7. Hukuk Dairesi 2025/3642 E. , 2025/3855 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1232 E., 2023/1512 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Küçükçekmece 4. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/380 E., 2021/461 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı yargılamanın iadesi talebinde bulunan vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne, duruşma isteminin dosyanın mahiyeti itibariyle reddine karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA Yargılamanın iadesini talep eden (asıl dava davalısı) vekili dava dilekçesinde; Mahkemenin 15.01.2021 tarihli ve 2017/287 Esas, 2020/372 Karar sayılı kesinleşen kararının davanın açıldığını bildirmeye yönelik yapılan 16.11.2018 tarihli tebligat ve devamı niteliğindeki tebligatlarının usule uygun şekilde yapılmadığından adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini, usulsüz tebligatlar ile kesinleştirilen kararın 6100 sayılı HMK’nın 374. maddesine göre kaldırılmasını ve anılan asıl dava ve birleşen davaya ilişkin dosya üzerinden yeniden yargılama yapılmasına, yeniden yapılan yargılama sonucunda mevcut tescillerin iptali ile taşınmazların tapularının iade-i muhakeme talebinde bulunan davacı adına tesciline ve ipkasına karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP Aleyhine yargılamanın iadesi talep edilenler (asıl davada davacılar) vekili cevap dilekçesi sunmamıştır.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; 6100 sayılı HMK'nın 375. maddesindeki ileri sürülen sebeplerden hiçbirinin bulunmadığı gerekçesiyle yargılamanın iadesi talebinin reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde yargılamanın iadesini talep eden (asıl dava davalısı) vekilinin istinaf başvurusunda bulunması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; İlk Derece Mahkemesince verilen kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu gerekçesiyle istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ A. Temyiz Nedenleri Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde yargılamanın iadesi talep eden (asıl dava davalısı) vekili duruşma istemli temyiz isteminde bulunmuş, Dairemizce duruşma isteminin dosyanın mahiyeti gereği reddine karar verilmiştir. Yargılamanın iadesi talep eden (asıl dava davalısı) vekili temyiz dilekçesinde özetle; a. Davacı şirketin dava konusu olayların geliştiği yıllar içerisinde birleşme ve devralmalar suretiyle ünvan değişikliği geçirdiğini, b. İlk Derece Mahkemesince kanıtlarını ve savunmalarını sunma haklarının gözardı edildiğini, HMK’nın 375/1-c maddesi gereğince yargılamanın yenilenmesi talebinin kabul edilmesi gerektiğini ileri sürmektedir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, kadastral parselin ihyası davasına ilişkin dosyada yargılamanın iadesi istemine ilişkindir. Usul hukuku, biçimsellik (şekilcilik, formalizim) üzerine kurulmuştur ve bu nedenle “şeklî (biçimsel) hukuk” olarak adlandırılır. Davalarda biçimsellik tarafların yargılamanın sonucunu hesaplayabilmesi, yasa yolları ile bunu denetleyebilmesi, keyfilikten korunma, eşit davranılma gibi güvenceler sağlamakla birlikte; sıkı sıkıya şekle bağlılık olarak görülmemeli, maddi gerçeği bulmak ve adaletli karar vermek adına hakkaniyete uygun olarak değerlendirilmelidir. Biçimselliğin bu doğrultuda yorumlanmasında usul ekonomisi ilkesi devreye girmektedir. Usul ekonomisi, medeni yargılama hukukuna egemen olan ilkelerden biridir. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 141. maddesinin dördüncü fıkrasında ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 30. maddesinde ifade edilen emredici nitelikteki bu ilke, yargılamanın amacına hizmet eden araçlardan biridir. Usul ekonomisi, yasalarda ön görülen düzenleme çerçevesinde yargılamanın kolaylaştırılmasını, yargılamada öngörülen olağan zaman süresinin aşılmamasını ve gereksiz gider yapılmamasını amaçlar ve bunu hâkime bir görev olarak yükler (Yılmaz, E:, Usul Ekonomisi, AÜHFD, 2008, C. 57, S.1, s.243). Yargıtay’a göre de usul ekonomisi adaletin ucuz, çabuk ve isabetli olarak sağlanmasının temel kurallarındandır. Temel bir usul hukuku kuralı olarak vakıa ve delillerin taraflarca getirileceği ve hukuki nitelendirmenin hâkim tarafından yapılacağı konusunda tartışma bulunmamaktadır. Fakat Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 24, 25, 26 ve 30. maddelerinin hükümleri birlikte değerlendirildiğinde, hâkimin bir davada sadece tarafların ileri sürdükleri maddi vakıalar ve neticei taleplerle bağlı olup dayandıkları kanun hükümleriyle ve onların hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmadığı ve kanunları re’sen tatbik ederek iddia ve savunmadaki talep sonuçlarını karara bağlamakla mükellef bulunduğu neticesine varılır. Bir başka ifade ile hâkim, tarafların sunduğu vakıaları ve talep ve cevap sonuçlarını incelemeli, fakat dava ya da şikâyetin vasıflandırılmasında yalnızca onların beyanlarına bakmayıp, bu belirlemeyi kendisi yapmalıdır, zira hâkim Türk hukukunu re’sen uygulamakla yükümlüdür (HMK m. 33). Diğer taraftan tebligat, hukuki bir işlemin veya durumun ilgili kişiye bildirilmesi amacıyla yetkili kurum tarafından yapılan yazı veya ilan yoluyla belgeleme işlemidir. Tebligatın teslim alınmasıyla birlikte tebligata konu olan hukuki duruma ilişkin süreler başlar. Nitekim 1086 sayılı Kanunun 432. maddesinin birinci fıkrası ve yine 6100 sayılı HMK’nın 361. maddesinin birinci fıkrasında temyiz kanun yoluna başvuru süresinin kararın tebliği ile başlayacağı hüküm altına alınmıştır. Yargılamanın iadesi, kesin olarak verilen veya kesinleşmiş olan hükümlere karşı istenebilir (HMK m. 374/1). Kanun yolu denetimi açık ve henüz kesinleşmemiş olan kararlara karşı yargılamanın yenilenmesi istenemez. Çünkü kanun yolu açık ve kesinleşmemiş olan hükümdeki ağır yargılama hatalarının, kanun yolu denetimi ile giderilmesi olanağı mevcuttur. Bu bakımdan yargılamanın iadesi yolu, kesinleşmiş olan hükümlere karşı başvurulan istisnai ve olağanüstü bir yoldur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu tarafından yukarıda belirtilen açıklamalar ışığında; temyiz yoluna başvurabilecek kişinin yargılamanın yenilenmesi olarak adlandırdığı talebi, usul ekonomisi ilkesi gereğince temyiz istemi olarak kabul edilmiştir. (Bkz. YHGK’nın 06.11.2018 tarih 2017/14-2218 Esas, 2018/1590 Karar sayılı ilamı) Yargılamanın hukuka uygun ve sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi, iddia ve savunmanın özgürce ileri sürülebilmesi ve delillerin eksiksiz olarak toplanıp tartışılabilmesi, öncelikle tarafların yargılamadan haberdar edilmeleri ile olanaklıdır. Hasımsız davalar hariç olmak üzere, dava dilekçesi ile duruşma gün ve saati karşı tarafa tebliğ edilmeden ve taraf teşkili sağlanmadan davaya bakılamaz ve yargılama yapılamaz. Taraf teşkili kamu düzenine ilişkin olup re’sen yargılamanın her aşamasında göz önünde bulundurulması gerekir. Davanın tarafları ile vekillerinin davaya ilişkin işlemleri öğrenebilmesi için, tebligatın davanın taraflarına usulüne uygun olarak yapılması, duruşma gün ve saatinin kendilerine bildirilmesi gerekmektedir. Duruşma günü ile tebligatın yapıldığı tarih arasında makul bir süre olmalıdır. Aksi takdirde tarafların hukuksal hakları kısıtlanmış olur. Savunma hakkı, Anayasa'nın 36. maddesi ile güvence altına alınmış olup 6100 sayılı Kanun'un 27. maddesinde de “hukuki dinlenilme hakkı” başlığı altında ayrıca düzenlenmiştir. Hâkim, tarafları dinlemeden veya iddia ve savunmalarını bildirmeleri için kanuna uygun biçimde davet etmeden hükmünü veremez. Buna göre hâkim iddia ve savunma haklarını kullanabilmeleri için tarafları duruşmaya davetle zorunludur. Dosya içeriği ve toplanan delillerden, (yargılanmanın iadesini talep eden) davacı aleyhine 29.05.2017 tarihinde kadastral parselin ihyası nedenine dayalı olarak tapu iptal ve tescil davası açıldığı, kooperatif adresi olarak gösterilen yere yapılan tebligatların iade edilmesi üzerine, Mahkemece dosya davalısı kooperatifin güncel adres bilgileri ve ticari faaliyette bulunup bulunmadığı hususları Ticaret Sicil Müdürlüğü’nden araştırılmadan Tebligat Kanunu 35. maddesine göre dava dilekçesi ve duruşma günü tebliğ edilerek (keşif de bu şekilde icra edilmek suretiyle) yargılamaya devam edildiği, İlk Derece Mahkemesinin 23.10.2020 tarih ve 2017/287 Esas, 2020/372 Karar sayılı karar ile davanın kabulüne karar verildiği ve hükmün davalıya yine aynı şekilde tebliğ edildiği, hükmün istinaf edilmeksizin 15.01.2021 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır. Halbuki; dosya arasında bulunan ve ... Ticaret Sicili Müdürlüğü’nün 22.07.2025 havale tarihli evrakında da görüldüğü üzere; kadastral parselin ihyası davasının davalısı olan S.S. ...- ... Konut Yapı Kooperatifi’nin 21.03.2012 tarihinde tescil edilen birleşme tescili sonrasında, tasfiyesiz infisah nedeniyle 12.08.2021 tarihinde sicil kaydının terkin edildiği, söz konusu kooperatifin, eski ünvanı S.S. ... Toplu İşyeri Yapı Kooperatifi olan ... Yatırım Holding A.Ş’ye devrolduğu, ... Yatırım Holding A.Ş’nin de tasfiyesiz infisah nedeniyle sicil kaydının 13.02.2017 tarihinde (kadastral parselin ihyası davasının açılmasından önce) terkin edilip ... Planlama İnşaat ve Proje Yönetimi A.Ş.’ye devrolduğu sabittir. Hal böyle olunca; ana dosyanın davalısı kooperatifin davanın açıldığı tarihte infisah etmiş olduğu ve sonuç olarak ... Planlama İnşaat ve Proje Yönetimi A.Ş. bünyesinde olduğu hususu, Mahkemece Ticaret Sicil Müdürlüğü ile yapılacak bir yazışma ile tespit edilebilecekken, usulüne uymayan tebligatlar ile taraf teşkili sağlanmaksızın karar verildiği izahtan varestedir. Davada usulüne uygun olarak taraf teşkili sağlanmadığından maddi hukuk yönünden kesinleşmiş bir karar bulunmayıp istemin, yargılamanın iadesi olarak değil; temyiz talebi olarak kabulü ile işin esasının incelenmesine geçilmiştir. Somut olayda, davalı kooperatife yapılan tebligatların usulüne aykırı ve geçersiz olduğu, kararın da usulsüz olarak kesinleştirildiği görülmüştür. Hâl böyle olunca kararının henüz kesinleşmediği ve yukarıda yapılan açıklamalar ışığında (kadastral parselin ihyası davası davalısı) şirketin yargılamanın iadesi dilekçesinin de istinaf dilekçesi niteliğinde olduğunun kabulü gerekmektedir. Bu durumda, (kadastral parselin ihyası davasının istinafa tabi bulunduğu da gözetilerek) davacı şirketin yargılanmanın iadesi dilekçesinin (ana dosyanın) istinaf dilekçesi mahiyetinde olduğu kabul edilmek suretiyle, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf incelemesi yapılması gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR Yukarıda açıklanan nedenlerle; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesinin 04.10.2023 tarihli kararının BOZULMASINA, Dosyanın istinaf incelemesi yapılmak üzere İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesine GÖNDERİLMESİNE, Peşin yatırılan harcın yatırana iadesine, 25.09.2025 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. SUCCESS ADALET_SUCCESS İşlem başarıyla gerçekleştirildi! İşlem başarıyla gerçekleştirildi! f71ec1cb50212eab fb9dada1a788ec12