Yargıtay Kararları › Yargıtay 8. Hukuk Dairesi › Eylül 2025 › 2023/3151 E., 2025/5860 K.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2023/3151 E., 2025/5860 K. (18.09.2025) – Tazminat

Mahkeme
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi
Esas No
2023/3151
Karar No
2025/5860
Karar Tarihi
18.09.2025
Konu
Tazminat, Tapu, Miras, Tam Yargı

8. Hukuk Dairesi 2023/3151 E. , 2025/5860 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2019/260 E., 2021/215 K. İlk Derece Mahkemesi kararı davacı ... vekili tarafından duruşma istemli olarak temyiz edilmiş olup, dava değeri itibarıyla duruşma isteminin reddine karar verilmekle, kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: K A R A R Davacı vekili 13.01.2014 harç tarihli dava dilekçesinde özetle; ... ili ... ilçesi ... köyünde bulunan 9.329,050 m² yüzölçümlü, 229 parsel sayılı taşınmazın kapsadığı alanın önceden Mayıs-1325 tarihli ve 71 ilâ 80 sıra sayılı daimi kayıtlarla 23/40 hissesi muhtelif kişilere, 17/40 hissesi ise Hazineye ait tapulu arazi iken, 1926 yılında ... Sulh Hukuk Mahkemesinde taksim ve ortaklığın giderilmesi davasında 11.01.1940 tarihli ve 15/1 sayılı kararla, taşınmazın tarla nitelikli 878,564 m²lik bölümünün ifrazen taksimine, taşlık-çalılık nitelikli 22.201,202 m²lik bölümün de satılarak ortaklığın giderilmesine karar verildiğini ve kararın kesinleştiğini, 22.201,202 m²lik bölümün açık artırma usulüyle ... ile ...’e satıldığını, 01.04.1944 tarihli ve 118 sıra numarasıyla tapuya tescil edildiğini, 1946 yılında taşınmazın tamamının çevresi ile birlikte Devlet ormanı sınırları içerisine alındığını, 1975 yılında Orman Kadastro Komisyonu tarafından 6831 sayılı Kanun'un 1744 sayılı Kanunla değişik 2. madde uygulaması ile taşınmazın orman sayılmayan makilik olarak Hazine adına orman sınırları dışına çıkarıldığını, dava konusu 229 parselin tamamının 2/B kapsamında kaldığından orman dışına çıkarılarak Hazine adına tespit gördüğünü ancak ikiye ifraz edildikten sonra 590 parselin 2/B olarak, 229 parselin makilik alan olarak değerlendirildiğini, vekil edenlerine ait tapunun 229 parselde kaldığından bahisle herhangi bir revizyon görmediğini, 229 parselde kalan vekil edenine ait tapu miktarının da 2/B kapsamında kaldığını ve bedelsiz iadesi gerektiği halde Hazine tarafından iade edilmediğini ileri sürerek, 229 parsel sayılı taşınmazın Hazine adına olan tapusunun iptali ile 6292 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun'un (6292 sayılı Kanun) 7. maddesi uyarınca 192.000 m²sinin davacı kayıt maliki adına tesciline, tescil talebi kabul edilmediği takdirde şimdilik 1.000 TL’nin dava tarihinden işleyecek faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiş, 05.01.2015 tarihli ıslah dilekçesi ile de tazminat talebini 20.000 TL’ye çıkarmış fakat ıslah harcını tamamlamamıştır. Davacı vekili birleşen davada 22.06.2018 tarihli dava dilekçesinde; asıl davada ileri sürülen iddialarını tekrar ederek açılan davanın ... Asliye 9. Hukuk Mahkemesinin 2014/16 Esas ve 2016/142 Karar sayılı dava dosyası ile birleştirilmesine, akabinde 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 1007. madde kapsamında davacıların uğradıkları zararın fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla -belirsiz alacak olarak- şimdilik 10.876.000,00 TL‘nin 01.07.2008 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmesini istemiştir. Yapılan yargılama sonunda; İlk Derece Mahkemesinin 03.05.2016 tarihli ve 2014/16 Esas, 2016/142 Karar sayılı kararıyla; kesin hüküm nedeniyle davanın reddine karar verilmiş; kararın, taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 28.05.2019 tarihli ve 2016/14318 Esas, 2019/3745 Karar sayılı ilamıyla; Mahkemece usul ve kanuna aykırı olarak hüküm kurulduğu; davada, yargılamanın 03.05.2016 tarihli son celsesinde tahkikatın bittiği tefhim edilip sözlü yargılama için gün ve saat tayin edilmeden hüküm verildiği, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 186 ve devamı maddeleri gereğince sözlü yargılama için gün tayin edilip taraflara tebliğ edilerek ve sözlü yargılamada taraflara son sözleri sorularak hükmün açıklanması gerekirken açıklanan sıra izlenmeksizin yazılı şekilde hüküm kurulmasının bozmayı gerektirdiği, davacının dava dilekçesindeki taleplerinin 229 parselde kayıtlı taşınmazın Hazine adına kayıtlı tapusunun iptali ile 6292 sayılı Kanun'un 7. maddesi uyarınca 192.000 m²sinin davacı adına tesciline, tescil talebi kabul edilmediği takdirde tazminat istemine ilişkin olduğu, davacının tazminat talebi hakkında olumlu ya da olumsuz bir hüküm kurulmamış olmasının da bozmayı gerektirdiği gerekçesiyle taraf vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün bozulmasına, bozma nedenine göre diğer temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar verilmiş; bozma ilamına uyan İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; tapu sicili kayıtlarının gerçek hak ve hukuki duruma uygun tutulmamasından illiyet bağını kesen bir durum olmadıkça Devletin asli ve kusursuz sorumlu olduğu, somut olayda davacıların dayandıkları tapu kaydının yalnızca yolsuz oluşması nedeniyle değil çekişmeli taşınmazı kapsadığı ispatlanamadığından, davacının asıl davadaki tazminat isteminin reddine ayrıca 412 sayılı Harçlar Kanunu'nun 32. maddesine göre yargı işlemlerinden alınacak harçlar ödenmedikçe müteakip işlemlerin yapılamayacağı, Mahkemece ... 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin birleşen 2018/271 sayılı dosyasında harcın yatırılmadığı, yatırılması için süre verildiğinde de sadece maktu harcın yatırıldığı, davacı vekilince nispi harcın yatırılmayacağı beyan edilip imzasının da duruşmada onanması sebebi ile açılan bu davanın mahkemede açılan tazminat davasına ek dava niteliğinde olduğu gözönüne alınarak yargılamayı uzatmamak amacıyla ek davanın da reddine karar verildiği gerekçesiyle; davacının asıl davası yönünden tapu iptali ve tescil isteminin reddine, davacının tazminat isteminin reddine, davacının birleşen ... 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2018/271 Esas sayılı dosyasındaki tazminat talebinin reddine karar verilmiş; karara karşı, davacı ... vekili tarafından temyiz yoluna başvurulmuştur. Davacı ... vekili temyiz dilekçesinde özetle; verilen kararın usul ve kanuna aykırı olduğunu, kararın Anayasa ve İnsan Hakları Sözleşmesi ile teminat altına alınmış olan mülkiyet hakkına ve hukuki güvenlik ilkesine aykırılık teşkil ettiğini, hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlali niteliğinde olduğunu, tapu kaydının kadastro çalışmalarında herhangi bir parsele revizyon görmemesi halinde, tapu kaydının dayanağının yolsuz tescil olması halinde bile, uğranılan zararın 4721 sayılı Kanun'un 1007. madde kapsamında Devletin sorumluluğunu gerektirdiğini ileri sürerek, temyiz isteminde bulunmuştur. Dava, 6292 sayılı Kanun'un 7. maddesi kapsamında dava konusu taşınmazın bedelsiz iadesi, aksi takdirde 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesi uyarınca tapu sicilinin tutulmasından kaynaklı tazminat istemine ilişkindir. 292 sayılı Kanun'un "2/A veya 2/B belirtmelerinin terkini ve iade edilecek taşınmazlar" başlıklı 7. maddesinde; " (1) İlgililer tarafından idareye başvurulması ve İdarece bu başvuru üzerine veya resen yapılan inceleme ve araştırma sonucunda doğruluğu tespit edilmesi halinde; a) Tapu ve kadastro veya imar mevzuatına göre ilgilileri adına oluşturulan ve tapuda halen kişiler adına kayıtlı olan taşınmazlardan Hazine adına orman sınırı dışına çıkarıldığı gerekçesiyle tapu kütüklerine 2/A veya 2/B belirtmesi bulunan veya konulan taşınmazların tapu kayıtları bedel alınmaksızın geçerli kabul edilir ve tapu kütüklerindeki 2/A veya 2/B belirtmeleri terkin edilerek tescilleri aynen devam eder, aynı gerekçeyle bu nitelikteki taşınmazlar hakkında dava açılmaz, açılan davalardan vazgeçilir, açılan davalar sonucunda tapularının iptaliyle Hazine adına tesciline karar verilen, kesinleşen ve tapuda henüz infaz edilmeyen taşınmazlar hakkında da aynı şekilde işlem yapılır. Ancak bu kararlardan infaz edilerek tapuda Hazine adına tescil edilen taşınmazlar ise, ilgilileri tarafından bu Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki yıl içinde İdareye başvurulması halinde, bedelsiz olarak önceki kayıt maliklerine veya kanuni mirasçılarına iade edilir. b) Özel kanunları gereğince Devlet tarafından kişilere satılan, dağıtılan, trampa edilen, bedelli veya bedelsiz olarak devredilen veya iskânen verilen ya da özelleştirme suretiyle satılanlar ile hisseleri devredilen özel hukuk tüzel kişileri adına kayıtlı olan ancak daha sonra Hazine adına orman sınırı dışına çıkarıldığı gerekçesiyle tapu kütüklerine 2/A veya 2/B belirtmesi konulan taşınmazların tapu kayıtları geçerli kabul edilir, aynı gerekçeyle bu nitelikteki taşınmazlar hakkında dava açılmaz, açılan davalardan vazgeçilir, açılan davalar sonucunda Hazine adına tescil edilenler ise, bu Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki yıl içinde ilgilileri tarafından idareye başvurulması hâlinde önceki maliklerine veya kanuni ya da akdî haleflerine bedelsiz olarak iade edilir. Ancak, bu kişilerden taşınmazlarına karşılık daha önce yer verilenlere veya bedeli ödenenlere iade işlemi yapılmaz. c) Bu fıkra kapsamında kalan taşınmazların kullanıcılarının kayıt maliklerinden farklı kişiler olmaları ve kayıt maliklerinin bu fıkradan yararlanmak istemeleri halinde, kullanıcılar bu Kanunda belirtilen şartları taşısalar dahi doğrudan satış hakkından yararlanamazlar. (2) Birinci fıkra kapsamında kalan taşınmazlardan orman sınırı dışına çıkartılacak yerlerde bulunan ve Hazine adına orman sınırı dışına çıkarıldığı gerekçesiyle tapu kütüklerine 2/B belirtmesi konulması gereken taşınmazların tapu kütüklerine 2/B belirtmesi konulmaz ve bunlar hakkında dava açılmaz. (3) Birinci fıkra kapsamında kalan taşınmazlardan tapuda Hazine adına tescilli olan taşınmazlar hakkında aynı fıkrada belirtilen süre içerisinde idareye başvurmayan ilgililerin hakları bu süre sonunda sona erer, bu kişiler idareden başkaca talepte bulunamazlar, hak ve tazminat talep edemezler ve dava açamazlar. Bu taşınmazlardan Hazine adına tescilli olanlar İdarece satış dahil genel hükümlere göre değerlendirilir. (4) Bu maddeye göre ilgililerine iade edilmesi gereken taşınmazlardan orman olduğu iddiasıyla Orman Genel Müdürlüğünce açılan davalar sonucunda orman niteliğiyle Hazine adına tescil edilen, fiilen orman niteliğinde olan veya bu nedenle dava açılması gereken, ağaçlandırılmak üzere Orman Genel Müdürlüğüne tahsis edilen, kamu hizmetlerine ayrılan veya bu amaçla kullanılan, özel kanunlar gereğince değerlendirilmesi gereken veya Maliye Bakanlığınca belirlenen taşınmazlar ilgililerine iade edilmez. Bu taşınmazların yerine, İdarece belirlenen ve ilgililerince itiraz ve dava konusu edilmeksizin kabul edilen rayiç bedelleri ödenebilir veya rayiç bedellerine uygun taşınmazlar verilebilir." düzenlemesi bulunmaktadır. Buna göre; 6292 sayılı Kanun'un 7. maddesi bir bütün olarak değerlendirildiğinde, İdareye geniş takdir yetkisinin tanındığı görülmektedir. Zira, İdarece iade başvurusu yerinde görülerek taşınmaz iade edilebileceği gibi, onun yerine, rayiç bedelini ödeyebileceği veya rayiç bedeline uygun başka taşınmaz verebileceği, hatta İdarenin kanunda belirtilen gerekçelerle taşınmazı iade etmeyebileceği anlaşılmaktadır. Bu noktada kısaca idari eylem ve idari işlemi tanımlamak gerekirse; idari eylem, kamu idare ve kurumlarının kamu görevine ilişkin, idare hukuku kural ve gereklerine göre yaptığı olumlu veya olumsuz davranış ve fiillerden ibarettir. İdari işlem ise, idari kanunlara dayanılarak yapılan muamelelerdir. İdarenin eylem ve işlemleri, onun kamu hukuku alanındaki kamu gücünü (kamu otoritesini) kullanarak, idare hukuku kural ve gerekleri uyarınca yaptığı faaliyetlerin, hukuki ve maddi hayattaki görünümleridir. Somut olayda; davacı taraf bedelsiz iadeye ilişkin 6292 sayılı Kanun’un 7. maddesine dayanmak suretiyle Hazine adına olan tapunun iptali ile adına tescilini istemiştir. Dolayısıyla, eldeki davanın hukuki dayanağı ve sebebi, 6292 sayılı Kanun'un 7. maddesindeki bedelsiz iade müessesesidir. Konuya ilişkin olarak yukarıda değinilen kanun hükümleri ve davacıların eldeki davadaki talepleri ile bunun dayanağı birlikte irdelendiğinde, dava konusu taşınmazın 6292 sayılı Kanun kapsamında bedelsiz olarak iade şartlarını taşıyıp taşımadığı, idareye başvurulup başvurulmadığı hususlarının saptanması ve sonrasında dayanak tapunun 7/1-a ve b bentlerinde belirtilen nitelikleri taşıyıp taşımadığı, tapu kaydının belirtilen nitelikleri taşısa bile, taşınmazın bedelsiz iade edilebilecek nitelikte olup olmadığı, taşınmazın yerine rayiç bedellerinin ödenmesi ya da rayiç bedele uygun taşınmaz verilip verilmeyeceği yönünden ayrıca bir belirleme yapılması şeklindeki faaliyetlerin, birer idari işlem olduğunun kabulü gerekmektedir. Davacı, tapu iptali ve tescil isteminde bulunmuş ise de, maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hakime aittir (6100 sayılı Kanun'un 33. m). İddianın ileri sürülüş şekline göre dava, lehine henüz sicile yansıtılmamış olan mülkiyet hakkının doğmuş olması nedeniyle, tapu iptali ile tescil niteliğinde olmayıp zaten mevcut olan ve tapu sicilinde kayıtlı olan dayanak tapu kaydı uyarınca bedelsiz iadeye ilişkin idari işlemlerin icrasına yöneliktir. Dolayısıyla işin esasının da idare hukuku ilkelerine göre incelemeye uygun olduğu; davanın kökeninde, çözüme kavuşturulmamış mülkiyet, kadastro vs. gibi hukuki ilişkinin bulunmadığı görülmektedir. Bu durumda, açılan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanun'un (2577 sayılı Kanun) 2. maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerinde belirtildiği üzere; “İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları” ve “İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları” kapsamında, İdari yargı yerince çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Nitekim uyuşmazlık Mahkemesinin 25.02.2019 tarihli ve 2018/820 Esas, 2019/117 Karar ve 28.05.2020 tarihli ve 2020/56 Esas, 2020/309 Karar sayılı kararları da bu doğrultudadır. Bu itibarla; İlk Derece Mahkemesince, davanın, dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmesi gerekirken, esastan ret kararı verilmesi isabetsiz ise de, bu husus, yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, 6100 sayılı Kanun' un Geçici 3 üncü maddesinin yollamasıyla 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 438/son maddesi gereğince İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinin düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi Kararının, 6100 sayılı Kanun'un Geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı Kanun'un 438/son maddesi gereğince gerekçesinin açıklanan şekilde değiştirilmesi suretiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, Peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, 1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 18.09.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Metin Yargıtay'ın yayımladığı karar metninden alınmıştır. Dilekçede kullanmadan önce resmî metinle karşılaştırın.

Bu konuda başka emsal mi arıyorsunuz?

SmartHukuk'ta olayınızı kendi cümlenizle yazın; ilgili Yargıtay kararlarını künyesi ve dayanak maddeleriyle birlikte bulun.

Emsal karar ara

Aynı daireden yakın tarihli kararlar

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi – Eylül 2025 kararlarının tamamı