9. Hukuk Dairesi 2025/2640 E. , 2025/4991 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi EK KARAR TARİHİ : 03.02.2025 SAYISI : 2024/1935 E., 2024/2684 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Bursa 10. İş Mahkemesi SAYISI : 2022/180 E., 2024/212 K. Taraflar arasındaki ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesinin 16.09.2021 tarihli kararı ile davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin 19.04.2022 tarihli kararı ile; İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve yeniden yargılama yapılması için dosyanın Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesinin kaldırma kararı üzerine İlk Derece Mahkemesince yeniden yapılan yargılama sonucunda, davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesinin 03.02.2025 tarihli ek kararıyla; kararın kesin olduğu gerekçesiyle temyiz dilekçesinin reddine karar verilmiştir. Ek karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Dosya kapsamına göre maddi ve manevi tazminat davası ile ihtiyari arabuluculuk tutanağının iptali talepli davada, maddi ve manevi tazminat taleplerinin bu davadan tefrik edilerek ayrı bir esasa kaydedildiği görülmekle; tek başına ihtiyari arabuluculuk tutanağının iptali talebi hakkında verilen kararın kesin olduğundan söz edilemeyeceğinden, temyizinin olanaklı bulunduğu kabul edilmelidir. Bu durumda temyiz dilekçesinin reddine ilişkin ek kararın hatalı olduğu anlaşıldığından Bölge Adliye Mahkemesinin 03.02.2025 tarihli ek kararın bozularak ortadan kaldırılmasına karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi asıl kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin iki ön lisans, iki lisans, bir yüksek lisans eğitimini tamamlamış ve avukat, mali müşavir, marka ve patent vekili, sosyal güvenlik uzmanı ünvanlarına sahip Bursa ili ve çevresinde tanınan bir kişi olduğunu, kendisi de mali müşavir olup diğer davalı Şirketin de ortak ve yetkilisi bulunan davalı ...’ın meslektaş olmaları nedeniyle davacıyı tanıdığını, çok defa davacının mali müşavirlik bürosuna gelerek mali ve hukuki konularda bilgi talebinde bulunduğunu, davacının da mesleki dayanışma anlamında herhangi bir ücret almadan yardımcı olduğunu, davacının 2013 yılında hukuk fakültesini kazanarak eğitim almaya başlaması ve bu süreçte mali müşavirlik işyerini kapatması sonrasında da davalının mali ve hukuki hususlara ilişkin bilgi ve yardım taleplerinin devam ettiğini, davacının o tarihlerde henüz fakülteyi bitirip avukatlık ruhsatını almadığını bildiği hâlde kendisine dosya ve belgeleri verip dilekçe hazırlamasını istediğini, fakülteden mezun olup avukatlık ruhsatını aldıktan sonra avukat sıfatıyla davaları takibe devam etmek üzere şimdiden ortak ve yetkilisi olduğu davalı Şirketin hukuki uyuşmazlıklarını takip etmesini istediğini, bunun üzerine aralarında 05.02.2016 tarihli "Mali ve ticari hukuk danışmanlığı" konulu belirsiz süreli iş sözleşmesinin imzalandığını, sözleşmede davacıya aylık 5.000,00 TL net ücret ödeneceğinin ve davacının okulu bitirip avukat olduktan sonra da çalışmaya devam edeceğinin kararlaştırıldığını; bu durumu temin için de sözleşmenin üçüncü maddesinde; işverenin her ne sebeple olursa olsun sözleşmeyi feshetmesi hâlinde sözleşme süresinden arta kalan sürenin ücretini artırımlar da yapılarak bir defada ödemeyi taahhüt ettiğinin kayıt altına alındığını, sözleşmeyi davalı ...’ın kendisi gibi mali müşavir olan eşi Y.Ö'nün Şirket yetkilisi olarak imzaladığını, akabinde hisse devri nedeniyle gerçekte asıl yetkili olduğu anlaşılan davalı ...’ın da imzaladığını, davacının sigorta girişinin de 11.02.2016 tarihinde yapıldığını, çalışmaya başlamasının üzerinden 6 ay geçmesine karşın davacıya hiç ücret ödenmediğini, davacının defalarca telefon ve mesaj yoluyla ücretini talep ettiğini ancak ödeme yapılmadığını ve nihayetinde davalı ...’ın eşi olan Y.Ö. tarafından mesaj yolu ile davacının iş sözleşmesinin feshedildiğinin bildirildiğini, bunun üzerine 29.08.2017 tarihinde davalı Şirket aleyhine Bursa 1. İcra Müdürlüğünün 2017/9440 Esas sayılı dosyasından ilâmsız icra takibi başlatıldığını, takibin kesinleşmesi sonucunda işyerinde haciz işlemi yapıldığını, akabinde davalı ... tarafından davacı hakkında; gerçekte henüz olmadığı hâlde kendisini avukat olarak tanıtarak yanıltmak suretiyle işe alınmasını sağlamak, sahtecilik yaparak sözleşme düzenlemek suretiyle özel belgede sahtecilik ve dolandırıcılık isnatlarıyla suç duyurusunda bulunulduğunu ancak yanı sıra eş zamanlı olarak ihtiyari arabuluculuk başvurusunda da bulunulduğunu, suç duyurusundan haberi olmayan davacının 15.02.2018 tarihinde sigortalı olduğu döneme ilişkin ödenmeyen ücretlerinin ödenmesi karşılığında arabulucu nezdinde davalılar ile anlaştığını ancak bir süre sonra 26.06.2018 tarihinde adliyede başka bir işlem yaparken davalının suç duyurusunda bulunduğundan ve arabuluculuk anlaşması sonrasında 22.02.2018 tarihinde de şikâyetinden vazgeçtiğinden haberdar olduğunu, eğer arabuluculuk görüşmeleri sırasında hakkındaki bu suç duyurusundan bilgisi olsa idi kesinlikle anlaşma yapmayacağını, davalının şikâyetinden vazgeçmiş olmasının yaptığı asılsız suçlamalardan kaynaklı olarak iftira suçunu işlediği gerçeğini değiştirmediğini, nitekim davacının hakkındaki suçlamalar sebebiyle ifade vermek ve kendini savunmak zorunda kaldığını, yapılan imza incelemesi sonrasında iş sözleşmesindeki imzanın davalı ...'ın elinin ürünü olduğunun ortaya çıktığını ve kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildiğini, fakat nihai olarak kişilik haklarının ağır saldırıya uğramış olduğunu, bu hâliyle davalılar ile yapılan arabuluculuk anlaşmasının kesin hükümsüz bulunduğunu, anlaşma esnasında davacının iradesinin sakatlanmış olduğunu, davacının hakkında suç duyurusunda bulunulacağı ve baroya şikâyet edileceği iması ile korkutularak iradesinin fesada uğratıldığını, arabuluculuk sürecinde henüz yeni avukat olduğundan tecrübesizliğinden yararlanıldığını, icra takibine konu edilen 5 aylık ücret tutarı 25.000,00 TL ve cezai şart tutarı olan 275.000,00 TL toplamı 300.000,00 TL iken anlaşmaya varılan tutara göre aşırı yararlanmanın söz konusu olduğunu ileri sürerek 15.02.2018 tarihli arabuluculuk anlaşma tutanağının iptali ile kişilik haklarının ihlal edilmiş olması sebebiyle maddi ve manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP Davalılar vekili cevap dilekçesinde; Bursa mahkemelerinin yetkili olmadığını, davacının, davalılardan ...'ın kendisine haksız suç isnadında bulunmak suretiyle kişilik haklarına saldırdığı gerekçesiyle bu davayı açtığını, bu sebeple diğer davalı ... .. Şirketine husumet yöneltilemeyeceğini, davalıların davacıyı Sosyal Güvenlik Komisyonu Başkanlığı yapması vesilesiyle tanıdıklarını, davacının o sıralarda ekonomik sıkıntı içinde olduğundan ve ...’ta üniversite eğitimi gören çocuğu için kendisine ekonomik yardımda bulunduklarını, davacıdan hukuki ve mali hususlarda yardım alınmadığını, zira davalıların zaten avukatlarının olduğunu, davacının avukat olmadığı hâlde olduğunu söyleyerek davalıları yanılttığını, işe ihtiyacı olduğunu söyleyerek talepte bulunduğunu, ancak işe de devam etmediğini, davalı ...’a belirsiz süreli iş sözleşmesinin başka evraklar arasında hile ile imzalatıldığını, davacının haksız olduğunu bildiği hâlde "Ne kopartırsam kârdır." düşüncesiyle hareket ettiğini, arabuluculuk tutanağı ile taraflar arasında karşılıklı anlaşma sağlandığını, davacının iddialarının gerçeğe aykırı olduğunu, davacının maddi ve manevi tazminat taleplerinin yerinde olmadığını savunarak davanın yetkili mahkemeye gönderilmesini ve neticede reddine karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Maddi ve manevi tazminat taleplerine ilişkin dava somut dosyadan tefrik ederek ihtiyari arabuluculuk tutanağının iptali talebine ilişkin olarak yapılan yargılama sonucunda; İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; taraflar arasındaki 15.02.2018 tarihli ve 2018/26505 sayılı arabuluculuk son tutanağında davacı ... ile davalılardan ... ... Şirketi arasındaki işçi ve işveren uyuşmazlığından kaynaklanan arabuluculuk görüşmelerinin, yapılan müzakereler sonunda anlaşmayla sonuçlandırıldığı, tutanağın altında tarafların ve arabulucunun imzasının yer aldığı, arabuluculuk sürecinin usulüne uygun olarak yürütüldüğü ve sonuçlandırıldığının görüldüğü, davacı tarafından, hakkında Cumhuriyet savcılığına şikâyette bulunulacağı söylenerek iradesinin fesada uğradığı iddiasında bulunulmuş ise de 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 38. maddesinde korkutmanın koşullarının düzenlenmiş olduğu; buna göre korkutulanın, içinde bulunduğu durum bakımından kendisinin veya yakınlarından birinin kişilik haklarına ya da mal varlığına yönelik ağır ve yakın bir zarar tehlikesinin doğduğuna inanmakta haklı olması hâlinde korkutmanın gerçekleşmiş sayılacağı, ancak dava dilekçesinde de belirtildiği üzere davacının öncesinde mali müşavir olduğu ve arabuluculuk aşamasında da avukatlık işyerini açtığı, dolayısıyla bir hukukçu olduğu, Kanun'da belirtildiği üzere korkutmanın korkutulanın kendisinin ya da yakınlarından birinin kişilik haklarına ya da mal varlığına yönelik ağır ve yakın bir zarar tehlikesi oluşturmasının gerekmekte olduğu, herhangi bir suçu olmayan kişinin savcılığa şikâyet edileceği iddiasının Kanun'da belirtilen ağır ve yakın bir zarar tehlikesi oluşturmayacağından davacının iradesinin fesada uğratıldığı iddiasının hayatın olağan akışına aykırı bulunduğu gerekçesiyle arabuluculuk tutanağının iptaline ilişkin davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF 1. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dosya kapsamına, mevcut delil durumuna göre yapılan inceleme sonucunda, İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde, usul ve esas yönünden kanuna aykırılık bulunmadığının anlaşıldığı gerekçesiyle başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. 2. Bölge Adliye Mahkemesi 03.02.2025 tarihli ek kararı ile verilen kararın kesin nitelikte olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin temyiz dilekçesinin reddine karar vermiştir.
V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili asıl ve ek kararlara ilişkin temyiz dilekçelerinde; 1. Davanın ilk olarak arabuluculuk son tutanağının iptal edilerek kişilik haklarına saldırı nedeniyle maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi talebiyle açılmış olduğunu, 16.09.2021 tarihli ara karar gereğince maddi ve manevi tazminat istemine ilişkin talebin tefrik edilerek ayrı bir esasa kaydedildiğini, buna karşın sanki dava maddi ve manevi tazminat davasıymış gibi kesinlik sınırının altında kaldığı gerekçesiyle hatalı olarak kararın kesin olduğunun belirtildiğini, davanın arabuluculuk son tutanağının iptali talepli olmakla kesin karar olamayacağından Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen temyiz başvurusu değerlendirme kararının da hatalı olduğunu, 2. İlk Derece Mahkemesinin ilgili yerlerden istenmesi talep edilen delilleri toplamaksızın karar verdiğini, 3. Taraflar arasında yapılan belirsiz süreli iş sözleşmesinin konusu alacak ile arabuluculuk sonucunda kabul edilen tutarlar arasındaki aşırı orantısızlık ve irade fesadı emareleri değerlendirilmeden yargılama yapıldığını, 4. Arabuluculuk sürecinin usule uygun gerçekleşip gerçekleşmediğinin irdelenmediğini, arabuluculuk tutanağının içeriğinin, arabulucunun aydınlatma görevinin yerine getirip getirilmediğinin gözetilmediğini, 5. Hâkimin, "Davacının avukat olması da nazara alındığında suç duyurusunda bulunulacağı iddiası ile arabuluculuk tutanağının imzalatıldığına ilişkin iddianın hayatın olağan akışına aykırı olduğu" kanaatinin geçerliliği olmadığını, üst düzey bürokrat, profesör, hâkim-savcı, başbakan ünvanlı kişilerin dolandırılıp kandırıldığına dair medyaya yansıyan çok sayıda haber bulunduğunu, sadece avukat olduğu için davacının iradesinin sakatlanamayacağı düşüncesinin hatalı olduğunu, 6. Kararın gerekçe içermediğini ve adil yargılanma hakkının ihlaline sebep olduğunu, 7. Davalı Şirket müdürü ve mali müşaviri olan diğer davalı ...’ın, davacının henüz avukatlık mesleğine yeni adım attığı sırada, ilk resmî arabuluculuk toplantısından önce, mesleki itibar ve mesleki geleceğiyle alakalı tehditte bulunmak suretiyle iradesini sakatlamayı amaçladığını, arabuluculuk başvurusuyla eş zamanlı savcılığa şikâyet dilekçesi sunduğunu, arabuluculuk öncesi ve sırasında davacıyı tehdit ettiğini, arabuluculuk sürecinin anlaşma ile sonuçlanması sonrasında da savcılık şikâyetinden vazgeçtiğinin dikkate alınmadığını, 8. Davacıya isnat edilen suçlamaların asılsız olduğunun ve davacıya iftirada bulunulduğunun sübuta erdiğini, 9. Davada tefrikle talepler ayrılarak bir kısım talepler bakımından da görevsizlik kararı verilmek suretiyle birden fazla vekâlet ücretine hükmedilmesinin usul ve kanuna aykırı bulunduğunu ileri sürerek Bölge Adliye Mahkemesinin temyiz başvurusunun reddine dair ek kararının ve esastan redde ilişkin asıl kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, dava konusu ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin iptalinin gerekip gerekmediği ve vekâlet ücreti noktalarında toplanmaktadır. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Bölge Adliye Mahkemesince verilen 03.02.2025 tarihli ek kararın BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 29.05.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.