10. Hukuk Dairesi 2025/7764 E. , 2025/8375 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İş Mahkemesi SAYISI : 2021/398 E., 2025/53 K. Taraflar arasındaki hizmet, prime esas kazanç ve Basın İş Kanunu kapsamında çalışma tespiti davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Mahkeme kararı, davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda; temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I.DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının 23.07.2007 tarihinden 12.11.2012 tarihine kadar Yönetmen olarak çalıştığı, 23.07.2007 tarihinden 01.09.2007 tarihine kadar SGK bildirimi yapılmaksızın çalıştığı, 23.07.2007 tarihinden sonra Basın İş Kanunu kapsamında SGK bildirimlerinin 3.000 TL üzerinden yapılması gerekirken düz işçi statüsünde primlerinin yatırıldığı, bu nedenle 23.07.2007 - 01.09.2007 tarihleri arasında SGK bildirimi yapılmaksızın kaçak çalıştığı, 23.07.2007 tarihinden sonra itibari hizmet durumu gözetilerek Basın İş Kanunu kapsamında SGK prim ve bildirimlerinin brüt maaş olarak 3.000 TL üzerinden yapılması gerekirken 4857 sayılı Kanun kapsamında düz işçi statüsünde yapıldığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II.CEVAP 1.Davalı işveren vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının gazeteci olduğunu ileri sürerek tespit davası açtığı, tv de haber programı yapan kişilerin bu kavrama dahil olduğu, bu unsurları taşımayan davacının gazeteci olmadığı, davacının işe girişinde gerekli evrakı geç getirdiği ve 31.08.2007 tarihinde bildirge verilerek 01.09.2007 tarihinde işe başladığı, istifa etmek suretiyle 12.11.2012 tarihinde ayrıldığı savunmasıyla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. 2.Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının çalışmaları bakımından Kurum kayıtlarının esas olduğu, davacının iddialarını Kurum kayıtlarına eşdeğer delil ve belgeyle ispatlaması, tanık beyanlarına dayanılarak iddianın ispat edilemeyeceği, işyeri kayıtlarının celp edilerek incelenmesi, çalışıldığı iddia edilen işyerinin 506 sayılı Kanun kapsamında bulunup bulunmadığının araştırılması, hizmet akdiyle fiilen çalışıldığının ispatlanması gerektiği, ücret konusunun titizlikle araştırılması, davacının itibari hizmet tespiti talebinin kabulü için öncelikle unvanının tespit edilmesi gerektiği, unvanının 2098 sayılı Kanunda sayılan unvanlardan olmadığının anlaşılması durumunda isteminin reddi gerektiği savunmasıyla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III.MAHKEME İLK KARARI Mahkeme tarafından 18.11.2014 tarihli ve 2013/974 Esas, 2014/522 Karar sayılı kararla; davacının davalıya ait işyerinde 01.09.2007 - 12.11.2012 tarihleri arasında hizmet akdiyle çalışmış olduğu, tespiti gereken bir hizmetin bulunmadığı, davacının basın kartının bulunmadığı, dava dilekçesinde 3.000 TL ücretle çalıştığını beyan ettiği, davalı iş veren tarafından ibraz edilen ücret ödeme bordroları ile davacının Kurum kayıtlarında gösterilen ücretlerinin birbiriyle örtüştüğü, ücretlerin asgari ücretin üzerinde olduğu, ücrete ilişkin iddiaların ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV.BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ 1. Mahkemenin 18.11.2014 tarihli ve 2013/974 Esas, 2014/522 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuş ve Dairemizce 24.03.2015 tarihli ve 2015/54 Esas, 2015/5493 Karar sayılı ilamla aşağıdaki gerekçeyle Mahkeme kararı bozulmuştur: "...1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi gerekir. 2-Davanın yasal dayanağı, 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 4-a bendi kapsamındaki sigortalılara ilişkin olduğu ancak, geçiş hükümlerini içeren aynı Yasa'nın geçici 7. maddesi hükmünde "Bu Yasanın yürürlük tarihine kadar 17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı, 02.09.1971 tarihli ve 1479 sayılı, 17.10.1983 tarihli ve 2925 sayılı, bu Kanunla mülga 17.10.1983 tarihli ve 2926 sayılı, 08.06.1949 tarihli ve 5434 sayılı Yasalar ile 17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı Yasa'nın geçici 20'nci maddesine göre sandıklara tâbi sigortalılık başlangıçları ile hizmet süreleri, fiilî hizmet süresi zammı, itibarî hizmet süreleri, borçlandırılan ve ihya edilen süreler ve sigortalılık süreleri tabi oldukları Yasa hükümlerine göre değerlendirilirler" hükmü ve genel olarak Yasaların geriye yürümemesi (geçmişe etkili olmaması) kuralı karşısında, 506 sayılı Kanunun Ek 5. maddesi ile 5510 sayılı Kanunun 40. maddesi ve 5953 sayılı Kanundur. 506 sayılı Kanunun Ek 5. maddesinde, 212 sayılı Kanunla değiştirilen 5953 sayılı basın mesleğinde çalışanlarla çalıştıranlar arasındaki münasebetleri düzenleyen kanun kapsamına tabi olarak çalışan sigortalıların 5953 sayılı Kanunu değiştiren 212 sayılı Kanunun birinci maddesi kapsamına giren işyerlerinde geçen çalışmalarının ve basın kartı yönetmeliğine göre basın kartına sahip olmak suretiyle gazetecilik yaparken, kamu Kurumlarına giren ve bu Kurumlarda meslekleriyle ilgili görevlerde istihdam edilen sigortalıların basın müşavirliklerinde geçen çalışmalarının itibari hizmeti gerektiren çalışmalar olduğu belirtilmiş, öngörülen istisnaları dışında 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanunun 40. maddesine 19.01.2013 tarihli resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6385 sayılı Kanunun 15. maddesi ile eklenen düzenleme ile de, basın ve gazetecilik mesleğinde Basın Kartı Yönetmeliğine göre basın kartı sahibi olmak suretiyle fiilen çalışanların ve Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu Basın Kartı Yönetmeliğine göre basın kartı sahibi olmak suretiyle; Türkiye Radyo-Televizyon Kurumunda haber hizmetinde fiilen çalışanların bu çalışma sürelerinin fiili hizmet süresi zammının hesabında gözetileceği hüküm altına alınmış, 21. maddede de, anılan düzenlemenin 2008 yılı Ekim ayı başından itibaren geçerli olacağı belirtilmiştir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davalı şirket işyerinden hizmet bildirimi yapılan, 01.09.2007-01.10.2008 tarihleri arasında davacının yaptığı işin fikir ve sanat işi kapsamında bulunup bulunmadığı ve bu hali ile 5953 sayılı Kanun kapsamına girip girmediği, 01.10.2008-12.11.2012 tarihleri arasındaki çalışmaların da basın ve gazetecilik mesleğinde Basın Kartı Yönetmeliğine göre basın kartı sahibi olmak suretiyle fiilen geçip geçmediği noktasında toplanmaktadır. Türk Dil Kurumu sözlüğünde TV terimi olarak yönetmen, 'Bir televizyon programını hazırlayan görevliler arasında eş güdümü sağlayan, onları belli konularda görevlendiren, yayın malzemelerini değerlendiren ve yayının görsel sorumluluğunu üstlenen kişi' olarak açıklanmaktadır. Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştırılanlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında 5953 sayılı Kanunun 1’inci maddesinde, bu Kanun hükümlerinin Türkiye'de yayınlanan gazete ve mevkutelerle haber ve fotoğraf ajanslarında her türlü fikir ve sanat işlerinde çalışan ve İş Kanunundaki "işçi" tarifi kapsamı dışında kalan kimselerle bunların işverenleri hakkında uygulanacağı, bu Kanunun kapsamına giren fikir ve sanat işlerinde ücret karşılığı çalışanlara gazeteci deneceği belirtilmiştir. Görüldüğü üzere anılan Kanunun uygulanabilmesi için öncelikle maddede yer alan işyerlerinden biri olmalı, aynı zamanda işyerinde fikir ve sanat işinde çalışılmış bulunulmalıdır. Fiilen yapılan işin de bu konuda dikkate alınması gerekir. Hal böyle olunca, Mahkemece, davacının dava edilen tarihlerdeki çalışmasının yukarıda belirtilen 5953 sayılı Kanun'un 1. maddesinde belirtilen kapsamda olup olmadığı, o tarihlerde muhabir olarak sarı basın kartının bulunup bulunmadığı da araştırılarak, davalı işveren tarafından Kuruma verilen ihtilaf konusu döneme ait dönem bordroları celp edilerek, resen belirlenecek davacı ile birlikte ihtilaf konusu dönemde çalışan kişilerin tanık sıfatı ile bilgilerine başvurularak, ihtilaf konusu dönemde yaptığı işin niteliği tereddütsüz olarak belirlenmeli, gerektiğinde yapılan işin 5953 sayılı Kanun kapsamında fikir ve sanat işi niteliğinde olup olmadığının belirlenmesi için iletişim fakültelerinde görevli bilirkişi ya da bilirkişi heyetinden rapor alınmalı, 01.10.2008 tarihi sonrasındaki dönem için, davacının basın ve gazetecilik mesleğinde Basın Kartı Yönetmeliğine göre basın kartı sahibi olmak suretiyle fiilen çalışıp çalışmadığı araştırılarak varılacak sonuca göre karar verilmelidir. Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, eksik araştırma ve inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması, usûl ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir..." 2.Mahkeme tarafından bozma ilamına uyularak 28.06.2016 tarihli ve 2015/253 Esas, 2016/284 Karar sayılı kararla; dosyanın iletişim fakültesinden bilirkişi Doç.Dr... ...'a tevdii edildiği, düzenlenen bilirkişi raporu ve Yargıtay bozma ilamı doğrultusunda, televizyonda yönetmen statüsünde çalışan davacı tarafın yaptığı iş, fikir işi niteliğinde değerlendirilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile davacının davalı işyerinde 01.09.2007 - 12.11.2012 tarihleri arasında geçen hizmetlerinin 5953 sayılı Kanun'un 1. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiğinin tespitine, davalı işyerinde işe başlama tarihinin 01.09.2007 olduğunun tespitine fazlaya ilişkin taleplerin reddine karar verilmiştir. 3. Mahkemenin 28.06.2016 tarihli ve 2015/253 Esas, 2016/284 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri temyiz isteminde bulunmuş ve Dairemizce 25.04.2017 tarihli ve 2016/15119 Esas, 2017/3728 Karar sayılı ilamla aşağıdaki gerekçeyle Mahkeme kararı bozulmuştur: "...1-Eldeki davada Mahkemece ilk kez verilen 18.11.2014 tarihli karar Dairemizin bozma ilamı ile 'Taraflar arasındaki uyuşmazlığın, davalı şirket işyerinden hizmet bildirimi yapılan, 01.09.2007-01.10.2008 tarihleri arasında davacının yaptığı işin fikir ve sanat işi kapsamında bulunup bulunmadığı ve bu hali ile 5953 sayılı Kanun kapsamına girip girmediği, 01.10.2008-12.11.2012 tarihleri arasındaki çalışmaların da basın ve gazetecilik mesleğinde Basın Kartı Yönetmeliğine göre basın kartı sahibi olmak suretiyle fiilen geçip geçmediği, bu kapsamda 01.10.2008 tarihi öncesi bakımından 506 sayılı Yasanın ek 5’inci maddesi kapsamında, sonrası bakımından da, 5510 Sayılı Yasa kapsamında irdeleme yapılması ve davacının basın ve gazetecilik mesleğinde Basın Kartı Yönetmeliğine göre basın kartı sahibi olmak suretiyle fiilen çalışıp çalışmadığının araştırılması' gereğine işaret edilerek bozulmuştur. Mahkemenin, Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine, o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. 'Usuli kazanılmış hak' olarak tanımlayacağımız bu olgu; Mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirdiği gibi, Mahkemenin kararını bozmuş olan Yargıtay Hukuk Dairesince; sonradan, ilk bozma kararı ile benimsemiş olduğu esaslara usuli kazanılmış hakka aykırı bir şekilde, ikinci bir bozma kararı verilememektedir (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, Hukuk Genel Kurulu’nun 12.07.2006 gün, 2006/9-508 E., 2006/521 sayılı kararı). Mahkemenin, Yargıtay’ın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usuli kazanılmış hak doğabileceği gibi, bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usuli kazanılmış hak gerçekleşebilir. (Prof. Dr. Baki KURU, Usuli Müktesep Hak (Usule İlişkin Kazanılmış Hak) Dr. A. Recai Seçkin’e Armağan, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları No. 351 Ankara, 1974, sayfa 395 vd.) Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan Mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşturur. (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK) Eldeki davada da Mahkemece Dairemizce verilen bozma kararlarına uyulmuş olmasına rağmen, bozma gereklerinin tam olarak yerine getirildiğinden bahsedimesi mümkün olmayıp, Mahkemece, bozma ilamımızda belirtildiği gibi öncelikle davaya konu uyuşmazlık hakkında yasal dayanakların dikkate alınması gereklidir. Bu kapsamda 01.10.2008 tarihi öncesi bakımından 506 Sayılı Yasanın ek 5’inci maddesi kapsamında, 01.10.2008 tarihinden sonraki dönem bakımından ise 5510 sayılı Yasanın 40’ıncı maddesi kapsamında irdeleme yapılmalıdır. Diğer taraftan Mahkemece bilirkişi raporu aldırılarak davacının basın Mesleğinde ve basın iş Kanunu kapsamında çalıştırılması gereğine dair belirleme yapılmış ise de, bu belirleme yapılırken davacının somut olarak ne tür işler yaptığı hususu dosyaya yansıtılmamış, dinlenen tanık beyanlarında ise davacının yaptığı iş nedeniyle görev tanımı ve kapsamı netleştirilmemiştir. Ayrıca basın kartı bakımından da herhangi bir araştırma yapılmamış olmakla, dosya arasındaki belgelere göre davalı şirketin en az 3 kişiyi basın kanununa tabi olarak çalıştırması gereğine dair Radyo Televizyon Üst Kurulunca yapılan tespit nedeniyle, bu kapsamda davalı nezdinde çalıştırılan kimselerin bulunup bulunmadığı araştırılmalı, yok ise bu konuda davalı hakkında herhangi bir işlem yapılıp yapılmadığının araştırılması, var ise davacının çalışmaları bakımından bu kişilerin beyanlarının alınması, bu araştırmalar yapıldıktan sonra ve dinlenecek bordrolu tanık beyanları ile somut verilere dayalı olarak bir karar verilmesi gerekirken soyut veri ve beyanlara dayalı olarak yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. 2-Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 297. maddesinin (2). Fıkrasında "hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir", hükmü öngörülmüş olup, Mahkemece, kabule konu olunan 30.09.2008 tarihinden önceki çalışmalar yönünden davanın yasal dayanağının 506 sayılı Yasanın Ek 5. Maddesi olduğu anılan maddenin 3. fıkrasının '... Fiilen çalışılmış güne eklenecek itibari hizmet günü sayısının bulunmasında (Çalışılan gün sayısı x 0.25) formülü uygulanır.' hükmü gereği, hüküm kurulması gerekmektedir. Yine Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 16.05.2000 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanan 18.02.2000 gün ve 1997/1 Esas - 2000/1 Karar sayılı kararında, anılan Kanunun Ek 5'inci maddesinde öngörülen itibari hizmet süresinin, salt sigortalılık süresine eklenmesi gerekeceği, ayrıca bu sürenin fiili prim ödeme gün sayısına eklenmesinin söz konusu olamayacağına ilişkin kararı dikkate alınmaksızın, Mahkemece kabule konu olan 01.10.2008 tarihinden sonraki dönem yönünden ise davanın yasal dayanağı 5510 sayılı Kanunun 40. Maddesi olup, anılan madde uyarınca 360 günde ne kadar sürenin fiili hizmet süresi zammı olarak kabul edileceği, kabul edilecek fiili hizmet süresi zammının prim ödeme gün sayısına ilavesi gerektiği, ne kadarının yaş haddinden indirileceği, yaş haddinden indirim için anılan madde kapsamındaki iş ve işyerlerinde ne kadar çalışma şartı arandığının hükümde belirtilmesi gerektiği gözetilmeden, infazda tereddüt ve çelişkiye mahal verilecek yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir..." 4.Mahkeme tarafından bozma ilamına uyularak 09.10.2018 tarihli ve 2017/210 Esas, 2018/502 Karar sayılı kararla; açılan davanın kısmen kabulüne, davacının, davalı işyerindeki 01.09.2007 - 30.09.2008 tarihleri arasındaki çalışmalarında 506 sayılı Kanun'un ek 5. maddesi gereğince 98 gün itibari hizmet gün sayısının bulunduğuna, bu gün sayısının salt sigortalılık süresine eklenmesi(fiili prim ödeme gün sayısına eklenmeksizin) gerektiğinin tespitine, davacının, davalı işyerindeki 01.10.2008 - 12.11.2012 tarihleri arasındaki çalışmalarında 5510 sayılı Kanun'un 40. maddesi gereğince 372 gün fiili hizmet zammı süresinin bulunduğunun, bu sürenin prim ödeme gün sayısına fiili hizmetsüresi zammı olarak eklenmesi gerektiğinin, 372 gün fiili hizmet süresi zammının 3 yılı geçmemek üzere yarısının maddede belirtilen basın ve gazetecilik mesleğinde 3600 gün çalışması koşulu ile emeklilik yaş haddinden indirileceğinin tespitine, fazlaya ilişkin taleplerin reddine karar verilmiştir. 5. Mahkemenin 09.10.2018 tarihli ve 2017/210 Esas, 2018/502 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri temyiz isteminde bulunmuş ve Dairemizce 25.02.2020 tarihli ve 2018/7118 Esas, 2020/1588 Karar sayılı ilamla aşağıdaki gerekçeyle Mahkeme kararı bozulmuştur: "...Eldeki davada ise, Mahkemece 01.09.2007-01.10.2008 tarihleri arasında kalan dönem bakımından, yapılacak araştırmada; öncelikle, davacının 506 sayılı Yasanın ek 5. Maddesinin I. Alt bendinde yer alan "…212 sayılı Kanunla değiştirilen 5953 sayılı basın mesleğinde çalışanlarla çalıştıranlar arasındaki münasebetleri düzenleyen kanun kapsamına tabi olarak çalışan sigortalılar.” Niteliğinde bulunup bulunmadığı hususu irdelenmeli, bu maddede sayılan iş ve meslek grubunda bulunup bulunmadığı hususları üzerinde durulmalı, bulunmadığının anlaşılması halinde, bu kez de, II. Alt bendi hükümlerine göre, Basım ve gazetecilik işyerlerinde, hangi fiziksel dış etki ve ya etkilere maruz kaldığı hususları netlikle ortaya konulmalı, bu kapsamda, işyerinde çalıştığı birim ve yaptığı iş tereddüde yer bırakmayacak şekilde belirlenmeli; işyerinde itibari hizmet süresinden yararlanmayı gerektirir koşullarda bildirimi yapılan sigortalılar bulunup bulunmadığı araştırılarak, varlığı halinde, çalışma ortamı yönünden beyanlarına başvurulması gereği üzerinde durularak, işyerinin kapsamı, çalışma düzeni ve koşulları ile bölümleri ve bu bölümlerin taşıdıkları özellikler, hangi bölümlerdeki çalışmalarda anılan yasada sayılan fiziksel dış etkenlere maruz kalındığı ve buna bağlı olarak itibari hizmet süresinden yararlanmayı gerektirir işlerden olup olmadığı yönleri incelenip, davacının çalışmasının işyerinin hangi bölümlerinde geçtiği, yapılan işin niteliği, özellikleri ve buna bağlı olarak hangi olumsuz dış etkenlere maruz kalındığı hususunda uzman bilirkişilerden rapor alınmalı; alınan rapor mevcut delillerle birlikte değerlendirilerek sonucuna göre davacının 506 sayılı Yasa’nın Ek 5. maddesinin I(a) veya II. bendinin alt bentlerinde belirtilen işleri yaparken fiziksel dış etkenlerin ve olumsuz çalışma koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği irdelenerek karar verilmelidir.... Eldeki davada ise, davacının, 01.10.2008-12.11.2012 tarihleri arasında yönelen talebi hakkında Mahkemece, 5510 sayılı Yasanın 40. Maddesi hükümleri ayrıntıları ile irdelenmeli, davacının çalıştığı işyeri ve yaptığı iş ile ilgili olarak basın ve gazetecilik mesleğinin ilke ve sınırları belirlenmeli ve basın kartı dışında bendin tamamının iptal edildiği dikkate alınarak yapılacak değerlendirme sonucuna göre bir karar verilmelidir..." 6.Mahkeme tarafından bozma ilamına uyularak yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının, davalı işveren bünyesinde yayın yönetmeni olarak çoğunlukla radyasyon yayan cihazlarla dar ve kapalı alanlar ile dış çekim ortamlarında çalıştığı, çekimler esnasında radyasyon ile yüksek ses ve dış çekimin zorlu hava koşullarına maruz kaldığı anlaşıldığından davacının davalı işveren nezdindeki çalışmalarının fikir ve sanat işlerinde çalışan gazeteci kapsamında değerlendirilmesi gerektiği anlaşıldığı gerekçesiyle açılan davanın kısmen kabulüne, davacının, davalı işyerindeki 01.09.2007 - 30.09.2008 tarihleri arasındaki çalışmalarında 506 sayılı Kanun'un ek 5. maddesi gereğince 98 gün itibari hizmet gün sayısının bulunduğuna, bu gün sayısının salt sigortalılık süresine eklenmesi(fiili prim ödeme gün sayısına eklenmeksizin) gerektiğinin tespitine, davacının, davalı işyerindeki 01.10.2008 - 12.11.2012 tarihleri arasındaki çalışmalarında 5510 sayılı Kanun'un 40. maddesi gereğince 372 gün fiili hizmet zammı süresinin bulunduğunun, bu sürenin prim ödeme gün sayısına fiili hizmetsüresi zammı olarak eklenmesi gerektiğinin, 372 gün fiili hizmet süresi zammının 3 yılı geçmemek üzere yarısının maddede belirtilen basın ve gazetecilik mesleğinde 3600 gün çalışması koşulu ile emeklilik yaş haddinden indirileceğinin tespitine, fazlaya ilişkin taleplerin reddine, karar verilmiştir. V.TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1.Davalı Kurum vekili temyiz dilekçesinde özetle; Kuruma başvuru zorunluluğu bulunduğu, davanın ispat edilemediği iddiasıyla temyiz isteminde bulunmuştur. 2.Davalı işveren vekili temyiz dilekçesinde özetle; cevap dilekçesi ve aşamalardaki dilekçe ve beyanlar tekrarla eksik araştırma ile karar verildiği iddiasıyla temyiz isteminde bulunmuştur. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, 23.07.2007 - 01.09.2007 dönemindeki hizmet süresinin tespiti ile 23.07.2007 - 12.11.2012 tarihleri arasında davalı işveren yanındaki çalışmaların basın iş kolunda geçtiğinin, bu süreye göre itibari hizmet süresinin ve prime esas kazancın tespitine ilişkindir. 1.Temyizen incelenen Mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz kapsam ve nedenlerine göre, aşağıdaki bentlerin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. Bir mahkemenin Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. “Usuli kazanılmış hak” olarak tanımlayacağımız bu olgu mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirmektedir (09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı YİBK). 3.Somut olayda, uyulan bozma ilamında da belirtildiği üzere; itibari hizmet süresi, ağır ve yıpratıcı işlerde çalışanlara, erken emeklilik imkânı sağlamak amacıyla kanun koyucu tarafından öngörülmüştür. Fiilen çalışılmamış olmasına rağmen, sigortalılık süresine eklenir. 506 sayılı Kanun’un Ek 5 inci maddesi, özellikle Basın İş Kanunu kapsamındaki gazeteciler için her tam yıl çalışmaya karşılık 90 gün itibari hizmet süresi eklenmesini düzenler. Bu hak, yalnızca kanunda belirtilen meslekler, işyerleri ve çalışma koşulları sağlandığında uygulanabilir. İtibari hizmetten yararlanmak için gazetecinin basın kartına sahip olması ve fikir-sanat işi kapsamında çalışması gerekir. Basın İş Kanunu, gazetecilik mesleğini; yazar, muhabir, editör, kameraman gibi doğrudan basın faaliyeti yürütenlerle sınırlar. Teknik ve idari personel kapsam dışıdır. Radyo ve televizyon kuruluşlarında haberle ilgili birimlerde çalışanlar da, doğrudan haber üretimine katkı sağladıkları ölçüde kapsam dahilindedir. Uplink görevlisi, şoför, sekreter gibi dolaylı görevler kapsam dışıdır. 4.Öte yandan; 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu bakımından; itibari hizmet kavramı yerine fiili hizmet süresi zammı kavramı kullanılmış ve 5510 sayılı Kanun'un 40. maddesinde fiili hizmet süresi zammından kimlerin hangi şartlarla faydalanabileceği hususu düzenlenmiş olup, basın ve gazetecilik mesleğinde olanlar ve Türkiye Radyo-Televizyon Kurumunda haber hizmetinde çalışanlar bakımından, 19.01.2013 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6385 sayılı Kanun'un 15. maddesi ile eklenen düzenleme ile, basın ve gazetecilik mesleğinde Basın Kartı Yönetmeliğine göre basın kartı sahibi olmak suretiyle fiilen çalışanların ve Türkiye Radyo-Televizyon Kurumunda Basın Kartı Yönetmeliğine göre basın kartı sahibi olmak suretiyle; Türkiye Radyo-Televizyon Kurumunda haber hizmetinde fiilen çalışanların bu çalışma sürelerinin fiili hizmet süresi zammının hesabında gözetileceği hüküm altına alınmış, 6385 sayılı Kanun'un 21. maddesinde de bu düzenlemenin 2008 yılı Ekim ayı başından itibaren geçerli olacağı belirtilmiştir. 5. Ne var ki 5510 sayılı Kanun'a, 6385 sayılı Kanun'un 15. maddesi ile eklenen 16. alt bendinde yer alan, "basın ve gazetecilik mesleğinde olan kişilerden,-"Basın Kartı Yönetmeliğine göre basın kartı sahibi olmak suretiyle- fiilen çalışanların- itibari hizmetten faydalandırılması gerektiğine ilişkin kanun maddesine karşı somut norm denetimi yolu ile Anayasaya aykırılık iddiası ileri sürülmüş ve Anayasa Mahkemesinin 25.12.2019 gün ve 2019/62 Esas, 2019/98 Karar sayılı kararı ile 16 numaralı bendin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline dair karar verilmiş olup, karar 14.02.2020 tarih ve 31039 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmıştır. 6.Diğer taraftan, 7256 sayılı Kanun'un 32. maddesi ile benzer mahiyette bir bent 13.11.2020 tarihi itibari ile yürürlüğe girmiş olup, bent hükümleri; Kapsamdaki işler/işyeri Kapsamdaki sigortalılar Eklenecek Gün sayısı "16) Basın ve 14 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesine göre basın 90 gazetecilik kartı sahibi olmak suretiyle fiilen çalışanlar. Mesleğinde" şeklinde iken; bu bent üzerinde bir değişiklik de 13.10.2022 tarihli ve 7418 sayılı Basın Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkındaki Kanun'un 24. maddesiyle bu sırada yer alan “14 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesine” ibaresi “09.06.2004 tarihli ve 5187 sayılı Basın Kanunu'na” şeklinde değiştirilmiştir. 7. Sonuç olarak maddenin son hali; Kapsamdaki işler/işyeri Kapsamdaki sigortalılar Eklenecek Gün sayısı "16) Basın ve 09.06.2004 tarihli ve 5187 sayılı Basın Kanunu'na 90 Gazetecilik Mesleğinde göre basın kartı sahibi olmak suretiyle fiilen çalışanlar. şeklini almıştır. 8. Görüldüğü üzere Basın Kanunu kapsamında geçen çalışmalar nedeniyle itibari hizmet süresinin tespiti / fiili hizmet süresi zammından faydalandırılması amacıyla açılan davalarda; 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun Geçici 7. maddesi hükmünde yer alan "Bu Kanun'un yürürlük tarihine kadar 17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı, 02.09.1971 tarihli ve 1479 sayılı, 17.10.1983 tarihli ve 2925 sayılı, bu Kanunla mülga 17.10.1983 tarihli ve 2926 sayılı, 08.06.1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanunlar ile 17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı Kanun'un geçici 20. maddesine göre sandıklara tâbi sigortalılık başlangıçları ile hizmet süreleri, fiilî hizmet süresi zammı, itibarî hizmet süreleri, borçlandırılan ve ihya edilen süreler ve sigortalılık süreleri tabi oldukları Yasa hükümlerine göre değerlendirilirler" hükmü ve genel olarak Yasaların geriye yürümemesi (geçmişe etkili olmaması) kuralı nazara alınmalıdır. 9.Bu çerçevede basın kartı sahibi olmadığı anlaşılan davacının 01.10.2008 tarihinden sonraki dönem yönünden talebinin reddine karar verilmesi gerekirken bozma kararının içeriği doğru yorumlanmadan 506 sayılı Kanun'un Ek 5. maddesinin dava konusu uyuşmazlıkla ilgisi bulunmayan hükümlerine yapılan atıf ve değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Mahkeme kararının BOZULMASINA, Peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren Mahkemeye gönderilmesine, 20.05.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. SUCCESS ADALET_SUCCESS İşlem başarıyla gerçekleştirildi! İşlem başarıyla gerçekleştirildi! 91cf2dbfeea84349 ae4511858e796585