Yargıtay Kararları › Yargıtay 3. Hukuk Dairesi › Mayıs 2025 › 2024/2420 E., 2025/2780 K.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2024/2420 E., 2025/2780 K. (13.05.2025) – Tazminat

Mahkeme
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi
Esas No
2024/2420
Karar No
2025/2780
Karar Tarihi
13.05.2025
Konu
Tazminat

3. Hukuk Dairesi 2024/2420 E. , 2025/2780 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2024/24 E., 2024/208 K. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak verilen karar taraf vekillerince temyiz edilmiş, incelemenin duruşmalı olarak yapılması davacı vekili tarafından istenilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 13.05.2025 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen günde gelen davacı vekili Avukat ... ile davalı vekili Avukat ....'ın sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saat 14.00'te Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA Davacı vekili; taraflar arasında 07.09.2009 tarihinde başlayan elektrik abonelik ilişkisi bulunduğunu, abonelik sanayi tarifesi üzerinden ücretlendirilmekte iken davalı tarafından mevzuata aykırı olarak sanayi sicil belgesi ibraz edilmediği gerekçesiyle ticarethane OG olarak tarifenin değiştirildiğini, tarife değişikliği üzerine 2010 yılının 10. ayından 2012 yılının 12. ayına kadar toplam 24 aylık tüketimine ilişkin sanayi-ticaret farkı hesaplanarak 5.486.872,40 TL bedelli fatura gönderildiğini, sanayi sicil vizesi zamanında yenilenmiş olup mevzuata aykırılık bulunmadığını, herhangi bir uyarı ve bildirim yapılmaksızın fark fatura gönderilmesinin haksız ve hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek; 5.486.872,40 TL elektrik faturasının iptaline, muarazanın men'ine, davacının borcunun bulunmadığının tespitine, faturalarının sanayi abone grup tarifesi üzerinden düzenlenmesinin devamına karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP Davalı vekili; davacı şirketin önceden sanayi tipi elektrik kullanmaktayken sanayi sicil belgesinin süresinin dolduğunu ve yenilendiğini gösteren bir belgeyi sunmadığını, EPDK'nın 29.10.2010 tarihli ve 3002 sayılı kararına uygun olarak gerekli bildirimler yapıldıktan sonra, sanayi sicil belgesinin dolum tarihinden sonraki dönemde davacı şirkete ticarethane abone grubundan fatura düzenlendiğini, dava konusu faturaların ilişkin olduğu dönemlerde yürürlükte olan mevzuata göre yenilenmiş vizesini ibraz etmeyen davacının tüketimlerinin ticarethane tarifesinden ücretlendirilmesinin doğru olduğunu, taraflar arasındaki perakende satış sözleşmesinde de bu hususun açıkça kararlaştırıldığını savunarak, davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 09.03.2022 tarihli kararıyla; davaya konu edilen faturaların 2010 Aralık-2012 Aralık dönemine ilişkin olduğu, davaya konu edilen fatura döneminde davacı abone tarafından sanayi sicil belgesi vizesi yaptırılarak davalıya ibraz edilmemiş ise de, 31.12.2015 tarihinden önceki dönemlere ilişkin olarak Enerji Piyasası Düzenleme Kurulunun 29.12.2010 tarihli ve 3002 sayılı kararının eki olan 21 Dağıtım Şirketi İçin Tarife Uygulamalarına İlişkin Usul ve Esaslar’ın 1. maddesinin A bendi, 01.01.2013 tarihinden itibaren uygulanan Dağıtım Lisansı Sahibi Tüzel Kişiler ve Görevli Perakende Satış Şirketlerinin Tarife Uygulamalarına İlişkin Usul ve Esasların, Abone Gruplarının Tanımı ve Tespiti, Sanayi Abone Grubu başlıklı 2. maddesi uyarınca elektrik şirketlerinin sanayi abone grubundakilere vize bitim tarihinden en az iki ay önce sanayi sicil belgelerinin yenilenerek ibraz edilmemesi halinde tüketimlerini ticarethane abone grubundan faturalandırılacağına dair yazılı olarak bilgilendirme yükümlülüğünün getirildiği, ancak somut olayda davalı ... tarafından davaya konu dönem ile ilgili davacı aboneye gönderilen faturalarda davalı şirket tarafından bilgilendirme yükümlülüğünün yerine getirilmediği, bu nedenle davalı şirket tarafından sanayi-ticarethane tarife farkının talep edilemeyeceği, bu haliyle tarife farkını içeren 5.486.872,40 TL bedelli faturadan kaynaklı davacı tarafın davalı ... şirketine borçlu olmadığı gerekçesiyle; davanın kabulü ile dava konusu 5.486.872,40 TL bedelli faturanın iptali ile davacının davalı şirkete bu faturadan kaynaklı borçlu olmadığının tespitine, muarazanın bu şekilde giderilmesine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin 22.09.2022 tarihli kararıyla istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karar davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ 1. Dairece verilen 02.11.2023 tarihli ilamla; "(...)3.Hal böyle olunca İlk Derece Mahkemesince, taraflar arasında yapılan sözleşme ve fatura dönemindeki yasal mevzuata göre, davalının fark faturası tahakkuk ettirmekte haklı olduğu, ancak 2 yıl boyunca ticarethane abone grubundan tahakkuk yapmayarak zararın artmasına sebebiyet verdiği ve müterafik kusurlu olduğu göz önünde bulundurularak uyuşmazlığın esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken, davacı aboneye gönderilen faturalarda davalı şirket tarafından bilgilendirme yükümlülüğünün yerine getirilmediği, bu nedenle davalı şirket tarafından sanayi-ticarethane tarife farkının talep edilemeyeceği yönündeki yanılgılı gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmesi, doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir." gerekçesiyle, Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. 2. Bozmaya uyan İlk Derece Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacının müterafik kusuru nedeniyle dava konusu 5.486.872,40 TL bedelli faturadan, faturanın kapsadığı dönem aralığı ve davalının kusur durumu dikkate alınarak takdiren %20 oranında indirim yapılması gerektiği, davalı vekilinin kısa karardan sonra ibraz ettiği 14.03.2023 tarihli dilekçe ile, fatura alacağına ilişkin icra dosyasının tedbiren durdurulduğunu belirterek, takip konusu alacağın %20'si oranında tazminata hükmedilmesini talep ettiği, davacı vekilinin ise beyan dilekçesi ile talebin reddini istediği, dosyanın incelenmesinde davalı vekilinin cevap dilekçesi ile davanın reddi ile tazminata hükmedilmesini talep ettiği, kısa kararda tazminat talebi hakkında olumlu veya olumsuz hüküm kurulmadığının anlaşıldığı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 305/A-1 maddesi kapsamında yapılan değerlendirme sonucu tazminat hususunun tamamlanmasına karar vermek gerektiği gerekçesiyle; davanın kısmen kabulü ile dava konusu 5.486.872,40 TL bedelli faturanın kısmen iptali ile davacının davalı şirkete bu faturadan kaynaklı 1.097.374,48 TL borçlu olmadığının tespiti ve muarazanın bu şekilde giderilmesine, kabul dışı kalan talebin reddine, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 72/4 maddesi gereğince reddedilen 4.389.497,92 TL bedelin %20'sine isabet eden 877.899,58 TL tazminatın davacıdan tahsili ile davalı tarafa verilmesine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.

VI. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1. Davacı vekili; bozma ilamında davalı şirketin bilgilendirme yükümlülüğü olmadığı hususundaki açıklamaları kabul etmediklerini, bilgilendirme yükümlülüğünün ihlali ve abonelik sözleşmesinde yer alan bir hükmün amacı dışında kullanılmış olmasının ötesinde, somut olaydaki hukuka aykırılık, aynı zamanda fark faturasının makul bir süre içinde tahakkuk ettirilerek gönderilmemesinden ve hakkın kötüye kullanılmasından da kaynaklandığını, hukuka aykırılığın bu iki boyutunun da davanın tamamen kabulünü gerektirdiğini, bozma ilamına uyduğunu belirterek davanın kısmen kabulüne karar veren Mahkemenin bozma ilamı doğrultusunda bir inceleme yaptığından söz edilemeyeceğini, bozma gerekçesi dikkate alındığında davalı şirketin zararın artmasındaki müterafik kusurunun ve buna bağlı olarak ne kadarlık bir fark faturasının haksız ve hukuka aykırı olduğunun tespiti hususunda bilirkişi incelemesi yaptırılmış olması gerektiğini, davacı şirket büyüklüğünde bir ticari yapılanmada, sorumluluğundaki bölgede yer alan aboneler arasında müvekkil şirket büyüklüğünde sanayi grubuna dahil bir abonenin sanayi sicil belgesi vizesindeki eksikliği ne kadar süre içinde fark etmek durumunda olduğu, buna bağlı olarak müvekkil şirkete ne zaman fark faturası göndermiş olması gerektiği ve dolayısıyla somut olayda ne kadarlık bir fark faturasının tahakkukunun hukuka aykırı olduğunun saptanması gerektiğini, bu hususların da bilirkişi incelemesini gerektirdiğinin açık olduğunu, Mahkemenin dava konusu fark faturasından %20 oranında indirimi hangi somut ve objektif kritere göre takdir ettiğinin gerekçeli kararda açıklanmadığını, davalının tahkikat sona erdikten ve kısa karar tefhim edildikten sonra verdiği dilekçeye istinaden gerekçeli kararda davalı lehine %20 tazminata hükmedilmesinin gerekli koşullar bulunmadığı gibi 6100 sayılı Kanunun 306. maddesine de aykırı olduğunu, davalı tarafın 01.04.2013 tarihli cevap dilekçesi incelendiğinde davanın reddi ile birlikte böyle bir tazminat talebinde bulunmadığını, davalının cevap dilekçesinde ileri sürmediği tazminat talebinin, 6100 sayılı Kanunun 305/A maddesi yoluyla tamamlanmasının mümkün olmadığını, davalı tarafın14.03.2024 tarihli dilekçesinin aynı Kanun'un 306. maddesine istinaden davacı şirkete tebliğe çıkartılmamış olduğunu, hükmün tamamlanabilmesi için gerekli koşulların bulunduğu varsayılacak olsa bile usule riayet edilmemiş olmasının davanın kısmen reddi ve %20 tazminat ödenmesi kararını hukuka aykırı hale getirdiğini, bozma ilamına uyulurken makul sürenin takip eden ilk fatura dönemi ile örtüştüğünün dikkate alınmamış olmasının da hükmün bozulmasını gerektirdiğini ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiş, 20.05.2024 tarihinde tebliğ aldığı davalının temyiz dilekçesine cevaben 29.05.2024 tarihli katılma yoluyla temyiz dilekçesinde ise; davalı tarafın vekalet ücretine yönelik temyiz sebebine itibar edilebileceği varsayılacak olur ise, temyiz sebepleri saklı kalmak kaydıyla ve bu itirazlarına ek olarak, davacı taraf olarak kısmen kabul edilen kısım üzerinden karar tarihi itibariyle yürürlükte olan AAÜT'ne göre 150.711,19 TL vekalet ücretine hükmedilmemiş olmasını katılma yoluyla temyiz sebebi olarak ileri sürmüştür. 2.Davalı vekili; gerekçeli karar içeriğinde herhangi bir açıklamaya yer verilmeksizin hüküm kısmında; "usuli kazanılmış hak dikkate alınarak" ibaresi ile davalı şirket yönünden 18.12.2019 tarihinde verilen ve Bölge Adliye Mahkemesince kaldırılan karara atıfta bulunularak 120.068,72 TL vekalet ücretine, davacı taraf lehine ise 09.03.2022 tarihli temyiz incelemesi ile bozulan karara atfta bulunularak 143.493,72 TL yönünden vekalet ücretine hükmedildiğini, huzurdaki dava kısmen dahi olsa davalı şirket lehine sonuçlanmış olmasına ve ortada kazanılmış hak yaratacak kesinleşmiş bir ilam olmamasına rağmen davacı taraftan daha az vekalet ücretine hükmedilmesi ve hüküm tarihindeki asgari ücret tarifesinin gözetilmemesinin hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu ileri sürerek; kararın vekalet ücreti yönünden düzeltilerek onanmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, sanayi sicil belgesinin ibraz edilmemesi nedeniyle abonenin tarifesinin değiştirilmesinden kaynaklı faturadan borçlu olmadığının tespiti ve muarazanın giderilmesi istemine ilişkindir. 1. Temyiz dilekçesine süresi içerisinde cevap verecek tarafın, vereceği cevap ile birlikte kendine özgü temyiz sebepleri ileri sürmesi olarak tanımlanabilecek olan katılma yoluyla temyize ilişkin olarak 6100 sayılı Kanun'un 366. maddesindeki yollamayla temyiz kanun yoluna ilişkin olarak uygulama alanı bulan aynı Kanun’un 348/1. maddesi gereğince temyiz dilekçesi kendisine tebliğ edilen taraf, başvurma hakkı bulunmasa veya başvuru süresini geçirmiş olsa bile, vereceği cevap dilekçesi ile temyiz yoluna başvurabilir. Temyiz yoluna asıl başvuran taraf, buna karşı iki hafta içinde cevap verebilir. Karşı (asıl) tarafa bağlı temyiz diyebileceğimiz katılma yolu ile temyiz kurumu, belirli şartlara uygun olarak, kendi temyiz süresi içerisinde temyiz hakkını kullanmamış veya kullanamamış olan taraf, karşı tarafın temyizi ile birlikte ve ona tabi olarak temyiz yoluna başvurmaktadır. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 26.02.2025 tarihli ve 2023/5-639 E., 2025/86 K. sayılı ilamı) Dolayısıyla katılma yolu ile temyiz, hükmü süresinde temyiz etmemiş olan tarafa, karşı tarafın temyiz dilekçesine cevapla temyiz itirazlarının sunulabilmesi için düzenlenmiş bir hak olduğundan, kendi temyiz süresi içinde temyiz hakkını kullanmış olan davacının katılma yoluyla temyize başvuru hakkı bulunmadığı açık olup davacının katılma yoluyla vermiş olduğu 29.05.2024 tarihli temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekmiştir. 2. Temyiz olunan kararın bozmaya uygun bulunmasına, bozma ilamı kapsamı dışında kalarak kesinleşen yönlere ilişkin yeniden inceleme yapılamayacak olmasına, Mahkemece bozma ilamı uyarınca takdir edilen müterafik kusur indiriminin yerinde bulunmasına, 2004 sayılı Kanun'un 72/4 hükmünde tedbir infaz edilmiş ve dava alacaklı lehine sonuçlanmış ise, tazminata re'sen hükmedileceği düzenlendiğinden tazminata hükmedilmesi için talebe gerek olmadığının ve davalının hükmün tamamlanmasına ilişkin dilekçesine karşı davacının beyanda bulunduğunun anlaşılmasına göre, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. 3. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 168/3 maddesi uyarınca avukatlık ücretinin takdirinde, dava sonunda hüküm verildiği tarihte yürürlükte olan Tarife esas alınır. Aynı madde uyarınca hazırlanan ve karar tarihlerinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin (Tarife) 2. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir: “Hangi sebeple olursa olsun, temyiz veya istinaf başvurusu üzerine verilen bozma veya kaldırma kararı sonrasında hükmolunan yargı kararlarında, hükmün verildiği tarihte yürürlükte olan Tarife esas alınır.” Bu itibarla İlk Derece Mahkemesince yeniden kurulan hükümde, kendisini vekille temsil ettiren davalı lehine hükmedilecek vekâlet ücretinin, karar tarihinde yürürlükte bulunan Tarife'ye göre belirlenmesi gerekir. Bu nedenle davalı lehine 333.684,94 TL vekâlet ücreti yerine, 120.068,72 TL vekâlet ücretine hükmedilmesi usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirir. Ne var ki, bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hükmün düzeltilerek onanması 6100 sayılı Kanun'un 370/2 hükmü gereğidir.

VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Davacı vekilinin katılma yoluyla vermiş olduğu 29.05.2024 tarihli temyiz dilekçesinin REDDİNE, 2. Davacı vekilinin temyiz itirazlarının REDDİNE, 3. Davalı vekili tarafından temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının hüküm fıkrasının (8) numaralı bendinde yer alan "(usuli kazanılmış hak dikkate alınarak) 120.068,72 TL" ifadesi çıkartılarak yerine; "333.684,94 TL" ifadesinin eklenmesi suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 28.000,00 TL Yargıtay duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde davalıya, fazla yatırılan harç ile katılma yolu ile başvuru nedeniyle yatırılan temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 13.05.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Metin Yargıtay'ın yayımladığı karar metninden alınmıştır. Dilekçede kullanmadan önce resmî metinle karşılaştırın.

Bu konuda başka emsal mi arıyorsunuz?

SmartHukuk'ta olayınızı kendi cümlenizle yazın; ilgili Yargıtay kararlarını künyesi ve dayanak maddeleriyle birlikte bulun.

Emsal karar ara

Aynı daireden yakın tarihli kararlar

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi – Mayıs 2025 kararlarının tamamı