7. Hukuk Dairesi 2024/3999 E. , 2025/2046 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/648 E., 2024/1060 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 16. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2023/23 E., 2023/561 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı asıl ve birleştirilen davada davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA 1. Davacı vekili asıl davada; ...Mahallesi, 61, 881,17, 20, 22, 37, 112 ve 139 parsellerinin davalı ...'e vekâleten ...arafından satın alındığını, davaya konu taşınmazların bedellerinin davacı ... ile ..., ... ve ... tarafından ödendiğini, emanetçi sıfatıyla taşınmazların davalı ... adına tescil edildiğini, davacı tarafından taşınmaz bedellerinin elden, diğerleri tarafından ise banka kanalı ile ödendiğini, davacı ile vekil ...arasında 18.01.2007 tarihli inanç sözleşmesinin bulunduğunu ileri sürerek davaya konu taşınmazların 1/4 hissesinin davacı adına tescilini, olmadığı takdirde tespit edilecek güncel arsa değerinin 1/4 'ünün faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesini talep etmiştir. 2. Davacı vekili birleştirilen Ankara 16. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2016/577 Esas sayılı dava dosyasında; 28.12.2006 tarihli inanç sözleşmesine dayanılarak ... Mahallesi, 4 ve 848 parsellerinin 1/4'ünün davacı adına tescilini, olmadığı hâlde tespit edilecek güncel arsa değerinin 1/4 'ünün faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesini talep etmiştir. 3. Davacı vekili birleştirilen Ankara 16. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2016/576 Esas sayılı dava dosyasında; 07.02.2007 tarihli inanç sözleşmesine dayanılarak ... Mahallesi, 2429 parsel sayılı taşınmazın 1/4'ünün davacı adına tescilini, olmadığı hâlde tespit edilecek güncel arsa değerinin 1/4 'ünün faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesini talep etmiştir. 4. Davacı vekili birleştirilen Ankara 16. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2016/575 Esas sayılı dava dosyasında; 09.01.2007 tarihli inanç sözleşmesine dayanılarak ...Köyü, 620, 559 ve 686 parsel sayılı taşınmazların 1/4'ünün davacı adına tescilini, olmadığı hâlde tespit edilecek güncel arsa değerinin 1/4'ünün faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesini talep etmiştir. 5. Davacı vekili birleştirilen Ankara 16. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2016/574 Esas sayılı dava dosyasında; 04.06.2007 tarihli inanç sözleşmesine dayanılarak ... Mahallesi, 119, 625 ve 847 parsel sayılı taşınmazların 1/4'ünün davacı adına tescilini, olmadığı hâlde tespit edilecek güncel arsa değerinin 1/4 'ünün faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesini talep etmiştir. 6. Davacı vekili birleştirilen Ankara 16. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2016/573 Esas sayılı dava dosyasında; 15.11.2007 tarihli inanç sözleşmesine dayanılarak ...Köyü, 842 parsel sayılı taşınmazların 1/4'ünün davacı adına tescilini, olmadığı hâlde tespit edilecek güncel arsa değerinin 1/4 'ünün faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesini talep etmiştir. Davaya konu taşınmazların davalı ... tarafından , ... ve ............'a satılması üzerine davacı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 125/1 hükmü uyarınca davasını bu kişilere yöneltmiştir. Davalı ... tarafından davaya konu 62183 ada 1 parsel sayılı taşınmazdaki hissesinin QNB Finansbanka satılması üzerine davacı vekili 6100 sayılı Kanun'un 125. maddesi uyarınca bu parsel yönünden davanın davalı ...'e karşı tazminat olarak devam ettiğini belirtmiştir.
II. CEVAP 1. Davalı vekili cevap dilekçesinde; davalı ...'in, davalı ...'ın dayısı olduğunu, davacı ve davalıların İstanbul'da komşu olduklarını, davacının milletvekili ve ...Evler Yapı Kooperatifliğinin başkanı olduğunu, davacı tarafından davaya konu taşınmazların satın alınması durumunda kâr edileceğinin belirtilmesi üzerine davacıya komisyon verilip taşınmaz bedellerinin ...ve ... tarafından ödendiğini, taşınmazın da davalı ... adına tescil edildiğini, davacı tarafından taşınmazların alımında bir ödeme yapılmadığını, dava dışı vekil ...ya verilen vekâletnamede inanç sözleşmesi imzalanması için yetki verilmediğini, sözleşmelerin geçersiz olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. 2. Davalılar ..., ... ve ... vekili cevap dilekçesinde; inanç sözleşmelerinin sahte düzenlendiğini, vekâletnamede yalnızca taşınmaz alımı için yetki verildiğini, sözleşme yapma yetkisi olmadığını, inanç sözleşmelerinde davalıların imzasının bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı tarafından yazılı delil olarak kendi imzası ve davalılardan ... vekili ...nın imzasının yer aldığı adi yazılı sözleşmelere dayanıldığı, bu belgelerin içtihadı birleştirme kararının aradığı anlamda yazılı delil olmadığı, zira sözleşmelerde inanılan davalı ...'ın imzasının bulunmadığı, vekili sıfatıyla dava dışı ...nın imzasının olduğu, dayanak vekâletnamenin dava konusu inançlı işlemleri kapsamadığı, bunlara ek olarak davalılar...e diğerlerinin inanan taraf olarak sözleşmelerde adları geçmesine rağmen, bu şahısların imzalarının bulunmadığı, bu bakımdan sunulan sözleşmelerin delil başlangıcı olarak kabul edilmediğinden tarafların dayandığı sair deliller ve vakıaların da yargılamada değerlendirmeye alınmadığı, davacı tarafça yemin deliline başvurulmadığı gerekçeleriyle tapu iptal taleplerinin ve terditli olarak ödenen arsa bedelinin iadesi taleplerinin ayrı ayrı reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl ve birleştirilen davalarda davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları delillere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, 6100 sayılı Kanun’un 355. maddesi uyarınca istinaf sebepleri ile sınırlı olarak ve re’sen kamu düzeni yönünden yapılan inceleme sonucu; İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle asıl ve birleştirilen davalarda davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Asıl ve birleştirilen davalarda davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; Mahkemece ara kararda hukuki nitelendirmenin adi ortaklık sözleşmesi olarak belirlendiğini, bu nitelendirme uyarınca davalıya kesin süre verildiğini, ancak ara karar gereğinin yerine getirilmediğini, ara karardan rücu edilmemesine rağmen yargılamaya inançlı işlem hukuki nitelendirmesi ile devam edildiğini, usuli kazanılmış hakkı nedeni ile terditli tazminat talebinin adi ortalıklığın tasfiyesi şeklinde değerlendirilmesi gerektiğini, davalılar tarafından davacıya komisyon ödemesi yapıldığının ispat edilemediğini, Mahkemece inanç ilişkisinin göstergesi olan inanç sözleşmeleri, e-postalar, vekil ...ya yapılan ödemelere ilişkin makbuzların değerlendirilmediğini, vekâletnamede sözleşme imzalama yetkisinin verildiğini, tanıklarının dinlenmediğin belirterek kararın bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Asıl ve birleştirilen davalarda uyuşmazlık, inanç sözleşmelerine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup asıl ve birleştirilen davalarda davacı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, Onama harcı peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 16.04.2025 tarihinde kesin olmak üzere oy çokluğuyla karar verildi. (Karşı Oy) K A R Ş I O Y HMK m. 200 ispat hukuku bakımından merkezi bir maddedir. Maddenin içeriğine göre: “ Bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri ikibinbeşyüz Türk Lirasını geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir." Hukuki işlemlerin miktar veya değeri ödeme veya borçtan kurtarma gibi bir nedenle ikibinbeşyüz Türk Lirasından aşağı düşse bile senetsiz ispat olunamaz. Bu düzenlemenin şartları yerine geldiğinde, hâkimin takdiri delilleri dikkate alması mümkün değildir. İspat yükü altındaki taraf eğer hukuki işlemi ispat edebilmek için senet ibraz edemez ise, HMK m. 200’deki kuralın somut olayda ciddi sıkıntılara yol açabileceği ortadır. Bu bağlamda özellikle borçlar hukukunun da dikkate alınması gerekmektedir, zira Türk Borçlar Kanunu kural olarak hukuki işlemlerin geçerliliği bakımından şekil serbestisini tanımaktadır, yani hukuki işlemlerin geçerliliği için yazılı olmalarına ihtiyaç yoktur. Bu durum HUMK zamanında problem teşkil etmekteydi, çünkü HUMK’da senetle ispatın gerek olduğu hukuki işlemin değeri çok düşüktü, ayrıca senetle ispat kuralının istisnaları da daha dardı. Kanun koyucu bu ciddi sorunu gördü ve senetle ispat kuralını düzenlerken iki önemli değişiklik yaptı. HMK madde 202’deki istisna, senetle ispat kuralına istisnayı teşkil etmektedir. HMK, 202 maddesi gereğince “(1) Senetle ispat zorunluluğu bulunan hâllerde delil başlangıcı bulunursa tanık dinlenebilir. (2) Delil başlangıcı, iddia konusu hukuki işlemin tamamen ispatına yeterli olmamakla birlikte, söz konusu hukuki işlemi muhtemel gösteren ve kendisine karşı ileri sürülen kimse veya temsilcisi tarafından verilmiş veya gönderilmiş belgedir.” Delil başlangıcının varlığından söz edebilmek için üç unsurun bulunması gerekmektedir: Delil başlangıcı, iddia konusu hukuki işlemin tamamen ispatına yeterli olmamakla birlikte, söz konusu hukuki işlemi muhtemel gösteren ve kendisine karşı ileri sürülen kimse veya temsilcisi tarafından verilmiş veya gönderilmiş belgedir. HMK madde 200 fıkra, HUMK’a nazaran tarafların senetle ispat kuralının istisnası olan delil başlangıcına başvurabilmelerinin yolunu hafiflemiştir. Böylece senetle ispat kuralı eski sertliği ile uygulanmamaktadır. İspat hukukunun yargılama prosedürü içerisinde yeri ve önemi büyüktür. Taraflardan biri ispat hukuku bakımından fazla kısıtlanırsa, yargılama sonucunda verilen karar taraflar arasındaki ihtilafı sonlandırmış olur, ancak verilen bu kararın maddi gerçeklik temeli üzerine kurulduğu konusunda şüpheli olacaktır. Medeni yargılama hukukunun amacı elbette taraflar arasındaki ihtilafın çözümlenmesidir, ancak ideal olan ihtilaf çözümlenirken aynı zamanda maddi gerçeğe de ulaşılmasıdır. Maddi gerçeğe ulaşabilmek için, hayat olayının hakim tarafından eksiksizce incelenebilmesi gerekmektedir Dolayısıyla tarafların ispat hukuku bakımından sınırlandırılmamaları gerekmektedir, aksi takdirde hayat olayının tespiti güç bir hal alacaktır. Temsilcinin delil başlangıcı mahiyetinde belge düzenleyebilmesi için bu konuda yetkilendirilmesi gereği bir yana, temsilcinin vekil kılınmasının dahi şart olmadığı görüşü savunulmaktadır. Somut olayda: ................. davalı (inanılan) ...’ın vekilidir. Dosya kapsamında bulunan bilgi ve belgelerden vekilin vekil eden adına işlemler yaptığı, taşınmazlar satın aldığı, bu hususta vekil eden ile sözlü ve yazılı ilişki kurduğu bellidir. Vekil tarafından davacıya verilen yazılı belgelerde, dava konusu taşınmazların belgede yazılı kişiler tarafından ortak olarak alındığı belirtilmiştir. Ayrıca dosyaya sunulan elektronik ileti ile de davacının taraflar arasındaki ilişkinin taraflarından birisi olduğunu göstermektedir. O halde tüm bu belgelerin delil başlangıcı kabul edilerek davacının hukuki ilişkiyi tanıklar ile ispatına olanak verilmeliydi. İlk derece ve bölge adliye mahkemelerinin HMK 202. maddesinde yazılı delil başlangıcı sayılan belge ile ispat imkanını vekilin bu hususta delil başlangıcı verme yetkisi ile sınırlandırmış olması, yukarıda açıklanan ve kanun koyucunun senetle ispat zorunluluğunu yumuşatan düzenlemesine ( HMK m 202 ) uygun düşmeyecektir. Bu sebeplerle Bölge Adliye Mahkemesinin kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkeme kararının bozulması gerekmektedir. SUCCESS ADALET_SUCCESS İşlem başarıyla gerçekleştirildi! İşlem başarıyla gerçekleştirildi! e219aabe2b489857 bec61397e1e6c110