7. Hukuk Dairesi 2025/2579 E. , 2025/3658 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/321 E., 2025/73 K. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak verilen karar davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin maliki olduğu 106 ada 8 parselde bulunan mesken niteliğindeki 15 numaralı bağımsız bölümü tapuda 16.02.2012 tarihli ve 1075 yevmiye numaralı akit ile dava dışı ...’e sattığını, ...’in de adına kayıtlı olan taşınmaz üzerinde davalı lehine 17.02.2012 tarihinde 110.000,00 TL bedelli 1. dereceden ipotek tesis ettirdiğini, ancak ipotek işleminin muvazaa olduğunu, ... aleyhine de Erbaa Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/108 Esas sayılı dosyası üzerinden tapu iptali ve tescil davası açtıklarını ve davanın derdest olduğunu ileri sürerek dava konusu taşınmaz üzerindeki ipoteğin kaldırılmasını talep istemiştir.
II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili Şirket ile dava dışı ... arasında petrol istasyonunun işletilmesi amacıyla 02.05.2011 başlangıç tarihli 5 yıl süreli bayilik sözleşmesi ve aynı tarihli bir protokol imzalandığını, bayilik sözleşmesinin teminatı olarak taşınmaz üzerinde ipotek tesis edildiğini, ticari ilişki devam ederken müvekkilince keşide edilen 27.04.2012 tarihli ihtarname ile ...’e yükümlülüklerini yerine getirmemesi nedeniyle bayilik sözleşmesinin tek taraflı olarak feshedildiğinin bildirdiğini, alacağın tahsili için de aleyhinde Mersin 7. İcra Müdürlüğünün 2012/4626 ve 4627 Esas sayılı dosyaları üzerinden icra takibi başlatıldığını ve İstanbul Anadolu 3. İcra Müdürlüğünün 2012/11006 sayılı dosyası üzerinden ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla icra takibi yapıldığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 17.05.2018 tarihli karar ile; davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin 17.05.2028 tarihli kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin 23.10.2018 tarihli kararı ile istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ Bölge Adliye Mahkemesinin 23.10.2018 tarihli kararının süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairece, “...dava konusu taşınmazın önceki maliki olan davacı ... tarafından, taşınmazı satış yoluyla devrettiği dava dışı ... aleyhine Erbaa Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/108 Esas sayılı dosyası üzerinden aldatma hukuksal nedenine dayalı olarak tapu iptali ve tescil davası açıldığı ve UYAP kaydında yapılan incelemede davanın halen derdest olduğu anlaşıldığından, bu dava sonucunda verilecek karar ile dava konusu taşınmazın mülkiyet durumu değişebileceğinden mahkemece, sözü edilen tapu iptali ve tescil davasının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 165/1. hükmü gereğince bekletici mesele yapılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, bu husus göz ardı edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş...” gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile özetle; 1. Mahkemenin 2024/3 Esas ve 2024/372 Karar sayılı dava dosyasının vekilin vekalet görevini kötüye kullandığı iddiası ile birlikte vekilin hileye maruz bırakılarak iradesinin fesada uğratıldığı ve muvazaa iddialarına dayalı tapu iptali ve tescil talebine yönelik olduğu, 2. İlgili dava dosyasında dava konusu taşınmazın davacı adına tesciline karar verildiği ve verilen kararın kurucu değil açıklayıcı nitelikte bulunduğu, 3. Karara konu tescil işleminin baştan itibaren geçersiz olup iptal hükmünün geriye etkili sonuç doğuracağı gerekçesiyle davanın kabulüne, dava konusu 15 numaralı bağımsız bölümün tapu kaydı üzerine davalı tarafça konulan ipoteğin fekkine karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, eksik inceleme ve hatalı değerlendirme ile sonuca gidildiğini, davalının ipoteğin tesisinde 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1023. maddesine göre iyiniyetli olduğunu, bu hususun göz ardı edildiğini, dava konusu ipoteğin ticari ilişki nedeniyle kurulduğunu, mevcut karar ile vekil edenin alacağına ulaşma imkânının ortadan kaldırıldığını ve davalının hiçbir kusuru bulunmamasına rağmen zarara uğratıldığını beyan etmektedir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, ipoteğin kaldırılması istemine ilişkindir 4721 sayılı Kanun'un 1023. maddesine göre, "...tapu kütüğündeki tescile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya bir başka aynî hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur..."; yani bu kişinin kazanımı geçerli olur. İşte güven ilkesi veya daha açıklıkla "tapu siciline güven ilkesi” bu korumayı ifade eden ve düzenleyen ilkedir. Başka bir deyişle güven ilkesi, bir bakıma tescilin olumlu hükmünün bir sonucudur. Güven ilkesi, tapu kütüğündeki bir tescile iyiniyetle dayanılarak bu tescilden anlaşılan mahiyet, kapsam ve sırada bir aynî hak kazanılması ve bu kazanımın herkese karşı korunması demektir. Güven ilkesi, tapu kütüğünün iyiniyetli üçüncü kişilere karşı fiilî durumu, maddi hukuk bakımından aynî hak durumunu tam olarak yansıttığının ve doğru olduğunun kanun tarafından kesin bir karine olarak kabul edildiğini gösterir. Bunun içindir ki tescilsiz doğmuş olan aynî haklar ile geçerli bir sebep olmaksızın terkin edilen hakların varlığı, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı ileri sürülemez. Aynı şekilde, tescilin geçerli olmadığı veya haklı bir sebebe dayanmadığı ya da hak sahibinin tapu kütüğünde gösterilenden başka birisi olduğu iddialarının da kütüğe iyiniyetle güvenenlere karşı ileri sürülmesine imkân yoktur. Bunun içindir ki, taşınmazlar üzerindeki aynî hakların, hak sahibi olmayan bir kimseden kazanılması, güven ilkesine dayanılmak suretiyle mümkün olabilmektedir. O hâlde güven ilkesi, tapu sicilinin sadece ona iyiniyetle güvenenler hakkında kesin olarak doğru kabul edildiği anlamına gelmektedir. Tapu sicilinin içeriği fili duruma uymasa, içindeki işlemler maddi hukuk bakımından geçerli olmasa bile, sicile güvenerek iyiniyetle hak kazananlara karşı durum böyledir (Akipek vd., s. 358). Güven ilkesinin amacı, tapu kütüğüne iyiniyetle dayanarak aynî hak kazananları korumak olup, güven ilkesinden ancak tapu siciline dayanarak ayni hak kazanan iyiniyetli üçüncü kişiler yararlanır. Aynî hak kazanmamış olan üçüncü kişilerin güven ilkesiyle korunmasından söz edilemez. (16.05.2025 tarihli ve 2024/1 Esas, 2025/2 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı) Öte yandan; 14.02.1951 tarihli ve 1949/17 Esas, 1951/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının sonuç kısmında belirtildiği üzere, “vakıa ve karinelerden, olayda kanunen iyiniyet iddiasında bulunamayacağı belirlenmiş olan kimsenin kötüniyetinin, diğer tarafa ispat ettirilmesine artık sebep ve vecih kalmayacağına ve dava hakkının doğumunu sağlayan veya bertaraf eden iyiniyetin ve kötüniyetin bu durumda Mahkemece re'sen nazara alınabileceğine” karar verilmiştir. Dosya içeriği ve toplanan delillerden, dava konusu 106 ada 8 parsel sayılı taşınmaz üzerinden yer alan 15 numaralı bağımsız bölümün 16.02.2012 tarihinde dava dışı ...’e satış yolu ile devredildiği, 17.02.2012 tarihinde dava dışı ... tarafından davalı şirket lehine 110.000 TL bedelli 1. dereceden ipotek tesis edildiği, ... tarafından dava dışı ... ve diğerleri aleyhine tapu iptal ve tescil davası açıldığı, Erbaa Asliye Hukuk Mahkemesinin 2024/3 Esas ve 2024/372 karar sayılı kararı ile davanın kısmen kabulüne, dava konusu bağımsız bölümün davalı ... adına olan tapu kaydının iptali ile davacı adına tesciline karar verildiği ve verilen kararın İstinaf incelemesinden geçerek 03.12.2024 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır. Somut olayda, Mahkemece, 4721 sayılı Kanun'un 1023. kanun hükmü ile 14.02.1951 tarihli ve 1949/17 Esas, 1951/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı yönünden değerlendirmede yapılmadan sonuca gidildiği anlaşılmaktadır. Hâl böyle olunca, anılan kanun hükmü ve Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı gözetilmek suretiyle davalı şirketin 4721 sayılı Kanun'un 1023. maddesinin koruyuculuğundan yararlanıp yararlanamayacağının duraksamaya yer vermeyecek şekilde ortaya çıkarılması ve sonucuna göre (dosya kapsamına uygun) bir karar verilmesi gerekirken (salt mülkiyet devrinin yolsuz olduğu gerekçe gösterilerek,) eksik araştırma, inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir.
VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan kararın BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 16.09.2025 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. SUCCESS ADALET_SUCCESS İşlem başarıyla gerçekleştirildi! İşlem başarıyla gerçekleştirildi! cfbfe13ee02a6d49 16fc79a30a6f443e