Yargıtay Kararları › Yargıtay 3. Hukuk Dairesi › Eylül 2025 › 2024/2822 E., 2025/3906 K.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2024/2822 E., 2025/3906 K. (09.09.2025) – Tazminat

Mahkeme
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi
Esas No
2024/2822
Karar No
2025/3906
Karar Tarihi
09.09.2025
Konu
Tazminat, Tam Yargı

3. Hukuk Dairesi 2024/2822 E. , 2025/3906 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/2190 E., 2024/733 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 23. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2019/131 E., 2022/170 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı asıl ve birleşen davada davacı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 09.09.2025 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen günde gelen asıl davada davalı asil ...'in sözlü açıklaması dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saat 14.00'te Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA 1. Asıl davada davacı vekili; müvekkilinin Hava Kuvvetleri Komutanlığında astsubay olarak çalışmakta iken 17.02.2016 tarihinde askeri servis ile mesaiden çıktığı esnada ... sokakta meydana gelen terör saldırısında ağır şekilde yaralandığını, efor kaybından dolayı tazminat talebinde bulunması için davalı Avukat ...'e 23.01.2017 tarihinde vekalet verdiğini, tazminat talebi için Milli Savunma Bakanlığı aleyhine 30.01.2017 tarihinde başvuruda bulunduğunu, zımni redden dolayı 18.04.2017 tarihinde Ankara 6. İdare Mahkemesine 2017/1073 E. sayısı ile dava açtığını, idari merci tecavüzünde bulunulduğu gerekçesi ile davanın reddedildiğini, tekrar yetkili idari merciye başvurmayarak hak düşürücü sürenin geçmesine sebep olmasından dolayı davalının zarardan sorumlu olduğunu, % 45 oranında malul olduğunu belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 1.000,00 TL nin olay tarihinden itibaren işleyecek faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. 2. Birleşen davada davacı vekili; Avukatlık Mesleki Sigorta Poliçesi nedeniyle asıl davada ileri sürülen aynı gerekçelere dayanarak fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 1.000,00 TL'nin olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP 1. Asıl davada davalı vekili; davacıya 2330 sayılı Kanun uyarınca nakdi tazminat ödendiğini, Ankara Valiliği Zarar Tespit Komisyonu Başkanlığının 21.06.2017 tarihli yazısı ile davacı hakkında 2330 sayılı Kanun kapsamında işlem yapılacağının, 5233 sayılı Kanun kapsamında olmadığının belirtildiğini, davacının efor kaybı nedeniyle talepte bulunduğunu, hali hazırda önceki görevine devam ettiğini, maaşında bir kayıp olmadığını, aktif ve pasif dönemde maddi bir zararının bulunmadığını, benzer nitelikte açılan bir dava nedeniyle Danıştay 10. Dairesinin 18.02.2014 tarihli ve 2011/11249 E., 2014/939 K. sayılı kararının da bu yönde olduğunu, Danıştay'ın efor kaybını kabul etmemesi ve komisyonun davacıyı 5233 sayılı Kanun kapsamında görmediğinden aleyhine vekalet ücreti doğmaması için davacı ile ilgili tazminat davası açılmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. 2. Birleşen davada davalı vekili; zamanaşımı itirazında bulunduğunu, davalılar arasında Avukatlık Mesleki Sigorta Poliçesi düzenlendiğini, sorumluluğun sigorta teminat miktarı ile sınırlı olacağını, sigortalı diğer davalının sorumluluğunun kesin olarak belirlenmesini, maluliyet oranının Adli Tıp Kurumu tarafından tespit edilmesi gerektiğini, davacının söz konusu olay nedeniyle elde ettiği gelir ve tazminatların tespit edilerek muhtemel sigorta sorumluluğundan mahsubunu, faizden sorumlu olmayacağını savunarak davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; tüm dosya içeriği, denetime elverişli hüküm kurmaya yeterli mahiyette bulunan bilirkişi raporlarına göre, davalı avukatın İdare Mahkemesine süresinde davayı açtığı, avukatın azil tarihi de dahil olmak üzere talebin 10 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu ve olay tarihi olan 17.02.2016 tarihinden itibaren 10 yıllık zamanaşımı süresinin halen dolmadığı, davacının gerekli talepleri kendisinin de yapabileceği, yani henüz bir hak kaybının oluşmadığı, davalı avukatın ve dolayısıyla avukatın sigorta şirketinin de bir kusuru bulunmadığından asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dosya kapsamı, mevcut delil durumu, hükme esas alınan bilirkişi raporunun yeterli, denetime ve somut olayın özelliklerine uygun olması, davacının yaralanma tarihi olan 17.02.2016 itibaren 10 yıl içinde 2330 sayılı Yasa gereği talepte bulunabileceği, davalıların davacıya verdikleri zararın kanıtlanamaması, Danıştay'ın benzer uyuşmazlıkta verdiği emsal karar ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında Mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle, davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karara karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; davalı avukatın özen yükümlülüğüne aykırı davranması nedeniyle zarara uğradığını ileri sürerek, kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. B. Değerlendirme Gerekçe Uyuşmazlık asıl davada, vekilin özen yükümlülüğüne aykırı davranması nedeniyle uğranan zararın tazmini; birleşen davada ise avukatın mesleki sigorta poliçesi nedeniyle sigorta şirketinden talep edilen tazminat istemine ilişkindir. 1. Davacı yan, Hava Kuvvetleri Komutanlığında astsubay olarak çalışmakta iken 17.02.2016 tarihinde askeri servis ile mesaiden çıktığı esnada ... Sokak'ta meydana gelen terör saldırısında ağır şekilde yaralanmış, yaralanma neticesinde uzun süre tedavi görmüş, tedavi sonucunda görevini yapabileceğine dair kati sağlık raporu verilerek tekrar görevine başlamış, ancak uğradığı efor kaybından dolayı tazminat talebinde bulunması için davalı Avukat ...'e 23.01.2017 tarihinde vekalet vermiştir. 2. Davalı avukat efor kaybından doğan maddi ve manevi tazminat talebi için Milli Savunma Bakanlığına 30.01.2017 tarihinde başvuruda bulunarak, idarenin cevap vermemesi nedeni ile Ankara 6. İdare Mahkemesine 2017/1073 E. sayılı davayı açmış, Mahkemenin 05.05.2017 tarihli kararı ile " ... davacı tarafından söz konusu zararın karşılanması istemiyle 2577 sayılı yasanın 13. maddesi uyarınca maddi tazminat yönünden Ankara Valiliğine ve manevi tazminat yönünden de İçişleri Bakanlığına başvuru yapılmaksızın dava açıldığı ve bu şekilde idari merci tecavüzünde bulunulduğu anlaşılmaktadır . Açıklanan nedenlerle, 2577 sayılı Yasanın 15/1-e maddesi uyarınca dava dilekçesi ve eklerinin birer suretinin Ankara Valiliği'ne ve İçişleri Bakanlığı'na tevdii edilmesine... " şeklinde karar verildiği, Ankara Bölge İdare Mahkemesi 10. İdari Dava Dairesinin 2017/943 E., 2017/883 K. sayılı ve 11.10.2017 tarihli ilamı ile anılan kararın onanmasına kesin olarak karar verildiği görülmüştür. 3. Davacının 07.11.2018 tarihinde davalı avukatı "gördüğü lüzum üzerine" azlettiği, davacının 21.02.2019 tarihinde asıl, 29.03.2019 tarihinde birleşen davayı açtığı anlaşılmıştır. 4. Davalı avukatın, idari merci tecavüzü kararından sonra tekrar yetkili idari merciye başvurmaksızın kararı istinaf etmesi ve kararın kesinleşmesinden sonra da yetkili idari merciye başvurmayarak hak düşürücü sürenin geçmesine sebep olmasından dolayı zarara uğranılmasından bahisle tazminat talep edilmişse de Mahkeme kararı gerekçesinden anlaşılacağı üzere, idari merci tecavüzü kararı üzerine Mahkemece zaten ilgili Kurumlara dava dilekçesi ve eklerinin tevdiine karar verilmiştir. 5. Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu'nun (DİDDGK) emsal alınan 2007/740 E., 2012/210 K. sayılı ilamının incelenmesinde, "...2330 sayılı Yasa'da ve yukarıda anılan Yönetmelikte, ilgililerin nakdi tazminattan yararlandırılmaları için bir başvuru şartı veya başvuru süresi öngörülmediğinden, Borçlar Kanununda belirlenen on yıllık genel zamanaşımı süresinde yapılacak başvurular üzerine tesis edilecek işlemlerin tebliğini izleyen günden itibaren 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nda düzenlenen idari dava açma süresi içinde dava açılması gerekmektedir..." şeklinde karar verilmiştir. 6. Davalı vekili işbu dava devam ederken efor kaybı nedeniyle maddi ve manevi tazminat talepli Ankara 16. İdare Mahkemesinde dava açmış, Mahkemenin 2022/1800 E., 2022/1623 K. sayılı ilamı ile, " ... aynı olaya yönelik olarak açılan tam yargı davasında verilen merciine tevdii kararının davalı idarelere tebliğ edildiği 02.06.2017 tarihinden itibaren davalı idarelerce 60 gün içerisinde cevap verilmemesi üzerine dava açma süresi (60 gün) içerisinde ve en geç 01.10.2017 tarihine kadar dava açılması gerekmekte iken, bu tarihten çok sonra 08.06.2022 tarihinde yapılan başvuru üzerine açılan iş bu davanın süresinde açılmaması nedeniyle davanın esasının incelenme olanağı bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle; süre aşımı yönünden davanın reddine..." karar verildiği, hükmün istinafı üzerine Ankara Bölge İdare Mahkemesi 10. İdari Dava Dairesinin 2022/5658 E., 2022/5968 K. sayılı ilamıyla davacının istinaf isteminin reddine kesin olarak karar verildiği anlaşılmıştır. 7. Yukarıdaki açıklamalara göre, DİDDGK kararında öngörülen dava açılması için on yıllık genel zamanaşımı süresinin 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nda düzenlenen idari dava açma süreleri ile sınırlandığı, buna göre 01.10.2017 tarihine kadar dava açılması gerekmekte iken, bu tarihten sonra 08.06.2022 tarihinde yapılan başvuru üzerine açılan davada süre aşımı yönünden davanın reddine karar verildiği, sonuç itibarıyla davalı avukatın sürenin kaçırılmasında kusurlu olduğu kuşkusuzdur. 8. Avukatın, vekil olarak borçları 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 502 ve devamı maddelerinde gösterilmiş olup, vekil, adı geçen Kanun'un 506. maddesinin ikinci fıkrasına göre müvekkiline karşı vekaleti sadakat ve özenle ifa etmekte yükümlüdür. Vekil, sadakat borcu gereği olarak müvekkilinin yararına olacak davranışlarda bulunmak, ona zarar verecek davranışlardan kaçınmak zorunluluğundadır. 9. "Özen borcu" ile ilgili Avukatlık Kanunu'nun 34. maddesinde mevcut olan, "Avukatlar, yüklendikleri görevleri, bu görevin kutsallığına yakışır bir şekilde özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmek ve avukatlık ünvanının gerektirdiği saygı ve güvene yakışır bir şekilde hareket etmekle yükümlüdürler." şeklindeki hüküm ise, avukatlık mesleğinin bir kamu hizmeti olması nedeniyle, Türk Borçlar Kanunu'nun 506. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen vekilin özen borcuna göre çok daha kapsamlı ve özel bir düzenlemedir. Buna göre avukat, üzerine aldığı işi özenle ve müvekkili yararına yürütüp sonuçlandırmakla görevli olduğu gibi, müvekkilinin kendisi hakkındaki güveninin sarsılmasına neden olacak tutum ve davranışlardan da titizlikle kaçınmak zorundadır.Vekilin işin başarılı olması için mesleki bilgi ve deneyimleri ile hayat deneyimlerine ve işlerin normal oluşuna göre gerekli girişim ve davranışlarda bulunması, başarılı sonucu engelleyecek davranışlardan kaçınıp, basiretli olarak hareket etmesi, özen borcunun konusunu teşkil eder. 10. Bir avukatın yasa ile öngörülen süre içinde yapılması gereken işleri yapmaması, süresinde dava açmaması, temyiz süresini ihtiyatsızca hareket ederek kaçırması, özen borcunun gereği gibi ifa edilmediğini ve kusurlu olduğunu gösterir. Avukatın kusurlu bir davranışından dolayı sorumlu tutulabilmesi için kusurunun varlığından ayrı olarak, bu nedenle müvekkilinin bir zararının da meydana gelmesi şarttır. Kusurlu davranışından dolayı müvekkili zarara uğramış ise avukat zararı karşılamak zorundadır. Bu durumda davalının sorumluluğuna gidebilmek için, davalının eylemi nedeniyle davacının bir zarara uğrayıp uğramadığının, eylemle zarar arasında illiyet bağının bulunup bulunmadığının da belirlenmesi gereklidir. Çünkü tazminat hukukunda sadece eylemin yasaya ve sözleşmeye aykırı olması yetmez, ayrıca bu eylem sonucu bir zararın doğmuş olması ve zararla eylem arasında uygun illiyet bağının bulunması zorunludur. 11. Bu durumda, davalı avukatın görevini ihmal ederek davacı tarafın zarara uğramasına sebep olduğu gerekçesi ile açılan tazminat davasında, avukatın süresinde dava açmış olsaydı dahi davanın lehine sonuçlanıp sonuçlanmayacağı ihtimalinin araştırılması ile sonuca gidilmesi gerekecektir. Başka bir deyişle, davacı müvekkilin, vekilin eylemi ile zarara uğrayıp uğramadığı, zararın gerçekleşip gerçekleşmediği hususunun eldeki davada tartışılarak incelenmesi gerekir. Açılan davanın bu halde lehe sonuçlanmayacağı ve davacının haklarını başka bir hukuki yol ve yöntemle de ileri sürüp elde edemeyeceğinin anlaşılması ve bu zararla davalı vekilin eylemleri arasında illiyet bağının kurulması halinde ancak ”zarar” kavramının oluştuğunun kabulü gerekir. Dava dosyasında henüz avukatın sebep olduğu iddia edilen zararın varlığı tespit edilememiştir. Hal böyle olunca, davacının davalı avukatın eylemi nedeniyle zarara uğrayıp uğramadığı konusunda bilirkişi heyetinden taraf ve yargı denetimine elverişli bilirkişi raporu alınarak, davacının efor kaybı nedeniyle daha önceden tazminat alıp almadığı hususu da araştırılarak, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.

VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 373/1 maddesi uyarınca ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının aynı Kanun'un 371. maddesi uyarınca davacı yararına BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 09.09.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. SUCCESS ADALET_SUCCESS İşlem başarıyla gerçekleştirildi! İşlem başarıyla gerçekleştirildi! 852b021613eb34db 3169a31f85477e32 This XML file does not appear to have any style information associated with it. The document tree is shown below. 3. Hukuk Dairesi 2024/2822 E. , 2025/3906 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/2190 E., 2024/733 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 23. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2019/131 E., 2022/170 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı asıl ve birleşen davada davacı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 09.09.2025 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen günde gelen asıl davada davalı asil ...'in sözlü açıklaması dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saat 14.00'te Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA 1. Asıl davada davacı vekili; müvekkilinin Hava Kuvvetleri Komutanlığında astsubay olarak çalışmakta iken 17.02.2016 tarihinde askeri servis ile mesaiden çıktığı esnada ... sokakta meydana gelen terör saldırısında ağır şekilde yaralandığını, efor kaybından dolayı tazminat talebinde bulunması için davalı Avukat ...'e 23.01.2017 tarihinde vekalet verdiğini, tazminat talebi için Milli Savunma Bakanlığı aleyhine 30.01.2017 tarihinde başvuruda bulunduğunu, zımni redden dolayı 18.04.2017 tarihinde Ankara 6. İdare Mahkemesine 2017/1073 E. sayısı ile dava açtığını, idari merci tecavüzünde bulunulduğu gerekçesi ile davanın reddedildiğini, tekrar yetkili idari merciye başvurmayarak hak düşürücü sürenin geçmesine sebep olmasından dolayı davalının zarardan sorumlu olduğunu, % 45 oranında malul olduğunu belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 1.000,00 TL nin olay tarihinden itibaren işleyecek faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. 2. Birleşen davada davacı vekili; Avukatlık Mesleki Sigorta Poliçesi nedeniyle asıl davada ileri sürülen aynı gerekçelere dayanarak fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 1.000,00 TL'nin olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP 1. Asıl davada davalı vekili; davacıya 2330 sayılı Kanun uyarınca nakdi tazminat ödendiğini, Ankara Valiliği Zarar Tespit Komisyonu Başkanlığının 21.06.2017 tarihli yazısı ile davacı hakkında 2330 sayılı Kanun kapsamında işlem yapılacağının, 5233 sayılı Kanun kapsamında olmadığının belirtildiğini, davacının efor kaybı nedeniyle talepte bulunduğunu, hali hazırda önceki görevine devam ettiğini, maaşında bir kayıp olmadığını, aktif ve pasif dönemde maddi bir zararının bulunmadığını, benzer nitelikte açılan bir dava nedeniyle Danıştay 10. Dairesinin 18.02.2014 tarihli ve 2011/11249 E., 2014/939 K. sayılı kararının da bu yönde olduğunu, Danıştay'ın efor kaybını kabul etmemesi ve komisyonun davacıyı 5233 sayılı Kanun kapsamında görmediğinden aleyhine vekalet ücreti doğmaması için davacı ile ilgili tazminat davası açılmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. 2. Birleşen davada davalı vekili; zamanaşımı itirazında bulunduğunu, davalılar arasında Avukatlık Mesleki Sigorta Poliçesi düzenlendiğini, sorumluluğun sigorta teminat miktarı ile sınırlı olacağını, sigortalı diğer davalının sorumluluğunun kesin olarak belirlenmesini, maluliyet oranının Adli Tıp Kurumu tarafından tespit edilmesi gerektiğini, davacının söz konusu olay nedeniyle elde ettiği gelir ve tazminatların tespit edilerek muhtemel sigorta sorumluluğundan mahsubunu, faizden sorumlu olmayacağını savunarak davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; tüm dosya içeriği, denetime elverişli hüküm kurmaya yeterli mahiyette bulunan bilirkişi raporlarına göre, davalı avukatın İdare Mahkemesine süresinde davayı açtığı, avukatın azil tarihi de dahil olmak üzere talebin 10 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu ve olay tarihi olan 17.02.2016 tarihinden itibaren 10 yıllık zamanaşımı süresinin halen dolmadığı, davacının gerekli talepleri kendisinin de yapabileceği, yani henüz bir hak kaybının oluşmadığı, davalı avukatın ve dolayısıyla avukatın sigorta şirketinin de bir kusuru bulunmadığından asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dosya kapsamı, mevcut delil durumu, hükme esas alınan bilirkişi raporunun yeterli, denetime ve somut olayın özelliklerine uygun olması, davacının yaralanma tarihi olan 17.02.2016 itibaren 10 yıl içinde 2330 sayılı Yasa gereği talepte bulunabileceği, davalıların davacıya verdikleri zararın kanıtlanamaması, Danıştay'ın benzer uyuşmazlıkta verdiği emsal karar ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında Mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle, davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karara karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; davalı avukatın özen yükümlülüğüne aykırı davranması nedeniyle zarara uğradığını ileri sürerek, kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. B. Değerlendirme Gerekçe Uyuşmazlık asıl davada, vekilin özen yükümlülüğüne aykırı davranması nedeniyle uğranan zararın tazmini; birleşen davada ise avukatın mesleki sigorta poliçesi nedeniyle sigorta şirketinden talep edilen tazminat istemine ilişkindir. 1. Davacı yan, Hava Kuvvetleri Komutanlığında astsubay olarak çalışmakta iken 17.02.2016 tarihinde askeri servis ile mesaiden çıktığı esnada ... Sokak'ta meydana gelen terör saldırısında ağır şekilde yaralanmış, yaralanma neticesinde uzun süre tedavi görmüş, tedavi sonucunda görevini yapabileceğine dair kati sağlık raporu verilerek tekrar görevine başlamış, ancak uğradığı efor kaybından dolayı tazminat talebinde bulunması için davalı Avukat ...'e 23.01.2017 tarihinde vekalet vermiştir. 2. Davalı avukat efor kaybından doğan maddi ve manevi tazminat talebi için Milli Savunma Bakanlığına 30.01.2017 tarihinde başvuruda bulunarak, idarenin cevap vermemesi nedeni ile Ankara 6. İdare Mahkemesine 2017/1073 E. sayılı davayı açmış, Mahkemenin 05.05.2017 tarihli kararı ile " ... davacı tarafından söz konusu zararın karşılanması istemiyle 2577 sayılı yasanın 13. maddesi uyarınca maddi tazminat yönünden Ankara Valiliğine ve manevi tazminat yönünden de İçişleri Bakanlığına başvuru yapılmaksızın dava açıldığı ve bu şekilde idari merci tecavüzünde bulunulduğu anlaşılmaktadır . Açıklanan nedenlerle, 2577 sayılı Yasanın 15/1-e maddesi uyarınca dava dilekçesi ve eklerinin birer suretinin Ankara Valiliği'ne ve İçişleri Bakanlığı'na tevdii edilmesine... " şeklinde karar verildiği, Ankara Bölge İdare Mahkemesi 10. İdari Dava Dairesinin 2017/943 E., 2017/883 K. sayılı ve 11.10.2017 tarihli ilamı ile anılan kararın onanmasına kesin olarak karar verildiği görülmüştür. 3. Davacının 07.11.2018 tarihinde davalı avukatı "gördüğü lüzum üzerine" azlettiği, davacının 21.02.2019 tarihinde asıl, 29.03.2019 tarihinde birleşen davayı açtığı anlaşılmıştır. 4. Davalı avukatın, idari merci tecavüzü kararından sonra tekrar yetkili idari merciye başvurmaksızın kararı istinaf etmesi ve kararın kesinleşmesinden sonra da yetkili idari merciye başvurmayarak hak düşürücü sürenin geçmesine sebep olmasından dolayı zarara uğranılmasından bahisle tazminat talep edilmişse de Mahkeme kararı gerekçesinden anlaşılacağı üzere, idari merci tecavüzü kararı üzerine Mahkemece zaten ilgili Kurumlara dava dilekçesi ve eklerinin tevdiine karar verilmiştir. 5. Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu'nun (DİDDGK) emsal alınan 2007/740 E., 2012/210 K. sayılı ilamının incelenmesinde, "...2330 sayılı Yasa'da ve yukarıda anılan Yönetmelikte, ilgililerin nakdi tazminattan yararlandırılmaları için bir başvuru şartı veya başvuru süresi öngörülmediğinden, Borçlar Kanununda belirlenen on yıllık genel zamanaşımı süresinde yapılacak başvurular üzerine tesis edilecek işlemlerin tebliğini izleyen günden itibaren 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nda düzenlenen idari dava açma süresi içinde dava açılması gerekmektedir..." şeklinde karar verilmiştir. 6. Davalı vekili işbu dava devam ederken efor kaybı nedeniyle maddi ve manevi tazminat talepli Ankara 16. İdare Mahkemesinde dava açmış, Mahkemenin 2022/1800 E., 2022/1623 K. sayılı ilamı ile, " ... aynı olaya yönelik olarak açılan tam yargı davasında verilen merciine tevdii kararının davalı idarelere tebliğ edildiği 02.06.2017 tarihinden itibaren davalı idarelerce 60 gün içerisinde cevap verilmemesi üzerine dava açma süresi (60 gün) içerisinde ve en geç 01.10.2017 tarihine kadar dava açılması gerekmekte iken, bu tarihten çok sonra 08.06.2022 tarihinde yapılan başvuru üzerine açılan iş bu davanın süresinde açılmaması nedeniyle davanın esasının incelenme olanağı bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle; süre aşımı yönünden davanın reddine..." karar verildiği, hükmün istinafı üzerine Ankara Bölge İdare Mahkemesi 10. İdari Dava Dairesinin 2022/5658 E., 2022/5968 K. sayılı ilamıyla davacının istinaf isteminin reddine kesin olarak karar verildiği anlaşılmıştır. 7. Yukarıdaki açıklamalara göre, DİDDGK kararında öngörülen dava açılması için on yıllık genel zamanaşımı süresinin 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nda düzenlenen idari dava açma süreleri ile sınırlandığı, buna göre 01.10.2017 tarihine kadar dava açılması gerekmekte iken, bu tarihten sonra 08.06.2022 tarihinde yapılan başvuru üzerine açılan davada süre aşımı yönünden davanın reddine karar verildiği, sonuç itibarıyla davalı avukatın sürenin kaçırılmasında kusurlu olduğu kuşkusuzdur. 8. Avukatın, vekil olarak borçları 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 502 ve devamı maddelerinde gösterilmiş olup, vekil, adı geçen Kanun'un 506. maddesinin ikinci fıkrasına göre müvekkiline karşı vekaleti sadakat ve özenle ifa etmekte yükümlüdür. Vekil, sadakat borcu gereği olarak müvekkilinin yararına olacak davranışlarda bulunmak, ona zarar verecek davranışlardan kaçınmak zorunluluğundadır. 9. "Özen borcu" ile ilgili Avukatlık Kanunu'nun 34. maddesinde mevcut olan, "Avukatlar, yüklendikleri görevleri, bu görevin kutsallığına yakışır bir şekilde özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmek ve avukatlık ünvanının gerektirdiği saygı ve güvene yakışır bir şekilde hareket etmekle yükümlüdürler." şeklindeki hüküm ise, avukatlık mesleğinin bir kamu hizmeti olması nedeniyle, Türk Borçlar Kanunu'nun 506. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen vekilin özen borcuna göre çok daha kapsamlı ve özel bir düzenlemedir. Buna göre avukat, üzerine aldığı işi özenle ve müvekkili yararına yürütüp sonuçlandırmakla görevli olduğu gibi, müvekkilinin kendisi hakkındaki güveninin sarsılmasına neden olacak tutum ve davranışlardan da titizlikle kaçınmak zorundadır.Vekilin işin başarılı olması için mesleki bilgi ve deneyimleri ile hayat deneyimlerine ve işlerin normal oluşuna göre gerekli girişim ve davranışlarda bulunması, başarılı sonucu engelleyecek davranışlardan kaçınıp, basiretli olarak hareket etmesi, özen borcunun konusunu teşkil eder. 10. Bir avukatın yasa ile öngörülen süre içinde yapılması gereken işleri yapmaması, süresinde dava açmaması, temyiz süresini ihtiyatsızca hareket ederek kaçırması, özen borcunun gereği gibi ifa edilmediğini ve kusurlu olduğunu gösterir. Avukatın kusurlu bir davranışından dolayı sorumlu tutulabilmesi için kusurunun varlığından ayrı olarak, bu nedenle müvekkilinin bir zararının da meydana gelmesi şarttır. Kusurlu davranışından dolayı müvekkili zarara uğramış ise avukat zararı karşılamak zorundadır. Bu durumda davalının sorumluluğuna gidebilmek için, davalının eylemi nedeniyle davacının bir zarara uğrayıp uğramadığının, eylemle zarar arasında illiyet bağının bulunup bulunmadığının da belirlenmesi gereklidir. Çünkü tazminat hukukunda sadece eylemin yasaya ve sözleşmeye aykırı olması yetmez, ayrıca bu eylem sonucu bir zararın doğmuş olması ve zararla eylem arasında uygun illiyet bağının bulunması zorunludur. 11. Bu durumda, davalı avukatın görevini ihmal ederek davacı tarafın zarara uğramasına sebep olduğu gerekçesi ile açılan tazminat davasında, avukatın süresinde dava açmış olsaydı dahi davanın lehine sonuçlanıp sonuçlanmayacağı ihtimalinin araştırılması ile sonuca gidilmesi gerekecektir. Başka bir deyişle, davacı müvekkilin, vekilin eylemi ile zarara uğrayıp uğramadığı, zararın gerçekleşip gerçekleşmediği hususunun eldeki davada tartışılarak incelenmesi gerekir. Açılan davanın bu halde lehe sonuçlanmayacağı ve davacının haklarını başka bir hukuki yol ve yöntemle de ileri sürüp elde edemeyeceğinin anlaşılması ve bu zararla davalı vekilin eylemleri arasında illiyet bağının kurulması halinde ancak ”zarar” kavramının oluştuğunun kabulü gerekir. Dava dosyasında henüz avukatın sebep olduğu iddia edilen zararın varlığı tespit edilememiştir. Hal böyle olunca, davacının davalı avukatın eylemi nedeniyle zarara uğrayıp uğramadığı konusunda bilirkişi heyetinden taraf ve yargı denetimine elverişli bilirkişi raporu alınarak, davacının efor kaybı nedeniyle daha önceden tazminat alıp almadığı hususu da araştırılarak, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.

VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 373/1 maddesi uyarınca ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının aynı Kanun'un 371. maddesi uyarınca davacı yararına BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 09.09.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. SUCCESS ADALET_SUCCESS İşlem başarıyla gerçekleştirildi! İşlem başarıyla gerçekleştirildi! 852b021613eb34db 3169a31f85477e32 ... ...

Metin Yargıtay'ın yayımladığı karar metninden alınmıştır. Dilekçede kullanmadan önce resmî metinle karşılaştırın.

Bu konuda başka emsal mi arıyorsunuz?

SmartHukuk'ta olayınızı kendi cümlenizle yazın; ilgili Yargıtay kararlarını künyesi ve dayanak maddeleriyle birlikte bulun.

Emsal karar ara

Aynı daireden yakın tarihli kararlar

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi – Eylül 2025 kararlarının tamamı