10. Hukuk Dairesi 2024/9855 E. , 2025/3969 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesi Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili ve fer'i müdahil Kurum vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının davalı iş yerinde 01.07.2002 tarihinden 19.05.2012 tarihleri arasında aralıksız olarak her ay 30 gün çalıştığını, ancak Kuruma başvurduğunda davalı işveren tarafından 19.05.2012 tarihinden itibaren sigortalı gösterilmeye başlandığını öğrendiğini, müvekkilinin fiili olarak 01.07.2002 tarihinden iş akdinin feshedildiği 25.11.2015 tarihine kadar davalı işverene ait tavuk kesimhane işyerinde aralıksız ayda 30 gün çalıştığını belirterek davacının davalıya ait ....54.01 sayılı işyerinde 01.07.2002 - 19.05.2012 tarihleri arasında ayda 30 gün asgari ücretle çalıştığının tespitini talep etmiştir.
II. CEVAP 1-Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının müvekkiline ait iş yerinde 19.05.2012 tarihli hizmet sözleşmesiyle çalışmaya başladığını, davacıya ait hizmet cetveli incelendiğinde 19.05.2012 tarihinde sigortalı hizmetinin aynı gün Kuruma bildirildiğini, 2015 yılı 11. ayında çalışmalarının sona erdiğini, davacının sigorta bildirimlerinin yapıldığı süreler dışında herhangi bir çalışmasının bulunmadığını belirterek davanın reddini istemiştir. 2-Fer'i müdahil Kurum vekili cevap dilekçesinde; davacının dosyasının tetkikinde 2002-2015 tarihleri arasında ... sicil numaralı ...... San. ve Tic. Ltd. Şti. ile ... sicil numaralı iş yerinde çalışmalarının olduğunun tespit edildiğini, hizmet tespiti davalarının kamu düzenini ilgilendirdiğini, bu nedenle davalı işverenin kabul beyanının Kurum açısından bağlayıcılığının bulunmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kısmen kabulü ile davacının, 01.01.2006 - 09.05.2012 tarihleri arasında davalı ... sicil numaralı ... isimli iş yerinden Kuruma bildirilmesi gereken prim gün sayısının; - 2006 yılında 360 gün, - 2007 yılında 360 gün, - 2008 yılında 360 gün, - 2009 yılında 360 gün, - 2010 yılında 360 gün, - 2011 yılında 360 gün, - 2012 yılında 09.05.2012 tarihine kadar 90 gün olmak üzere toplam 2250 gün süreyle asgari ücretle çalıştığının tespitine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili ile fer'i müdahil Kurum vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Sakarya 1. İş Mahkemesinin 24.01.2023 tarihli, 2020/29 Esas - 2023/43 Karar sayılı kararı usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan davalı işveren vekili ve fer'i müdahil Kurum vekilinin istinaf başvurularının 6100 sayılı Kanun'un 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1-Davalı vekili temyiz dilekçesinde; bilirkişi raporuna karşı itirazlarının değerlendirilmediğini, iş yerinde çalışmanın sürekli mi, kesintili mi mevsimlik mi olduğu hususlarının yeterince araştırılmadığını, iş yerinin fason kesim işi yapılan yer olduğundan kesim yapılacak gün için yevmiyeli çalışmak üzere işçi toplanmak suretiyle kesim yapıldığını, kesim olmadığı zamanlarda işçi çalıştırılmadığını, re'sen araştırma yapılmadığını, tanık beyanlarının yeterli olmadığını, Mahkeme huzurunda dinlenmiş olan tüm tanıklarca ortak olan hususun, davalıya ait kesimhane işyerinde sürekli bir kesim işi olmadığı, davacının davalıya ait kesimhane iş yerinde günübirlik/yevmiyeli olarak parası bittiğinde ara ara çalıştığı, davacının çalışmasının aralıksız/devamlı bir hizmet niteliğinde olmadığından, dava konusu edilen kesintili hizmetler yönünden hak düşürücü sürenin gerçekleşmiş olduğunu beyan etmektedir. 2-Fer'i müdahil Kurum vekili; davanın, beş yıllık hak düşürücü sürede açılmadığını, tanık beyanları ile davacının iddiasını ispatlayamadığını, Mahkemece yeterli araştırma yapılmadan hüküm kurulduğunu beyan etmektedir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, davacının 01.07.2002 - 19.05.2012 tarihleri arasında davalı iş yerinde geçen çalışmalarına ilişkin hizmet tespiti istemine ilişkindir. 1-Dava, 506 sayılı Kanun'un 79/10 ve 5510 sayılı Kanun’un m. 86/9. maddesi uyarınca açılmış hizmet tespiti davası olup, Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin bu tür davalar kamu düzeni ile ilgili olduğundan özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmeleri zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip gerek görüldüğünde kendiliğinden araştırma yapılarak delil toplanabileceği açıktır. Bu tür davalarda Mahkemece yapılacak iş, davacıyla ilgili varsa tüm belge ve kayıtlar işverenden istenilmeli, çalışmanın gerçekleştiği ileri sürülen iş yerinin Kurum nezdinde bulunan dosyası, işverence hazırlanması gerekli ücret ödeme bordroları, puantaj kayıtları ve diğer kayıtlar getirtilmeli, dönemsel sigorta primleri bordrosuyla veya aylık prim ve hizmet belgesiyle bildirimleri yapılan sigortalılar tanık sıfatıyla dinlenilmeli, Kurum müfettişlerince inceleme yapılıp yapılmadığı sorulmalı, inceleme yapılmışsa belgeler getirtilmeli, aynı çevrede faaliyet yürüten ve davacının çalışmasını bilebilecek durumda olan tarafsız nitelikte başka işverenler ve bordrolu çalışanlar yöntemince saptanarak tanık sıfatıyla dinlenilmeli, işçilik alacaklarına ilişkin dava dosyasının varlığı araştırılarak celbedilmeli ve bu davada dinlenen tanıkların anlatımları ile bu dosyada bilgi ve görgüsüne başvurulan tanıkların anlatımları karşılaştırılmalı, varsa çelişki giderilmeli, yargılama sürecinde dinlenen tanık anlatımlarının değerlendirilmesinde, iş yerinin kapsamı, kapasitesi ve niteliği nazara alınmalı, işin mevsimlik olduğu anlaşılırsa dönemleri belirlenmeli, bu dönemde davacı ile işveren arasındaki sözleşmenin askıda olduğu ve mevsimlik dönemlerde hak düşürücü sürenin işlemeyeceği gözönünde bulundurulmalı; böylelikle; çalışmanın varlığı, başlangıç ve bitiş tarihleri, mevsimlik mi sürekli mi olduğu, yapılan işin kapsam ve niteliği de nazara alındığında kısmi çalışma mümkün olduğundan kısmi ve kesintili olup olmadığı yöntemince araştırılmalıdır. 2-Diğer taraftan 4857 sayılı İş Kanunu’nun (4857 sayılı Kanun) 1. maddesinin ikinci fıkrası ve 4. maddesinde belirtilen ayrık durumlar dışında kalan bütün iş yerlerinde, işverenler ile işveren vekillerine ve çalışma şekline bakılmaksızın işçilere bu Kanun’un uygulanacağı belirtilmiştir. 4857 sayılı Kanun'un "Tanımlar" kenar başlıklı 2. maddesinin birinci fıkrasına göre "Bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişiye işçi, işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişiye yahut tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlara işveren, ..." denir. 5510 sayılı Kanun'un 12/1. maddesine göre de 4. maddenin birinci fıkrasının (a) ve (c) bentlerine göre sigortalı sayılan kişileri çalıştıran gerçek veya tüzel kişiler ile tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlar işverendir. İşçi ve işveren sıfatları aynı kişide birleşmez. 5510 sayılı Kanun'un 4/a maddesi uyarınca hizmet akdi ile bir veya birden fazla işveren tarafından çalıştırılanlar, bu Kanun bakımından sigortalı sayılırlar. Aynı Kanun'un 4/b maddesi uyarınca da hizmet akdine bağlı olmaksızın kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan şirket ve donatma iştiraklerinin ise tüm ortakları sigortalı sayılırlar. Aynı anda iki sigortalılık olunmayacağına göre çakışma halinde baskın sigortalılığın esas alınması gerekir. 4857 sayılı Kanun'un "Tanım ve şekil" kenar başlıklı 8. maddesinin birinci fıkrasına göre "İş sözleşmesi, bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi, diğer tarafın (işveren) da ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşmedir. ..." Ücret, iş görme ve bağımlılık iş sözleşmesinin belirleyici öğeleridir. İş sözleşmesini eser, ortaklık, vekâlet ve diğer iş görme edimlerini içeren sözleşmelerinden ayıran en önemli ölçüt bağımlılık ilişkisidir. Bu tür sözleşmelerde iş görme edimini yerine getirenin iş görülen kişiye (işveren-eser sahibi veya temsil edilen) karşı ekonomik bağımlılığı vardır. İş sözleşmesini belirleyen en önemli ölçüt hukuki-kişisel bağımlılıktır. Gerçek anlamda hukuki bağımlılık işçinin işin yürütümüne ve iş yerindeki talimatlara uyma yükümlülüğünü içerir. İşçi edimini işverenin karar ve talimatları çerçevesinde yerine getirir. İşçinin işverene karşı kişisel bağımlılığı ön plana çıkmaktadır. İş sözleşmesinde bağımlılık unsurunun içeriğini işverenin talimatlarına göre hareket etmek ve iş sürecinin ve sonuçlarının işveren tarafından denetlenmesi oluşturmaktadır. İşin işverene ait iş yerinde görülmesi, malzemenin işveren tarafından sağlanması, iş görenin işin görülme tarzı bakımından iş sahibinden talimat alması, işin iş sahibi veya bir yardımcısı tarafından kontrol edilmesi, bir sermaye koymadan ve kendine ait bir organizasyonu olmadan faaliyet göstermesi, ücretin ödenme şekli kişisel bağımlılığın tespitinde dikkate alınacak yardımcı olgulardır. Bu belirtilerin hiçbiri tek başına kesin ölçüt teşkil olmaz. İşçinin işverenin belirlediği koşullarda çalışırken kendi yaratıcı gücünü kullanması, işverenin isteği doğrultusunda işin yapılması için serbest hareket etmesi bağımlılık ilişkisini ortadan kaldırmaz. Çalışanın iş yerinde kullanılan üretim araçlarına sahip olup olmaması, kâr ve zarara katılıp katılmaması, girişimcinin sahip olduğu karar verme özgürlüğüne sahip olup olmaması bağımlılık unsuru açısından önemlidir. Bağımlılık ve bu kapsamda ele alınması gereken zaman unsuru, hizmet akdinin ayırt edici özelliğidir. Bağımlılık, iş ve sosyal güvenlik hukuku uygulamasında temel bir ilke olup, bu unsur, hizmetini işverenin gözetimi ve yönetimi altında yapmayı ifade eder. Ne var ki iş hukukunun dinamik yapısı, ortaya çıkan atipik iş ilişkileri, yeni istihdam modelleri, bu unsurun ele alınmasında her somut olayın niteliğinin göz önünde bulundurulmasını zorunlu kılmaktadır. Bazı durumlarda, taraflar arasında sıkı bir bağımlılık ilişkisi bulunmasa da işverenin iş organizasyonu içinde yer alınmaktaysa bu unsurun varlığının kabulü gerekecektir. Önemli yön, işverenin her an denetim ve buyurma yetkisini kullanabilecek olması, çalışanın edimi ile ilgili buyruklara uyma dışında çalışma olanağı bulamayacağı nitelikte teknik ve hukuki bir bağımlılığın bulunmasıdır. Genel anlamda bağımlı çalışma, işverenin belirleyeceği yerde ve zamanda, işverence sağlanacak teknik destek ve işverenin denetim ve gözetiminde yapılan çalışmadır. İşverenin yönetim (talimat verme) hakkı karşısında işçinin talimatlara uyma (itaat) borcu yer alır. Bir işin görülmesi süreci içinde işçinin faaliyeti, çalışma şekli, yeri, zamanı ve iş yerindeki davranışları düzenleyen talimatlar veren işveren onu kişisel bağımlılığı altında tutar. Bu sözleşmede var olan otorite/bağımlılık ilişkisi taraflar arasında kaçınılmaz olarak bir hukuki hiyerarşi yaratır. Bu nedenle hizmet akdinde bağımlılık hem işçinin kişiliğini ilgilendirmekte hem de bir hukuki bağımlılık niteliği taşımaktadır. Ayrıca belirtilmelidir ki işçinin, işverenin kapsam ve sınırlarını belirlemiş olduğu iş organizasyonu içerisinde işverene bağımlılığına zarar vermeyecek oranda ve yükümlü olduğu iş görme ediminin ifası uğruna karar alma yetkisiyle işveren yararına iş sözleşmesiyle bağlı olarak çalışması bağımlılık unsurunu ortadan kaldırmamaktadır. Zira genel nitelikte de olsa işveren tarafından çerçevesi çizilen ve organize edilen bir iş görme ediminin ifası, işverenin yönetim ve talimatı altında gerçekleşen bir bağımlılık ilişkisinin varlığını ortaya koymakta olup bu tür bir iş ilişkisinde bağımlılık unsuru görece zayıf olsa da varlığını korur. İşçinin, işverenin belirlediği koşullarda çalışırken kendi üretici gücünü kullanması ve işverenin isteği doğrultusunda işin yapılması için serbest hareket etmesi işverenle arasındaki bağımlılık unsuruna zarar veren bir olgu olarak değerlendirilemez. 3-İnceleme konusu eldeki davada, davacı 01.07.2002 - 19.05.2012 tarihleri arasında çalıştığının tespitini istemiş; mahkemece davacının davalı yanında 19.05.2012 tarihinden itibaren sigortalı bildiriminin bulunduğu da gözetilerek ortak tanık beyanlarına göre davalı işyerinde 01.01.2006 tarihinden itibaren çalışmaya başladığı değerlendirilerek davanın kısmen kabulü ile 01.01.2006 - 09.05.2012 tarihleri arasında olmak üzere ayda 30 gün üzerinden toplam 2250 gün süreyle daha hizmetinin bulunduğunun tespitine karar verilmiş ise de hüküm eksik inceleme ve hatalı değerlendirmeye dayalıdır. 4.Somut olayda, davalı işyerinin tavuk kesim imalathanesi olduğu, işyerinin kendi üretim tesisinin bulunmadığı, dışarıdan gelen iş durumuna göre çalışıldığı, uyuşmazlık konusu dönemde kesim işi olduğunda bir kısım işçilerin günlük yevmiyeci olarak çalıştıkları, beyanlarına başvurulan bordro tanıklarından bazılarının, davacının bildirim yapılan dönemden önce yevmiye usulü ile çalıştığını belirttikleri anlaşılmıştır. 5.Bu kapsamda; davacının talep konusu dönemde davalı iş yerinde ne şekilde çalıştığı, hizmet akdinin unsurlarının oluşup oluşmadığı belirlenmeli, buna göre davalı iş yerinde anılan dönemde hangi tarihlerde ne kadar kesim yapıldığı hususu iş yeri belgeleri, İlçe ... Müdürlüğü kayıtları, özellikle Veteriner Hekim Kontrol Tutanakları, elektrik su tüketim bilgileri ilgili yerlerden celp edilmek suretiyle araştırılmalı, daha fazla bordro tanığının beyanlarına başvurulmalı, toplanan delillere göre taraflar arasında hizmet akdinin mevcut olduğunun anlaşılması halinde ise davacının davalı işverenlik nezdindeki hizmetlerinin tam zamanlı çalışmayı gerektirip gerektirmediği, kısmi zamanlı olarak çalışıp çalışmadığı hususu da netleştirilmek suretiyle hizmet süresi yönünden toplanan ve toplanacak delillere göre bir karar verilmelidir.
VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2.İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgilisine iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 11.03.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.