10. Hukuk Dairesi 2024/4963 E. , 2025/4949 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf isteminin kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA Davacı vekili özetle; müvekkilinin iş kazası nedeniyle sürekli iş göremezliğe uğrayacak şekilde yaralandığı, kazanın meydana gelişinde davalının kusurlu olduğundan bahisle asıl dava dosyasında 21.474,95 TL maddi, TL maddi, birinci birleşen dava dosyasında 25.000,00 TL manevi, ikinci birleşen dava dosyasında 639.495,00 TL maddi tazminatın davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP Davalı vekili özetle; davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının asıl ve ikinci birleşen dava dosyalarındaki maddi tazminat istemlerinin kabulüne, birinci birleşen dava dosyasında davacı lehine 15.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince davalının istinaf başvurusunun kabulüne, davacı lehine 17.996,35 TL’den daha fazla maddi tazminata hükmedilemeyeceğinden bahisle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, asıl dava dosyası yönünden davacı lehine 17.996,35 TL maddi, birinci birleşen dava dosyası yönünden davacı lehine 15.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine, ikinci birleşen dava dosyasının “belirsiz alacak davasında alacağın tamamının dava konusu yapıldığı ve belirsiz alacak davasına konu edilen alacaklar bakımından ek dava açılamayacağı, aksi durumun derdestlik dava şartının ihlali anlamında olduğu” gerekçesi ile usulden reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle, asıl dava yönünden her ne kadar kesin hüküm verilmiş olsa da bu kararda kesin hüküm şartlarının oluşmadığını, tazminatın tamamı bakımından kesinlik sınırının aranması gerektiğini, dolayısıyla kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, birinci birleşen dava yönünden derdestlik gerekçesiyle verilen ret kararının da hatalı olduğunu, zira davacının sürekli iş göremezlik oranının halen kesinleşmemiş olduğunu, ilk davanın 2016 yılında açıldığı ve 7251 sayılı Kanun'un 22.07.2020 tarihli değişikliği dikkate alınarak derdestlik gerekçesi kurulmasının geçerli sayılamayacağını, ayrıca belirsiz alacak davası türünde açılmış olan bu davada geçici talep sonucunun kesin talep sonucuna dönüşmesi için usulüne uygun biçimde davacı tarafa süre verilmediğini, müvekkilinin maluliyetinin Adli Tıp Kurumu raporu ile %26,2 oranında kesin olarak belirlendiğini, bu aşamaya kadar alınan ve kendi içinde çelişkili olan bilirkişi raporlarının davalı yararına usuli kazanılmış hak doğurmayacağını, Adli Tıp raporlarının çelişkili olması nedeniyle karar vermeye elverişli olmadığını, öte yandan asgari ücretteki artışın bakiye ömür süresine ilişkin tazminat hesaplarını doğrudan etkilediğini, bu nedenle hesaplamanın güncel asgari ücret ve güncel maluliyet oranı üzerinden yapılmasının adil yargılanma hakkının gereği olduğunu, kesin maluliyet oranı ortaya çıkmadan önce ileri sürülen iradelerin davacının haklarını ortadan kaldırmayacağını, bu nedenle müvekkili aleyhine usuli kazanılmış hak doğmayacağını, söz konusu talebin ancak ek dava yoluyla ileri sürülebileceğinin kabul edilmesinin hakkaniyete aykırı olduğunu belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının hem usulden hem de esastan bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre, davacı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışındaki sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Dosya kapsamından davacının 2015 yılında asıl davasını açarak dava dilekçesinde 1.000,00 TL maddi tazminat talep ettiği, aşamalarda Mahkemece 13.10.2017 tarihli kök hesap raporunun alındığı, raporda davacının sürekli iş göremezlik oranı Kurumun kontrol muayenesi kaydıyla belirlediği şekilde %16,00 olarak kabul edilip, davacının %20 müterafik kusuruna göre hesaplama yapıldığı ve karşılanmamış maddi zararın 40.746,57 TL olduğu yönünde görüş bildirildiği, raporun davanın taraflarına tebliğ edildiği, davacı vekilince rapora itiraz edilmediği, davalı vekili tarafından süresinde itiraz edildiği, Mahkemece davalının itirazı üzerinde 20.02.2018 tarihli ek hesap raporunun alındığı, bu hesap raporunda işverence yapılan bir kısım ödemelerin de tenzil edilmesi nedeniyle davacının maddi zararının 21.474,95 TL olarak belirlendiği, anılan raporun 22.02.2018 tarihli celsede davanın taraflarına elden tebliğ edildiği, Mahkemece taraf vekillerine beyanda bulunmak üzere süre verildiği, davacı vekilince bu hesap raporuna karşı da herhangi bir itiraz dilekçesi ibraz edilmediği, davacı vekilinin 07.03.2018 tarihli dilekçesi ile asıl dava dosyasındaki maddi tazminat talebini artırarak 21.474,95 TL'ye çıkardığı, takip eden celse de davacı vekilinin talep arttırım dilekçemiz doğrultusunda davamızın kabulüne karar verilsin şeklinde beyanda bulunduğu, mahkemenin 13.09.2018 tarihli bir ek hesap raporu daha aldığı bu hesap raporunda da işveren tarafından yapılan diğer bir kısım ödemeler tenzil edilince davacının maddi zararının bu kez 17.996,35 TL olarak hesaplandığı, rapora davalı vekilince süresinde itiraz edildiği, raporun davacı vekiline 20.09.2018 tarihinde tebliğ edildiği, davacı vekilinin bu rapora da süresinde itiraz etmediği, süre geçtikten sonra 18.10.2018 tarihli celsede “Rapordaki aleyhe hususları kabul etmiyoruz.” şeklinde beyanda bulunduğu, devam eden aşamada Kurum’un kontrol muayenesi sonrasındaki raporunun dosya kapsamına alındığı, davacının sürekli iş göremezlik oranının daha önceki belirlendiği haliyle bir değişiklik olmaksızın %13,00 olarak tespit edildiği, mahkemece bir ek hesap raporu daha alınmak istendiği, ancak 10.10.2019 tarihli raporda %13,00 sürekli iş göremezlik oranına ait ilk peşin sermaye değerinin dosya kapsamında yer almadığından bahisle rapor düzenlenmediği, bu arada mahkemece Yüksek Sağlık Kurulundan rapor alınmak istendiği, Yüksek Sağlık Kurulunca Kurum Sağlık Kurulu kararları arasında çelişki bulunduğu, önce %16,00 belirlendiği, sonradan değişiklik olmadığı, önceki gibi %13,00 olduğuna karar verildiğinin belirtildiği, bu çelişki giderilmesi gerektiğinden bahisle rapor düzenlenmediği, Kurum Sağlık Kurulunca davacının sürekli iş göremezlik oranının azalma kaydıyla %13,00 olduğuna karar verildiği, sonrasında Yüksek Sağlık Kurulu'nun da %13,00 olduğu yönünde karar verdiği, Mahkemece Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Dairesinden rapor alındığı raporda davacının sürekli iş göremezlik oranının baştan itibaren %26.20 olduğu yönünde görüş bildirildiği, sonrasında mahkemece Adli Tıp Kurumu 2. Üst Kurulundan rapor alındığı, raporda 3. İhtisas Dairesi gibi görüş bildirildiği, davacı vekilinin 10.03.2023 tarihli dilekçesi ile %26,20 üzerinden ve güncel asgari ücret değişikliklerine göre hesap raporu alınmasının talep edilmesi üzerine, Mahkemece bir ek hesap raporu (06.06.2023) daha alındığı, raporun birinci ihtimalinde %16,00 sürekli iş göremezlik oranı ve hemen sonrasında azalma nedeniyle %13,00 sürekli iş göremezlik oranı dikkate alınıp davacının maddi zararı 228.531,40 TL olarak, ikinci ihtimalde %26,20 sürekli iş göremezlik oranı dikkate alınarak davacının maddi zararının 492.553,54 TL olarak belirlendiği, davacı vekilinin bu hesap raporuna da itiraz etmediği, davalı vekilince süresinde itiraz edildiği, mahkemece dosya üzerinden verilen 10.07.2023 tarihli ara kararla davalı vekilinin itirazları ve asgari ücretteki değişiklik dikkate alınarak bilirkişiden alternatifli ek rapor aldırılmasına karar verildiği, 13.09.2023 tarihli son ek hesap raporunda davacının maddi zararı bir önceki rapordaki gibi ihtimalli hesaplandığı, birinci ihtimalde maddi zararın 312.096,65 TL, ikinci ihtimalde 660.969,66 TL olduğu yönünde görüş bildirildiği, davacı vekili 2023 yılında ikinci birleşen dava dosyasını aynı davalıya karşı açarak 639.495,00 TL daha maddi tazminat talep ettiği, İlk Derece Mahkemesince davacının asıl ve ikinci birleşen dava dosyalarındaki maddi tazminat istemlerinin kabulüne, birinci birleşen dava dosyasında davacı lehine 15.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verildiği, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince davalının istinaf isteminin kabulüne, davacı lehine 17.996,35 TL’den daha fazla maddi tazminata karar verilemeyeceğinden bahisle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, asıl dava dosyası yönünden davacı lehine 17.996,35 TL maddi, birinci birleşen dava dosyası yönünden davacı lehine 15.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine, ikinci birleşen dava dosyasının “belirsiz alacak davasında alacağın tamamının dava konusu yapıldığı ve belirsiz alacak davasına konu edilen alacaklar bakımından ek dava açılamayacağı, aksi durumun derdestlik dava şartının ihlali anlamında olduğu” gerekçesi ile usulden reddine karar verilmiştir. Usuli kazanılmış hak davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrarı sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Usulü müktesep hak, anlam itibariyle, bir davada, Mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir. Mahkemenin, Yargıtayın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usulü kazanılmış hak doğabileceği gibi, bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usulü kazanılmış hak gerçekleşebilir. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usulü kazanılmış hak oluşturur (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK). Kazanılmış haklar “Hukuk Devleti” kavramının temelini oluşturan en önemli unsurlardandır. Kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan yorumlar Anayasa'nın 2. maddesinde açıklanan “Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir” hükmüne aykırılık oluşturacağı gibi toplumsal kararlılığı, hukuksal güvenceyi ortadan kaldırır, belirsizlik ortamına neden olur ve kabul edilemez. Yargıtay içtihatları ile kabul edilen “usuli kazanılmış hak” olgusunun, bir çok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır. Örneğin Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı YİBK) ya da geçmişe etkili yeni bir kanun çıkması karşısında, Yargıtay bozma ilamına uyulmuş olmakla oluşan usulü kazanılmış hak hukukça değer taşımayacaktır. Usuli kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için bir davada ya taraflar ya Mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir. (HGK'nın 12.07.2006 T., 2006/4-519 E., 2006/527 K., 03.12.2008 T., 2008/10-730 E., 2008/732 K.) Zira usulü kazanılmış hak ilkesi kamu düzeniyle ilgilidir. (09.05.1960 T., 21/9; 04.02.1959 gün 13/5 sayılı İçtihadı Birleştirme kararı) Somut olayda davacı vekilince davacının maddi zararını 17.996,35 TL olarak hesaplayan 13.09.2018 tarihli ek hesap raporu davacı vekiline 20.09.2018 tarihinde tebliğ edilmiş olmasına karşın rapora süresinde itiraz edilmediği, bu nedenle davalı lehine usuli kazanılmış hak oluştuğu açık olduğuna göre Bölge Adliye Mahkemesince ikinci birleşen dava dosyasının derdestlik nedeniyle reddine karar verilmiş olması yerinde görülmemiştir. Ne var ki bu hatanın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370. maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca kararın düzeltilerek onanması gerekir.
VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Bölge Adliye Mahkemesi kararının gerekçe kısmının onuncu sayfasında yer alan ve "Diğer yandan yargılama sürecinde davacı tarafça" kelimeleri ile başlayan paragraf dahil olmak üzere on birinci sayfada yer alan "Davalı tarafça manevi tazminat yönünden" kelimeleri ile başlayan paragrafa kadar olan (bu paragraf hariç) aradaki tüm paragrafların silinerek hükümden çıkarılması, Bölge Adliye Mahkemesi kararının hüküm fıkrasının ikinci birleşen dava dosyasına ilişkin B bendinin 1 numaralı alt bendinin tamamen silinerek yerinde geçmek üzere; "1-Davacının davalı Şirket hakkında açmış olduğu maddi tazminat davasının gerekçede açıklanan usuli kazanılmış hak nedeniyle REDDİNE," ibarelerinin yazılması suretiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının DÜZELTİLEREK ONANMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 25.03.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. SUCCESS ADALET_SUCCESS İşlem başarıyla gerçekleştirildi! İşlem başarıyla gerçekleştirildi! 4bb1baf793b8d297 83f1c9d6389df336 This XML file does not appear to have any style information associated with it. The document tree is shown below. 10. Hukuk Dairesi 2024/4963 E. , 2025/4949 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf isteminin kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA Davacı vekili özetle; müvekkilinin iş kazası nedeniyle sürekli iş göremezliğe uğrayacak şekilde yaralandığı, kazanın meydana gelişinde davalının kusurlu olduğundan bahisle asıl dava dosyasında 21.474,95 TL maddi, TL maddi, birinci birleşen dava dosyasında 25.000,00 TL manevi, ikinci birleşen dava dosyasında 639.495,00 TL maddi tazminatın davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP Davalı vekili özetle; davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının asıl ve ikinci birleşen dava dosyalarındaki maddi tazminat istemlerinin kabulüne, birinci birleşen dava dosyasında davacı lehine 15.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince davalının istinaf başvurusunun kabulüne, davacı lehine 17.996,35 TL’den daha fazla maddi tazminata hükmedilemeyeceğinden bahisle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, asıl dava dosyası yönünden davacı lehine 17.996,35 TL maddi, birinci birleşen dava dosyası yönünden davacı lehine 15.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine, ikinci birleşen dava dosyasının “belirsiz alacak davasında alacağın tamamının dava konusu yapıldığı ve belirsiz alacak davasına konu edilen alacaklar bakımından ek dava açılamayacağı, aksi durumun derdestlik dava şartının ihlali anlamında olduğu” gerekçesi ile usulden reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle, asıl dava yönünden her ne kadar kesin hüküm verilmiş olsa da bu kararda kesin hüküm şartlarının oluşmadığını, tazminatın tamamı bakımından kesinlik sınırının aranması gerektiğini, dolayısıyla kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, birinci birleşen dava yönünden derdestlik gerekçesiyle verilen ret kararının da hatalı olduğunu, zira davacının sürekli iş göremezlik oranının halen kesinleşmemiş olduğunu, ilk davanın 2016 yılında açıldığı ve 7251 sayılı Kanun'un 22.07.2020 tarihli değişikliği dikkate alınarak derdestlik gerekçesi kurulmasının geçerli sayılamayacağını, ayrıca belirsiz alacak davası türünde açılmış olan bu davada geçici talep sonucunun kesin talep sonucuna dönüşmesi için usulüne uygun biçimde davacı tarafa süre verilmediğini, müvekkilinin maluliyetinin Adli Tıp Kurumu raporu ile %26,2 oranında kesin olarak belirlendiğini, bu aşamaya kadar alınan ve kendi içinde çelişkili olan bilirkişi raporlarının davalı yararına usuli kazanılmış hak doğurmayacağını, Adli Tıp raporlarının çelişkili olması nedeniyle karar vermeye elverişli olmadığını, öte yandan asgari ücretteki artışın bakiye ömür süresine ilişkin tazminat hesaplarını doğrudan etkilediğini, bu nedenle hesaplamanın güncel asgari ücret ve güncel maluliyet oranı üzerinden yapılmasının adil yargılanma hakkının gereği olduğunu, kesin maluliyet oranı ortaya çıkmadan önce ileri sürülen iradelerin davacının haklarını ortadan kaldırmayacağını, bu nedenle müvekkili aleyhine usuli kazanılmış hak doğmayacağını, söz konusu talebin ancak ek dava yoluyla ileri sürülebileceğinin kabul edilmesinin hakkaniyete aykırı olduğunu belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının hem usulden hem de esastan bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre, davacı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışındaki sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Dosya kapsamından davacının 2015 yılında asıl davasını açarak dava dilekçesinde 1.000,00 TL maddi tazminat talep ettiği, aşamalarda Mahkemece 13.10.2017 tarihli kök hesap raporunun alındığı, raporda davacının sürekli iş göremezlik oranı Kurumun kontrol muayenesi kaydıyla belirlediği şekilde %16,00 olarak kabul edilip, davacının %20 müterafik kusuruna göre hesaplama yapıldığı ve karşılanmamış maddi zararın 40.746,57 TL olduğu yönünde görüş bildirildiği, raporun davanın taraflarına tebliğ edildiği, davacı vekilince rapora itiraz edilmediği, davalı vekili tarafından süresinde itiraz edildiği, Mahkemece davalının itirazı üzerinde 20.02.2018 tarihli ek hesap raporunun alındığı, bu hesap raporunda işverence yapılan bir kısım ödemelerin de tenzil edilmesi nedeniyle davacının maddi zararının 21.474,95 TL olarak belirlendiği, anılan raporun 22.02.2018 tarihli celsede davanın taraflarına elden tebliğ edildiği, Mahkemece taraf vekillerine beyanda bulunmak üzere süre verildiği, davacı vekilince bu hesap raporuna karşı da herhangi bir itiraz dilekçesi ibraz edilmediği, davacı vekilinin 07.03.2018 tarihli dilekçesi ile asıl dava dosyasındaki maddi tazminat talebini artırarak 21.474,95 TL'ye çıkardığı, takip eden celse de davacı vekilinin talep arttırım dilekçemiz doğrultusunda davamızın kabulüne karar verilsin şeklinde beyanda bulunduğu, mahkemenin 13.09.2018 tarihli bir ek hesap raporu daha aldığı bu hesap raporunda da işveren tarafından yapılan diğer bir kısım ödemeler tenzil edilince davacının maddi zararının bu kez 17.996,35 TL olarak hesaplandığı, rapora davalı vekilince süresinde itiraz edildiği, raporun davacı vekiline 20.09.2018 tarihinde tebliğ edildiği, davacı vekilinin bu rapora da süresinde itiraz etmediği, süre geçtikten sonra 18.10.2018 tarihli celsede “Rapordaki aleyhe hususları kabul etmiyoruz.” şeklinde beyanda bulunduğu, devam eden aşamada Kurum’un kontrol muayenesi sonrasındaki raporunun dosya kapsamına alındığı, davacının sürekli iş göremezlik oranının daha önceki belirlendiği haliyle bir değişiklik olmaksızın %13,00 olarak tespit edildiği, mahkemece bir ek hesap raporu daha alınmak istendiği, ancak 10.10.2019 tarihli raporda %13,00 sürekli iş göremezlik oranına ait ilk peşin sermaye değerinin dosya kapsamında yer almadığından bahisle rapor düzenlenmediği, bu arada mahkemece Yüksek Sağlık Kurulundan rapor alınmak istendiği, Yüksek Sağlık Kurulunca Kurum Sağlık Kurulu kararları arasında çelişki bulunduğu, önce %16,00 belirlendiği, sonradan değişiklik olmadığı, önceki gibi %13,00 olduğuna karar verildiğinin belirtildiği, bu çelişki giderilmesi gerektiğinden bahisle rapor düzenlenmediği, Kurum Sağlık Kurulunca davacının sürekli iş göremezlik oranının azalma kaydıyla %13,00 olduğuna karar verildiği, sonrasında Yüksek Sağlık Kurulu'nun da %13,00 olduğu yönünde karar verdiği, Mahkemece Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Dairesinden rapor alındığı raporda davacının sürekli iş göremezlik oranının baştan itibaren %26.20 olduğu yönünde görüş bildirildiği, sonrasında mahkemece Adli Tıp Kurumu 2. Üst Kurulundan rapor alındığı, raporda 3. İhtisas Dairesi gibi görüş bildirildiği, davacı vekilinin 10.03.2023 tarihli dilekçesi ile %26,20 üzerinden ve güncel asgari ücret değişikliklerine göre hesap raporu alınmasının talep edilmesi üzerine, Mahkemece bir ek hesap raporu (06.06.2023) daha alındığı, raporun birinci ihtimalinde %16,00 sürekli iş göremezlik oranı ve hemen sonrasında azalma nedeniyle %13,00 sürekli iş göremezlik oranı dikkate alınıp davacının maddi zararı 228.531,40 TL olarak, ikinci ihtimalde %26,20 sürekli iş göremezlik oranı dikkate alınarak davacının maddi zararının 492.553,54 TL olarak belirlendiği, davacı vekilinin bu hesap raporuna da itiraz etmediği, davalı vekilince süresinde itiraz edildiği, mahkemece dosya üzerinden verilen 10.07.2023 tarihli ara kararla davalı vekilinin itirazları ve asgari ücretteki değişiklik dikkate alınarak bilirkişiden alternatifli ek rapor aldırılmasına karar verildiği, 13.09.2023 tarihli son ek hesap raporunda davacının maddi zararı bir önceki rapordaki gibi ihtimalli hesaplandığı, birinci ihtimalde maddi zararın 312.096,65 TL, ikinci ihtimalde 660.969,66 TL olduğu yönünde görüş bildirildiği, davacı vekili 2023 yılında ikinci birleşen dava dosyasını aynı davalıya karşı açarak 639.495,00 TL daha maddi tazminat talep ettiği, İlk Derece Mahkemesince davacının asıl ve ikinci birleşen dava dosyalarındaki maddi tazminat istemlerinin kabulüne, birinci birleşen dava dosyasında davacı lehine 15.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verildiği, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince davalının istinaf isteminin kabulüne, davacı lehine 17.996,35 TL’den daha fazla maddi tazminata karar verilemeyeceğinden bahisle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, asıl dava dosyası yönünden davacı lehine 17.996,35 TL maddi, birinci birleşen dava dosyası yönünden davacı lehine 15.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine, ikinci birleşen dava dosyasının “belirsiz alacak davasında alacağın tamamının dava konusu yapıldığı ve belirsiz alacak davasına konu edilen alacaklar bakımından ek dava açılamayacağı, aksi durumun derdestlik dava şartının ihlali anlamında olduğu” gerekçesi ile usulden reddine karar verilmiştir. Usuli kazanılmış hak davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrarı sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Usulü müktesep hak, anlam itibariyle, bir davada, Mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir. Mahkemenin, Yargıtayın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usulü kazanılmış hak doğabileceği gibi, bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usulü kazanılmış hak gerçekleşebilir. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usulü kazanılmış hak oluşturur (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK). Kazanılmış haklar “Hukuk Devleti” kavramının temelini oluşturan en önemli unsurlardandır. Kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan yorumlar Anayasa'nın 2. maddesinde açıklanan “Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir” hükmüne aykırılık oluşturacağı gibi toplumsal kararlılığı, hukuksal güvenceyi ortadan kaldırır, belirsizlik ortamına neden olur ve kabul edilemez. Yargıtay içtihatları ile kabul edilen “usuli kazanılmış hak” olgusunun, bir çok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır. Örneğin Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı YİBK) ya da geçmişe etkili yeni bir kanun çıkması karşısında, Yargıtay bozma ilamına uyulmuş olmakla oluşan usulü kazanılmış hak hukukça değer taşımayacaktır. Usuli kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için bir davada ya taraflar ya Mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir. (HGK'nın 12.07.2006 T., 2006/4-519 E., 2006/527 K., 03.12.2008 T., 2008/10-730 E., 2008/732 K.) Zira usulü kazanılmış hak ilkesi kamu düzeniyle ilgilidir. (09.05.1960 T., 21/9; 04.02.1959 gün 13/5 sayılı İçtihadı Birleştirme kararı) Somut olayda davacı vekilince davacının maddi zararını 17.996,35 TL olarak hesaplayan 13.09.2018 tarihli ek hesap raporu davacı vekiline 20.09.2018 tarihinde tebliğ edilmiş olmasına karşın rapora süresinde itiraz edilmediği, bu nedenle davalı lehine usuli kazanılmış hak oluştuğu açık olduğuna göre Bölge Adliye Mahkemesince ikinci birleşen dava dosyasının derdestlik nedeniyle reddine karar verilmiş olması yerinde görülmemiştir. Ne var ki bu hatanın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370. maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca kararın düzeltilerek onanması gerekir.
VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Bölge Adliye Mahkemesi kararının gerekçe kısmının onuncu sayfasında yer alan ve "Diğer yandan yargılama sürecinde davacı tarafça" kelimeleri ile başlayan paragraf dahil olmak üzere on birinci sayfada yer alan "Davalı tarafça manevi tazminat yönünden" kelimeleri ile başlayan paragrafa kadar olan (bu paragraf hariç) aradaki tüm paragrafların silinerek hükümden çıkarılması, Bölge Adliye Mahkemesi kararının hüküm fıkrasının ikinci birleşen dava dosyasına ilişkin B bendinin 1 numaralı alt bendinin tamamen silinerek yerinde geçmek üzere; "1-Davacının davalı Şirket hakkında açmış olduğu maddi tazminat davasının gerekçede açıklanan usuli kazanılmış hak nedeniyle REDDİNE," ibarelerinin yazılması suretiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının DÜZELTİLEREK ONANMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 25.03.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. SUCCESS ADALET_SUCCESS İşlem başarıyla gerçekleştirildi! İşlem başarıyla gerçekleştirildi! 4bb1baf793b8d297 83f1c9d6389df336 ... ...