Yargıtay Kararları › Yargıtay 8. Hukuk Dairesi › Nisan 2025 › 2025/1500 E., 2025/2708 K.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2025/1500 E., 2025/2708 K. (08.04.2025) – Tapu

Mahkeme
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/1500
Karar No
2025/2708
Karar Tarihi
08.04.2025
Konu
Tapu

8. Hukuk Dairesi 2025/1500 E. , 2025/2708 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/342 E., 2024/1948 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Kemer 1. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/174 E., 2022/356 K. Taraflar arasındaki tapu iptal ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davacının davasından vazgeçmiş sayılmasına karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı ve davalılar tarafından temyiz edilmekle;kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA 1. 3402 sayılı Kanun'un Geçici madde 8. maddesi uyarınca yapılan kadastro çalışmasında; ................. Mahallesinde bulunan 484 ada 2 parsel sayılı 7259,18 m² yüzölçümlü ve tarla nitelikli taşınmaz, belgesizden 1/3'er payla .........., ... ve ...... adına 14.02.2020 tarihine tesbit edilerek 27.06.2020 ilâ 27.07.2020 tarihleri arasında ilan edilmiş ve itirazsız 28.07.2020 tarihinde kesinleşmekle tapu siciline tescil edilmiştir. 2. Davacı vekili 25.03.2021 harç tarihli dava dilekçesinde özetle; ..........Mahallesi, 484 ada, 2 parselde kayıtlı bulunan taşınmazın, kadastro çalışmaları sırasında, 3402 sayılı Kanun'un 14. maddesi uyarınca zilyetlikle taşınmaz edinme şartları oluştuğu gerekçesi ile davalılar adına tespit edildiğini, dava konusu taşınmazın devletin hüküm ve tasarrufu altında olan yerlerden olduğu, özel mülkiyete konu olamayacağı, 25.10.2018 tarihli ve 30576 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan "Kadastro Haritalarının Yeniden Düzenlenmesi ve Tapu Sicilinde Gerekli Düzeltmelerin Yapılmasında Uyulacak Usul ve Esaslara İlişkin Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik"in 15/3. maddesinde "3402 sayılı Kanuna göre kadastroya tabi tutulmuş kadastro güncelleme alanı içerisinde; Orman Kadastrosu veya tahdidi yapılmış ya da henüz yapılmamış olan orman alanları ile 4342 sayılı Kanun kapsamındaki yerler dışında kalan, kamu kurum ve kuruluşlarına ait tespit dışı bırakılmış olan yerlerin, 3402 sayılı Kanunun 18. maddesi kapsamında sınırlandırılarak ayrı parsel numarası altında tespiti yapılır ve çalışmalarda 3402 sayılı Kanunun 19. maddesi uygulanmaz." hükmü uyarınca Hazine adına tespit edilmesi gerekirken şahıslar adına tespit edilmesinin hukuka uygun olmadığı iddiasıyla taşınmazın tapu kaydının iptali ile söz konusu taşınmazın Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP Davalılar vekili cevap dilekçesinde; dava konusu taşınmazın Kadastro Kanununa göre yapılan kadastro çalışması sırasında müvekkiller tarafından 3402 sayılı Kanun'un 14. maddesine uygun olarak tespit yapıldığını ve bu tespitin tutanağa geçirilerek ilan edildiğini ve kadastro tespit tutanağının kesinleştiğini, müvekkillerinin dava konusu taşınmazı 30 yıldan fazla süredir kullandıklarını, dava konusu taşınmaz üzerinde tarım yaparak, portakal ağaçları dikerek, araziyi ihya ettiklerini, yıllarca Devlete ecrimisil yatırdıklarını, arazinin gelişimi için masraf ve emek sarfettiklerini belirterek davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kabulüne dava konusu 484 ada 2 parsel sayılı taşınmazın davalılar adına olan tapu kaydının iptali ile Hazine adına tesciline karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davalılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; İlk Derece Mahkemesince eksik araştırma ve hatalı değerlendirme ile davanın kabulüne karar verilmesinin usul ve kanuna aykırı olduğu, dava konusu taşınmazın orman sayılmayan yerlerden olduğu, orman dışına çıkarıldığının bilirkişi raporuyla tespit edildiği, dava konusu yerin, yapılan bu çalışmalarda tarla vasfı ve 7.259,18 m² yüzölçümü ve 1/3 hisseler ile ................... ve ... adlarına tespiti yapıldığının, 26.03.2022 tarihli bilirkişi raporu ile sabit olduğu, dava konusu taşınmazda 1963 yılından önce imar ihya çalışmalarına başlanıldığı, 1992 yılında imar ihyanın tamamlandığı, keşif tarihine kadar ve keşif tarihi itibari ile de tarımsal faaliyetin devam ettiği, Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olmadığı, 60-70 yılı aşkın süreden beri ekonomik amaca yönelik tarımsal faaliyette bulunulduğu, tarım arazisi vasfında olduğunun raporda belirtildiği, bilirkişi raporlarında da belirtildiği üzere 2020 yılında yapılarak kesinleşen fenni hata düzeltme çalışmalarına yönelik dava açılmamış olmakla, dava konusu taşınmazın "kesinleşen orman sayılmayan yerlerden" olduğu ve bu kadastro işlemi ile müvekkillerin kazanılmış haklarının oluştuğu ve bu kapsamda bu yere malik olduğu sabit iken kazanılmış haklar nazara alınmaksızın davanın kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğunu belirterek hükmün kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; uyuşmazlığın, 6831 sayılı Kanun'un ek madde 10. maddesine göre değil 6292 sayılı Kanun'un 7. maddesi hükmü re'sen gözetilerek bu madde hükmüne göre çözümlenmesi gerektiği, anılan Kanun maddesinin birinci fıkrasının (A) bendi uyarınca dava konusu taşınmazın tapu kayıtları bedel alınmaksızın geçerli kabul edileceği ve tapu kütüklerindeki 2/A veya 2/B belirtmeleri terkin edilerek tescillerinin aynen devam edeceği, aynı gerekçeyle bu nitelikteki taşınmazlar hakkında dava açılmayacağı, açılan davalardan vazgeçileceğine ilişkin hükmün âmir Kanun hükmü niteliğinde bulunduğu, ayrıca davadan vazgeçilmesi için tapu kayıt maliklerine idareye başvuruya ilişkin veya başkaca her hangi bir yükümlülük getirilmediği gibi Kanun'da yürürlük tarihinden öncesine uygulanacağına dair bir hüküm bulunmadığı, aksine "bu nitelikteki taşınmazlar hakkında dava açılmaz" şeklinde düzenleme getirilmek suretiyle ileriye dönük olarak da uygulanmasının amaçlandığı, açılan davalardan vazgeçilmesinin kanunun emredici hükmü gereği olduğu, buradaki vazgeçmenin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 307. maddesinde düzenlenen; “davacının, talep sonucundan kısmen veya tamamen vazgeçmesi” olarak tanımlanan "davadan feragat" niteliğindeki bir vazgeçme olmadığı, kanundan kaynaklanan ve davalının rıza ve muvafakatının da aranmadığı kendine özgü (davanın geri alınması niteliğinde) bir vazgeçme olduğu gözetilerek, başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden hüküm kurulmak suretiyle "davacı Hazinenin 6292 sayılı Kanun uyarınca davasından vazgeçmiş sayılmasına" karar verilmiştir.

V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacı ve davalılar vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde, müvekkil idarenin vazgeçme talebi bulunmadığı, Bölge Adliye Mahkemesi kararında yazılan muhalefet şerhinde de belirtildiği gibi kanun ve yönetmelik uyarınca dava konusu taşınmazın Hazine adına tespiti gereken yerlerden olduğu, Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerlerin ancak 3402 sayılı Kanun'un ek 4. maddesi gereğince kullanım kadastrosuna konu olabileceği bu halde zaten tespitin Hazine adına yapıldığı, bir yerin kazandırıcı zamanaşımı ile tapuya tesciline karar verilebilmesi için diğer kazanma koşulları yanında niteliği itibariyle kazanılmaya elverişli yerlerden olması gerektiği ancak taşınmazın bu nitelikteki yerlerden olmadığını belirterek hükmün bozulmasını talep etmiştir. 2.Davalılar vekili temyiz dilekçesinde; Hazinenin davadan vazgeçmiş sayılmasına ilişkin kararın onanmasını ancak 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 36/A maddesi gereğince müvekkil lehine vekalet ücreti ile yargılama giderleri yönünden davacı idare sorumlu olmayacağı yönünde bir düzenleme olmadığından Antalya Bölge Adliye Hukuk Mahkemesi kararının yargılama gideri ve vekalet ücreti yönünden düzeltilerek onanmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan alanda 3402 sayılı Kanunun Geçici 8. maddesi uyarınca davalılar adına kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak yapılan ve kesinleşerek tapuya tescil edilen taşınmaz için Hazine tarafından taşınmazın Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunduğu, iktisabı sağlayan zilyetlik koşullarının oluşmadığı iddiasına dayalı tapu iptali ve tescili istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1.3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) Geçici madde 8 . maddesi. 2.6831 sayılı Orman Kanunu'nun (6831 sayılı Kanun) 2/B ve ek 10. maddesi. 3.6292 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi Ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi İle Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun'un 7 inci maddesi. 3. Değerlendirme Çekişmeli taşınmazın olduğu Arslanbucak Mahallesinde ilk tesis kadastrosu 766 sayılı Tapulama Kanunu'na göre 1980 yılında başlayarak yapılmış, askı ilanı sonucunda 04.04.1981 tarihinde kesinleşmiştir. Çekişmeli taşınmazın bulunduğu alan bu çalışmada Devlet ormanı olarak tescil harici bırakılmıştır. Yörede; ilk orman tahdidi 3116 sayılı Orman Kanunu’na göre 1941 yılında yapılarak 17.09.1942 tarihinde kesinleşmiş ve taşınmaz orman tahdit sınırları içerinde kalmıştır. Daha sonra 26.10.1977 tarihinde ilk tahdidin aplikasyonu ve 1744 sayılı Kanun ile değişik 2. madde çalışması yapılmış taşınmazın olduğu yer bu çalışmada 15.10.1961 tarihinden nitelik yitirdiği gerekçesiyle P.VIII nolu 2 inci madde blok parseli içinde Hazine adına orman sınırı dışına çıkarılmıştır. 3402 sayılı Kanun'un 22/a maddesi uyarınca yapılan güncelleme çalışmaları sırasında da aynı Kanun'un Geçici madde 8. maddesi uyarınca imar ihya koşullarının oluştuğu belirlendiği gerekçesiyle davalılar adına tesbit edilmiş ve ilan süresi içinde itiraz edilmediğinden tesbit kesinleşmiş ve taşınmaz özel mülkiyet hükümlerine göre tapu siciline tescil edilmiş, bunun üzerine davacı 10 yıllık süre içerisinde dava konusu taşınmazın devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olup zilyetlikle kazanılması mümkün yerlerden olmadığını belirterek eldeki davayı açmıştır. 3402 sayılı Kanuna 5831 sayılı Kanun'la eklenen Geçici madde 8. maddesi uyarınca 3402 sayılı Kanun'un yayımı tarihinden (09.07.1987 tarihli ve 19512 sayılı Resmi Gazete) önce yapılan tapulama veya kadastro çalışmalarında tespit dışı bırakılan tapuda kayıtlı taşınmazlar ile kamu kurum ve kuruluşlarına ait yerlerde ve çalışma alanı içinde orman olduğu gerekçesiyle tespit harici bırakılan alanlarda, daha sonra kesinleşen Orman Kadastrosu sonucunda orman sınırı dışında kalan tapulu ve tapusuz taşınmazların 3402 sayılı Kanun hükümleri gereğince kadastrosu yapılacağı düzenlenmiştir. 27 Ocak 2009 tarihli ve 27123 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5831 sayılı Kanunla 6831 sayılı Kanun'a eklenen ek 10. maddesinde; "Bu Kanunun; 20/6/1973 tarihli ve 1744 sayılı Kanunla değişik 2. maddesi ile 23/9/1983 tarihli ve 2896 sayılı Kanun ve 5/6/1986 tarihli ve 3302 sayılı Kanunla değişik 2. maddesinin birinci fıkrasının (B) bendi uygulamaları ile orman sınırları dışına çıkarılan yerler, çıkarma işleminin kesinleştiği tarihten itibaren kazandırıcı zamanaşımı yolu ile iktisap edilemez." hükmüne göre 2/B alanında kalan taşınmazların zilyetlikle kazanımlarının mümkün bulunmadığı anlaşılmaktadır. 3402 sayılı Kadastro Kanuna 5831 sayılı kanunun 8. maddesi ile eklenen ek 4. maddesinde ise; "6831 sayılı Orman Kanununun 20/6/1973 tarihli ve 1744 sayılı Kanunla değişik 2. maddesi ile 23/9/1983 tarihli ve 2896 sayılı, 5/6/1986 tarihli ve 3302 sayılı kanunlarla değişik 2. maddesinin (B) bendine göre orman kadastro komisyonlarınca Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerler, fiili kullanım durumları dikkate alınmak ve varsa üzerindeki muhdesatın kime veya kimlere ait olduğu ve kim veya kimler tarafından ne zamandan beri kullanıldığı kadastro tutanağının beyanlar hanesinde gösterilmek suretiyle, bu Kanunun 11. maddesinde belirtilen askı ilanı hariç diğer ilanlar yapılmaksızın öncelikle kadastrosu yapılarak Hazine adına tescil edilir. Bu maddeye göre yapılacak kadastro çalışmaları ikinci kadastro sayılmaz." hükmü bulunmaktadır. Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Hazine adına orman sınırı dışına çıkarılan bir taşınmazın tapu siciline gerçek kişiler adına tescil edilmiş olması halinde, gerek sonraki Kanun olması gerekse de anılan yasa maddesine göre daha özel Kanun hükmü niteliğinde bulunması nedeniyle 6292 sayılı Kanun hükümlerine göre değerlendirme yapılması gerektiği, davacı Hazinenin, tapuda gerçek kişi adına kayıtlı olan taşınmazın 2/B madde kapsamında kalması nedeniyle de tapu kaydının iptalini istediğine göre uyuşmazlığın 6831 sayılı Kanun'un ek 10. maddesine göre değil 6292 sayılı Kanun'un 7. maddesi hükmü re'sen gözetilerek bu madde hükmüne göre çözümlenmesi gerekeceği, gerekçe gösterilmek suretiyle davacının davasından vazgeçmiş sayılmasına karar verilmişse de; delillerin değerlendirilmesinde hataya düşülmüştür. Şöyle ki, yukarda açıklanan 3402 sayılı Kanun'un ek 4. maddesi ile 6831 sayılı Kanun'un ek 10. maddesi birlikte değerlendirildiğinde; Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan alanların kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yolu ile kazanılmasının mümkün olmadığı ve bu nitelikteki taşınmazların ancak kullanım kadastrosuna tabi tutulmak sureti ile Hazineye tespit edilmesi gerekirken somut olaydaki gibi, 3402 sayılı Kanun'un geçici 8. maddesi uyarınca yapılan çalışmaya konu edilmesi ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayalı olarak Hazine dışında başka kişi adına kadastro tespitine konu olması bu çalışmayı yapan İdari mercilerin 2. veya 2/B madde alanında geçici 8. madde uyarınca kadastro tespiti yapmak gibi kanundan kaynaklanan bir yetkisi olmadığından bu çalışma yok hükmünde olup, buna dayanılarak yapılan tesciller de yolsuz tescil hükmündedir. Bundan başka 6292 sayılı Kanun'un 26 Nisan 2012 tarihli ve 28275 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdiği ve 7. maddesindeki düzenleme ile "... a) Tapu ve kadastro veya imar mevzuatına göre ilgilileri adına oluşturulan ve tapuda halen kişiler adına kayıtlı olan taşınmazlardan Hazine adına orman sınırı dışına çıkarıldığı gerekçesiyle tapu kütüklerine 2/A veya 2/B belirtmesi bulunan veya konulan taşınmazların tapu kayıtları...."nın durumunun düzenlenmesi yoluna gidilerek bu maddenin Kanun'un yürürlüğe girdiği tarih itibariyle orman sınırları dışına çıkarılan alanda kalan ve bu Kanun öncesinde oluşmuş bulunan mevcut tapu kayıtları hakkında ne şekilde işlem tesis edileceği hakkında hükümler içerdiği, çekişmeli taşınmaza ait tespitin ise 2020 yılında yapılarak tapu kaydının 6292 sayılı Kanun'un yürürlük tarihinden çok sonra oluşturulduğu, bu nedenle mevcut uyuşmazlığa 6292 sayılı Kanun'un 7/a maddesinin tatbikinin olanaklı olmadığı, somut olayda 27 Ocak 2009 tarihli ve 27123 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5831 sayılı Kanunla 6831 sayılı Kanun'a eklenen ek 10. maddeye aykırı olarak 2020 yılında orman sınırı dışına çıkarılan alanda gerçek kişiler lehine mülkiyet kadastrosu yapıldığı, mahkemece yapılan uygulamaya göre yerin niteliği ve zilyetlikle edinilemeyecek yerlerden olduğu hususunda bir tereddüt bulunmadığı, orman sınırları dışına çıkarılan bu alanda gerçek kişiler lehine mülkiyet kadastrosu değil, ancak kullanım kadastrosunun yapılmasının olanaklı olduğu, öte yandan bir an için dava konusu 2/B alanında bulunan taşınmazın, tespite esas kadastro işlemine muhattap kılınabileceği kabul edilse bile o halde de 25.10.2018 tarihli ve 30576 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan "Kadastro Haritalarının Yeniden Düzenlenmesi ve Tapu Sicilinde Gerekli Düzeltmelerin Yapılmasında Uyulacak Usul ve Esaslara İlişkin Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik"in 15/3. maddesindesinde "...3402 sayılı Kanuna göre kadastroya tabi tutulmuş kadastro güncelleme alanı içerisinde; Orman Kadastrosu veya tahdidi yapılmış ya da henüz yapılmamış olan orman alanları ile 4342 sayılı Kanun kapsamındaki yerler dışında kalan, kamu kurum ve kuruluşlarına ait tespit dışı bırakılmış olan yerlerin, 3402 sayılı Kanunun 18. maddesi kapsamında sınırlandırılarak ayrı parsel numarası altında tespiti yapılır...", hükmü uyarınca, ancak (ileride kullanım kadastrosuna esas olmak üzere) Hazine adına tespitinin yapılabileceği, aksinin kabulünün orman sınırı dışına çıkarılan alanlarda idareye ister mülkiyet kadastrosu isterse kullanım kadastrosu yapması için geniş takdir hakkı tanınması anlamına geleceği, bu uygulamanın da 6831 sayılı Kanun'un ek 10. maddesinin fiilen uygulanamaz hale getireceği ve kadastro ekibinin yaptığı çalışmanında yargı denetimi dışında tutulması gibi hukuk dışı uygulamalara sebebiyet verileceği, bu sonucun yasal mevzuata ve 6292 sayılı Kanun'un amacına uygun olmadığı anlaşıldığından, davacının davasının kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve kanuna aykırıdır.

VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Davalılar vekilinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenemsine yer olmadığına, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 08.04.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. SUCCESS ADALET_SUCCESS İşlem başarıyla gerçekleştirildi! İşlem başarıyla gerçekleştirildi! 0984c4ae84a5a553 b7cabbff97ceacaf

Metin Yargıtay'ın yayımladığı karar metninden alınmıştır. Dilekçede kullanmadan önce resmî metinle karşılaştırın.

Bu konuda başka emsal mi arıyorsunuz?

SmartHukuk'ta olayınızı kendi cümlenizle yazın; ilgili Yargıtay kararlarını künyesi ve dayanak maddeleriyle birlikte bulun.

Emsal karar ara

Aynı daireden yakın tarihli kararlar

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi – Nisan 2025 kararlarının tamamı