Yargıtay Kararları › Yargıtay 8. Hukuk Dairesi › Haziran 2025 › 2024/4047 E., 2025/4794 K.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2024/4047 E., 2025/4794 K. (23.06.2025) – Tapu

Mahkeme
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi
Esas No
2024/4047
Karar No
2025/4794
Karar Tarihi
23.06.2025
Konu
Tapu

8. Hukuk Dairesi 2024/4047 E. , 2025/4794 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/2699 E., 2024/1367 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 2. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2017/27 E., 2022/103 K. Taraflar arasındaki tapusuz taşınmazın tescili davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı Hazine ve Orman İdaresi vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalı Hazine ve Orman İdaresi vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması ile yeniden hüküm tesisine ve davanın reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı Hazine vekili ve davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: K A R A R Yörede ilk orman kadastro çalışmaları 3116 sayılı Orman Kanunu'na göre 1942 yılında yapılmıştır. Daha sonra 6831 sayılı Kanun'a göre orman kadastrosu ve 6831 sayılı Kanun'da 3302 sayılı Kanunla Değişik 2/B çalışmaları 1995 yılında yapılmıştır. 2010 yılında ise 3402 sayılı Kanun Ek-4 madde çalışmaları yapılmıştır. Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının kadastro tespiti sırasında tescil harici bırakılan İstanbul, ..., ... Mahallesinde kain 914 parselin doğusunda yer alan (A) harfi ile işaretli, 904 parselin batısında yer alan (B) harfi ile işaretli, 909 parselin batısında yer alan (C) harfi ile işaretli ve 1240 parselin doğusunda yer alan (D) harfi ile işaretli dört parça, yaklaşık 7.500 m²'lik miktarındaki alanı, imar ve ihya ederek 35 yılı aşkın bir süredir aralıksız malik sıfatıyla zilyet olarak kullandığını belirterek sözü geçen taşınmazların davacı adına tapuya tesciline karar verilmesine talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama neticesinde; keşfen tespit edilen davaya konu taşınmazların 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 713. maddesi gereğince zilyetlik yoluyla kazanma koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne, dava konusu İstanbul ili ... ilçesi ... Mahallesinde bulunan fen bilirkişi ... tarafından düzenlenen 04.12.2019 havale tarihli rapor ve krokisinin (A) harfi ile gösterilen 2.249,48 m²'lik kısmının, (B) harfi ile gösterilen 2.296,33 m²'lik kısmının, (C) harfi ile gösterilen 909,04 m²'lik kısmının, (D) harfi ile gösterilen 1.811,93 m² 'lik kısmının her bir harf için yeni parsel numarası alarak tarla vasfı ile davacı ... adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiştir. Karara karşı davalı ... İdaresi vekili ve davalı Hazine vekili vermiş oldukları istinaf dilekçelerinde özetle, iktisap koşulları oluşmamış olmasına rağmen davanın kabulüne karar verilmiş olmasının doğru olmadığı gerekçesiyle, istinaf başvurusunda bulunmuşlardır. Bölge Adliye Mahkemesince yapılan inceleme sonunda; taşınmazların bulunduğu sahada yapılan kadastro çalışmalarının 1980 yılında askı ilanına alındığı, davaya konu taşınmazların, tesis kadastrosu paftasında 904, 909, 910, tapulama parsellerinin batısında fundalık alan olarak tespit harici bırakıldığı, hali hazırda davacı tarafından da dava dilekçesinde imar ihyaya dayalı olarak dava açıldığı ve ayrıca, davanın, tescil harici bırakılma tarihinden kısa bir süre sonra değil, 37 yıl sonra açılmış olması husuları gözönünde bulundurulduğunda, bu hususların, taşınmazların tescil bırakılma tarihinden önce tarımsal amaçla kullanılmadığı, tescil harici bırakılma tarihinden önce taşınmaza ilişkin kazanmayı sağlayan zilyetlik süresinin söz konusu olmadığı, kültür arazisi niteliğinde olmayıp, imar ihyayı gerektiren yerlerden olduğu anlamına geldiği, buna göre, taşınmaza ilişkin zilyetlik süresinin en erken tescil harici bırakılma tarihinden veyahut ondan kısa bir süre önce başlatılması gerektiği, kaldı ki davacı tanık, mahalli bilirkişi ve davacının kendi beyanına göre de taşınmazların 35, 40 yıldan bu yana kullanıldığı nazara alındığında, davanın açıldığı 2017 tarihinden geriye doğru gidildiğinde zilyetlik süresinin en erken 1977 ve sonrasında başladığı, dava konusu taşınmazların 29.07.1980 tarihinde İmar ve İskan Bakanlığı'nca onaylanan 1/50.000 ölçekli İstanbul Metropoliten Alan Nazım Planında, kısmen orman alanı kısmen de ağaçlandırılacak alanlar lejantında kaldığı, bu durumda, dava konusu taşınmazlara ilişkin zilyetlik süresinin en erken tescil harici bırakılma tarihi olan 1980 yılı veyahut kısa bir süre önce başladığına ve gerek davacının taşınmazların imar ve ihyasının tamamlanarak kullanımına başlandığı yönündeki beyanı ve gerekse çevresindeki tarımsal amaçlı kullanılan araziler gibi sınırlandırılması yapılmayıp, fundalık olarak tespit harici bırakıldığından anlaşıldığı üzere, kazanılabilmesi için imar ihyası lazım gelen arazilerden olan dava konusu taşınmazlara ilişkin geçen zilyetlik süresinin, taşınmazların imar planına alındığı tarih ile hemen hemen örtüştüğü, dolayısıyla imar planına alındıktan sonra geçen zilyetlik süresi iktisap olanağı sağlamadığı halde yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmiş olmasının doğru olmadığı gerekçesiyle davalı Hazine ve Orman İdaresi vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı kabulüne, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 353/1-b/2. maddesi hükmü uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararı bütünüyle kaldırılmak suretiyle düzeltilerek yeniden esas hakkında karar verilmesine, davacı vekilinin, İstanbul ili ... ilçesi ... Mahallesinde bulunan fen bilirkişi ... tarafından düzenlenen 04.12.2019 havale tarihli rapor ve krokisinin (A) harfi ile gösterilen 2.249,48 m²'lik kısmın, (B) harfi ile gösterilen 2.296,33 m²'lik kısmın, (C) harfi ile gösterilen 909,04 m²'lik kısmın, (D) harfi ile gösterilen 1.811,93 m²'lik kısmın tesciline yönelik açtığı davanın reddine karar verilmiştir. Karar davacı vekili ile davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile Bölge Adliye Mahkemesindeki gerekçeyle 6100 sayılı Kanun’un 369/1. maddesi de gözetilerek yapılan incelemede aynı Kanun’un 371. maddesinde yer alan sebeplerden biri de bulunmadığına göre, temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacı vekili ile davalı Hazine vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. SONUÇ: Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370. maddesi uyarınca ONANMASINA, Harçtan muaf olduğundan Hazineden harç alınmasına yer olmadığına, 427,60 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 187,80 TL'nin temyiz eden davacıdan alınmasına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 23.06.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Metin Yargıtay'ın yayımladığı karar metninden alınmıştır. Dilekçede kullanmadan önce resmî metinle karşılaştırın.

Bu konuda başka emsal mi arıyorsunuz?

SmartHukuk'ta olayınızı kendi cümlenizle yazın; ilgili Yargıtay kararlarını künyesi ve dayanak maddeleriyle birlikte bulun.

Emsal karar ara

Aynı daireden yakın tarihli kararlar

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi – Haziran 2025 kararlarının tamamı