8. Hukuk Dairesi 2024/544 E. , 2025/4694 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi SAYISI : 2019/67 E., 2022/33 K. KARAR : Davanın reddine Taraflar arasındaki kadastro tespitine itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince, davanın reddine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı, davacı Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikler yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: K A R A R Kadastro sırasında. Çorum ili ... ilçesi ... (...) köyü çalışma alanında bulunan 184 ada 5 parsel sayılı 167,14 m² yüzölçümündeki taşınmaz, arsa vasfıyla ... adına tespit edilmiştir. Davacı Hazine vekili dava dilekçesinde; Çorum ili ... ilçesi ... (...) köyünde 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun Geçici 8. maddesi doğrultusunda kadastro çalışmaları yapıldığını ve 184 ada 5 parsel sayılı taşınmazın davalı adına tespit edildiğini, taşınmazın evveliyatının orman olduğunu, kamu malı niteliğinde ve devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunduğunu, taşınmaz üzerinde davalı lehine zilyetlik yoluyla mülk edinme koşullarının oluşmadığını ileri sürerek, kadastro tespitinin iptali ile taşınmazın Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini istemiştir. Davalı cevabında; dava konusu yerin kendisine babasından kaldığını, babasının taşınmazı 50-60 yıldır kullandığını, o ölünce de kendisine kaldığını belirterek, davanın reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesince, "... davalının dava konusu taşınmazı 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 713/1. ve Kadastro Kanunu 14/1. maddesi gereğince davasız, aralıksız, 20 yılı aşkın süredir, malik sıfatıyla zilyetinde bulundurduğu, dava konusu taşınmazın orman sayılmayan sahalardan olduğu ..." gerekçesiyle verilen, davanın reddine ve Çorum ili ... ilçesi ... köyü 184 ada 5 parselin tespit gibi tapuya kayıt ve tesciline dair ilk karar, davacı Hazine vekilinin temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 21.03.2019 tarihli ve 2016/12489 Esas, 2019/2016 Karar sayılı ilamıyla; ".... İlk derece mahkemesince, en eski tarihli memleket haritası, hava fotoğrafları ile kadastro tespitinin yapıldığı yıldan 15-20 yıl öncesine ait en az iki memleket haritası ile bu memleket haritalarının yapımına esas hava fotoğrafları ve varsa amenajman planı ile yörede yapılan ilk arazi kadastrosunun tarihi araştırılarak, arazi kadastrosu sonucunda düzenlenen taşınmazın bulunduğu alanı gösterir kadastro pafta örneği ilgili yerlerden getirtilip dosya içerisine alındıktan sonra, önceki bilirkişiler dışında halen Tarım ve Orman Bakanlığı ve bağlı birimlerinde görev yapmayan bu konuda uzman yüksek orman mühendisleri arasından seçilecek bir orman mühendisi, bir fen elemanı ve bir ziraat mühendisi aracılığıyla yeniden yapılacak inceleme ve keşifte, çekişmeli taşınmaz ile birlikte çevre araziye de uygulanmak suretiyle taşınmazın öncesinin bu belgelerde ne şekilde nitelendirildiğinin belirlenmesi, taşınmazın 3116, 4785 ve 5658 sayılı Kanunlar karşısındaki durumu saptanması, tapu ve zilyetlikle ormandan toprak kazanma olanağı sağlayan 3402 sayılı Kanunun 45. maddesinin ilgili fıkraları, Anayasa Mahkemesinin 01.06.1988 gün ve 31/13 E.-K.; 14.03.1989 gün ve 35/13 E.-K. ve 13.06.1989 gün ve 7/25 E.-K. sayılı kararları ile iptal edilmiş ve kalan fıkraları da 03.03.2005 gününde yürürlüğe giren 5304 sayılı Kanunun 14. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış olduğundan, bu yollarla ormandan yer kazanılamayacağı, öncesi orman olan bir yerin üzerindeki orman bitki örtüsü yok edilmiş olsa dahi, salt orman toprağının orman sayılan yer olduğu hususlarının düşünülmesi, taşınmazın toprak yapısı, bitki örtüsü ve çevresinin incelenmesi, hakim gözetiminde, taşınmazın dört yönden renkli fotoğraflarının çektirilip, onaylanarak dosyaya eklenmesi, yukarıda değinilen belgelerin fen ve uzman orman bilirkişiler eliyle yerine uygulattırılıp, orijinal-renkli (renkli fotokopi) memleket haritasının ve hava fotoğraflarının ölçeği kadastro paftası ölçeğine, yine kadastro paftası ölçeği de memleket haritası ve hava fotoğrafları ölçeğine çevrildikten sonra, her iki harita komşu ve yakın komşu parselleri de içine alacak şekilde birbiri üzerine aplike edilmek suretiyle, çekişmeli taşınmazın konumununun çevre parsellerle birlikte memleket ve hava fotoğraflı haritalar üzerinde gösterilmesi, hava fotoğraflarının streoskop aletiyle üç boyutlu incelemesi yapılarak taşınmazın niteliğinin, bitki örtüsünün ve kullanım durumunun belirlenmesi ve bilirkişilerin onayını taşıyan krokili bilimsel verileri bulunan yeterli rapor alınması, açıklanan yöntemle yapılacak araştırma sonucu, taşınmazın orman sayılan yerlerden olmadığı belirlendiği takdirde, bu kez, zilyetlik yolu ile kazanma koşullarının araştırılması bu kapsamda, ziraat mühendisi bilirkişisine inceleme yaptırılıp, taşınmazın zilyetlikle kazanılabilecek kültür arazisi niteliğinde olup olmadığı husundan rapor alınması, komşu parsellerin tutanak ve dayanaklarının getirtilip uygulanarak, bu taşınmazları sınır olarak nasıl nitelendirdiklerinin araştırılması, varsa zilyetlik tanıklarının taşınmazlar başında dinlenmesi suretiyle kendilerinden, zilyetliğin ne zaman başladığı, kaç yıl süreyle ne şekilde devam ettiği sorulup, kesin tarih ve olgulara dayalı, açık yanıtlar alınması, bu yolla tespit tarihine kadar davalı yararına zilyetlikle kazanma koşullarının oluşup oluşmadığının belirlenmesi, 3402 sayılı Kanunun 14. maddesi uyarınca, davalı adına aynı çalışma alanı içerisinde belgesizden başkaca taşınmaz mal tespit ya da tescil edilip edilmediğinin ilgili tapu müdürlüğü ve kadastro müdürlüğü ile hukuk mahkemeleri yazı işleri müdürlüğünden sorulup, aynı Kanunun 3.7.2005 tarihli ve 5403 sayılı Kanunla değiştirilen 14/2. maddesi hükmü uyarınca sulu / susuz olarak kazanılmış toprak miktarı belirlenip, Kanunun getirdiği sınırlamanın aşılıp aşılmadığının saptanması, bundan sonra tüm kanıtlar birlikte değerlendirilip, ulaşılacak sonuca göre bir hüküm kurulması ..." gereğine değinilerek bozulmuştur. İlk Derece Mahkemesince, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda; "... dava konusu taşınmazın fiziki görünümü itibari ile tarım arazisi vasfında olmadığı, davalı ve babası tarafından yapılan ahır, ağıl ve evin kenarında yer alan, gübrelik, damlalık payı kenarından ibaret aynı zamanda dar bir geçiş yolu olarak kullanılan bir yer olduğu, Yargıtay bozma ilamında ve önceki keşifte tespiti yapılan, ziraat bilirkişi raporunda da içerisinde meyve fidanları bulunduğu, sebze ekili olduğu belirtilen bahçenin dava konusu edilen bu kısımla herhangi bir ilgisinin bulunmadığı, alanın küçüklüğü sebebi ile sehven dava kapsamı içerisinde değerlendirildiği, bozma ilamında sözü edilen çelişkinin buradan kaynaklandığı, davalının zilyetliğini sürdürdüğü ve dava konusu olan alanın dışına çıkarak bu defa da dava konusu taşınmazın sınırında yer alan ve ham toprak olarak Hazine adına tespit gören ve tescili sağlanan 202 ada 3 parsel sayılı taşınmazı işgaline ilişkin bir yer olduğu, taşınmazın 1952 ve 1956 tarihli hava fotoğraflarının stereoskopik incelemesinde, tıpkı 202 ada 3 parsel sayılı taşınmaz gibi ham toprak niteliğinde kullanılmayan alanlardan ibaret olduğu, üzerinde hiçbir yapı bulunmadığı, orman vasfı taşımadığı, sınırlarının belirsiz olduğu, 1973 yılı hava fotoğrafında ise kuzeyinde uç yapan kısımdaki yapıyla olan sınırlarında belirginlik bulunduğu, doğu sınırının orta bölümünde 184 ada 3 parsel sayılı taşınmaz içerisindeki yapı ile sınırının olduğu, batı sınırının kısmen belirgin olduğu, taşınmazın genel itibarıyla yol, gübrelik ve 184 ada 3 parsel sayılı taşınmazın avlu ve ev girişi olarak kullanılan kısımlardan oluştuğu ve davalı taşınmazın güney sınırı yakınındaki yola çıkış yolu görünümünde olduğu, 1985, 1990, 2005 ve 2013 yıllarına ait görüntülerde kuzeyinde, uç yapan kısımdaki yapı ile olan sınırlarının belirgin olduğu, doğu sınırının güney kesimindeki yapının (1973 yılında bulunan yapının devamı niteliğinde yapı) dava konusu taşınmaza taşkın yapan bir kısmının olduğu (fen bilirkişi raporundaki (G) bölümü), batı sınırının kısmen belirgin olduğu, kadastro bilirkişi raporundaki (E) harfi ile gösterilen bölümünün yol, gübrelik ve 184 ada 3 parsel sayılı taşınmazın avlu ve ev girişi olarak kullanılan kısmı olduğu ve dava konusu taşınmazın güney sınırı yakınındaki yola çıkış yolu görünümünde olduğu, taşınmazın sınırlarının kısmen belirgin olarak gözlemlenebildiğinin anlaşıldığı, dolayısıyla taşınmazın 1973 yılı öncesinde imar-ihya faaliyetinin gerçekleştirildiği ve tamamlandığı, taşınmazın orman vasfında olmadığı gibi 5658 ve 4785 sayılı yasalar kapsamında değerlendirilen yerlerden olmadığının tespit edildiği, buna göre taşınmazın 1973 yılından önce imar ve ihyasının tamamlanmış olup davalının babasının kullanımına geçtiği, sınırındaki tarımsal yapıların kullanımında kolaylık sağlayan ve gübrelik olarak kullanılan bir yer olduğu, bu kullanımın günümüze değin bu şekilde geldiği, ziraat mühendisi bilirkişi raporunda yapılan değerlendirmelerde, taşınmazın düz bir yapıya sahip olduğu, tarım arazisi olmadığı, taşınmazın toprağının alınması, düzlük ve koridor şeklinde bir yol oluşturulması için gerekli masraf ve emeğin sağlandığı, taşınmazın tahsisli mera olmadığı gibi kadim mera vasfında da olmadığı, üzerinde mera bitki örtüsü bulunmadığı, kamusal bir özelliğinin bulunmadığı, çalımsı ve ağaçsı bitkilerden arındırıldığı, içerisinde bahçe bulunmadığı bildirilmekle taşınmazın imar, ihya ve zilyetlikle kazanımına engel bir durumunun bulunmadığı, mahalli bilirkişi ve tespit bilirkişi beyanlarına göre de, yapılan ilk keşifte yer gösterimi yapılan yerin yanlış yer olması nedeniyle ona göre beyan verdiklerini, bahçe olan yerin de dava konusu olan yer olarak belirtildiğini, bu nedenle ona göre beyanda bulunduklarını, halihazırda gösterilen dava konusu yerin ise evveliyatında ham toprak vasıflı arazinin bir parçası olduğunu, taşınmazın sınırında bulunan ahırın zeminde hep var olduğunu, ev, ahır ve mandıranın dava konusu taşınmaza bitişik olduğunu, gübreliğin ahırın kenarında zorunlu olarak yer alan bir kısım olduğunu, çünkü ahırda hayvanların gübreleri birikince zorunlu olarak bunları ahırın arkasındaki gözden atmak ve orada biriktirmek gerektiğini, yol olan kısmın ise davalının ve babası ...'in bina boyunca yola çıkış için kullandıkları özel yol ve damlalık niteliğinde yerler olduğunu, bu yerler olmadan bu binaların kullanılmasının mümkün olmadığını, genel yola çıkış yolu olarak davalı ve babası tarafından kullanılan bir yer olduğunu, yolun 40-50 yıldan daha uzun bir süre yapıldığını, bunun için yapıların kenarındaki ham toprak vasıflı arazinin kazılarak düzlendiğini, ayrıca bu şekilde yapıların sel sularından korunduğunu, en azından 1975-1976 yıllarından bu yana kullanımda olan bir yer olduğunu, ahırı ve diğer binaları davalının babası ...'in yaptığını, taşınmazı onun imar ve ihya ettiğini, ...'in 11 yıl önce vefat etmeden önce bu yeri oğlu davalıya verdiğini, kullanımın nizasız, fasılasız, malik olma niyeti ile olduğunu beyan ettikleri ve buna göre davalının dava konusu taşınmazın mülkiyetini imar - ihya, zilyetlik ve miras yoluyla iktisap ettiğinin anlaşıldığı ..." gerekçesiyle, davanın reddine ve dava konusu 184 ada 5 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespit tutanağındaki gibi tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş; hüküm, davacı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, hükmüne uyulan bozma ilamı doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılarak, mevcut deliller takdir edilerek karar verildiğine, uygulanması gereken hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığına, bozma ilamına uyulmakla taraflar lehine ve aleyhine kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin yeniden incelenmesine hukukça imkan olmadığı gibi 6100 sayılı Kanun’un Geçici 3. maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun’un 428. maddesi ile 439. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerin biri de var olmadığına göre, İlk Derece Mahkemesi kararında yazılı gerekçeler dikkate alındığında temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacı Hazine vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının ONANMASINA, Harçtan muaf olduğundan Hazineden harç alınmasına yer olmadığına, 1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 18.06.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. SUCCESS ADALET_SUCCESS İşlem başarıyla gerçekleştirildi! İşlem başarıyla gerçekleştirildi! dece3dd4060e298f 2cad3206bbf8081d
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2024/544 E., 2025/4694 K. (18.06.2025) – Tapu
- Mahkeme
- Yargıtay 8. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2024/544
- Karar No
- 2025/4694
- Karar Tarihi
- 18.06.2025
- Konu
- Tapu, Miras
Metin Yargıtay'ın yayımladığı karar metninden alınmıştır. Dilekçede kullanmadan önce resmî metinle karşılaştırın.
SmartHukuk'ta olayınızı kendi cümlenizle yazın; ilgili Yargıtay kararlarını künyesi ve dayanak maddeleriyle birlikte bulun.
Emsal karar araAynı daireden yakın tarihli kararlar
- Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2024/4157 E., 2025/4690 K. 18.06.2025
- Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2024/4153 E., 2025/4691 K. 18.06.2025
- Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2024/644 E., 2025/4692 K. 18.06.2025
- Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2024/4348 E., 2025/4696 K. 18.06.2025
- Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2023/5253 E., 2025/4697 K. 18.06.2025
- Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2024/1783 E., 2025/4699 K. 18.06.2025
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi – Haziran 2025 kararlarının tamamı