Yargıtay Kararları › Yargıtay 8. Hukuk Dairesi › Mart 2025 › 2024/2185 E., 2025/2055 K.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2024/2185 E., 2025/2055 K. (12.03.2025)

Mahkeme
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi
Esas No
2024/2185
Karar No
2025/2055
Karar Tarihi
12.03.2025

8. Hukuk Dairesi 2024/2185 E. , 2025/2055 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/512 E., 2024/739 K. KARAR : İstinaf başvurusunun esastan reddine İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 22. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/41 E., 2023/637 K. Taraflar arasında İstanbul Anadolu 22. Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen genel kurul ve alınan kararlarının iptali davası sonucunda verilen hükme karşı, asıl dosya davacıları vekili ile davalılar vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararının duruşma yapılması suretiyle Yargıtay'ca incelenmesi her iki davalı vekili tarafından, duruşmasız olarak incelenmesi de asıl dosya davacıları vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 25.02.2025 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden davalı Vakıf ve Banka vekilleri Avukat .. ve Avukat .. .. .. ile karşı taraftan birleşen dosya davacılar vekili Avukat ... geldiler. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek; işin esası incelenerek karara bağlanması için uygun görülen 12.03.2025 tarihinde Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: K A R A R Asıl dava dilekçesinde davalı Vakfın 18.05.2013 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında alınan Vakıf Senedinin 36. maddesinin değiştirilmesine dair kararın iptaline, birleşen dava dilekçesinde ise aynı toplantıda alınan kararların tamamının iptaline karar verilmesi istenmiştir. İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonunda davanın reddine karar verilmiş; karara karşı bir kısım davacılar vekili tarafından ayrı ayrı istinaf yoluna başvurulmuş, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesinin, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına dair kararını davalılar vekilinin temyiz etmesi üzerine ise verilen kararın kesin nitelikte olduğu gerekçesi ile temyiz dilekçesinin reddine karar verilmiş, davalılar vekili tarafından bu defa ek karar temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 25.11.2019 tarihli ve 2019/5642 Esas, 2019/10446 Karar sayılı ilamı ile temyizin reddine dair ek kararın kaldırılması ve Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince bozma ilamına karşı verilen direnme kararı ile birlikte davalıların istinaf başvurusunun usulen kabulüne, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 353/(1)-b.6 maddesi gereğince, İstanbul Anadolu 22. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/245 Esas, 2017/376 Karar sayılı kararının kaldırılmasına, dosyanın açıklanan hususlar kapsamında yeniden yargılama yapılmak üzere Mahkemesine iadesine dair verilen kararın davalılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine bu defa Dairemizin 16.12.2020 tarihli ve 2020/4306 Esas, 2020/8277 Karar sayılı ilamı ile onanmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince, Bölge Adliye Mahkemesinin davanın reddine dair kararın kaldırılması sonucu yeniden yapılan inceleme ve değerlendirme sonunda; asıl davanın, davacıların daha önce bankada çalışıp ayrılan ancak vakfa aktif veya pasif üyelikleri bulunmadıkları ve yararlanan konumunda da bulunmadıkları gerekçesi ile dava açmakta hukuki yarar yokluğundan davalarının usulden reddine; birleşen dava (emeklilerin açtığı) yönünden ise bir kısım davacıların davalarından feragati nedeni ile davalarının reddine; diğer davacıların davaları yönünden ise, gündemin 4. maddesi ile değiştirilen 36. maddenin, vakıf senedinin tasfiye hükümlerine aykırı olması, gündemin 3. maddesi ile alınan kararın ise mevcut haliyle davalı vakfın amacını gerçekleştirmeyi imkansız hale getirebilecek nitelikte olması ve bireysel emeklilik sistemine girmek istemeyen özellikle pasif üyeleri zarara uğratıcı onlara karşı yerine getirilmesi gereken mali yükümlülüklerin devamını engelleyici içerikte olması sebebiyle yasaya ve vakıf malvarlığının korunması ilkesine aykırı olması sebebiyle iptali gerektiği sonuç ve kanaatine varılmış, davalı vakıf tarafından gerçekleştirilen 18.05.2013 tarihli Olağanüstü Genel Kurul'da alınan gündemin 3. maddesi ile alınan kararın ve gündemin 4. maddesi ile değiştirilen vakıf resmi senedinin 36. maddesine ilişkin genel kurul kararlarının iptaline, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararına karşı davaları reddedilen asıl dosya davacılar vekili ile davalı Vakıf ve Banka vekilleri tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince; dosyadaki belgelere, duruşma sürecini yansıtan tutanaklar ve gerekçe içeriğine göre, İlk Derece Mahkemesi kararında davanın esasıyla ilgili tarafların gösterdiği hükme etki edecek tüm delillerin toplandığı, kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, kararın usul ve kanuna uygun olduğu gerekçesi ile taraf vekillerinin yerinde bulunmayan istinaf başvurusunun ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir. Asıl dosya davacılar vekili ile davalı Vakıf ve Banka vekili, Bölge Adliye Mahkemesi kararına karşı verdikleri temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçelerinde ileri sürülen sebepleri tekrar ederek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemişlerdir. 04.06.1958 tarihli ve 15/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı gereğince, maddi olayları açıklamak taraflara ve ileri sürülen olayları hukuken nitelemek ve uygulanacak kanun hükümlerini tespit etmek ve uygulamak görevi hakime aittir. Nitekim 6100 sayılı Kanun'un 33. maddesinde hâkimin, Türk hukukunu re'sen uygulayacağı belirtilmiştir. Bu ilke gereği açılan davayı nitelemek ve açılmış bir dava hakkında doğru hukuk kurallarını bulup uygulamak hâkime düşen bir görevdir. Dava, vakıf genel kurul kararlarının iptali istemine ilişkindir. 1. Asıl dosya davacılar vekilinin temyizi yönünden; Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, İlk Derece Mahkemesi kararı ve Bölge Adliye Mahkemesi kararındaki gerekçeye, 6100 sayılı Kanun’un 369/1. maddesi de gözetilerek yapılan incelemede aynı Kanun’un 371. maddesinde yer alan sebeplerden biri bulunmadığına göre, temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacılar vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. 2. Davalılar vekilinin birleşen dosyaya yönelik temyiz itirazlarına gelince; 2.1) Öncelikle, Mahkeme hükmünü temyiz eden davalı Banka'nın açılan davada taraf sıfatı bulunup bulunmadığı üzerinde durulmalıdır. Bu aşamada uyuşmazlığın çözümü için taraf sıfatı kavramı üzerinde durulmasında yarar bulunmaktadır. Sıfat, dava konusu sübjektif hak (dava hakkı) ile taraflar arasındaki ilişkidir. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi, davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu hâlde, taraf sıfatı dava konusu sübjektif hakka ilişkindir. Dava dilekçesinde davacı ve davalı olarak gösterilen (nitelendirilen) kişiler, şeklen (biçimsel açıdan) o davanın taraflarıdır. Ancak Mahkemenin taraflar arasında dava konusu hakkın esası hakkında bir karar verebilmesi için, bu kişilerin o davada gerçekten davacı ve davalı sıfatına sahip olmaları gerekir. Bir davada taraf olarak gösterilen kişiler, taraf ve dava ehliyetine ve davayı takip yetkisine sahip olsalar dahi, bu kişilerden birinin o davada gerçekten davacı veya davalı olmak sıfatı yoksa dava konusu hakkın esasına ilişkin bir karar verilemez. Dava sıfat yokluğundan reddedilir. Hemen belirtmek gerekir ki, usul kanununda “husumet” olarak ifade edilen hukuki bir terim de bulunmamaktadır. Bir subjektif hakkı dava etme yetkisi (dava hakkı) kural olarak o hakkın sahibine aittir. Bu nedenle, o hakka ilişkin bir davada davacı olma sıfatı da o hakkın sahibine aittir. Meselâ, bir alacak davasında davacı olma sıfatı o alacağın alacaklısına aittir. Alacak davası, o alacağın alacaklısından başka bir (üçüncü) kişi tarafından açılırsa, dava, davacı sıfatına sahip olmadığından (sıfat yokluğundan) dolayı reddedilir (Kuru, Baki/Arslan, Ramazan/Yılmaz, Ejder: Medeni Usul Hukuku, 22. Baskı, Ankara 2011, s. 234; Yılmaz, Ejder; Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi, Ankara 2012, s. 530). Bir subjektif hak kendisinden davalı olarak istenebilecek olan kişi, o hakka uymakla yükümlü (borçlu) olan kişidir (davalı sıfatı). Mesela, bir alacak davasında davalı olma sıfatı o alacağın borçlusuna aittir. Alacak davası, o alacağın borçlusundan başka bir (üçüncü) kişiye karşı açılırsa, davalının davalı (borçlu) sıfatına sahip olmadığından (sıfat yokluğundan) dolayı reddedilir. Yukarıdaki açıklamalardan anlaşılacağı üzere, bir subjektif hakkın sahibinin ve o hakka uymakla yükümlü olan kişinin kimler olduğu (yani bir davada, davacı ve davalı sıfatının kimlere ait olduğu) tamamen maddî hukuka göre belirlenir. Bu nedenle, bir kişinin belli bir davada gerçekten davacı veya davalı sıfatına sahip olup olmadığı hususu, usul hukuku sorunu olmayıp, dava konusu (subjektif) hakkın özüne ilişkin bir maddi hukuk sorunudur. Sıfatın usul hukuku bakımından önemi (usul hukukunu ilgilendiren yönü) şudur: Bir davanın tarafları (veya taraflardan biri) o davada gerçekten (davacı veya davalı olarak) taraf sıfatına sahip değilse Mahkeme, dava konusu hakkın esası (mevcut olup olmadığı) hakkında inceleme yapıp karar veremez. Mahkeme, davanın sıfat yokluğundan reddine karar verir. Bu karar, davanın görülebilir olmadığına (dinlenemeyeceğine) ilişkin bir karar olmayıp, davanın esasına ilişkin bir karardır (taraf olarak gösterilenlerden birinin taraf sıfatının bulunmadığını tespit eden bir karardır). Mahkemenin sıfat yokluğunu kendiliğinden (resen) gözetmesi gerekir. Çünkü sıfat yokluğu, bir defi değil, davada taraf olarak gözüken kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel olan bir itirazdır. Hâkim, kendisine sunulan dava malzemesinden (davalı veya davacının bildirdikleri vakıalardan, yani dava dosyasından) bir itiraz sebebinin varlığını (sıfat yokluğunu) öğrenirse, bunu kendiliğinden gözetir. Buna göre; Vakfın genel kurul toplantısında alınan kararların iptali davasında davalı gösterilen bankanın (...Bankası AŞ) pasif husumet ehliyeti bulunup bulunmadığının değerlendirilmemesi, 2.2) 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 83.maddesi gereği; "Toplantıda hazır bulunan ve kanuna veya tüzüğe aykırı olarak alınan genel kurul kararlarına katılmayan her üye, karar tarihinden başlayarak bir ay içinde; toplantıda hazır bulunmayan her üye kararı öğrenmesinden başlayarak bir ay içinde ve her hâlde karar tarihinden başlayarak üç ay içinde mahkemeye başvurmak suretiyle kararın iptalini isteyebilir." düzenlemesi karşısında davalı vakfın üyenin bizzat katılamadığı delege ile temsil edildiği 18.05.2013 tarihinde yapılan olağanüstü genel kurul toplantısında alınan ve iptali istenilen kararların oy birliği ile alındığı, oy birliği ile alınan yani karşı çıkılmayan karara karşı iptal davası açılıp açılamayacağının değerlendirilmemesi, 2.3) Davadan feragat, 6100 sayılı Kanun'un 307. maddesinde davacının talep sonucundan kısmen ya da tamamen vazgeçmesi şeklinde tanımlanmıştır. Aynı Kanun'un 310 ve 311. maddelerine göre hükmün kesinleşmesine kadar davadan feragat etmek mümkün olup, davadan feragat kesin hükmün sonuçlarını doğurur. Birleşen davanın davacılarından ..., ..., ... ile birlikte ... ve ...'te 13.02.2014 tarihinde davadan feragat etmiş olmalarına rağmen ... ve ...'ün davadan feragatlerine dair hüküm kurulmaması, 2.4) Birleşen dosya davacılarından davadan tamamen feragat eden davacılar dışında kalan ..., ... ., ..., ..., ... vekilleri Avukat ..., UYAP üzerinden gönderdiği 30.03.2016 tarihli kısmı feragat dilekçesi ile 18.05.2013 tarihinde yapılan Olağanüstü Genel Kurul toplantısında alınan kararların tamamının iptali yerine sadece gündemin 3/a maddesinin "ek emekliliğe ilişkin kısmı" ile 3/e maddesinin tamamının iptalini istemesine rağmen iş bu kısmi feragat dilekçesini veren vekilin vekaletnamesinde feragate dair yetkisinin bulunup bulunmadığı da denetlenerek kısmı feragat konusunda olumlu olumsuz hüküm kurulmak yerine iş bu feragat dilekçesi dikkate alınmaksızın "Davalı vakıf tarafından gerçekleştirilen 18.05.2013 tarihli Olağanüstü Genel Kurul'da alınan gündemin 3. maddesi ile alınan kararın ve gündemin 4. maddesi ile değiştirilen vakıf resmi senedinin 36. maddesine ilişkin genel kurul kararlarının iptaline," karar verilmiş olması doğru görülmediğinden davalı Vakıf ile davalı Banka vekilinin temyiz itirazları yerinde görülerek temyiz edilen Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesi gereğince bozulmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan sebeplerle; Asıl dosya yönünden temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının yukarıda (1) no.lu bentte açıklanan nedenlerle 6100 sayılı Kanun'un 370. maddesinin 1. fıkrası uyarınca ONANMASINA, Birleşen dosya yönünden temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının (2) no.lu bentte belirtilen nedenlerle BOZULMASINA, Peşin harcın istek halinde temyiz edenlere iadesine, Yargıtay duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 28.000 TL avukatlık ücretinin birleşen dosya davacılarından alınarak Yargıtay duruşmasında avukat marifetiyle temsil olunan Vakıf ve Bankaya verilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 12.03.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Metin Yargıtay'ın yayımladığı karar metninden alınmıştır. Dilekçede kullanmadan önce resmî metinle karşılaştırın.

Bu konuda başka emsal mi arıyorsunuz?

SmartHukuk'ta olayınızı kendi cümlenizle yazın; ilgili Yargıtay kararlarını künyesi ve dayanak maddeleriyle birlikte bulun.

Emsal karar ara

Aynı daireden yakın tarihli kararlar

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi – Mart 2025 kararlarının tamamı