3. Hukuk Dairesi 2024/3362 E. , 2025/2683 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/248 E., 2024/1092 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Antalya 2. Tüketici Mahkemesi SAYISI : 2018/423 E., 2022/734 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA Davacı vekili; müvekkilinin 1994 doğumlu olup doğuştan miyop hastalığının bulunduğunu, 1997 yılından beri gözlük kullandığını, göz numaracının kademeli olarak arttığını, en son 20 dereceye ulaştığını, 2014 yılında ... Antalya ... hastanesinde, davalı Op.Dr. ...’a muayene olduğunu, davalının lazer tedavisinin uygun olmadığını göz içine mercek takılmak suretiyle tedavi uygulanabileceğini söylediğini, ancak bundan önce gözün arka kısmındaki damarları korumak amacıyla argon lazer yapılmasını istemesi üzerine müvekkiline davalı Op.Dr. ... tarafından 19.06.2014 tarihinde her iki göze de argon lazer uygulandığını, bu operasyondan sonra kontrollerinde müvekkilinde daha önce bulunmayan göz tansiyonu ile kuruluğunun oluştuğunu, davalı ...'ın kuruluk ve tansiyon için için beş farklı damla ile tedavi öngördüğünü, göz tansiyonunun düşmemesi nedeniyle davalı ... tarafından 08.09.2015 tarihinde, sol göze 13.01.2016 tarihinde sağ göze göz tansiyonu operasyonu yapıldığını, bundan sonra göz tansiyonu 20'ye düşünce gözün mercek takılabilmesi için uygun hale geldiğinin kendisine söylendiğini, mercek takılmasının riski sorulduğunda kendisine sadece ilerleyen yıllarda katarakt oluşabileceği, bunun da ameliyatla giderilebildiğinin söylendiğini, bunun dışında hiçbir riskten bahsedilmediğini, önce bir göze mercek takacaklarını, göz kabul etmezse çıkartacaklarını kabul ederse diğer göze de takacaklarını söylediklerini, 08.04.2016 tarihinde yurt dışından getirtilen merceğin sağ göze takıldığını, 24.05.2016 tarihinde de sol göze takıldığını, damla ve 6 derece miyop gözlük yazıldığını ve 1 yıl sonraya kontrol verildiğini, ancak müvekkilinin bundan sonra görme bozukluğu nedeniyle her hastaneye gittiğinde göz tansiyonunun çok yüksek hesaplandığını ve damlalara devam etmesi gerektiğinin söylendiğini, 21.11.2017 tarihinde iki gözünün tansiyonunun 40-45 derece olduğu sol gözünün tamamen kayba uğradığının tespit edildiğini, ve acil olarak Ankara ... Hastanesi ... şubesinde görev yapan Prof. ...’a yönlendirildiğini, Antalya-... şubesinde tansiyon yüksekliği halinde serum verilip tansiyon düşürülmeden diazomid adlı ilaç verilerek kendisinin gönderildiğini oysa Nazillideyken serumla tansiyonon düşürüldüğünü, Prof ...’in sol göz için yapılacak bir şey olmadığını söylediğini ve sağ gözdeki merceğin ise 06.11.2017 tarihinde genel anestezi altında çıkartıldığını, 28.11.2017 tarihli kontrolünde tansiyonun normal tespit edildiğini, aynı gün diğer gözdeki merceğin de çıkartıldığını, 13.12.2017 tarihinde Antalya şubesine kontrole gidildiğinde sol gözünün tansiyonunun 47 derece çıktığını, damlaların düzenli kullanılıp kullanılmadığını anlamak amacıyla müvekkilinin hastaneye yatırıldığını ve damlaranının hemşireler tarafından damlatılarak serum uygulandığını ancak yine de tahsiyonun 31'in altına düşmediğini, 15.12.2017 tarihinde davalı ... tarafından ücretsiz olarak tekrar genel anestezi altında ameliyat edildiğini, bu operasyonlardan sonra müvekkilinin %73 engelli kaldığını, sol gözünün tamamen işlevini yitirdiğini, müvekkilinin öncesinde olmayan göz tansiyonunun ilk defa argon lazer operasyonundan sonra ortaya çıktığını, bu operasyon öncesinde böyle bir risk olduğunun hiç dile getirilmediğini, başka bir doktordan öğrendiklerine göre tansiyon olan göze kesinlikle mercek takılmaması gerektiğini, müvekkilinin gözündeki miyopu lens kullanma gibi daha estetik bir duruma sokmak için davalı hastaneye müracaat etmiş olmasına rağmen yanlış tedaviler zinciri sonucunda sol gözünü kaybettiğini, sağ gözünün de kısmen kayba uğradığını, sağ gözü kurtarmak amacıyla yapılan tedavisinde manevi olarak tükendiğini, 24 yaşında meslekten kazanma gücünü büyük oranda kaybettiğini ileri sürerek; fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla, şimdilik 150.000,00 TL (80.000,00 TL meslekte kazanma kaybı, 70.000,00 TL tedavi gideri için) maddi 500.000,00 TL manevi tazminatın haksız fiil tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte davalılardan mütesilsilen ve müştereken tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP Davalılar vekili; davacıya uygulanan ameliyat ve tedavilerde tıbbi standartlara uygun hareket edildiğini, görme kaybı ile göz tansiyonu şikayetinin ancak komplikasyon ile davacının tedaviye uygun davranmamış olmasına dayandırılabileceğini, aydınlatılmış onam formunda yüksek miyoplarda glokom gelişme riskinin fazla olduğu ve FAKİK-IOL ameliyatı ile bu riskin artabileceğinin belirtildiğini, göz tansiyonunun ICL ameliyatlarına ilişkin oluşturulan tıbbi bilgilendirmelerde ameliyattan kaçınılması gereken durumlar arasında sayılmadığını, davacının hiçbir tıbbi müdahaleyi yaptırmamış olması halinde dahi engelli raporu alabilecek düzeyde göz derecelerinin yüksek olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayılı belirtilen kararıyla; Nazilli Cumhuriyet Başsavcılığınca Adli Tıp Kurumu 7. İhtisas Kurulundan alınan rapor ile dosya kapsamında alınan bilirkişi kök ve ek raporlarının arasındaki çelişkinin giderilmesi amacıyla Adli Tıp Kurumu 3.Üst Kurulundan alınan raporda; periferik retinal dejenerasyon ve miyopi saptanarak 19.06.2014 tarihinde sağ ve sol indirek argon lazer tedavisi uygulanmasının endikasyonunun ve tekniğinin tıbben uygun olduğu, glokom medikal tedavisine rağmen kontrol altına alınamayan olgularda cerrahi tedavi uygulanmasının endikasyonu olduğu ayrıca açık açılı glokom hastalarında kişiye yapılan operasyonun (ICL uygulamasının) kesin kontrendikasyonu olmadığı, rölatif endikasyonu olduğu bilinmekle birlikte bu durumun kişiye ve ailesine anlatıldığı ayrıca gerekli aydınlatılmış onamlarının alınarak kişiye operasyonların yapıldığı dikkate alındığında, takiplerinde göz içi basıncında düşme olmayan kişiye 08.09.2015 tarihinde aynı hekim tarafından yapılan sağ göze trabekülektomi ve FAKİK İOL/ICL toric (yüksek miyopide lens implantasyonu) ameliyatı ile 24.05.2016 tarihinde yapılan sol göz FAKİK İOL ICL toric (yüksek miyopide toric lens implantasyonu) ameliyatının endikasyonunun ve tekniğinin tıbben uygun olduğu kanaatine varılarak davalılara yüklenecek kusurun bulunmadığının anlaşıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir.
IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; alınan bilirkişi raporları denetim ve hüküm kurmaya elverişli olup, davacıya, davalı hekimler tarafından uygulanan tedavilerin tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğunun tespit edilmesi, davalı vekillerin özen yükümlülüğüne aykırı davrandığının ve kusurlu bulunduklarının ispatlanamaması, davacının usulüne uygun şekilde aydınlatılmış onamının da alınmış olması nedeniyle davanın reddine karar verilmesinin hukuka uygun olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine karar verilmiş; karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; Adli Tıp raporunun eksik inceleme ile verildiğini, müvekkilinin daha öncesinde göz tansiyonunun olmadığını, tansiyonun tedavi sürecinde ortaya çıktığını, bunun raporda değerlendirilmediğini, mercek takılmasının riski olarak sadece katarakttan bahsedildiğini başka bir riskten bahsedilmediğini, raporda göz tansiyonu nedeniyle ilaçlı tedaviye yanıt alınamamasından dolayı göz tansiyonuyla ilgili cerrahi uygulanmasına ve müvekkilde yaygın bir retina dejenerasyonunun bulunmasına ve ayrıca ameliyat öncesi gözlükle düzeltme aşamasında, müvekkilin sağ ve sol gözler bakımından sahip olduğu görme oranları göz önünde bulundurulduğunda, yapılan FAİK-İOL ameliyatının, müvekkil bakımından iyi bir görme kazanımı sağlayıp sağlamayacağı, her iki göze de uygulanmış olan FAİK-İOL ameliyatının uygun olup olmadığı, müvekkilin bahsi geçen ameliyat öncesindeki mevcut durumunun söz konusu ameliyata elverişli olup olmadığı, daha doğru bir ifadeyle; FAİK-İOL ameliyatı yapılmasının müvekkile bir menfaat sağlayıp sağlamayacağı hususlarının değerlendirilmediğini,göz tansiyonu nedeniyle ilaçlı tedaviye yanıt alınamaması ve müvekkilde yaygın bir retina dejenerasyonunun bulunmasına rağmen gözlerine mercek yerleştirme operasyonlarının yapıldığı, göz tansiyonu ve göz kuruluğu şikayetlerine rağmen yeterince ilgilenmeden damlalar ile uzaktan tedavi edilmeye çalışıldığı, takılan merceklerin geri alınması için müvekkilin acil ameliyata alınması gerekirken aksi yönde, bahsi geçen hastane tarafından müvekkilin Ankara şubesine yönlendirildiğinden fazlasıyla zaman kaybedildiği hususları hiçbir şekilde tartışılmadan ve hatta dikkate dahi alınmadan yalnızca genel geçer gerekçelerle kusur değerlendirmesi yapıldığını, hastanenin müvekkilinin göz tansiyonu yüksek çıktığında serum verip tansiyonu düşürmeden yalnızca Diazomid adlı ilaç verilerek gönderildiğini, hastaneye yatırılarak göz tansiyonu için tedavi aldığı süreçte da tansiyonunun düşmediğini, tanık beyanlarının göz ardı edildiğini belirterek, kararı temyiz etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, tıbbi uygulama hatası iddiasına dayanan maddi ve manevi zararın tazmini istemine ilişkindir. Mahkemece, Nazilli Cumhuriyet Başsavcılığınca Adli Tıp Kurumu ... İhtisas Kurulundan alınan 11.03.2020 tarihli rapor ile yargılamada Prof. Dr. ... Uzm Dr. ... ve Uzm Dr. ... tarafından oluşturulan bilirkişi heyetinden alınan 04.01.2021 tarihli kök ve 29.3.2021 tarihli ek raporlar arasında görüş farklılığı bulunması sebebiyle çelişkinin giderilmesi amacıyla Adli Tıp Kurumu ...Üst Kuruldan alınan rapora göre davanın reddine karar verilmiştir. 04.01.2021 tarihli kök ve 29.03.2021 tarihli ek raporlarda; göz tansiyonu nedeniyle ilaçla tedaviye yanıt alınamayan hastaya cerrahi tedavinin uygulanmış olmasına, hastanın dejeneratif miyopiden dolayı posterior stafilomunun ve yaygın retinal dejenerasyonunun bulunmasından ve ameliyat öncesi gözlükle düzeltmelerde sağda görmesinin 0.1 solda 0,05 olmasından dolayı FAKIK-IOL ameliyatı yapılmasının hasta açısından daha iyi bir görme kazanımı sağlamayacağından iki göze yapılan FAKIK-IOL ameliyatlarının uygun olmadığı, FAKIK-IOL cerrahisinin hastada var olan göz tansiyonu ile kontrendike olduğu yönünde görüş bildirilmiş, 11.03.2020 tarihli raporda ise bu yönden bir değerlendirme yapılmamıştır. Daha sonradan Adli Tıp 3. Üst Kurulundan alınan raporda ise açık açılı glokom (göz tansiyon) hastalarında kişiye yapılan (ICL) operasyonun kesin kontrendikasyonunun olmadığı rölatif endikasyonunun olduğu bilinmekle birlikte bu durumun kişiye ve ailesine anlatılarak onamlarının alındığı yönünde tespitte bulunulmuş olduğundan üçlü bilirkişi heyeti ile Adli Tıp Kurumundan alınan raporlar arasında çelişki oluştuğu, bu haliyle Üst Kurul tarafından verilen raporun hükme esas alınmasının mümkün olmadığı anlaşılmıştır. Endikasyonun tersi olarak bilinen kontrendikasyon, hastaya vereceği zarar nedeniyle belirli bir tıbbı tedavinin uygulanmaması için neden olan bir durum olarak tanımlanmaktadır. Belirli ilaç ya da prosedürden tamamen kaçınılması gereken durumlarda kesin kontrendikasyondan; hastanın tedaviden kaynaklanan komplikasyonlar açısından yüksek risk altında olduğu ancak bu risklerin diğer hususların yanında daha hafif kalabileceği veya diğer yöntemlerle hafifletilebileceği durumlarda rölatif (göreceli) kontrendikasyondan bahsedilmektedir. Şu halde Mahkemece bir Üniversitenin Göz hastalıkları Anabilim Dalı öğretim üyelerinden oluşturulacak 3 kişilik bir bilirkişi heyetinden, göz tansiyonunun davacının içinde bulunduğu tıbbi durum özellikle göz tansiyonu ile ilgili olarak yapılan medikal ve cerrahi tedaviler ve sonuçları ile davacının tedavi sürecinden önceki görme durumuna göre tedaviden beklenilen yarar ve zarar oranı gözetilerek FAKIK-IOL operasyonu için kontrendikasyon teşkil edip etmediği, hekimin sadakat borcunun bir gereği olarak riskin beklenen faydadan yüksek olması nedeniyle tedaviden kaçınmasını gerektiren bir durumun olup olmadığı buna göre davalı hekimlerin eylemlerinin özen borcuna uygun davranıp davranmadıkları hakkında gerekçeli ve denetime elverişli bir rapor alınarak sonucuna uygun ve tüm dosya kapsamına göre bir karar verilmesi gerekirken, çelişkili raporlara göre yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 373/1 maddesi uyarınca ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 371. maddesi gereğince BOZULMASINA, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 08.05.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.