10. Hukuk Dairesi 2024/1731 E. , 2025/1456 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/2840 E., 2023/3687 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Kırıkkale 1. İş Mahkemesi SAYISI : 2018/200 E., 2023/253 K. Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince asıl ve birleşen davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA Davacı vekili asıl ve birleşen dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı şirket nezdinde asgari ücretle inşaat görevlisi olarak çalıştırıldığını, 05.11.2017 tarihinde tuğla yükleme işlemi yaptığı esnada geçirdiği iş kazası nedeniyle ayağından yaralandığını, iş kazasının işverenin gerekli iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerini almaması nedeniyle meydana geldiğini, kaza sonrasında davacının ayağına üç adet platin takıldığını, davacının ayağını eskisi gibi kullanamayacağınından aynı işte çalışma ihtimali bulunmadığını, iş bulma imkanlarının kısıtlandığını, kaza sonrasında davalı işveren tarafından maddi ve manevi yönden destekte bulunulmadığını belirterek maddi ve manevi tazminatın davalı işverenlerden alınarak müvekkiline ödenmesine karar verilmesini iddia ve talep etmiştir.
II. CEVAP Davalılar vekili asıl ve birleşen davaya cevap dilekçelerinde özetle; davacının görev tanımının belirli süreli iş sözleşmesinde de belirtildiği üzere şantiyeye gelen malzemelerin istifini, taşınmasını ve yerleştirilmesini sağlamak olduğunu, davacıya iş güvenliği eğitimi verildiğini, buna ilişkin sertifikasının bulunduğunu, genel iş güvenliği talimatlarının ve kişisel koruyucu talimatının usulüne uygun olarak imza karşılığı verildiğini, davacının tedbirsiz ve kusurlu davranışları nedeniyle iş kazasının meydana geldiğini, davalı işverenin herhangi bir kusuru bulunmadığını, davacının maddi tazminat talebinin dayanağı olmadığını, manevi tazminat talebinin ise fahiş miktarda olduğunu, manevi tazminatın zenginleşme aracı olarak kullanılamayacağını, davacıya 05.11.2017 - 03.03.2018 tarihleri arasındaki geçici iş göremezliği nedeniyle SGK tarafından 4.788,75 TL ödendiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini arz ve talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle; toplanan deliller ve bilirkişi raporuna dayanılarak asıl ve birleşen davanın kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilinin istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında; "..davalılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine... " karar verilmiştir.
V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; dava konusunu oluşturan kaza nedeniyle müvekkillerine izafe edilebilecek herhangi bir kusur bulunmadığını, kazanın davacının tedbirsiz ve dikkatsiz hareketi neticesinde meydana geldiğini, davacıya kişisel koruyucu malzemelerin verildiğini, müvekkillerin gerekli dikkat ve özel yükümlülüklerini yerine getirdikleri halde davacının kusurlu fiilinden dolayı davacı tarafa %20 kusur verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, maddi tazminat talebinin dayanağının da olmadığını, davacıya iş göremezlik ödeneği ödendiğini, iş sözleşmesinin de sonradan haklı nedenle feshedildiğini, davacının yoksun kalınan kazanç kaybının söz konusu olmadığını, manevi tazminat miktarının fahiş olduğunu ileri sürerek temyiz talebinde bulunmuştur. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, iş kazası nedeniyle davalılara karşı açılmış maddi ve manevi tazminat taleplerine ilişkindir. İnsan yaşamının kutsallığı çevresinde işverenin, işyerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77. maddesinin açık buyruğu iken, 4857 sayılı Kanun'un 77. ve devamı bir kısım maddeleri 30.06.2012 tarih ve 28339 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 37. maddesiyle, 01.01.2013 tarihinde yürürlüğe girmek üzere yürürlükten kaldırılmış olup, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, işverenin sağlık ve güvenlik önlemlerini alma yükümünü daha ayrıntılı bir biçimde düzenlemiştir. Buna göre, 6331 sayılı Kanun’un "İşverenin Genel Yükümlülüğü" kenar başlıklı 4. maddesinde: "İşveren, çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olup bu çerçevede; a)Mesleki risklerin önlenmesi, eğitim ve bilgi verilmesi dahil her türlü tedbirin alınması, organizasyonun yapılması, gerekli araç ve gereçlerin sağlanması, sağlık ve güvenlik tedbirlerinin değişen şartlara uygun hale getirilmesi ve mevcut durumun iyileştirilmesi için çalışmalar yapar. b)İş yerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine uyulup uyulmadığını izler, denetler ve uygunsuzlukların giderilmesini sağlar. c)Risk değerlendirmesi yapar ve yaptırır. ç)Çalışana görev verirken, çalışanın sağlık ve güvenlik yönünden işe uygunluğunu gözönüne alır. d)Yeterli bilgi ve talimat verilenler dışında ki çalışanların hayati ve özel tehlike bulunan yerlere girmemesi için gerekli tedbirleri alır." hükmü düzenlenmiştir. Aynı Kanun’un 5. maddesinde de risklerden korunma ilkeleri düzenlenmiştir. Buna göre maddede, "İşverenin yükümlülüklerinin yerine getirilmesinde aşağıdaki ilkeler göz önünde bulundurulur: a)Risklerden kaçınmak, b)Kaçınılması mümkün olmayan riskleri analiz etmek, c)Risklerle kaynağında mücadele etmek, ç)İşin kişilere uygun hale getirilmesi için iş yerlerinin tasarımı ile iş ekipmanı, çalışma şekli ve üretim metotlarının seçiminde özen göstermek, özellikle tekdüze çalışma ve üretim temposunun sağlık ve güvenliğe olumsuz etkilerini önlemek, önlenemiyor ise en aza indirmek, d)Teknik gelişmelere uyum sağlamak, e)Tehlikeli olanı, tehlikesiz veya daha az tehlikeli olanla değiştirmek, f)Teknoloji, iş organizasyonu çalışma şartları, sosyal ilişkiler ve çalışma ortamı ile ilgili faktörlerin etkilerini kapsayan tutarlı ve genel bir önleme politikası geliştirmek, g)Toplu korunma tedbirlerine, kişisel korunma tedbirlerine öncelik vermek, ğ)Çalışanlara uygun talimatlar vermek." hükmü yer almaktadır. Görüldüğü üzere, işverenin çalışanlarla ilgili sağlık ve güvenliği sağlama yükümünün genel çerçevesi, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. maddesinde çizilmiştir. Bu çerçevede işverenin, “çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü” olduğu belirtildikten sonra yapacağı ve uymakla yükümlü bulunacağı birtakım esaslara yer verilmiştir. Bunun gibi 5. madde de işverenin anılan yükümlülükle gerçekleştireceği korunma sırasında uyacağı ilkeler belirlenmiştir. 10. maddede ise işyerinde sağlık ve güvenlik sağlanırken, işverenin yapacağı risk değerlendirmesi çalışmasında dikkate almakla yükümlü bulunduğu hususlar belirlenmiştir (Hukuk Genel Kurulunun 09.10.2013 tarih 2013/21-102 Esas 2013/1456 sayılı kararı). 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. ve 5. maddeleri ile bunu uygun olarak çıkarılan iş güvenliği yönetmelikleri hükümleri, işverenin sorumluluğunu objektifleştiren kriterler olarak değerlendirilmelidir. Bu sebeple mevzuatta yer alan teknik iş güvenliği kurallarına uyulmaması işverenin kusurlu davranışı olarak kabul edilmelidir. Ancak, işveren sadece anılan yazılı kurallara değil, yazılı olmayan ve teknolojinin gerekli kıldığı önlemlere aykırı davrandığında da kusurlu görülerek oluşan zararı karşılamalıdır. Objektifleştirilen kusur, kusur sorumluluğunu kusursuz sorumluluğa yaklaştırsa da onu kusursuz sorumluluk haline dönüştürmez. Çünkü, bu halde dahi işverenin sorumluluğu için kusurun varlığı şarttır. Kusurun objektifleştirilmesi kriterinin yanısıra, Türk Borçlar Kanunu’nun 417/2. maddesinin, Anayasa hükümleri ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. maddesi kapsamında yorumlanması da işverenin sorumluluğunu oldukça genişletecektir. Yukarıda belirtilen açıklamalar doğrultusunda; işvereni zararlandırıcı olay nedeniyle sorumluluk halinden kurtaracak olan durum iş sağlığı ve güvenliği alanındaki ihmalleri ile oluşan zarar arasındaki uygun nedensellik bağının kesildiğini ispat etmekten ibarettir. Hukuk Genel Kurulunun 20.03.2013 tarih 2012/21-1121 E. 2013/386 sayılı kararında da belirtildiği üzere uygun nedensellik bağı üç durumda kesilebilir. Bunlar mücbir sebep, zarar görenin kusuru ve üçüncü kişinin kusurudur. Bu hallerden birinin varlığı halinde işverenin sorumluluğuna gidilmesi mümkün değildir. İş kazası hukuki sebebine dayalı tazminat davalarında olayın gerçekleşme şeklinin tarafların gösterdiği deliller dikkate alınarak her türlü şüpheden uzak bir şekilde ortaya konulması ve giderek kusur oranlarının bu olaya uygun şekilde belirlenmesi gerektiği açıktır. Somut olayda dosya kapsamındaki bilgi ve belgelere göre Mahkemece hükme esas alınan 26.09.2019 tarihli raporda iş kazasının meydana gelmesinde davacının %20, davalıların %40'ar oranda kusurlu bulunduğunun belirtildiği kusur raporuna göre karar verildiği ancak SGK denetmen raporu, ceza dosyası olup olmadığı ve dava konusu olaya ilişkin Kurumca sigortalıya yapılan ödemelerin tahsili amacıyla açılan Kırıkkale 2. İş Mahkemesi 2021/486 E. sayılı dosyasında varsa kusur rapor getirtilmeden sonuca gidilmesi de hatalı olmuştur. O halde Mahkemece yapılacak iş, yukarıda yapılan açıklamalar gereğince SGK tarafından düzenlenen denetmen raporu, ceza dosyası olup olmadığı sorularak yine SGK tarafından açılan Kırıkkale 2. İş Mahkemesi 2021/486 E. sayılı rücu dosyasının da getirtilerek kusur yönünden yeniden rapor aldırılmasına ancak davacı vekilinin temyiz etmediği de dikkate alınarak hükme esas alınan hesap raporu verilerine göre dosyadaki tüm verileri değerlendirmek ve oluşacak sonuca göre karar vermekten ibarettir. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde, davalılar vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve bu aşamada bozma sebebine göre temyiz itirazlarının sair yönleri incelenmeksizin İlk Derece Mahkemesi kararı bozulmalıdır.
VI. KARAR Açıklanan sebeplerle, Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Temyiz eden davalıların sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgililere iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 04.02.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. SUCCESS ADALET_SUCCESS İşlem başarıyla gerçekleştirildi! İşlem başarıyla gerçekleştirildi! 4955b83b126bf247 2d1305018da78bc2