7. Hukuk Dairesi 2025/2436 E. , 2025/3657 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/3553 E., 2025/189 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Adana 2. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2011/27 E., 2016/813 K. Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya uyularak verilen karar davacı vekili ve davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA Davacı Hazine vekili dava dilekçesinde; dava konusu taşınmazda yapılan şüyulandırma işleminin idari yargı yerinde iptal edildiğini, tapu kayıtlarının yolsuz tescil hükmünde olduklarını ileri sürerek 1359 (2044) sayılı kök parselin kadastro sınırları içinde imarla oluşturulan imar parsellerinden 5569,72 m²'lik binmeli alana isabet eden kısmın iptali ile Hazine adına tescilini talep etmiştir.
II. CEVAP Davalılar vekilleri cevap dilekçesinde; davanın reddini savunmuşlardır.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 05.10.2016 tarihli karar ile; davanın kabulüne karar vermiştir.
IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin 05.10.2016 tarihli kararına karşı süresi içinde davalılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin 20.12.2019 tarihli kararı ile; istinaf taleplerinin kabulü ile ilk imar uygulaması tarihinde 775 sayılı Kanunun yürürlükte olduğu, dava konusu yerin belediye sınırlarında ve mücavir alan kapsamında kaldığı gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Birinci Bozma Kararı Bölge Adliye Mahkemesinin 20.12.2019 tarihli kararının süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 09.11.2022 tarihli ve 2021/5700 Esas, 2022/6723 Karar sayılı kararında; "...20.02.2020 tarihinde İmar Kanunu'nun 18. maddesinde yapılan yasa değişikliği nedeniyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve hükmün bu gerekçe ile bozulmasına..." karar verilmiştir. B. Bölge Adliye Mahkemesince Birinci Bozma Üzerine Verilen Karar Bölge Adliye Mahkemesinin 20.09.2023 kararında, davanın yasa değişikliği nedeniyle idareye başvuru yoluyla çözülmesi gerektiğinden reddine karar vermiştir. C. İkinci Bozma Kararı Bölge Adliye Mahkemesinin 20.09.2023 tarihli kararının süresi içinde davacı vekili, davalı ... Belediyesi ve davalı ... Belediyesi vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairece, ".. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 373/3. fıkrası gereğince bozma ilamına uyan Bölge Adliye Mahkemesi, Dairemizin bozma ilamını yanlış yorumlayarak daha öncesinde kaldırılmasına karar verdiği, dolayısıyla hükümsüz hale gelen İlk Derece Mahkemesi kararına karşı davalılar vekillerinin yaptığı istinaf başvurusunu yeniden inceleyerek başvurunun kabulüne karar vermiş, ardından işin esası hakkında yeniden hüküm kurmuştur.İlk Derece Mahkemesi kararını kaldırarak esas hakkında karar veren Bölge Adliye Mahkemesinin kararı Yargıtay tarafından bozulduğunda Bölge Adliye Mahkemesi, İlk Derece Mahkemesi kararını denetleyen ifadeler içerecek şekilde hüküm tesis etmemelidir. Bölge Adliye Mahkemesince işin esası ile ilgili davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik yok ise de; İlk Derece Mahkemesi kararının da kaldırılmasına dair hüküm tesisi ve ayrıca hükmün başka bir bölümünde "istinaf incelemesi yönünden" şeklinde ayrı bir başlık açılarak istinaf yargılama giderleri hakkında hüküm kurulması doğru görülmemiştir. Hal böyle olunca infazda tereddüte neden olacak şekilde çelişkili hüküm tesisi doğru olmadığından hükmün bozulması gerekmiştir...." gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesi ilamının bozulmasına karar verilmiştir. D. Bölge Adliye Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar Bölge Adliye Mahkemesi yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında, davanın yasa değişikliği nedeniyle idareye başvuru yoluyla çözülmesi gerektiğinden reddine karar vermiştir.
VI. TEMYİZ 1. Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; Bölge Adliye Mahkemesi kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, duruşmalı yargılama yapılmasına rağmen lehlerine vekalet ücretine karar verilmediğini, Delillerin takdirinde isabetsiz yapıldığını, davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini ve ilgili kanun değişikliğinin Asliye Hukuk Mahkemelerinde açılan davaların duracağına ya da düşeceğine dair bir ibare içermediğini beyan etmektedir. 2. Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde özetle; aleyhlerine yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilmesinin doğru olmadığını, müvekkil kurumun davanın açılmasına sebebiyet vermediğini, benzer dosyalarda vekil eden lehine vekalet ücretine karar verildiği gibi yargılama giderlerininde davacı üzerinde bırakıldığını, dava konusu olayın müvekkilinin işlemi ile ortaya çıkmadığını ve işlemi gerçekleştiren belediyelerin sorumlu tutulması gerektiğini beyan etmektedir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, kadastral parselin ihyası istemine ilişkindir. Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen İlk Derece Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacı vekili ve davalı ... vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA, Onama harcı davalı ... Başkanlığından peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına, Harçlar Kanunu'nun 13/j maddesi gereğince Hazine harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 16.09.2025 tarihinde kesin olmak üzere oy çokluğuyla karar verildi. KARŞI OY Dava, kadastral parselin ihyasına yönelik tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Hemen belirtilmelidir ki; 20 Şubat 2020 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 14.02.2020 kabul tarihli 7221 sayılı Coğrafi Bilgi Sistemleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 7. maddesiyle, 3194 sayılı Kanunun 18. maddesine yirmi birinci fıkrasından sonra gelmek üzere; “Bu madde kapsamında yapılmış olan imar uygulamalarının kesinleşmiş mahkeme kararlarıyla iptal edilmesi nedeniyle; davaya konu parselin imar planı kararları ile umumi ve kamu hizmetlerine ayrılan alanlara denk gelmesi veya iptal edilen uygulama ile tahsis ve tescil edilmiş parsellerde hak sahiplerince yapı yapılmış olması ve benzeri hukuki veya fiili imkânsızlıklar nedeniyle geri dönüşüm işlemleri yapılarak uygulama öncesi kök parsellere dönülemeyeceğinin parselasyon planlarını onaylamaya yetkili idarelerin onay merciince tespiti halinde, öncelikle davaya konu parselin hak sahiplerinin muvafakati alınmak kaydıyla uygulama sahası içerisinde idarece uygun bir yer tahsis edilir veya anlaşma olmaması halinde davacı hak sahibinin kök parseldeki yeri dikkate alınarak uygulamadaki düzenleme ortaklık payı kesintisi düşüldükten sonraki taşınmazın rayiç bedeli üzerinden değeri ödenir” şeklinde fıkra eklenmiştir. Öncelikle,anılan bu düzenlemenin görülmekte olan davalar bakımından nasıl uygulanacağının çözümlenmesi gerekmektedir. Bilindiği üzere, imar hukuku düzenlemeleri kamu düzenine ilişkin olup, re’sen gözetileceği gibi, kamu düzenine ilişkin hususlarda da usulü kazanılmış haktan söz edilemez. Ayrıca, tapu sicilinin tutulması prensiplerinden biri tescil, diğeri sicilin aleniliği (güvenirliği), bir diğeri Hazinenin kusursuz sorumluluğu, sonuncusu ise geçerli bir hukuki sebebinin bulunması, yani kaydın illetten mücerret olmamasıdır. Diğer taraftan, yargı merciilerince verilen kararlar yöntemine uygun şekilde kesin hüküm niteliğini kazandığında "Lazım-ül icra" (uygulanması gereken) duruma gelirler. Öte yandan, idari yargıda esas olan iptal kararlarının geriye yürümesi, başka bir anlatımla iptal edilen idari işlemin, doğduğu andan itibaren yok sayılmasıdır. Bu açıdan, idari yargıdaki iptal kararları beyan edici (açıklayıcı) niteliktedir. Çünkü, sakat bir idari işlemin hukuk düzenine girmesi ile hukuka aykırı bir durum ortaya çıkar. Bu durumun giderilebilmesi için iptal kararı, hukuken sakat olan işlemi geçmişe etkili biçimde ortadan kaldırır ve hukuka aykırı işlem yapılmadan önceki duruma geri dönülür. Bu bağlamda, imar parsellerinin dayanağını teşkil eden idari işlemlerin idari yargı yerinde iptal edilip kesinleşmesi ile imar parsellerinin TMK'nın 1025. maddesinde öngörülen yolsuz tescil durumuna düşeceği açıktır. Öyleyse, idare mahkemesi tarafından verilen imar uygulamasının iptaline ilişkin kararın kesinleşmesiyle bu idari işlemle oluşmuş tüm uygulamalar iptal edilmiş sayılacağından, sicil kayıtlarının iptal edilen uygulama öncesine getirilmesi gerektiği tartışmasızdır. Aksi durumda, yani sicil kaydı dayanağı idari işlem idari yargı yerinde iptal edilmemiş ise kadastral parselin ihyası davasının dinlenme olanağı bulunmamaktadır. Kadastral parselin ihyasına yönelik tapu iptali ve tescil istemli bir davada, davacının imar düzenlemesi öncesi mülkiyet hakkının bulunup bulunmadığı, yapılan imar düzenlemesinin idari yargı yerinde iptal edilip edilmediği öncelikle araştırılıp, anılan hususların varlığı ortaya konulduktan sonra 3194 Sayılı Yasanın 18. maddesine eklenen yukarıdaki hüküm gereğince işlem yapılması gerekecektir. Bu bağlamda, anılan yasal düzenleme ile “davaya konu parselin imar planı kararları ile umumi ve kamu hizmetlerine ayrılan alanlara denk gelmesi veya iptal edilen uygulama ile tahsis ve tescil edilmiş parsellerde hak sahiplerince yapı yapılmış olması ve benzeri hukuki veya fiili imkânsızlıklar nedeniyle geri dönüşüm işlemleri yapılarak uygulama öncesi kök parsellere dönülemeyeceğinin parselasyon planlarını onaylamaya yetkili idarelerin onay merciince tespiti halinde” şeklinde ön koşullar öngörüldüğünden mahkemece dava konusu taşınmazın imar durumu araştırılarak taşınmazın imar planına göre umumi ve kamu hizmetlerine ayrılan alanlara denk gelip gelmediğinin açıklığa kavuşturulması ve yine ilgili idarenin kök parsellere dönülüp dönülemeyeceğine dair tespitinin olup olmadığının belirlenmesi gereklidir. Mahkemece yapılacak araştırma sonucunda dava konusu taşınmazın 3194 sayılı Yasaya eklenen yeni hüküm kapsamında bulunmadığının belirlenmesi durumunda, davacının mülkiyet hakkının korunması gereği ve imar uygulamasının idari yargı yerinde iptali sonucunda yolsuz tescil durumuna düşen sicil kaydına tapu sicilinin tutulması prensipleri uyarınca değer verilemeyeceği dikkate alınarak işin esasının incelenerek bir karar verilmesi gerektiği açıktır. Diğer taraftan, çekişmeli taşınmazın imar planına göre umumi ve kamu hizmetlerine ayrılan alanlara denk geldiğinin anlaşılması veya ilgili idarece kök parsellere dönülemeyeceği yönünde bir tespitin yapılması durumunda, yukarıda değinilen yasal düzenlemeyle “öncelikle davaya konu parselin hak sahiplerinin muvafakati alınmak kaydıyla uygulama sahası içerisinde idarece uygun bir yer tahsis edileceği veya anlaşma olmaması halinde davacı hak sahibinin kök parseldeki yeri dikkate alınarak uygulamadaki düzenleme ortaklık payı kesintisi düşüldükten sonraki taşınmazın rayiç bedeli üzerinden değerinin ödeneceği” hükme bağlandığından, davacıya ilgili idareye başvurması için olanak ve süre tanınması, başvuru sonucunda idare tarafından dava konusu taşınmaz bakımından yeni yasal hükmün koşullarının mevcudiyetinin tespitiyle davacı taraf ile anlaşma sağlanarak davacıya uygulama sahası içerisinde uygun bir yerin temlik edilmesi veya idarece davacıya taşınmaz değerinin ödenmesi halinde davanın konusuz kalacağının gözetilmesi gerekecektir. Ne var ki; getirilen yasal düzenlemenin gerekleri ilgili idare tarafından yerine getirilmediğinde, farklı bir ifadeyle koşulları oluşmasına rağmen davacı ile idarenin anlaşamaması ve davacıya idarece taşınmaz bedeli de ödenmemesi halinde, davacının usul kuralları uyarınca eldeki davayı anılan yeni kanun hükmü gereğince bedele dönüştürebileceği ve böylesi bir durumda da davaya tazminat davası olarak devam edilebileceği gözetilmelidir. Anılan hususlar, gerek yeni yasa hükmü, gerek usul kuralları –adil yargılanma ve hukuki dinlenilme hakları, usul ekonomisi, vd.- gerekse Anayasamızın 35. maddesiyle ve kanunlarımızla ve de AİHS’nin Eki Birinci Protokolün “Mülkiyetin Korunması” başlıklı 1. maddesi ile güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edilemeyeceğine ilişkin hükümlerin gereğidir. Somut olayda; dava konusu taşınmazda ... Belediyesi tarafından yapılan 37 No.lu imar düzenlemesinin ve sonrasında Adana Büyükşehir Belediyesi'nin yaptığı şuyulandırma işlemlerinin idari yargı yerinde iptal edildiği ve bu kararların kesinleştiği; daha sonra çekişmeli yerlerin yeni kurulan ... Belediyesi sınırları içerisinde kaldığı anlaşılmaktadır. Ne var ki, mahkemece ihyası talep edilen 1359 sayılı kadastral parselin davacı Hazine ile mülkiyet ilişkisinin bulunup bulunmadığı; 775 sayılı Yasanın mülga 3. maddesi gereğince ve bu yasanın yürürlük tarihi itibariyle Belediyeye devri gereken yerlerden olup olmadığı hususunun incelenip değerlendirilmek suretiyle açıkça ortaya konulmadığı görülmektedir. Hâl böyle olunca; 3194 sayılı Yasanın 18. maddesine eklenen fıkranın eldeki davanın reddini öngörmediği, öncelikle davacının imar düzenlemesi öncesi mülkiyet hakkı sahibi olup olmadığının gerekli araştırma ve inceleme yapılarak saptanması, davacı Hazinenin mülkiyet hakkı sahibi olduğunun anlaşılması durumunda eldeki davayı açmakta halen devam eden hukuki yararının bulunduğu gözetilerek, yeni yasal düzenlemenin koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin belirlenmesi ve sonrasında yukarıda açıklandığı üzere işlem yapılması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle, kararın bozulması görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun onama kararına katılamıyorum.