Yargıtay Kararları › Yargıtay 10. Hukuk Dairesi › Mayıs 2025 › 2025/398 E., 2025/7509 K.

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2025/398 E., 2025/7509 K. (06.05.2025)

Mahkeme
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/398
Karar No
2025/7509
Karar Tarihi
06.05.2025

10. Hukuk Dairesi 2025/398 E. , 2025/7509 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi SAYISI : 2023/179 E., 2024/162 K. Mahkemece bozmaya uyularak verilen karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlenildikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I.DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının, .... ilçesi .... Belediyesinde 15.05.2007 tarihinde şoför olarak çalışmaya başladığını, davalı Belediyenin sigorta primlerini eksik yatırdığını, ilk işe giriş bildirgesinin verildiği günden itibaren aralıksız olarak Belediyede temizlikçilik görevi yaptığını, buna ilişkin görev kağıtlarının da olduğunu, ...... Belediyesinin 30.03.2014 seçimleri itibariyle kapandığını, tüm hak, alacak ve borçlarının .... İl Özel İdare Müdürlüğüne geçtiğini ileri sürerek, davacının 15.05.2007 – 28.03.2014 tarihleri arasındaki çalışmalarının tespiti ile bu hizmetlerin diğer hizmetleri ile birleştirilmesine karar verilmesini istemiştir. II.CEVAP 1.Davalı ... İl Özel İdaresi vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın reddini istemiştir. 2.Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın reddini istemiştir. III.MAHKEME KARARI Mahkemenin 09.06.2016 tarih ve 2014/239 - 2016/168 E.K. sayılı kararı ile davacının davasının kısmen kabulü ile davacının davalı 19598.02 sicil no.lu .... Belediyesi nezdinde 28.08.2007 ile 31.08.2007 tarihleri arasında 4 gün, 06.10.2007 ile 29.05.2008 tarihleri arasında 235 gün, 27.11.2008 ile 31.12.2008 tarihleri arasında 34 gün, 01.06.2009 ile 07.08.2011 tarihleri arasında 787 gün, 01.01.2012 ile 24.01.2012 tarihleri arasında 10 gün olmak üzere hizmet aktine dayalı olarak günün asgari ücretiyle hizmetinin tespitine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.

IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Birinci Bozma Kararı Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri tarafından temyiz isteminde bulunulması üzerine Dairenin 26.02.2019 tarih ve 2016/16661 - 2019/1624 E.K. sayılı kararı ile hükmün eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirmeye dayalı olduğu, Mahkemece, davacının 15.05.2007-27.08.2007 ve 01.09.2007-05.10.2007 tarihleri arasında dava dışı .... İnş. Nak. … Ltd. Şti. adına tescilli iş yerinden bildirimlerinin bulunması nedeniyle kesinti oluştuğu gözetilerek 06.10.2007 tarihinden önceki çalışmalarının hak düşürücü süreye uğradığının gözetilmemesinin hatalı olduğu, 06.10.2007 tarihinden sonraki hizmet tespiti yönünden ise, davacının talep ettiği dönemlere ilişkin fiili çalışmasının olup olmadığı aydınlatılarak davaya konu talep somutlaştırılmalı, kayıt dışı olduğu dönemde nasıl çalıştığı, ücretini kimden ve nasıl aldığı belirlenmeli, talep edilen dönemde Belediyenin temizlik ve muhasebe bölümünde çalışan kişiler araştırılarak re'sen tanık olarak dinlenmeli, davacı ile aynı dönemlerde iş yerinde çalışmış ve işverenin resmi kayıtlara geçmiş bordro tanıkları belirlenip tanık olarak dinlenmeli, komşu işverenlerin aynı nitelikte işi yapan ve bordrolarına resmi kayıtlarına geçmiş çalışanlardan araştırılıp resen tanık olarak dinlenmeli, uyuşmazlık konusu husus, hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde çözümlenip; deliller hep birlikte değerlendirilip takdir edilerek, varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmelidir, şeklindeki gerekçesiyle hüküm bozulmuştur. B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen İkinci Karar Mahkemenin 23.02.2021 tarih ve 2019/242 - 2021/57 E.K. sayılı kararı ile davacının davasının kısmen kabulü ile davacının davalı .... sicil no.lu ..... Belediyesi nezdinde 28.08.2007 ile 31.08.2007 tarihleri arasında 4 gün, 06.10.2007 ile 29.05.2008 tarihleri arasında 235 gün, 27.11.2008 ile 31.12.2008 tarihleri arasında 34 gün, 01.06.2009 ile 07.08.2011 tarihleri arasında 787 gün, 01.01.2012 ile 24.01.2012 tarihleri arasında 10 gün olmak üzere hizmet aktine dayalı olarak günün asgari ücretiyle hizmetinin tespitine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. C. İkinci Bozma Kararı Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri tarafından temyiz isteminde bulunulması üzerine Dairenin 14.12.2021 tarih ve 2021/9788 - 2021/15952 E.K. sayılı kararı ile .. hükmün eksik incelemeye dayalı olduğu, Mahkemece, davalının çalışmalarının geçtiğini iddia ettiği ..... Belediyesinin resmi kurum niteliğinde olması nedeniyle çalışmaların kayıtlara geçmesinin esas olduğu dikkate alınmalı, işverenin resmi kurum niteliği, ücret ödemelerinin kayıtlara dayalı olma gerekleri dikkate alınarak; ücret ödeme bordroları olup olmadığı araştırılarak getirtilmeli, davacının kayıt dışı olduğu dönemde nasıl çalıştığı, ücretini kimden ve nasıl aldığı belirlenerek, belediyenin davacının da çalıştığı ilgili bölümünde çalışan bordro tanıkları belirlenerek dinlenmeli, uyuşmazlık konusu dönemde çalışmalarını bilebilecek esnaf tanıkları kolluk vasıtasıyla araştırılarak ve davacıdan da sorularak belirlenip tanık olarak beyanlarına başvurulmalı, uyuşmazlık konusu husus, hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde çözümlenip; deliller hep birlikte değerlendirilip takdir edilerek, varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmesi, kabule göre de davalı Kurumun harçtan muaf olduğu gözetilmeksizin, başvurma ve peşin harcın yargılama giderlerine dahil edilerek davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline dair karar verilmesinin isabetsiz olduğu belirtilerek, karar bozulmuştur. D. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Üçüncü Karar Mahkemenin 20.09.2024 tarih ve 2023/179 - 2024/162 E.K. sayılı kararı ile davacının davasının gider avansı dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir. V.TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; kararın hatalı açıkça usul ve yasaya olduğunu, yeterli araştırma yapılmaksızın eksik inceleme ve değerlendirme ile karar verildiğini, uzman olmayan bilirkişi tarafından verilen rapora itirazlarının değerlendirilmediğini belirterek, kararın bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Sonuç Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, hizmet tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece bozma sonrası, 23.02.2024 tarihli celsede davacı vekilinin vekillikten çekilme dilekçesinin dosyada masraf bulunmadığından asile tebliğ edilemediği, davacı asile işbu duruşma zaptının vekillikten çekilme dilekçesini ihtar yerine geçmek üzere yapılacak tebligat giderinin şimdilik suçüstü ödeneğinden karşılanmasına, gider avansının eksik olduğu anlaşıldığından davacı yana 1.000 TL tebligat gideri avansını yatırmak üzere 2 haftalık kesin süre verildiği ve yatırılmadığı takdirde davanın dava şartı yokluğundan usulden reddedileceğinin ihtar edildiği, 20.09.2024 tarihli celsede HMK 114/1-g, 115/1-2, 120/1-2 hükmü gereğince davacının davasının gider avansı dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114. maddesinin 1. fıkrası g bendinde gider avansı dava şartı olarak düzenlenmiştir. Anılan Kanun'un 120. maddesi “harç ve avans ödenmesi” başlığını taşımakta olup; “(1)Davacı, yargılama harçları ile her yıl Adalet Bakanlığınca çıkarılacak gider avansı tarifesinde belirlenecek olan tutarı, dava açarken mahkeme veznesine yatırmak zorundadır. (2)Avansın yeterli olmadığının dava sırasında anlaşılması hâlinde, Mahkemece, bu eksikliğin tamamlanması için davacıya iki haftalık kesin süre verilir.” hükmünü içermektedir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun “delil ikamesi için avans” başlıklı 324. maddesi ile “(1)Taraflardan her biri ikamesini talep ettiği delil için Mahkemece belirlenen avansı, verilen kesin süre içinde yatırmak zorundadır. Taraflar birlikte aynı delilin ikamesini talep etmişlerse, gereken gideri yarı yarıya avans olarak öderler. (2)Taraflardan birisi avans yükümlülüğünü yerine getirmezse, diğer taraf bu avansı yatırabilir. Aksi hâlde talep olunan delilin ikamesinden vazgeçilmiş sayılır. (3)Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği dava ve işler hakkındaki hükümler saklıdır.” hükmü getirilmiştir. Anılan Kanun'un 325. maddesinde ise; “Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği dava ve işlerde, hâkim tarafından resen başvurulan deliller için gereken giderlerin, bir haftalık süre içinde taraflardan birisi veya belirtilecek oranda her ikisi tarafından ödenmesine karar verilir. Belirlenen süre içinde bu işlemlere ait giderleri karşılayacak miktarda avans yatırılmazsa, ileride bu gideri ödemesi gereken taraftan alınmak üzere Hazineden ödenmesine hükmedilir.” hükmü yer almaktadır. 03.04.2012 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yönetmeliğinin 45. maddesinde: “(1)Davacı, yargılama harçları ile her yıl Bakanlıkça çıkarılacak gider avansı tarifesinde belirlenecek olan tutarı dava açarken Mahkeme veznesine yatırmak zorundadır. Gider avansı, her türlü tebligat ve posta ücretleri, keşif giderleri, bilirkişi ve tanık ücretleri gibi giderler için davacıdan alınan meblağı ifade eder. (2)Adli yardım talebiyle açılan dava ve işlerde adli yardım konusunda bir karar verilinceye kadar harç, gider ve delil avansı alınmaz. Kanunlardaki özel hükümler saklıdır. (3)Gider avansının yeterli olmadığının dava sırasında anlaşılması halinde, Mahkemece bu eksikliğin tamamlanması için davacıya iki haftalık kesin süre verilir. Dava şartı olan gider avansının yatırılmaması veya tamamlanmaması halinde, dava, dava şartı yokluğundan reddedilir. (4)Taraflardan her biri ikamesini talep ettiği delil için Mahkemece belirlenen avansı, verilen kesin süre içinde yatırmak zorundadır. Delil avansı, tarafların dayandıkları delillerin giderlerini karşılamak üzere Mahkemece belirlenen kesin süre içinde ödemeleri gereken meblağı ifade eder. Taraflar birlikte aynı delilin ikamesini talep etmişlerse, gereken gideri yarı yarıya avans olarak öderler. Taraflardan biri avans yükümlülüğünü yerine getirmediğinde, diğer taraf bu avansı da yatırabilir. Delil avansını yatırmayan taraf, o delilin ikamesinden vazgeçmiş sayılır. Tarafların üzerinde tasarruf edemeyecekleri dava ve işlerle, kanunlardaki özel hükümler saklıdır…” hükmü getirilmiştir. Burada gider avansı ve delil avansı birlikte düzenlenmiş olup; gider avansının, her türlü tebligat ve posta ücretleri, keşif giderleri, bilirkişi ve tanık ücretleri gibi giderler için davalıdan alınan meblağı ifade ettiği, davacının, her yıl Bakanlıkça çıkarılacak gider avansı tarifesinde belirlenecek olan tutarı dava açarken Mahkeme veznesine yatırmak zorunda olduğu, delil avansının ise tarafların dayandıkları delillerin giderlerini karşılamak üzere Mahkemece belirlenen kesin süre içinde ödemeleri gereken meblağı ifade ettiği vurgulanmıştır. Öte yandan, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 448. maddesine göre; “Bu Kanun hükümleri, tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla derhâl uygulanır.” Bu durumda 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümleri tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla derhal yürürlüğe girecektir. Yukarıda açıklandığı üzere, Yönetmelikte gider avansının içinde delil avansı için gerekli giderler de gösterilmiştir. Gider avansının yatırılmaması halinde açılan dava, dava şartı yokluğundan reddedilir (Yön. m. 45/3), delil avansının yatırılmaması halinde ise o delilden vazgeçilmiş sayılır (Yön. m. 45/3). 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda öngörülen süreler, nitelikleri bakımından, taraflar için ve mahkemeler için konulmuş süreler olmak üzere ikiye, taraflar için konulmuş süreler ise kanunda belirtilen süreler ve hakim tarafından belirtilen süreler olmak üzere ikiye ayrılır. Kanunda belirtilen süreler; Kanun tarafından öngörülmüş (cevap süresi, temyiz süresi gibi) süreler olup, bu süreler kesindir ve işlemin kanuni süresi içinde yapılıp yapılmadığı, Mahkemece re’sen gözetilir. Hakimin tespit ettiği süreler ise kural olarak kesin değildir. Hakim, kendi tayin etmiş olduğu süreyi, 6100 sayılı Kanun'un 90/2. maddesine göre iki tarafı dinledikten sonra haklı nedenlere dayanarak, azaltıp çoğaltabilir ve bu sürenin, kesin olduğuna da karar verebilir. (HMK m.94/2, HUMK m.159). Hakimin verdiği sürenin kesin olması için ya hakimin kesin olduğunu belirtmeksizin verdiği ilk sürede işlemin yapılmaması nedeniyle ilgili tarafın yeniden süre talep hakkının varlığı karşısında, bu talep üzerine hakimin verdiği ikinci sürenin kanundan kaynaklanan şekilde kesin olması (HUMK m.163, c.4, HMK 94/2); ya da hakimin tayin ettiği ilk sürenin kesin olduğuna karar vermiş olması gerekir. Hakimin tayin ettiği bu ilk sürenin kesin süre olarak hukuki sonuç doğurabilmesi için buna ilişkin ara kararının kanuna ve içtihatlara uygun şekilde oluşturulması, hiçbir tereddüte yer vermeyecek derecede açık olması ve kesin süreye uyulmamasının sonuçlarının ilgili tarafa ihtar edilmesi gerekir. Kesin süreye ilişkin ara kararının verilmesiyle karşı taraf lehine usulü kazanılmış hak doğmaktadır. Başka bir deyişle; ister kanun, ister hâkim tarafından tayin edilmiş olsun, kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen işlemin, bu süre geçtikten sonra yerine getirilmesi olanaklı değildir. Öte yandan 6100 sayılı Kanun'un 94. maddesi uyarınca kesin süreye ilişkin ara kararın hiçbir duraksamaya yer vermeyecek biçimde açık olması, taraflara yüklenen yükümlülüklerin, yapılması gereken işlerin neler olduğunun ve her iş için yatırılacak ücretin hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde açıklanması gerekir. Ayrıca verilen sürenin amaca uygun, yeterli ve elverişli olması, kesin süreye uymamanın doğuracağı hukuki sonuçların açık olarak anlatılması ve anlatılanların tutanağa geçirilmesi, bunlara uyulmaması durumunda mevcut kanıtlara göre karar verilip, gerektiğinde davanın reddedileceğinin açıkça bildirilmesi suretiyle ilgili tarafın uyarılması gerektiği her türlü duraksamadan uzaktır. Bazı hallerde kesin sürenin kaçırılması, o delile veya hakka dayanamamak gibi ağır sonuçları birlikte getirmekte, davanın kaybedilmesine neden olmaktadır. Böyle bir durumda, geciken adaletin adaletsizlik olduğu düşünülerek, davaların uzamasını veya uzatılmak istenmesini engellemek üzere getirilen kesin süre kuralı, Kanun'un amacına uygun olarak kullanılmalı, davanın reddi için bir araç sayılmamalıdır. Bu cümleden olarak, kesin sürenin amacına uygun olarak kullanılması ve yeterli uzunlukta olmasının yanı sıra tarafların yargılamadaki tutumları ile süreye konu işlemin özelliğinin de göz önünde bulundurulması gerekir. Bu yasal düzenlemeler göstermektedir ki taraflar; dinlenmesini istedikleri tanık ve bilirkişinin veya yapılmasını istedikleri keşif ve sair işlemlerin masraflarını, Mahkeme veznesine yatırmaya mecbur olup, hâkim tarafından verilen sürede gerekli masrafı vermeyen tarafın talebinden sarfınazar ettiği kabul edilir. Hâkimin, bu masrafların yatırılması konusunda verdiği sürenin kesin olduğunu usulünce karara bağladığı hallerde, kesin süreye uymayan tarafın bu delile dayanma olanağı kalmaz. Kesin süre tarafların yanında hâkimi de bağlayacağından uyulmaması halinde, gereğinin hâkim tarafından hemen yerine getirilmesi gerekir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.02.1983 gün 1980/1-1284, 1983/141; 22.11.1972 gün 8/832, 935; 13.10.2010 gün 2010/17-510-485; 28.04.2010 gün 2010/2-221-241; 28.03.2012 gün 2012/19-55-2012-249; 12.12.2012 gün 2012/9-1202-1218 sayılı kararları). Açıklanan ilkeler çerçevesinde somut olay değerlendirildiğinde: 506 sayılı Kanun'un 6. maddesinde ifade edildiği üzere “sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve feragat edilemez.” Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi karşısında, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davaların, kamu düzenine ilişkin olduğu, bu nedenle özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesinin zorunlu ve gerekli bulunduğunun gözetilmesi zorunludur. 506 sayılı Kanun'un 6. maddesinde ve 5510 sayılı Kanun'un 7 ve 8. maddelerinde çalıştırılanların işe alınmalarıyla kendiliğinden sigortalı olacakları, sigortalılar ile bunların işverenleri hakkında sigorta hak ve yükümlerinin sigortalının işe alındığı tarihten başlayacağı, bu suretle sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamayacağı ve vazgeçilemeyeceği yönünde düzenleme yapılmış olmakla, buna göre sigortalı olmak, kamu düzenine ilişkin, kişiye bağlı, vazgeçilemez ve kaçınılamaz hak ve yükümlülük doğuran bir hukuksal statü meydana getirmektedir ve kişiler ile sosyal güvenlik kuruluşlarının bu statünün oluşumundaki rolü de yenilik doğurucu ve iradi bir durum değil, kanun gereği kendiliğinden oluşan statüyü belirlemekten ibarettir. İncelenen dosya kapsamına göre davanın, 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun geçiş hükümlerini içeren geçici 7. maddesi gereğince 506 sayılı Kanun'un 79/10. ve 5510 sayılı Kanun'un 86/9. maddeleri kapsamında hizmet tespiti istemini içermesi karşısında, kamu düzeniyle ilgili olduğu ve bu nedenle, özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmesinin zorunlu ve gerekli bulunduğu gözetilerek; hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde, re'sen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği gözetilmeksizin, yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır. Mahkemece, davanın kamu düzenine ilişkin olduğu ve yalnızca 6100 sayılı Kanun'un 324 ve 325. maddeleri gereğince delil avansı talep edilebileceği gözardı edilerek, davanın esasına girilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme sonucu, yazılı gerekçeyle usulden ret yönünde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Mahkeme kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgilisine iadesine, Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, 06.05.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. SUCCESS ADALET_SUCCESS İşlem başarıyla gerçekleştirildi! İşlem başarıyla gerçekleştirildi! 43c18c6b74723196 450da34721aa424e

Metin Yargıtay'ın yayımladığı karar metninden alınmıştır. Dilekçede kullanmadan önce resmî metinle karşılaştırın.

Bu konuda başka emsal mi arıyorsunuz?

SmartHukuk'ta olayınızı kendi cümlenizle yazın; ilgili Yargıtay kararlarını künyesi ve dayanak maddeleriyle birlikte bulun.

Emsal karar ara

Aynı daireden yakın tarihli kararlar

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi – Mayıs 2025 kararlarının tamamı