse, zamanaşımı son öğrenme gününden itibaren işlemeye başlar. Eğer zarara uğrayan tüzel kişi ise, dava açmaya yetkili organın öğrenmesi dikkate alınır. Bir yıllık sürenin başlaması için zarar görenin, zarar ile birlikte tazmin borçlusunu da öğrenmiş olması gerekir. Kusur sorumluluğunda fail, kusursuz sorumlulukta kanunen sorumlu görülen kişinin öğrenilmesi gerekir. 818 sayılı Kanun'un 60/2 maddesinde düzenlenen ceza davası zamanaşımının uygulanabilmesi için öncelikle; zarar veren eylemin Ceza Kanunu ya da ceza hükmü taşıyan özel kanunda suç olarak düzenlenmiş olması gereklidir. Özel kanunlarda haksız eylem için başka bir zamanaşımı süresi tayin edilmiş olmadıkça, haksız eylemden doğan maddi ve manevi zararların tazmini için açılacak davalarda 818 sayılı Kanun'un 60. maddesinde öngörülen zamanaşımı uygulanmak gerekir. Öğretide ve yargısal inançlarda, 818 sayılı Kanun'un 60/2 maddesinde yer alan hükmün anlam ve amacı şu şekilde açıklanmaktadır: Haksız fiillerin bir kısmı, sadece özel hukuk açısından değil, ceza kanununda ya da ceza hükümlerini taşıyan özel kanunlar bakımından da sorumluluğu gerektirir. Haksız fiilin faili, yani sorumlusu genellikle daha ağır sonuçları olan ceza kovuşturmasına konu olabileceği sürece, zarar görenin haklarını yitirmesinin mantık dışı olacağı kuşkusuzdur. Bu bakımdan haksız eylem aynı zamanda ceza kanununda ya da ceza hükümlerini taşıyan özel kanunlarda suç teşkil ediyorsa ve bu yasalarda, bu eylem için daha uzun bir zamanaşımı süresi tayin edilmişse, tazminat davası da ceza davasına ilişkin zamanaşımı süresine tabi olur. Bu husus, 07.12.1955 tarihli ve 17/26 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulanmıştır. Zira, ceza davasının zamanaşımı "suçun türüne göre değişmekle beraber" çoğunlukla, 818 sayılı Kanunun 60/l maddesindeki özel hukuk zamanaşımından daha uzundur. O halde, fail hakkında açılmış bir ceza davası devam eder ve fakat o davaya şahsi davacı olarak zarar görenin katılma imkanı sağlanmaz ya da o uzun süreye denk olarak hukuk mahkemesinde ( hele ceza davası devam ederken ) tazminat davası açmasına izin verilmezse, denge bozulmuş olur. Bu itibarla şayet zarar doğuran eylem aynı zamanda cezayı gerektirir nitelikte ise ve ceza kanununda ya da ceza hükümlerini taşıyan özel kanunlarda bu eylem için kabul edilen zamanaşımı süresi, 818 sayılı Kanun'daki bir yıllık süreden daha kısa ise, o zaman yine 818 sayılı Kanunun 60/I maddesi olaya uygulanacak; bu Kanunlarda tayin edilen zamanaşımı süresi aynı Kanunun 60/l maddesindeki süreden daha uzun ise, o zaman tayin edilen uzun süre, tazminat davaları için de uygulama yeri bulacaktır. Böyle bir durumda uygulanması söz konusu olan ceza davası zamanaşımı süresi ise, fiilin gerçekleştiği tarihe göre uygulama alanı bulacak olan mülga 765 sayılı Kanunun 102. maddesine göre belirlenecektir. Hemen belirtmek gerekir ki; 818 sayılı Kanunun 60. maddesindeki zamanaşımı, tamamen özel hukuka ait bir kurum olup, zamanaşımını durduran ve kesen nedenler yönünden ise, mülga 765 sayılı Kanununun 102, 104 ila 107. maddeleri değil, aksine 818 sayılı Kanunun 132 ila 137. maddeleri uygulama alanı bulacaktır. Yukarıdaki açıklamalar ışığında eldeki somut olaya bakıldığında ise, dava konusu orman yangınının 16.06.2000 tarihinde gerçekleştiği, söz konusu eylemin suç teşkil ettiği nazara alındığında ceza zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiği, Nurdağı Asliye Ceza Mahkemesinin 13.02.2001 tarihli kararı ile sanık ... hakkında tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu orman yangınına sebebiyet verme suçundan dolayı beraatine karar verildiği, bu kararın temyizde 03.12.2001 tarihinde onandığı anlaşılmakla, eldeki davada uygulanması gereken ceza zamanaşımının suç tarihi olan 16.06.2000 tarihinde yürürlükte olan 765 sayılı Kanunun 102/4 maddesi uyarınca beş yıllık zamanaşımı süresi olduğu da açıktır. Ne var ki, eldeki davada asıl gözetilmesi gereken husus ise, bu dava öncesinde açılan ve aynı dava konusuna ilişkin olup görev yönünden red kararının verildiği Nurdağı Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2002/64 E. 2004/7 K. sayılı davasının dava tarihi olan 24.04.2002 tarihi itibariyle 16.06.2000 tarihinden itibaren işlemeye başlayan beş yıllık ceza zamanaşımı süresinin kesilmesi hususudur.Bu tarih itibariyle ceza zamanaşımı kesilmiş ve kesilme sonrasında ise yeniden beş yıllık zamanaşımı süresi işlemeye başlamıştır. Eldeki somut uyuşmazlığa konu bu dava tarihinin 12.06.2006 tarihi olduğu dikkate alındığında ise, 24.04.2002- 12.06.2006 tarihleri arasında beş yıllık zamanaşımı süresinin dolmadığı açık olmakla, Mahkemece davanın zamanaşımından reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir. Bu itibarla Mahkemece; beş yıllık ceza zamanaşımının, Nurdağı Asliye Hukuk Mahkemesinin 2002/64 E. 2004/7 K. sayılı davanın dava tarihi olan 24.04.2002 tarihi itibariyle kesildiği ve bu tarihten itibaren yeni bir beş yıllık ceza zamanaşımı süresinin işlemeye başladığı, bu sürenin de eldeki davanın açılma tarihi olan 12.06.2006 tarihi itibariyle dolmadığı nazara alınmak suretiyle, işin esasına yönelik inceleme yapılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile davanın zamanaşımından reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Mahkeme kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanun'un Geçici 3. Maddesi atfıyla 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Karar) 428. maddesi gereğince davacı yararına BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 1086 sayılı Kanun'un 440 ıncı maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere,24.03.2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi. SUCCESS ADALET_SUCCESS İşlem başarıyla gerçekleştirildi! İşlem başarıyla gerçekleştirildi! 9ad864089b2eff77 c52e81b8fb86c3c5