11. Hukuk Dairesi 2024/4314 E. , 2025/3084 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1422 Esas, 2024/880 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 4. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/136 E., 2022/15 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: KARAR
I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; kişisel bakım ürünleri ve kozmetik sektöründe faaliyet gösteren müvekkili adına 60'a yakın ülkede tescilli "..." ibareli tanınmış marka bulunduğunu, davalının 2016/56455 "... + şekil" ve 2019/01717 "Therapy ..." ibareli markalarına ilişkin başvuru/tescilin kötüniyetli olduğunu, müvekkilinin bahse konu marka üzerinde gerçek hak sahibi olduğunu, davalı eylemlerinin aynı zamanda haksız rekabet teşkil ettiğini, davalı şirketin hem kendi adına hem ortağı adına yurt dışında ün salmış veya tescil edilmiş 3. kişilere ait markaları, logoları, koruma kapsamları birebir aynı olacak şekilde tescil ettirmeye çalıştığını, davalının dava konusu işbu markalara yönelik tescilinin de kötüniyetli olduğunu ileri sürerek davalı adına tescilli 2016/56455 "... + şekil" ve 2019/01717 "Therapy ..." markalarının hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine, haksız rekabetin tespitine, men'ine ve ref'ine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı markasının Türkiye'de tanınmışlık seviyesinde olmadığını, davacının marka üzerinde öncelik hakkına sahip olmadığını, müvekkilinin eylemlerinin haksız rekabet teşkil etmediğini ayrıca dava taleplerinin zamanaşımına uğradığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile hükümsüzlüğü talep edilen markaların 3. sınıfta tescil edildikleri ve halen geçerli oldukları, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (SMK) 25. maddesinin atıfta bulunduğu somut olayla ilgili 6. madde kapsamında yapılan değerlendirmeye göre, davalının 60 ülkede marka tescilinin bulunduğu ancak ülkesellik ilkesi gereği tescil belgelerinin SMK'nın 6/3 hükmü anlamında Türkiye'de ileri sürülemeyeceği, dava konusu markalı ürünlerin Türkiye'de ticarete konu olmadıkları, Türkiye'de ilgili olduğu sektörde markasal bir kullanım sonucu bilinir ... geldiği de ispatlanmadığından anılan hükümdeki koşulların gerçeklemediği, ancak SMK'nın 6/4 maddesi uyarınca, Paris Sözleşmesi'nin 1. Mükerrer 6. maddesine göre tanınmış markaların Türkiye'de tescilli olmasalar dahi korunmalarının mümkün olduğu, tanınmışlığın dünya çapında olması gerekmediği, Türkiye'de umuma malum olmasının yeterli olduğu, davacının ... marka ve logosunu 1989 yılında İngiltere'de tescil ettirdiği, dünya genelinde 60'a yakın ülkede tescilli ve etkin bir şekilde kullandığı, buna karşın davalının hükümsüzlüğü istenen marka tescillerinin 2016 ve 2019 yıllarında yapıldığı, Türkiye'nin de dahil olduğu Paris Sözleşmesi gereği davalıdan daha önce markasını tescil ettiren davacının marka hakkının korunması gerektiği, dolayısıyla SMK'nın 6/4 hükmünde belirtilen koşulların gerçekleştiği, davacı markası Türkiye'de tescilli olmadığından SMK'nın 6/5 hükmündeki hükümsüzlük şartlarının oluşmadığı, davacıya ait marka ve logonun 1989 yılında tescil edildiği, 60'a yakın ülkede tescil edildiği ve etkin şekilde kullandığı dikkate alındığında, tüketiciler nezdinde olmasa bile aynı faaliyet alanında iştigal eden davalı tarafça bu durumun bilinmesi; davalının 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı TTK) 18/2 hükmü uyarınca basiretli tacir gibi davranması gerektiği, yurt dışında tanınmış olan marka bakımından Türkiye'de gerçekleşen kullanımların davacının tanınırlığından haksız bir avantaj sağlayabileceğine dair değerlendirmeler ile Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından dava konusu markalar dışında benzer marka başvurusuna dair verilen 07.09.2020 tarihli ve 370102 sayılı karar bir arada değerlendirildiğinde, davalı markalarının kötüniyete ilişkin SMK'nın 6/9 hükmü anlamında hükümsüzlük koşullarının oluştuğu, dava konusu markaların kullanımları tescile dayandığından haksız rekabete ilişkin iddianın yerinde olmadığı, gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm, taraf vekillerince istinaf edilmiştir.
IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacıya ait "..." ibareli markaların yurt dışında tanınmış marka olduğu, davacının yurt dışında değişik ülkelerde tescilli olan ... ibaresinin üzerinde ... logosu bulunan “...+Şekil” markası ile, davalının 2016/56455 tescil numaralı “...+Şekil” markasının birebir aynı olduğu, ... ibaresinin üzerindeki ... şeklinde olan logonun ve aynı yazı stilinin ... ibaresi ile birlikte davalı tarafından tesadüfen bulunmasın mümkün olmadığı, davalının 2016/56455 tescil numaralı “...+şekil” ve 2019/01717 tescil numaralı “therapy ...” ibareli markaları ile Türkiyede gerçekleşen kullanımların, davacının tanınırlığından haksız bir avantaj sağlayabileceği, somut olayda davalı markalarının SMK'nın 6/9 hükmü kapsamında hükümsüzlük koşullarının oluştuğu, bu nedenle İlk Derece Mahkemesince davalı markalarının hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı; haksız rekabete ilişkin 6102 sayılı TTK’nın 55/1-a (4) hükmünde bilinçli bir şekilde, “ad, unvan ve marka” kavramlarına yeni düzenlemede yer verilmemiş olması karşısında, davacının patent/marka hakkına dayanarak haksız rekabet hükümlerine dayanamayacağı, markaların, kendi özel yasası niteliğindeki SMK hükümleriyle korunması ve 6102 sayılı TTK’nın 55/1-a (4) maddesindeki düzenleme karşısında haksız rekabete ilişkin talebin reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiş, hüküm davalı vekilince temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ A. Dava ve Hukuki Nitelendirme Dava, marka hükümsüzlüğü talebine ilişkindir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına, davacı markasının Türkiye'de tanınmışlığı tartışmalı olmakla birlikte, gerekçede davalının davacı markaları ile birebir aynı kelime ve şekli tesadüfen tescil ettirmiş olmasının hayatın olağan akışına aykırı oluşunun marka tescil başvurusunda kötüniyet emaresi olarak değerlendirilmesinin doğru olmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353/1-b(1) hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, 05.05.2025 tarihinde kesin olarak oy birliğiyle karar verildi. SUCCESS ADALET_SUCCESS İşlem başarıyla gerçekleştirildi! İşlem başarıyla gerçekleştirildi! 19c2d8369e702c62 a35de5c4d25e2f5b This XML file does not appear to have any style information associated with it. The document tree is shown below. 11. Hukuk Dairesi 2024/4314 E. , 2025/3084 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1422 Esas, 2024/880 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 4. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/136 E., 2022/15 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: KARAR
I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; kişisel bakım ürünleri ve kozmetik sektöründe faaliyet gösteren müvekkili adına 60'a yakın ülkede tescilli "..." ibareli tanınmış marka bulunduğunu, davalının 2016/56455 "... + şekil" ve 2019/01717 "Therapy ..." ibareli markalarına ilişkin başvuru/tescilin kötüniyetli olduğunu, müvekkilinin bahse konu marka üzerinde gerçek hak sahibi olduğunu, davalı eylemlerinin aynı zamanda haksız rekabet teşkil ettiğini, davalı şirketin hem kendi adına hem ortağı adına yurt dışında ün salmış veya tescil edilmiş 3. kişilere ait markaları, logoları, koruma kapsamları birebir aynı olacak şekilde tescil ettirmeye çalıştığını, davalının dava konusu işbu markalara yönelik tescilinin de kötüniyetli olduğunu ileri sürerek davalı adına tescilli 2016/56455 "... + şekil" ve 2019/01717 "Therapy ..." markalarının hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine, haksız rekabetin tespitine, men'ine ve ref'ine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı markasının Türkiye'de tanınmışlık seviyesinde olmadığını, davacının marka üzerinde öncelik hakkına sahip olmadığını, müvekkilinin eylemlerinin haksız rekabet teşkil etmediğini ayrıca dava taleplerinin zamanaşımına uğradığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile hükümsüzlüğü talep edilen markaların 3. sınıfta tescil edildikleri ve halen geçerli oldukları, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (SMK) 25. maddesinin atıfta bulunduğu somut olayla ilgili 6. madde kapsamında yapılan değerlendirmeye göre, davalının 60 ülkede marka tescilinin bulunduğu ancak ülkesellik ilkesi gereği tescil belgelerinin SMK'nın 6/3 hükmü anlamında Türkiye'de ileri sürülemeyeceği, dava konusu markalı ürünlerin Türkiye'de ticarete konu olmadıkları, Türkiye'de ilgili olduğu sektörde markasal bir kullanım sonucu bilinir ... geldiği de ispatlanmadığından anılan hükümdeki koşulların gerçeklemediği, ancak SMK'nın 6/4 maddesi uyarınca, Paris Sözleşmesi'nin 1. Mükerrer 6. maddesine göre tanınmış markaların Türkiye'de tescilli olmasalar dahi korunmalarının mümkün olduğu, tanınmışlığın dünya çapında olması gerekmediği, Türkiye'de umuma malum olmasının yeterli olduğu, davacının ... marka ve logosunu 1989 yılında İngiltere'de tescil ettirdiği, dünya genelinde 60'a yakın ülkede tescilli ve etkin bir şekilde kullandığı, buna karşın davalının hükümsüzlüğü istenen marka tescillerinin 2016 ve 2019 yıllarında yapıldığı, Türkiye'nin de dahil olduğu Paris Sözleşmesi gereği davalıdan daha önce markasını tescil ettiren davacının marka hakkının korunması gerektiği, dolayısıyla SMK'nın 6/4 hükmünde belirtilen koşulların gerçekleştiği, davacı markası Türkiye'de tescilli olmadığından SMK'nın 6/5 hükmündeki hükümsüzlük şartlarının oluşmadığı, davacıya ait marka ve logonun 1989 yılında tescil edildiği, 60'a yakın ülkede tescil edildiği ve etkin şekilde kullandığı dikkate alındığında, tüketiciler nezdinde olmasa bile aynı faaliyet alanında iştigal eden davalı tarafça bu durumun bilinmesi; davalının 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı TTK) 18/2 hükmü uyarınca basiretli tacir gibi davranması gerektiği, yurt dışında tanınmış olan marka bakımından Türkiye'de gerçekleşen kullanımların davacının tanınırlığından haksız bir avantaj sağlayabileceğine dair değerlendirmeler ile Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından dava konusu markalar dışında benzer marka başvurusuna dair verilen 07.09.2020 tarihli ve 370102 sayılı karar bir arada değerlendirildiğinde, davalı markalarının kötüniyete ilişkin SMK'nın 6/9 hükmü anlamında hükümsüzlük koşullarının oluştuğu, dava konusu markaların kullanımları tescile dayandığından haksız rekabete ilişkin iddianın yerinde olmadığı, gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm, taraf vekillerince istinaf edilmiştir.
IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacıya ait "..." ibareli markaların yurt dışında tanınmış marka olduğu, davacının yurt dışında değişik ülkelerde tescilli olan ... ibaresinin üzerinde ... logosu bulunan “...+Şekil” markası ile, davalının 2016/56455 tescil numaralı “...+Şekil” markasının birebir aynı olduğu, ... ibaresinin üzerindeki ... şeklinde olan logonun ve aynı yazı stilinin ... ibaresi ile birlikte davalı tarafından tesadüfen bulunmasın mümkün olmadığı, davalının 2016/56455 tescil numaralı “...+şekil” ve 2019/01717 tescil numaralı “therapy ...” ibareli markaları ile Türkiyede gerçekleşen kullanımların, davacının tanınırlığından haksız bir avantaj sağlayabileceği, somut olayda davalı markalarının SMK'nın 6/9 hükmü kapsamında hükümsüzlük koşullarının oluştuğu, bu nedenle İlk Derece Mahkemesince davalı markalarının hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı; haksız rekabete ilişkin 6102 sayılı TTK’nın 55/1-a (4) hükmünde bilinçli bir şekilde, “ad, unvan ve marka” kavramlarına yeni düzenlemede yer verilmemiş olması karşısında, davacının patent/marka hakkına dayanarak haksız rekabet hükümlerine dayanamayacağı, markaların, kendi özel yasası niteliğindeki SMK hükümleriyle korunması ve 6102 sayılı TTK’nın 55/1-a (4) maddesindeki düzenleme karşısında haksız rekabete ilişkin talebin reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiş, hüküm davalı vekilince temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ A. Dava ve Hukuki Nitelendirme Dava, marka hükümsüzlüğü talebine ilişkindir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına, davacı markasının Türkiye'de tanınmışlığı tartışmalı olmakla birlikte, gerekçede davalının davacı markaları ile birebir aynı kelime ve şekli tesadüfen tescil ettirmiş olmasının hayatın olağan akışına aykırı oluşunun marka tescil başvurusunda kötüniyet emaresi olarak değerlendirilmesinin doğru olmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353/1-b(1) hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, 05.05.2025 tarihinde kesin olarak oy birliğiyle karar verildi. SUCCESS ADALET_SUCCESS İşlem başarıyla gerçekleştirildi! İşlem başarıyla gerçekleştirildi! 19c2d8369e702c62 a35de5c4d25e2f5b ... ...