Yargıtay Kararları › Yargıtay 11. Hukuk Dairesi › Eylül 2025 › 2025/694 E., 2025/5530 K.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2025/694 E., 2025/5530 K. (22.09.2025)

Mahkeme
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/694
Karar No
2025/5530
Karar Tarihi
22.09.2025

11. Hukuk Dairesi 2025/694 E. , 2025/5530 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/487 Esas, 2024/1867 Karar HÜKÜM : Usulden ret/ Kabul İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 2.Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2020/67 E. - 2022/219 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı ... vekili ile davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: KARAR

I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkillerinden ...'ın ... numaralı "... İşkembecisi" markasının sahibi olduğunu, müvekkillerinden ...'in ise ... numaralı "... İşkembecisi" markasının sahibi olduğunu, söz konusu markalar her ne kadar 2004 ve 2015 yıllarında tescil edilmiş olsa da esasen müvekkili ...'in dedesi ... tarafından 1960 yılında yaratılmış ve aynı zamanda 1960 yılında kullanılmaya başlanmış bir marka olduğunu, "... İşkembecisi" markası ile 1960 yılında ... semtinde işkembe çorbası, kokoreç, ciğer, baş ve benzeri ağırlıklı sakatat gıda ürünlerinin sunumunun yapıldığı bir restoran işletmesi olduğunu, 1960 yılından bu yana devam eden aile geleneği olan "... İşkembecisi" restoranının müvekkillerinden ...'in babası olan ...'nın sahibi ve yetkilisi olduğu diğer müvekkili ... tarafından aynı yerde ve şekilde işletildiği ve hali hazırda da işletilmeye devam ediliğini, müvekkillerden ...'nin bahsi geçen işletmesinin, 1960 yılından bu yana İstanbul İli, ... ilçesinin ... semtinde hizmet veren, bölgenin tarihi ve geleneksel sembol markalarından biri halinde olduğunu, müvekkillerinin Caddebostan semtinde bir şube açtığını, davalının 2012 Aralık ile 30.07.2015 tarihleri arasında işletilen şubede çalıştığını, davalının daha sonra bir restoran açarak müvekkilinin markasına tecavüz eder şekilde "..." markasını ve restoran konseptini kullandığını, duvar yazıları dahil olmak üzere müvekkilinin restoranın konseptini birebir taklit etmesi, gelen müşterilere müvekkilinin bir şubesi olduğunu beyan etmesinin müvekkilinin kullanımını taklit etmek olduğunu, davalının ayrıca "..." markasını da tescil ettirdiğini, bu marka ile müvekkili markaları arasında iltibas bulunduğunu ileri sürerek davalının davacıların marka hakkına tecavüz ettiğinin ve haksız rekabetin tespiti, durdurulması, önlenmesi ile tecavüzün giderilmesine, davalı adına ... numarası ile tescilli "..." markasının hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkiline ait "..." markasının 26.10.2017 tarihinde Türk Patent ve Marka Kurumu (TÜRKPATENT) nezdinde ... numarası ile tescil edildiğini, 4 yıla yaklaşan bir süredir davacı ve davalının birbirinden haberdar olduğunu ve bu süreçte davacıların herhangi bir işlem yapmayarak sessiz kaldıklarını, usul yönünden de huzurdaki bu davanın 3 farklı davacı tarafından açıldığını, huzurdaki üç davacıdan ikisinin konuyla uzaktan yakından alakası bulunmadığını, diğer davacı ...'nın ise hukuken haklı bir sebebi bulunmadığını, markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığını, müvekkilinin haksız rekabet teşkil edecek bir eylemi de bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraf markaları arasında karıştırılma ihtimali bulunduğu, davalının davacıların yanında çalışması nedeniyle davacıların markasını bildiği, aynı ibareyi marka olarak tescil ettirmesinin kötüniyetli olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile davalı adına tescilli ... numaralı markanın hükümsüzlüğüne, davalı tarafından davacının marka hakkına yönelik tecavüz ve haksız rekabette bulunduğunun tespitine, önlenmesine ve men'ine karar verilmiş hüküm, davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir.

IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalının diğer istinaf itirazlarının yerinde olmadığı, davacı şirketin markaların sahibi olmadığı, bu kapsamda hükümsüzlük davası açısından aktif taraf ehliyeti bulunmadığı gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak davacı ... Tic. Ltd. Şirketi’nin açtığı marka hükümsüzlüğü davasının usulden reddine, davacılar ... ve ...’ün açtıkları marka hükümsüzlüğü davasının kabulüne, davalının 2017 95856 tescil numaralı "...+Şekil" markasının hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine, davacıların açtıkları marka haklarına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti ve önlenmesi davasının kabulüne, davalı tarafından davacıların marka hakkına yönelik tecavüz ve haksız rekabette bulunduğunun tespitine, önlenmesine ve men'ine karar verilmiş hüküm, davacı ... Ltd. Şti. vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

V. TEMYİZ A. Dava ve Hukuki Nitelendirme Dava, markaya tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, men'i, ref'i ve marka hükümsüzlüğü talebine ilişkindir. 1.İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi aynı Kanun'un 369/1 hükmü ve 371. maddesinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre davacı şirket vekilinin tüm, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2.Mahkemece davalının kullanımlarının marka hakkına tecavüzün yanı sıra haksız rekabet de oluşturduğu benimsenerek tescilli markanın kümülatif olarak korunması cihetine gidilmişse de; bilindiği üzere kümülatif koruma, bir fikri ürünün birden çok mevzuatın koruma şartlarını aynı anda taşıması halinde o mevzuatların tamamı ile korunabilmesidir. Yani, bir fikri ürünün birden çok mevzuatın koruma şartlarını taşıması halinde hak sahibinin her bir yasal düzenlemeye birlikte dayanarak koruma talebinde bulunması ve mahkemelerce de eş zamanlı olarak her bir mevzuat hükümleri ile hak sahibinin tatmin edilmesidir (SULUK, Cahit/ KARASU, Rauf/NAL, Temel; Fikri Mülkiyet Hukuku, Ankara 2022, s. 20-21; Savaş, Bozbel, Fikri Mülkiyet Hukuku, İstanbul 2015, s.9). Diğer bir ifade ile somut davada olduğu gibi markanın izinsiz kullanılmasının hem marka hakkına tecavüz davasına, hem haksız rekabet davasına konu edilmesi ve mahkemece de her iki müessese kapsamında taleplerin kabul görmesi kümülatif koruma olarak tanımlanmaktadır. Tescilli haklar bakımından ise ilke olarak sadece ilgili özel düzenleme uygulama alanı bulacaktır. Bununla birlikte özel düzenlemede haksız rekabete ilişkin hükümlerin uygulanacağına ilişkin açık bir hüküm bulunması halinde yine haksız rekabete dair düzenlemelerin de devreye gireceği tartışmasızdır. Somut olay bakımından Dairemizin eski uygulamasına esas teşkil eden mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6762 sayılı TTK) 57. maddesinin beşinci fıkrasında ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalarının iltibasa meydan verebilecek surette kullanılmasının da haksız rekabet hallerinden olduğu düzenlenmişti. Bu kapsamda tescilli marka ve tasarım haklarının bu şekilde kullanılmasının marka ve tasarım hakkına tecavüz ile birlikte haksız rekabeti de oluşturduğu, anılan haklara tecavüz ve haksız rekabetin kesiştiği alanda hem özel hükümler hem de haksız rekabet hükümleri ile kümülatif korunması gerektiği Daire uygulaması haline gelmişti. Başlangıçta kümülatif korumanın benimsenmiş olması, 6762 sayılı TTK’da yer alan bu düzenlemeden kaynaklanmaktaydı. Ancak 1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (6102 sayılı TTK), 6762 sayılı TTK’da değinilen hükmün yerine getirilen 55. maddenin birinci fıkrasının (a) bendinin 4. alt bendinde, “ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları” ibaresine yer verilmemiştir. Anılan iki hüküm karşılaştırıldığında 6762 sayılı TTK’nın 57. maddesinin beşinci fıkrası “Başkasının emtiası, iş mahsulleri, faaliyeti veya ticaret işletmesiyle iltibaslar meydana getirmeye çalışmak veya buna müsait bulunan tedbirlere başvurmak, hususiyle başkasının haklı olarak kullandığı ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalarıyla iltibasa meydan veren malları, durumu bilerek veya bilmeyerek, satışa arz etmek veya şahsi ihtiyaçtan başka her ne sebeple olursa olsun elinde bulundurmak” şeklinde olmasına rağmen, yerine ikame edilen 6102 sayılı TTK’nın 55. maddenin birinci fıkrasının (a) bendinin 4. alt bendi “Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak” şeklindedir. Görüldüğü üzere yeni hükümde “ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları” ibaresine yer verilmemiştir. Bunun temel nedeni; tescilli işletme adı ve ticaret unvanının 6102 sayılı TTK’nın 50. ve 53. maddeleri arasındaki hükümlerle düzenlenmesi ve dolayısıyla özel koruma getirilmesidir. 6102 sayılı TTK’nın 55. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin 4. alt bendinin gerekçesinde eski hükümden ayrılmanın nedeni “Anılan ayırt edici işaretlere ilişkin karıştırılma koşul, hüküm ve sonuçlarıyla birlikte kendi özel kanun hükmünde kararnamelerinde, yani 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında KHK'da, 554 sayılı Endüstriyel Tasarımların Korunması Hakkında KHK'da, 555 sayılı Coğrafi İşaretlerin Korunması Hakkında KHK'da ve unvanla ilgili olarak 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir. Burada tekrar edilmeleri hem gereksizdir, hem de yorum güçlüklerine sebep olmaktadır. Anılan cümle parçalarının burada yer almaları, haksız rekabete ilişkin hükümlerin fikri mülkiyete ilişkin düzenlemelerde kümülatif uygulanması yönünden gerekli görülemez” şeklinde ifade edilmektedir. Bu kapsamda belirtmek gerekirse, kanun koyucunun haksız rekabete ilişkin eski ve yeni hüküm bağlamında anılan gerekçelerle eski hükümden ayrılması ile kümülatif koruma yönünden yukarıda belirtilen özel hükümlerin getirilmesi tescilli marka ve tasarım ile tescilsiz tasarımın tıpkı faydalı model ve patent hakkı gibi sadece 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) kapsamında korunmasını yeterli bulduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle artık, 6102 sayılı TTK’nın yürürlüğe girdiği tarihten sonraki olaylara dayalı açılan davalarda, tescilli sınai haklar bakımından sadece özel kanun olan SMK hükümleri uygulanabilecek olup TTK'nın haksız rekabet hükümlerinin anılan özel hükümler yanında ve aynı anda uygulanması söz konusu olamayacaktır. Diğer bir ifade ile bu kapsamda kümülatif koruma uygulanmayacaktır (NOMER ERTAN, Füsun/HELVACI, Mehmet/KAYA, Arslan/ÜLGEN, Hüseyin; Ticari İşletme Hukuku, İstanbul 2022, s. 356 vd.; ARKAN, Sabih; Ticari İşletme Hukuku, Ankara 2024, s.363). Bu açıklamalar ışığında somut olaya dönüldüğünde, davacılar marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti ile önlenmesi taleplerinde bulunmuş, davalı ise davanın reddini istemiştir. Davacıların ihlal edildiğini iddia ettiği marka hakkı TÜRKPATENT nezdinde tescilli olup SMK ile getirilen özel hükümler haksız rekabet hukukunu da kapsayacak şekilde ve haksız rekabete göre daha üstün koruma getirerek düzenlendiğinden, tescilli markanın koruma alanı ile haksız rekabetin koruma alanının kesişmiş olduğu dava konusu olayda, yalnızca özel hükümler uygulama alanı bulacağından, özel hükmün yanında haksız rekabete ilişkin hükümlerin uygulanmasını gerektirir herhangi bir kanun hükmü de olmadığından, özel kanunla birlikte eş zamanlı olarak haksız rekabet hükümlerinin de uygulanmasının hukuki dayanağı bulunmamaktadır. Hal böyle olunca, Dairemizin daha önceki bazı kararlarında da benimsediği üzere (Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 14.03.2022 gün ve 2019/5189-1852 sayılı, yine 22.04.2021 gün ve 2021/89-3054 sayılı kararları) somut olay bakımından, SMK ile haksız rekabet hükümlerinin birlikte uygulanmasını gerektiren kümülatif korumanın uygulama alanı kalmadığı gözetilerek talebin, haksız rekabetin tespiti ve men'ine dair kısmı yönünden ret kararı verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış ve bozmayı gerektirmiştir. Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden HMK'nın 370/2 hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının düzeltilerek onanması gerekir.

VI. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı şirket vekilinin tüm, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bent uyarınca davalı vekilinin Bölge Adliye Mahkemesi kararına yönelik temyiz itirazının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının hüküm fıkrasının (3) numaralı bendinin üçüncü paragrafında yer alan “ve haksız rekabetin” ibaresinin, dördüncü paragrafında yer alan "ve haksız rekabette bulunduğunun" ibaresinin ve (4) numaralı bendinin "ç" paragrafında yer alan "ve haksız rekabetin" ibaresinin hükümden çıkartılması suretiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının DÜZELTİLEREK ONANMASINA, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davacı ... Ltd. Şti.'ye yükletilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde davalıya iadesine, 22.09.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. KARŞI OY Dairemizin 25.12.2024 tarih ve 2024/1470 E. - 2024/9394 K. sayılı ilamında kümülatif korumanın varlığı yönünden yazdığım karşı oydaki gerekçelerle sayın çoğunluğun görüşüne katılmamaktayım.

Metin Yargıtay'ın yayımladığı karar metninden alınmıştır. Dilekçede kullanmadan önce resmî metinle karşılaştırın.

Bu konuda başka emsal mi arıyorsunuz?

SmartHukuk'ta olayınızı kendi cümlenizle yazın; ilgili Yargıtay kararlarını künyesi ve dayanak maddeleriyle birlikte bulun.

Emsal karar ara

Aynı daireden yakın tarihli kararlar

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi – Eylül 2025 kararlarının tamamı