Yargıtay Kararları › Yargıtay 10. Hukuk Dairesi › Ocak 2025 › 2024/7394 E., 2025/591 K.

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2024/7394 E., 2025/591 K. (14.01.2025) – Tazminat

Mahkeme
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi
Esas No
2024/7394
Karar No
2025/591
Karar Tarihi
14.01.2025
Konu
Tazminat

10. Hukuk Dairesi 2024/7394 E. , 2025/591 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 31. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/2117 E., 2022/1083 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Bakırköy 14. İş Mahkemesi SAYISI : 2015/716 E., 2022/125 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle, sigortalının 10.12.2015 tarihinde meydana gelen iş kazasında sürekli iş göremezliğe uğradığını iddia ederek maddi ve manevi tazminat isteminde bulunmuştur.

II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; kazanın meydana gelmesinde müvekkilinin kusurunun bulunmadığını, olay ile kaza arasında illiyet bağı da bulunmadığını,neticede davanın reddini talep etmiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Davanın kısmen kabulü ile 1-Net 392.198,81 TL maddi tazminatın olay tarihi olan 10.12.2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacı ...’a ödenmesine, 2-Net 40.000,00TL manevi tazminatın olay tarihi olan 10.12.2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacı ...’a ödenmesine, 3-Net 10.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihi olan 10.12.2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacı ...’e ödenmesine, 4-Estetik zararı, tedavi ve iyileştirme gideri, Bakıcı gideri taleplerinin reddine 5-Fazlaya ilişkin taleplerin reddine" şeklinde karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalı vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalıya ait plastik-pet ürün imalatı iş yerinde, imalattan arta kalan fire parçaları, deşe arabasına yerleştirip geri dönüşüme götürme işi yapan davacının, 08/12/2015 tarihinde kendi beyanına göre aracın daha fazla malzeme almasını sağlamak üzere aracın üzerine çıkıp fireleri sıkıştırmaya çalıştığı sırada ayağının kayması sonucu aracın demir aksamına karın bölgesi çarpmak suretiyle düştüğü, tıbbi raporlara göre böbrek ve akciğerleri zarar görecek şekilde yaralandığı, Sosyal Güvenlik Kurumu Rehberlik ve Teftiş Başkanlığı Raporu ile olayın iş kazası olduğuna dair tespit yapıldığının dosya kapsamından anlaşıldığı, Mahkemece, dosya üzerinde tarafların kusur oranlarının tespiti açısından iki ayrı bilirkişi heyetine inceleme yaptırılmış olup, işgüvenliği uzmanı ve mühendislerden oluşan bilirkişi heyetlerinin ittifak ettiği raporlardaki değerlendirmelerin oluşa, dosya kapsamına ve iş güvenliği mevzuatına uygun bulunduğu, işçiye kişisel koruyucu malzeme verilmediği, iş sırasında, işverence gerekli denetim yapılmadığı ve kontrol mekanizmasının olmadığı tespit edilerek kusur oranlarının belirlendiğinin anlaşıldığı, davalı şirket temsilcileri hakkında yapılan ceza yargılamasında, asli kusurlu kabul edilerek hükümlülüklerine dair verilen kararın istinaf incelemesinden geçerek kesinleştiği de dikkate alındığında, kabul edilen kusur dağılımının yerinde olduğu kanaatine varılarak davalı vekilinin aksine yönelik itirazlarının reddi gerektiği, davalı vekilinin istinaf başvurusunda, SGK tarafından düzenlenen maluliyet raporunun kesin rapor niteliğinde olmadığını, mevzuatta da belirtildiği üzere itirazı kabil nitelikte olduğunu, üstelik Yüksek Sağlık Kurulu tarafından da incelenip düzenlenmediğini, SGK Kurumu dışında diğer kurumları ve mahkemeleri de bağlayıcı nitelikte bulunmadığını, Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairesine dosyanın tevdi edilerek bu yönde rapor alınması gerekirken hiçbir inceleme ve değerlendirme yapılmadan, maluliyet hususu kesinleştirilmeden, SGK tarafından düzenlenen maluliyet raporuna itibar edilerek karar verilmesinin isabetli olmadığını açıklayarak itirazda bulunduğu, yapılan incelemede, SGK Başkanlığı İstanbul İl Müdürlüğü Kurum Sağlık Kurulunun %24 sürekli iş göremezlik derecesi tespitini içeren raporunun 05/08/2017 tarihli havale ile dosyaya alındığı, taraflara tebliğ edilmediği ve duruşmada okunmadığı anlaşılmakta ise de, aktüerya raporunda %24 iş göremezlik oranına göre hesaplama yapıldığı, raporun tebliği sonucu davalının ıttıla ettiği ve rapora karşı beyan dilekçesinde işgöremezlik oranına itiraz ettiği görülmekte ise de dilekçesinin yasal beyan süresinden sonra verildiği anlaşılmakla, İlk Derece Mahkemesinin itiraz süresinin geçmesi gerekçesiyle davalı talebinin reddine dair verdiği 05.11.2019 tarihli celse ara kararında isabetsizlik bulunmadığının değerlendirildiği, davalının sürekli iş göremezlik oranına itiraz ettiğine yönelik Kuruma yöntemince bir başvuruda bulunduğu iddiası da olmadığından istinaf başvurusunun yerinde görülmediği, dava dilekçesinde dava türünün belirsiz alacak davası olduğunun açıkça belirtildiği, maddi tazminatın hesaplanmasına ilişkin rapora taraflarca itiraz edilmesi üzerine düzenlenen ek bilirkişi raporuna karşı davacı vekili tarafından sunulan dilekçede açıkça, itirazlarının bilirkişi tarafından yerinde görülmemesi şeklindeki değerlendirmeyi kabul etmediklerini belirttiği, ancak davanın sürüncemede kalmaması için fazlaya ilişkin haklarını da saklı tutarak ıslah yoluyla talebini arttırdığının anlaşıldığı, davalı vekilinin itirazları ve davacının asgari ücret artış oranlarının dikkate alınması talepleri doğrultusunda alınan yeni raporlarda tespit edilen tazminat miktarı uyarınca bu kez davacı, davanın belirsiz alacak davası olması sebebiyle talep miktarının arttırılmasına yönelik beyan ve talepte bulunduğu, bu kapsamda davacının, fazlaya ilişkin haklarını da saklı tutarak ıslah yoluyla ve ayrıca belirsiz alacak davası olmasına dayalı olarak talep arttırım dilekçesiyle talep miktarını arttırmasında usule aykırılık görülmediğinden davalı vekilinin aksine itirazlarının reddi gerektiği, kazalının yakınlarının manevi tazminat davası bakımından hak sahipliği durumu ön şartı olarak "ağır bedensel" zararı öngörmekte olup somut olayda bu koşul gerçekleşmediğinden kazalının annesi olan davacının manevi tazminat talebinin reddinde isabetsizlik görülmediği, kazalı davacı bakımından, meslekte kazanma gücünden kaybetme oranına göre davacının duyduğu elem ve ızdırabın derecesi, tarafların sosyal ve ekonomik durumu, olayın oluş şekli ve meydana geldiği tarihe göre, 22.06.1966 gün 1966/7-7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’nın içeriğine ve öngördüğü koşulların somut olayda gerçekleşme biçimine ve hak ve nesafet kurallarına göre takdir olunan manevi tazminat miktarının ölçüsüz olmadığı sonuç ve kanaatine varıldığı, dava dilekçesinde talep olunan estetik zarar, bakıcı gideri ve tedavi gideri talepleri reddedildiğinden davalı yararına 300,00 TL vekalet ücretine hükmedilmesinde yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle yerinde bulunmayan istinaf başvurularının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b.1 ve 355. maddeleri gereğince esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; a. Dosyada meydana gelen iş kazasına ilişkin olarak kesin bir maluliyet tespiti olmamasına rağmen sadece SGK tarafından düzenlenen maluliyet raporuna itibar edilerek karar verildiği, b. Bölge Adliye Mahkemesi tarafından covid-19 pandemi süreci nedeniyle yasal sürelerin durdurulduğu döneme denk gelen itiraz süresinin gözden kaçırıldığını ve itirazın süresinde yapılmadığı gibi bir sonuca varıldığını, halbuki itirazlarının yasal sürede yapıldığının sabit olduğunu, c. Davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığı ve davacının farklı tarihlerde iki ayrı talep artırım dilekçesi ibraz edildiği, Mahkeme tarafından ilk talep artırım dilekçesi dikkate alınarak karar verilmesi gerekirken sonradan sunulan ikinci talep artırım dilekçesinin kabul edilerek karar verilmesi usul kuralları gereği isabetli olmadığı,davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığı ve davacının farklı tarihlerde iki ayrı talep artırım dilekçesi ibraz edildiği, Mahkeme tarafından ilk talep artırım dilekçesi dikkate alınarak karar verilmesi gerekirken sonradan sunulan ikinci talep artırım dilekçesinin kabul edilerek karar verilmesi usul kuralları gereği isabetli olmadığı belirterek kararın temyizen bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, iş kazasında sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. 1.Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanmayan zararın ödetilmesine ilişkin davalarda (tazminat davaları) öncelikle haksız zenginleşmeyi ve mükerrer ödemeyi önlemek için Kurum tarafından sigortalıya bağlanan gelirin peşin sermaye değerinin tazminattan düşülmesi gerektiği Yargıtay’ın oturmuş ve yerleşmiş görüşlerindendir. Diğer yandan, sigortalıya bağlanacak gelir ve hükmedilecek tazminatın miktarını doğrudan etkilemesi nedeniyle, işçide oluşan meslekte güç kayıp oranının hiçbir kuşku ve duraksamaya yer vermeksizin kesin olarak saptanması gerekir. 2.5510 sayılı Kanun'un 13. maddesinde iş kazasının 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi ile 5 inci madde kapsamında bulunan sigortalılar bakımından bunları çalıştıran işveren tarafından, o yer yetkili kolluk kuvvetlerine derhal ve Kuruma en geç kazadan sonraki üç işgünü içinde iş kazası ve meslek hastalığı bildirgesi ile doğrudan ya da taahhütlü posta ile bildirilmesinin zorunlu olduğu, iş kazasının işverenin kontrolü dışındaki yerlerde meydana gelmesi halinde iş kazasının öğrenildiği tarihten başlayacağı, Kuruma bildirilen olayın iş kazası sayılıp sayılmayacağı hakkında bir karara varılabilmesi için gerektiğinde, Kurumun denetim ve kontrol ile yetkilendirilen memurları tarafından veya Bakanlık İş Müfettişleri vasıtasıyla soruşturma yapılabileceği bildirilmiştir. 3.5510 sayılı Kanun'un 18. maddesinde Kurumca yetkilendirilen hekim veya sağlık kurullarından istirahat raporu alınmış olması şartıyla; iş kazası nedeniyle iş göremezliğe uğrayan sigortalıya her gün için geçici iş göremezlik ödeneği verileceği, 19 uncu maddesinde iş kazası sonucu oluşan hastalık ve özürler nedeniyle Kurumca yetkilendirilen sağlık hizmeti sunucularının sağlık Kurulları tarafından verilen raporlara istinaden Kurum Sağlık Kurulunca meslekte kazanma gücü en az %10 oranında azalmış bulunduğu tespit edilen sigortalıya sürekli iş göremezlik geliri bağlanacağı; iş kazası ve meslek hastalığı sonucu sürekli iş göremezlik hallerinde meslekte kazanma gücündeki kayıp oranının belirlenmesine ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin diğer usul ve esasların Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenleneceği bildirilmiştir. 4.5510 sayılı Kanun'un 95. maddesine göre "Bu Kanun gereğince, yurt dışında tedavi için yapılacak sevklere, çalışma gücü kaybı, geçici iş göremezlik ödeneklerinin verilmesine ilişkin raporlar ile iş kazası ve meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma gücü veya çalışma gücü kaybına esas teşkil edecek sağlık kurulu raporlarının usûl ve esaslarını, bu raporları vermeye yetkili sağlık hizmeti sunucularının sahip olması gereken kriterleri belirlemeye, usûlüne uygun olmayan sağlık kurulu raporu ve dayanağı tıbbî belgeleri düzenleyen sağlık hizmet sunucusuna iade edecek belirlenen bilgileri içerecek şekilde yeniden düzenlenmesini istemeye Kurum yetkilidir. Usulüne uygun sağlık kurulu raporu ve dayanağı tıbbî belgeler ile gerekli diğer belgelerin incelenmesiyle; yurt dışında tedavi için yapılacak sevklere, vazife malullük derecesini, iş kazası veya meslek hastalığı sonucu tespit edilen meslekte kazanma gücünün kaybına veya meslekte kazanma gücünün kaybı derecelerine ilişkin usûlüne uygun düzenlenmiş sağlık kurulu raporları ve diğer belgelere istinaden Kurumca verilen karara ilgililerin itirazı halinde, durum Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulunca karara bağlanır. 5.Kural olarak Yüksek Sağlık Kurulunca verilen karar Sosyal Güvenlik Kurumunu bağlayıcı nitelikte ise de, diğer ilgililer yönünden bir bağlayıcılığı olmadığından Yüksek Sağlık Kurulu Kararına itiraz edilmesi halinde inceleme Adli Tıp Kurumu aracılığıyla yaptırılmalıdır. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 28.06.1976 günlü, 1976/6-4 sayılı Kararı da bu yöndedir. 6.Adli Tıp 3. İhtisas Kurulundan alınacak rapor ile Yüksek Sağlık Kurulu Kararı arasında sürekli iş göremezlik oranına yönelik görüş ayrılığı bulunduğu takdirde çelişkinin giderilmesi için dosyanın Adli Tıp 2. Üst Kuruluna gönderilerek çıkacak sonuca göre karar verilmesi gerekir. 7. Öte yandan, iş kazası sonucu, tazminat oranının belirlenmesine esas malûliyet oranının tespiti, kısaca zararın tam olarak bilinmesi bir süreç alabilir. Zarar görenin mahkeme önünde ciddi bir dava açarak tazminat isteminde bulunabilmesi ve bu istemini objektif bir şekilde destekleyen, etkili gerekçelerini ortaya koyabilmesi için oluşan zararın niteliğini, kapsamını ve bütün unsurlarını öğrenmesi gerekir. O hâlde böyle bir süreç nedeni ile maluliyet oranı tam kesinleşmeden tazminata karar verilmesi hâlinde, bu tazminat miktarı zarar gören tarafından temyiz edilmese bile gelişen durum nedeni ile maluliyet oranı daha sonra tam olarak belirlenmiş ve farklı bir oran ise önceki tazminat miktarı karşı taraf lehine usulü kazanılmış hak teşkil etmeyecektir. 8.Gelişen durum kavramı salt zarar doğuran işlem ya da eylemin sonuçlarının gelişmesini ve bu nedenle zarar görenin bu konularda bilgi sahibi olabilmesinin zorunlu olarak bu gelişmenin tamamlanacağı ana kadar gecikmesini ifade eder (Hukuk Genel Kurulunun 06.11.2002 tarihli ve 2002/4-882 E., 2002/874 K.; 10.06.2015 tarihli ve 2014/21-282 E.,2015/1548 K.; 01.03.2017 tarihli ve 2014/21-2372 E., 2017/379 K. sayılı kararları). 9.Kısaca gelişen durum devam ediyor ise önceki maluliyet oranı, iş kazasına uğrayan işçi yönünden bağlayıcı olmayacağı gibi bu maluliyet oranına göre verilen tazminat davası kesin hüküm de teşkil etmeyecektir. Zira dava konusu tazminatın miktarı, maluliyet oranının değişmesi ile artmaktadır. Dolayısı ile dava konusu değişmektedir. (HGK'nın 26.11.2019 tarihli 2017/21-2337 Esas, 2019/1200 Karar sayılı kararı) 10.6100 sayılı Kanun'un 353. maddesinde; " (1) Ön inceleme sonunda dosyada eksiklik bulunmadığı anlaşılırsa; a) Aşağıdaki durumlarda bölge adliye mahkemesi, esası incelemeden kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği başka bir yer mahkemesine ya da görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesine duruşma yapmadan kesin olarak karar verir: 1) Davaya bakması yasak olan hâkimin karar vermiş olması. 2) İleri sürülen haklı ret talebine rağmen reddedilen hâkimin davaya bakmış olması. 3) Mahkemenin görevli ve yetkili olmasına rağmen görevsizlik veya yetkisizlik kararı vermiş olması veya mahkemenin görevli ya da yetkili olmamasına rağmen davaya bakmış bulunması (…) 4) Diğer dava şartlarına aykırılık bulunması. 5) Mahkemece usule aykırı olarak davanın veya karşı davanın açılmamış sayılmasına, davaların birleştirilmesine veya ayrılmasına, (…) karar verilmiş olması. 6) (Değişik:22/7/2020-7251/35 md.) Mahkemece, uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması ya da talebin önemli bir kısmı hakkında karar verilmemiş olması. b) Aşağıdaki durumlarda davanın esasıyla ilgili olarak; 1) İncelenen mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığı takdirde başvurunun esastan reddine, 2) Yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında, 3) Yargılamada bulunan eksiklikler duruşma yapılmaksızın tamamlanacak nitelikte ise bunların tamamlanmasından sonra başvurunun esastan reddine veya yeniden esas hakkında, duruşma yapılmadan karar verilir." şeklinde düzenleme yer almaktadır. Maddenin (b) bendinin 2. fıkrası uyarınca bölge adliye mahkemesi ilk derece mahkemesinin gerekçesini değiştirdiği takdirde, ilk derece mahkemesinin kararını düzeltecek ve esas hakkında yeniden karar verecektir. Başka bir anlatımla, gerekçe değiştirilerek istinaf isteminin esastan reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olacaktır. 11.Somut olayda davacının sürekli iş göremezlik oranının SGK Başkanlığı İstanbul İl Müdürlüğü Kurum Sağlık Kurulunun 16.06.2017 tarihli kararı ile %24 olarak tespit edildiği, işbu sürekli iş göremezlik derecesi tespitini içeren raporunun 05.08.2017 tarihli havale ile dosyaya alındığı, taraflara tebliğ edilmediği ve duruşmada okunmadığı, 27.04.2020 tarihli aktüerya raporunda %24 iş göremezlik oranına göre hesaplama yapıldığı, raporun taraflara tebliğ edildiği, itiraz süresinin covid-19 pandemi süreci nedeniyle yasal sürelerin durdurulduğu döneme denk geldiği, davalı vekilinin 26.06.2020 tarihli aktüerya raporuna karşı beyan dilekçesinde iş göremezlik oranına itiraz ettiği anlaşılmaktadır. Davalı tarafın sürekli iş göremezlik oranına itirazı süresinde olmasına rağmen, İlk Derece Mahkemesi gelen kayıtlar içinde Kurumun sürekli iş göremezlik oranına itiraz etmediği, bu nedenle kesinleştiği gerekçesine dayanmışken, Bölge Adliye Mahkemesince, sürekli iş göremezlik raporunun tebliğ edilmediği, ancak taraflara tebliği sağlanan 27.04.2020 tarihli aktüerya raporuna davalı tarafın itiraz etmediği, bu nedenle sürekli iş göremezlik raporunun kesinleştiği gerekçesine dayanmış ve İlk Derece Mahkemesinin gerekçesinden farklı bir gerekçeye dayanmasına rağmen, istinaf isteminin esastan reddine karar vermiştir. Bölge Adliye Mahkemesi gerekçeyi değiştirdiğine göre 6100 sayılı HMK.'un 353/b.2. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesinin kararını kaldırarak karar vermesi gerekirdi. Bölge Adliye Mahkemesi kararı bu yönden usul ve yasaya aykırıdır. 12.Diğer taraftan yukarıda yapılan açıklamalara göre aktüerya raporunun tebliğ edildiği tarihte pandemi nedeni ile süreler durmuş olup, davalı tarafın rapora itirazı da süresinde olduğundan, davalı vekilinin işbu rapora itiraz dilekçesinin değerlendirilmesinden sonra 5510 sayılı Kanunu'nun 95. maddesi uyarınca prosedür işletilerek bir karar verilmesi gerekir. 13.O hâlde, davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli, sair temyiz itirazları incelenmeksizin, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 31. Hukuk Dairesince verilen hüküm bozulmalıdır.

VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1.Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozularak ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden ilgiliye iadesine, Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 14.01.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Metin Yargıtay'ın yayımladığı karar metninden alınmıştır. Dilekçede kullanmadan önce resmî metinle karşılaştırın.

Bu konuda başka emsal mi arıyorsunuz?

SmartHukuk'ta olayınızı kendi cümlenizle yazın; ilgili Yargıtay kararlarını künyesi ve dayanak maddeleriyle birlikte bulun.

Emsal karar ara

Aynı daireden yakın tarihli kararlar

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi – Ocak 2025 kararlarının tamamı