Yargıtay Kararları › Yargıtay 10. Hukuk Dairesi › Ocak 2025 › 2024/9803 E., 2025/750 K.

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2024/9803 E., 2025/750 K. (16.01.2025)

Mahkeme
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi
Esas No
2024/9803
Karar No
2025/750
Karar Tarihi
16.01.2025

10. Hukuk Dairesi 2024/9803 E. , 2025/750 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/399 E., 2024/1609 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Nazilli İş Mahkemesi SAYISI : 2021/634 E., 2022/374 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının davalı Kurumdan yaşlılık aylığı almakta iken aynı isimli ...'ya ait 1080 günlük hizmetlerin müvekkilinin adına geçirilmesinden dolayı Kurum tarafından yersiz ödeme oluşturulduğunun müvekkiline şifahen söylendiğini, buna ilişkin tebliğ evrakının 14.12.2020 tarihinde site bekçisine tebliğ edildiğini, bu hususta müvekkilinin sorumluluğunun bulunmadığını, Kurumun kusurunun ve ihmalinin bulunduğunu beyanla, Kurum tarafından geçmişte yapılan hatalı bir işleme dayalı olarak yersiz ödeme gerekçesiyle müvekkilinden talep edilen 102.154,18 TL borç tahakkuk ettiren Kurum işleminin iptali ile müvekkilinden tahsil edilmesi gereken eksik prim günlerinin ödenmesine karar verilmesi durumunda faiz işletilmemesini talep ve dava etmiştir.

II. CEVAP Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili Kurum tarafından yapılan işlemde hukuka aykırı bir durum bulunmadığını, Kurum işleminin hukuka uygun olduğunu beyanla davanın reddini talep etmiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile yapılan yargılama sonunda; davacıya 01.08.2007 tarihi itibariyle bağlanan yaşlılık aylığı mülga 506 sayılı Kanun 55 yaş 3600 gün üzerinden bağlanmış olup 327 gün hizmetinin ... sigortalı sicil numaralı ...'ya ait olduğu gerekçesiyle davacının yaşlılık aylığı koşullarını kaybettiğinden yaşlılık aylığıının kesildiği, davacının 327 günlük hizmetin kendisine ait olduğu yönünde itirazı bulunmadığı, davacının hizmet süresi iptal edilen hizmet süresi ile birlikte; 3913 günden 3586 güne indiği ve davacı yaşlılık aylığı bağlandığı tarih olan 01.08.2007 tarihi itibariyle tahsis koşullarını kaybettiğinin anlaşıldığı, bu halde davacıya yaşlılık aylığı koşullarını sağlamadığı; ancak daha önce yaşlılık aylığı bağlanması işleminin Kurumun hatasıyla gerçekleştiği, davacının kasıtlı davranışı olmadığından 5510 sayılı Kanun'un 96/1-b kapsamında hatalı işlemin tespit tarihinden itibarın geriye doğru en fazla 5 yıllık sürede yapılan ödeme istenebileceği,... SGK İl Müdürlüğü 08.02.2021 -tarih E.30716727 sayılı yazısında davacının 25.11.2015- 25.11.2020 tarihleri arası dönem için 102.154.18 TL'nin 5510 sayılı Kanun 96. madde (b) bendi kapsamında tahsili talep edilmekte olup Kurum işlemi yerinde olduğu anlaşılmakla ve eksik gün priminin ödenmesine karar verilecek olursa prime faiz işletilmemesine karar verilmesi talep edilmişse de dava tarihinden önce eksik gün primin ödenmesi yönünde Kuruma müracaatı ve Kurum tarafından verilen karar olmadığından davanın reddine ilişkin karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile iptale konu edilen çalışmanın geçtiği tarih üzerinden 41 yılı aşkın süre geçtikten sonra gerçekleştirilen iptal işlemiyle ortaya çıkan 14 günlük prim ödeme gün sayısı eksiğine bağlı iptal işleminin sonuçları ölçülü bulunmadığı gibi iyi yönetim gereklerine uymayan Kurumun hiçbir sorumluluğa katlanmamış olmasının kabulüne de olanak bulunmamış, sonuç itibarıyla, 6100 sayılı Kanun'un 355. maddesinde yer alan incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılacağı, ancak kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde bunun kendiliğinden gözetileceği yönündeki düzenleme çerçevesinde yapılan incelemede, istinaf kanun yoluna başvuran davacı vekilinin istinaf dilekçesinde yer verdiği itirazların yukarıda sıralanan gerekçeler ışığında yerinde olduğu, ancak bu hatanın giderilmesinin yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediği dikkate alınarak; ...nın 353/1-b.2 maddesi uyarınca belirlenen aykırılık düzeltilerek yeniden esas hakkında karar vermek gerekmiş; A-) Davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile Nazilli İş Mahkemesinin 30.11.2022 tarih, 2021/634 Esas ve 2022/374 Karar sayılı kararının Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b.2 maddesi uyarınca kaldırılmasına, 1-Davanın kabulü ile Yaşlılık aylığının kesilmesine dair Kurum işleminin iptaline, Dava tarihi olan 11.06.2018 tarihine kadar davacıya ödenmeyen yaşlılık aylıklarının hak ediş tarihlerinden işleyecek faizi ile tahsili gerektiğinin tespitine, Davacının, yersiz aylık ödemesi nedeniyle Kuruma borçlu olmadığının tespitine dair karar verilmiştir.

V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı Kurum vekili, Kurum işleminin yerinde olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, 01.08.2007 tarihinden itibaren 506 sayılı Kanun gereğince yaşlılık aylığı bağlanan davacıya, bir kısım çalışmaların davacı dışında ... adlı kişiye ait olduğu tespiti ile hizmet iptali sonucunda, aylık bağlama koşullarını kaybettiği gerekçesiyle aylık kesen Kurum işleminin yerinde olmadığının tespiti istemine ilişkindir. 1.5510 sayılı Kanun'un 96. maddesi, “Kurumca işverenlere, sigortalılara, isteğe bağlı sigortalılara gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların hak sahiplerine, genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilere, fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen bu Kanun kapsamındaki her türlü ödemeler; a) Kasıtlı veya kusurlu davranışlarından doğmuşsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede yapılan ödemeler, bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden, b) Kurumun hatalı işlemlerinden kaynaklanmışsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık sürede yapılan ödemeler toplamı, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren yirmidört ay içinde yapılacak ödemelerde faizsiz, yirmidört aylık sürenin dolduğu tarihten sonra yapılacak ödemelerde ise bu süre sonundan itibaren hesaplanacak olan kanunî faizi ile birlikte, ilgililerin Kurumdan alacağı varsa bu alacaklarından mahsup edilir, alacakları yoksa genel hükümlere göre geri alınır…” hükmünü içermektedir. 2. Kısmi yaşlılık aylığını düzenleyen 506 sayılı Kanun'un Geçici 81. maddesinin C bendine göre a) 23.05.2002 tarihinde 15 yıllık sigortalılık süresini kadın ise 50, erkek ise 55 yaşını doldurmuş ve 3600 gün malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemiş bulunanlara istekleri halinde yaşlılık aylığı bağlanır. b) 23.05.2002 tarihinde (a) bendinde öngörülen şartları yerine getiremeyenlerden bu şartları; ba) 24.05.2002 ile 23.05.2005 tarihleri arasında yerine getirenler kadın ise 52, erkek ise 56 yaşını doldurmuş olmaları, bb) 24.05.2005 ile 23.05.2008 tarihleri arasında yerine getirenler kadın ise 54, erkek ise 57 yaşını doldurmuş olmaları, bc) 24.05.2008 ile 23.05.2011 tarihleri arasında yerine getirenler kadın ise 56, erkek ise 58 yaşını doldurmuş olmaları, bd) 24.05.2011 tarihinden sonra yerine getiren kadınlar 58, 24.05.2011 ile 23.05.2014 tarihleri arasında yerine getiren erkekler 59 yaşını doldurmuş olmaları, be) 24.05.2014 tarihinden sonra yerine getiren erkekler 60 yaşını doldurmuş olmaları, şartı ile yaşlılık aylığından yararlanabilirler. Eldeki davada; davacıya 01.08.2007 tarihi itibariyle mülga 506 sayılı Kanun 55 yaş 3600 gün üzerinden yaşlılık aylığı bağlandığı, 327 gün hizmetinin ... sigortalı sicil numaralı ...'ya ait olduğu gerekçesiyle davacının yaşlılık aylığı koşullarını kaybettiği gerekçesiyle söz konusu aylığın Kurum tarafından 22.10.2020 tarihinde kesildiği, davacının 327 günlük hizmetin kendisine ait olduğu yönünde itirazı bulunmadığı ve davacının iptal edilen hizmet süresi ile birlikte; prim gün sayısının 3913 günden 3586 güne indiği ve davacının yaşlılık aylığı bağlanan tarih olan 01.08.2007 tarihi itibariyle tahsis koşullarını kaybettiği, Kurum işleminin yerinde olduğu, fakat davacının yargılama devam ederken 4-a kapsamında yeni hizmetleri olup aylık koşulları değerlendirilirken yukarıda belirtilen yasal düzenlemeler de göz önünde bulundurularak, davacının iptal edilen sigortalılık süresi dışında, mevcut prim ödeme gün sayısı belirlenerek irdeleme yapılmalı, davacının aylık-kısmi aylık şartları bu kapsamda ve yargılama sırasında oluşması halinde istemi durumunda bağlanabileceği hususu gözetilmeli, davacı istemi bu çerçevede değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmelidir. Bu maddi ve hukuki olgular göz ardı edilerek yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

VI. KARAR Açıklanan sebeplerle, Temyiz olunan, Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, Üye ...'ın muhalefetine karşı, Başkan ... ve Üyeler ..., ... ve ...'ün oyları ve oy çokluğuyla, 16.01.2025 tarihinde karar verildi. KARŞI OY GEREKÇESİ 1.Çoğunluk ile aradaki temel uyuşmazlık “01.08.2007 tarihinde tahsis talebinde bulunarak 3913 gün sigortalılığı nedeni ile 3600 prim günü üzerinden aylık almaya başlayan sigortalının 14.12.2020 tarihinde Kurum işlemi ile tarihleri arasında toplam 327 sigortalılık hizmetinin başka sigortalıya ait olması nedeni ile prim gün sayısının 3586 güne inmesi üzerine aylık ödemesinin durdurulması ve yersiz ödenen aylıkların tahsiline ilişkin Kurum işlem nedeni ile davacı sigortalının yaşlılık aylığına hak kazanma şartlarını yitirip yitirmediği ve buna bağlı olarak borçlu olup olmadığı” noktasında toplanmaktadır. 2.İlk Derece Mahkemesinin Kurum işleminin yerinde olduğu gerekçesi ile davanın reddi yönündeki yönündeki kararının istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince Anayasa Mahkemesi kararına atıf yapılarak "iptale konu edilen çalışmanın geçtiği tarih üzerinden 41 yılı yılı aşkın süre geçtikten sonra gerçekleştirilen iptal işlemiyle ortaya çıkan 14 günlük prim ödeme gün sayısı eksiğine bağlı iptal işleminin sonuçları ölçülü bulunmadığı gibi; iyi yönetim gereklerine uymayan Kurumun hiçbir sorumluluğa katlanmamış olmasının kabulüne de olanak bulunmadığı" gerekçesi ile istinaf isteminin kabulü ile kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne kabulüne karar verilmiştir. 3.Kararın temyizi üzerine ise çoğunluk görüşü ile "davacının 2007 tahsis talep tarihi itibari ile kendi kabulünde de olan kendisine ait olmayan sigortalılık süresi çıkarıldığında tahsis koşullarını yitirdiği, Kurum işleminin bu nedenle yerinde olduğu" gerekçesi ile bozulmasına karar verilmiştir. 4.4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) “Dürüst davranma” başlıklı 2. maddesinde; “Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.” hükmüne yer verilmiştir. 5.TMK’nın 2. maddesinde, hakların dürüstlük kuralına uygun kullanılması gerektiği ifade edilmiş, ardından hakların açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeninin korumayacağı belirtilmiştir. Bu ifade şeklinden yola çıkarak; bir hakkın kullanılmasında dürüstlük kuralına uyulmamasının müeyyidesinin, bu hakkın açıkça kötüye kullanılmış sayılması ve hukuken korunmaması olduğu kabul edilebilir (Dural / Sarı, s. 225). 6.Bir hakkın dürüstlük kuralına aykırı olarak kullanılması suretiyle başkasına bir zarar verilmesi hakkın kötüye kullanımını oluşturur. TMK’nın 2/I. maddesi herkesin haklarını, toplumda geçerli doğruluk, dürüstlük ve iş ilişkilerinin gerektirdiği karşılıklı güven anlayışına uygun olarak kullanmasını emreder. Hakkın kullanımı ölçütünü TMK'ye göre dürüstlük kuralları verir. Bunun yanında ayrıca hak sahibinin başkasını ızrar kastıyla hareket etmiş olup olmadığını araştırmaya gerek yoktur. Önemli olan başkasına zarar vermek kastı değil, hakkın dürüstlük kurallarına aykırı olarak kullanılması sonucunda başkasının zarar görmüş olmasıdır. 7.Objektif iyi niyet olarak da tanımlanan ve dürüstlük kuralını düzenleyen TMK’nın 2. maddesi, bütün hakların kullanılmasında dürüstlük kuralı çerçevesinde hareket edileceğini ve bir kimsenin başkasını zararlandırmak ya da güç duruma sokmak amacıyla haklarını kötüye kullanmasını Kanun'un korumayacağını belirtmiştir. Aynı maddenin 2. fıkrasında düzenlenen, hakkın kötüye kullanılması yasağı kuralının amacı, hâkime özel ve istisnai hâllerde (adalete uygun düşecek şekilde) hüküm verme olanağını sağlamaktadır. 8.Bunun yanında aynı Kanun’un “İyiniyet” başlıklı 3. maddesinde de; “Kanun'un iyi niyete hukukî bir sonuç bağladığı durumlarda, asıl olan iyi niyetin varlığıdır. Ancak, durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimse iyi niyet iddiasında bulunamaz.” düzenlemesi yer almaktadır. 9.İyi niyet kavramına, Medeni Kanun ve Borçlar Kanunu'nun değişik maddelerinde yer verilmiş olmakla beraber, bu hükümlerin hiçbirinde iyi niyetin tam bir tanımı yapılmış değildir. Ancak TMK’nın 3 ve 1024. maddeleri başta olmak üzere, yasal hükümlerin içeriğinden hareketle, iyi niyetin genel bir tanımının yapılması mümkündür. Buna göre iyi niyet, bir hakkın kazanılması veya bir hukuki sonucun doğması yönünden mevcut bir engeli, bir eksikliği veya benzeri bir olguyu bilmemek ve hâlin gerektirdiği özen gösterilse dahi bilecek durumda olmamaktır. İyi niyetin tersi olan kavramı kötü niyet oluşturur. Kötü niyet de bir hakkın kazanılması veya bir hukuki sonucun doğması yönünden mevcut bir engeli, bir eksikliği veya benzeri bir olguyu bilmek veya hâlin gerektirdiği özen gösterildiğinde bilebilecek durumda olmak şeklinde tanımlanabilir. 10.Ancak TMK’nın 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralı, aynı Kanun'un 3. maddesinde düzenlenen iyi niyet ile birebir aynı niteliği de taşımamaktadır. TMK'nın 3. maddesinde düzenlenen iyi niyet “hakların kazanılması” ile ilgili olduğu hâlde, Kanun'un 2. maddesinde yer alan dürüst davranma “hakların kullanılması” ve “borçların yerine getirilmesinde” söz konusu olur. 11.İyi niyet, anılan Kanun'un 3. maddesinde ifade edildiği üzere hakların kazanılmasında kazanmaya engel bir durumu bilmemek ve bilmesi gerekmemektir. İyi niyette objektif olarak haksız bir davranış vardır, fakat haksızlık yaptığı bilinci bulunmadığı için hukuk düzeni, bu iyi niyeti korumaktadır. Bu sebeple kanunda belirtilen hâllerde hak kazanan şahsın olumsuz durumu, elverişsiz durumu kaldırılmakta, bertaraf edilmekte, onun hakkı kazanması sağlanmaktadır. Yanlış bir durum doğduğu hâlde, Kanun'un 2. maddesinde ifadesini bulan güvenin korunması düşüncesi ile iyi niyetin korunması gerekmektedir. Başka bir deyişle, iyi niyetin korunması, temelindeki dürüstlük kuralı gereği olan güvenin korunmasına dayalıdır. Mesela emin sıfatı ile zilyetten bir menkulün mülkiyetinin kazanılmasında, devredenin tasarruf yetkisine sahip olmadığını bilmeme (yani iyi niyetli olma) başka deyişle tasarruf yetkisinin varlığına güvenme korunmaktadır. İşte bu güveni koruma, dürüstlük kuralı temeline dayanmaktadır. Ancak işaret etmek gerekir ki, bu yakınlık iki Kurum arasında dürüstlük kuralı ile iyi niyet arasında mevcut farklılığı ortadan kaldırmaz. Dürüstlük kuralı ahlâki temele dayalı, orta vasıfta, makul ve dürüst bir insanın davranışını göstermektedir. İyi niyet ise sadece bir hakkın veya hukuki durumun kazanılmasına engel olabilecek bir durumu bilmemek ve bilmesi gerekmemektir (Akyol, Ş., Dürüstlük Kuralı ve Hakkın Kötüye Kullanılması Yasağı, İstanbul 1995, s. 10-11). 12.Güven teorisi, her iki tarafın menfaatleri arasında denge kurmayı amaçlar ve kaynağını dürüstlük kuralından alır. Kendine özgü mahiyet arz eden güven sorumluluğu bir kişinin veya kuruluşun davranışlarıyla başkalarında yarattığı haklı beklentiler nedeniyle oluşan güven ilişkisinden kaynaklanır. Temeli Alman Borçlar Kanunu’nda yer alan, borçlar hukuku mevzuatımızda düzenlemesi bulunmamakla birlikte gerek Türk hukukunda gerekse İsviçre hukukunda kendisine uygulama yeri bulan bu teori bir kimsenin kendi yarattığı dış görünüşün meydana getirdiği sonuçlara kendisinin katlanmasının gerekliliği, aksi yönde bir düşüncenin iyi niyet kurallarına aykırılık teşkil edeceği kabulüne dayanır. Bu kapsamda yorum sırasında güven teorisinin uygulanması TMK'nın 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük ilkesinin gereğidir. Kanun'un getirdiği güvenin korunmasına ilişkin hükümler yanında, tarafların sözlü veya yazılı davranışları bu güven ortamını sağlayabilir. Sağlanan güvenin, güven sorumluluğu kapsamında, hukuken korunması gerekir. Güven sorumluluğunda taraflar birbirlerinden bekledikleri güveni boşa çıkarmamalıdır. Bu itibarla güven teorisi hukuki güven, istikrar ve hakkaniyet düşüncesini esas alır. Hukukun bir amacı da kişilerin gerek birbirleriyle gerekse devletle olan ilişkilerde güven ve sürekliliği sağlamaktır. Yasaya aykırı sakat bir işlemin uzun bir süre sonra geri alınması adalet, hakkaniyet, kamu düzeni ve istikrar ilkelerine dolayısıyla hukuka aykırı olur. Topluma ve kişiye hizmetle yükümlü bir hukuk devleti kişiye haksızlık yapmamak ve kendisinin yararlandığı bir süreden kişiyi de yararlandırmak zorundadır. 13.Devletin, iyi niyetli vatandaşın sosyal güvenlik hakkını koruması önemli bir güvencedir. Sosyal güvenlik hakkı, bireylerin geleceğe güvenle bakmalarını sağlayan bir insan hakkı olup aynı zamanda sosyal hukuk devleti içerisinde yer alan ve bu ilkeyi oluşturan temel kavramlardan birisidir. Bu nedenle de sosyal güvenlik hukukundan kaynaklanan davalarda Kurum tarafından icra edilen işlemlerin anayasal bir hak olan sosyal güvenlik hakkını zedelememesine dikkat edilmelidir. Nitekim aynı esaslar Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 06.10.2020 tarih ve 2016/10-1602 Esas, 2020/711 Karar sayılı ilamında kabul edilmiştir. 14.Genel olarak idarenin, özel olarak da somut uyuşmazlıkta Sosyal Güvenlik Kurumun hukuki sorumluluğu idare işlevinden kaynaklanmaktadır. Varlık nedeni hizmet ve edim sunmak olan idare(kurum), hizmetten yararlanan, hizmete katılan veya hizmetten etkilenen birey ile ilişkisini hukukun genel ilkeleri doğrultusunda hakkaniyet ve dürüstlüğü gözeterek hukuk çerçevesinde yürütmekle ve ortaya çıkan hak ihlallerini de mümkün olduğunca dava yoluna gidilmeden gidermekle yükümlüdür. 15.Hizmet kusuru kavramı, genel anlamda, bir kamu hizmetinin kuruluş ve işleyişindeki aksaklık ve bozuklukları anlatır. Geniş anlamda hizmet kusuru, idarenin yerine getirmekle yükümlü olduğu herhangi bir kamu hizmetinin, kuruluşunda, düzenlenmesinde veya örgütlenmesinde, yapısında, personelinde yahut işleyişinde gereken emir ve talimatın verilmemesi, yasa ile verilen yükümlülüklerin yerine getirilmemesi gözetim ve denetimin yapılmaması, hizmete ayrılan araçların yetersiz, elverişsiz, kötü olması, gereken önlemlerin alınmaması, geç ve zamansız davranılması vb. şeklinde gerçekleşen birtakım aksaklık, aykırılık, bozukluk, düzensizlik, eksiklikler olarak karşımıza çıkmaktadır. 16.Hizmet kusuru, hizmetin kötü işlemesi, hizmetin işlememesi ve hizmetin geç işlemesi olmak üzere üç durumda oluşmaktadır. Hukuk kuralları, bazen, idareye belli nedenler karşısında belli bir etkinliğe girişme zorunluluğu yükler. Bu durumda idarenin bağlı yetkisi vardır denilir. İdare, yeterli olanaklara sahip bulunduğu halde kullanmak zorunda olduğu böyle bir yetkiyi kullanmamak ve harekete geçmemek suretiyle bir zarara sebebiyet verdiğinde, kural olarak bu zararlı sonuçtan sorumlu tutulur. İşte, hizmetin işlememesi, önce, bir bağlı yetkinin kullanılmaması, bu yetkinin karşılığı olan ödevin yerine getirilmemesi durumunda görülür (www.anayasa.gov.tr/files/insan.../ym.../berberoglu devletin Hukuki Sorumlulugu). 17.İdareye bir süre ile sınırlı olmaksızın tasarrufunu her zaman geri alma olanağı tanınacak olursa uyuşmazlıkların sonu gelmez. Hukuka aykırı bir işlem ancak belirli bir süre sonraya kadar geri alınabilir. Belirli bir süre geçtikten sonra hukuka aykırı işlemin geri alınması da hukuka aykırı olur. Belirli bir sürenin geçmesiyle işlem yasaya aykırı olsa bile artık kazanılmış hak olmaktadır. 18.Hukukun bir amacı da kişilerin gerek birbirleriyle gerekse devletle olan ilişkilerde güven ve sürekliliği sağlamaktır. Yasaya aykırı sakat bir işlemin uzun bir süre sonra geri alınması adalet, hakkaniyet, kamu düzeni ve istikrar ilkelerine dolayısıyla hukuka aykırı olur. Topluma ve kişiye hizmetle yükümlü bir hukuk devleti kişiye haksızlık yapmamak ve kendisinin yararlandığı bir süreden kişiye de yararlandırmak zorundadır. 19.Yasaya aykırı idari işlemlerin bazı haklar doğurması durumunda kanunsuz yapıldığı gerekçesiyle ancak dava açma süresi içinde geri alınabilir. Her ne kadar kazanılmış hak mevzuata uygun yapılmış idari işlemlerden doğsa ve hukuka aykırı bir işlem kazanılmış hak doğuramasa da, yine de bu durum yerleşmiş kazanılmış durum yaratır ve bu tür işlemler dava açma süresi geçtikten sonra geri alınamamalıdır. 20.Yargıtayın 27.01.1973 gün ve E.1972/6, K.1973/2 sayılı İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu Kararı ile Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 22.12.1973 gün ve A.1968/8, K.1973/14 sayılı kararında belirtildiği gibi çok ciddi ve ağır ölçüde hukuka aykırı olmaları nedeniyle hiçbir hukuki değere sahip olmayan ve hukuken yok hükmündeki idari işlemler, yönetilenlerin gerçek olmayan beyan ve bilgilerle idareyi aldatarak yaptırdıkları işlemler, hile ile elde edilmiş işlemlerle idare edilenlerin kolayca anlayabileceği açık hataya dayalı işlemler hukuka aykırı olacakları için bir hak doğurmazlar ve idarece her zaman geri alınabilir. Sözü edilen bu kararlarda yokluk, mutlak butlan, ilgilinin gerçek dışı beyanı veya hilesi olmamak koşuluyla iyi niyetli kişiler yönünden yanlış bir idari tasarrufun iptal davaları için kanunen öngörülen dava açma süresinin geçmesinden sonra geri alınması, idari istikrarı, toplumun güven duygusunu ve kamu düzenini zedeleyecektir. 21.Keza Bölge Adliye Mahkemesinin gerekçesinde belirtiği Anayasa Mahkemesinin 08.11.2018 tarih, 2015/18918 Başvuru Numaralı kararında, "...48. Orantılılık ilkesi değerlendirilirken dikkate alınması gereken hususlardan biri de kamu makamlarının tutum ve davranışlarıdır. Bu bağlamda idarenin iyi yönetim ilkesine uygun hareket etme yükümlülüğü bulunmaktadır. İyi yönetim ilkesi, kamu yararı kapsamında bir konu söz konusu olduğunda kamu makamlarının uygun zamanda, uygun yöntemle ve her şeyden önce tutarlı olarak hareket etmelerini gerektirir. Bu bağlamda idarelerin kendi hatalarının sonuçlarını gidermeleri ve bireylere yüklememeleri gerekir (... Otomotiv Ticaret ve Sanayi A.Ş. [GK], B. No: 2015/6728, 1/2/2018, § 100; ... ve ... , B. No: 2013/711, 3/4/2014, § 68). 49. İdarenin hatalı işleminden kaynaklanan mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin ölçülü olup olmadığının tespitinde; idarenin hatalı işlemi karşısındaki tutumunun yanında, işlemin fark edilmesinde geçen süre, hatalı işlem nedeniyle ödenen paranın tahsil edilmesindeki yöntem, alacağa kanuni faiz gibi yaptırımların öngörülüp öngörülmediği önem arz etmektedir (... , B. No: 2013/8074, 9/3/2016, § 71)... 57. İfade edildiği üzere ölçülülük bağlamında iyi yönetim ilkesi; mülkiyet hakkı kapsamında yapılan incelemelerde hususi bir öneme sahiptir. Bu çerçevede kamu otoritelerinden beklenen sosyal güvenlik hakkından doğan ödemeler gibi bireylerin hayatlarını devam ettirmesi bakımından büyük öneme sahip konularda azami özenin gösterilmesidir (bkz. §§ 49, 50). Anayasa Mahkemesi daha önce kamu makamlarının uygun zamanda, uygun yöntemle ve tutarlı olarak hareket etme sorumluluğu ile başvurucunun tutum ve davranışlarını gözeterek benzeri başvuruları incelemiştir. ... (B. No: 2013/679, 20/4/2016) kararında başvurucuya yaklaşık sekiz buçuk yıl boyunca yapılan yaşlılık aylığı ödemelerinin, geçmişte yapılan usulsüz prim girişleri nedeniyle kanuni faizi ile birlikte iadesinin istenmesinin başvurucunun ağır kusuru nedeniyle ölçülü bir müdahale olduğu sonucuna varılmıştır (... , §§ 45-63). ... (B. No: 2014/5724, 15/2/2017) kararında ise başvurucunun emekliye ayrıldıktan sonra tekrar çalışmaya başlaması üzerine yersiz olarak ödenen yaşlılık aylıklarının, başvurucunun ve idarenin müterafik kusurlarına rağmen ana paranın çok üzerinde bir miktarda faizle geri istenildiği olayda, bütün külfetin başvurucuya yükletilmesi nedeniyle ölçüsüz bir müdahale olduğu değerlendirilerek faiz talebi yönünden mülkiyet hakkının ihlaline karar verilmiştir (... , §§ 69-78).. 22.Yine Bölge Adliye Mahkemesi kararında belirtildiği gibi "Kuruma yönelik talep ve itirazlar yönünden gün, ay veya yıl bazında belirlenmiş, zamanaşımı, hakdüşürücü süre ve itiraz süreleri öngörülmüş iken; denetim, takip ve hukuki hizmetler alanında kamu kaynaklarını da kullanma yetkisiyle donatılmış geniş bir örgütlenmeye sahip bulunan Sosyal Güvenlik Kurumu'nun, sigortalıların geçmiş dönem çalışmalarının üzerinden geçen zaman konusunda herhangi bir sınırlamaya tabi olmaksızın inceleme yapması ve buna dayalı olarak sosyal güvenlik hakkının sağladığı güvenceleri ortadan kaldıracak yetkiler tanınması, hukuk devleti yönünden geçerli kurallar kapsamındaki eşitlik ve kişilerin hukuki güvenliğine ilişkin düzenlemelerle bağdaşmadığı gibi; böylesi bir yaklaşım, kamu kurumuna keyfi davranış özgürlüğü de sağlamaktadır". Somut uyuşmazlıkta davacı sigortalı 3201 sayılı Kanun kapsamında yurt dışında geçen süre karşılığı 3.500 gün borçlanması ve borç tutarını ödemesi üzerine daha önceki 4/a sigortalılığı nedeni ile 3913 gün prim günü nedeni ile 3600 gün üzerinden 01.08. 2007 tarihinde yaşlılık aylığı için tahsis talebinde bulunmuş ve aylık takip eden ay bağlanmıştır. Davacı sigortalının anılan borçlanma dışında 413 gün 4/a sigortalılık günlerinden 327 günün aynı adı taşıyan başka birine ait olduğu gerekçesi ile iptalinden sonra 3600 prim gün şartını yittirmesi nenden ile Kurumca 13 yıl yaşlılık aylığı bağlandıktan sonra 2020 yılı sonunda 01.08.2007 tarihi itibari ile yaşlılık aylığı bağlanma koşulları taşımadığı gerekçesi ile aylıkları iptal edilmiş ve 5510 sayılı Kanun'un 96/b kapsamında aldığı aylıkların geri tahsili talep edilmiştir. Başkasına ait sigortalılığın davacı üzerinde gösterilmesi Kurumun hatasından kaynaklanmaktadır. Davacı sigortalı tahsis isteminde bulunduğu sırada Kurum hatası bildirilse idi o tarihte yurt dışı hizmet borçlanmasını 3500 gün üzerinden değil de daha faz gün üzerinden borçlanarak şartları yerine getirmiş olabilirdi. Kurumca kazanılmış bir durum yaratılmış ve davacı sigortalıya güven verilmiştir. Kararın bozulması sosyal güvenlik hakkının zedelenmesine neden olacaktır. Kararın onanması görüşünde olduğumdan, sayın çoğunluğun görüşüne katılınmamıştır.

Metin Yargıtay'ın yayımladığı karar metninden alınmıştır. Dilekçede kullanmadan önce resmî metinle karşılaştırın.

Bu konuda başka emsal mi arıyorsunuz?

SmartHukuk'ta olayınızı kendi cümlenizle yazın; ilgili Yargıtay kararlarını künyesi ve dayanak maddeleriyle birlikte bulun.

Emsal karar ara

Aynı daireden yakın tarihli kararlar

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi – Ocak 2025 kararlarının tamamı